Etiket: Yakışan

  • Sağlık Bakanı Koca: “Araştırmacı bir gazeteciye yakışan kendi belgesini kendisi temin ederek arkasında durmasıdır”

    Sağlık Bakanı Koca: “Araştırmacı bir gazeteciye yakışan kendi belgesini kendisi temin ederek arkasında durmasıdır”

    Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, bazı basın yayın organlarında yer alan haberler hakkında yazılı bir açıklama yaptı. Bakan Koca, “Öncelikle araştırmacı bir gazeteciye yakışan kendi belgesini kendisi temin ederek arkasında durmasıdır. Vatandaştan mektup geldi, ben söylemiyorum bir arkadaşım söyledi ama kim olduğunu söyleyemem yaklaşımı gazetecilik değildir” dedi.

    Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, bazı basın yayın organlarında yer alan haberler hakkında yazılı bir açıklama yaptı. Bakan Koca yaptığı açıklamada, gazetecinin köşesinde yayımladığı ölüm belgesi hakkında da ifadelere yer verdi. Bakan Koca yayımladığı yazılı açıklamada, “Türk Sağlık Sistemi’nin ve fedakar sağlık çalışanlarımızın üstün başarısından milletçe gurur duymalıyız. Salgın hastalığın dünyada görüldüğü ilk günden beri tüm gelişmeleri sizlerle en açık şekilde paylaştık. İlk günden beri de salgın hastalıkla birlikte mücadele edilmesi gerektiğini, toplumun hiçbir ferdinin kendisini bu mücadelenin dışında tutmaması gerektiğini ifade ettik. Hiçbir ayrım gözetmeden tüm vatandaşlarımıza, tüm siyasi parti mensuplarına ve tüm sosyal gruplara eşit mesafede ve kucaklayıcı bir üslupla yaklaştık” ifadelerini kullandı.

    “Hiç kimsenin bu mücadeleyi kişiselleştirmeye, siyasallaştırmaya hakkı yoktur”

    Bakan Koca yaptığı açıklamada, bazı kişilerin eleştiri adı altında Covid-19 ile mücadeleyi sekteye uğratabilecek değerlendirmeler yaptıklarını vurgulayarak, “Üzülerek görüyorum ki, bazı siyasilerimiz, gazetecilerimiz, sivil toplum örgütlerinde görevli arkadaşlarımız eleştiri adı altında mücadelemizi sekteye uğratabilecek değerlendirmeler yapmaktadır. Eleştiri adı altında toplumu yanlış yönlendirecek, zihinlerini bulandıracak ve mücadele gücümüzü sekteye uğratabilecek bazı asılsız iddialarla mücadele etmek zorunda kalıyoruz. Kimsenin kendisini bu mücadelenin dışında görerek toplumun umutlarını tüketecek ve karamsarlığa itecek yorumlar yapmaya hakkı yoktur. Mücadeleyi birlikte yürütmeye kararlıyız. Hiç kimsenin bu mücadeleyi kişiselleştirmeye, siyasallaştırmaya hakkı yoktur. Dün bir gazetemizde okur mektubu adı altında bir ölüm belgesi yayımlanarak bilgi sahibi olmadan fikir sahibi yorumlar yapılmıştır. Defalarca ölümlerin hiçbir şekilde hesaplaşma aracı olarak kullanılmaması gerektiğini ifade etsek de, siyasilerin bir rant aracı haline getirmemesini istesek de, açıkça mantık hatalarını ortaya koysak da halen yanlışta ısrar eden değerlendirmeler yapılmaktadır. Bunlar kötü niyetli değillerse -ki olmadıklarını önden kabul ediyoruz- bilgi sahibi olmadan yapılan yorumlardan ibarettir” ifadelerini kaydetti.

    “Biz kendi alt yapımızın kendi hastamızın yükünü karşıladığını biliyor ve bunu yönetiyoruz”

    Yaptığı yazılı açıklamada, İtalya’dan, Fransa’dan, Almanya’dan ve İngiltere’den daha çok vaka sayımız olduğu halde vefat oranlarımız neden daha düşük sorusuna da cevap veren Bakan Koca, şunları kaydetti:

    “Salgının ilk dönemlerinde vakaların ölüm oranı tüm dünyada yüzde 1 civarında idi. ABD’de halen bu sınırlardadır. Son bir ay içinde Hollanda ve Danimarka’da vefat oranı yüzde 0,3-0,4 seviyesindedir. İlk dönemde örnek verilen Almanya’da ölüm oranı 0,8-0,9’ a karşılık geliyordu. Şimdi salgının üzerinden 9 ay zaman geçti. Hastalığı daha iyi tanıdık. Tedavide etkisi olabilecek yeni tecrübeler edindik. Ancak örnek verilen Almanya’da son bir ayda vakaların yaklaşık yüzde 6’sı vefat etmeye başladı. Bu durumda açıklanamayan Türkiye’nin durumu mu yoksa Almanya’nınki midir? ‘Bizde hastalık çok, onlarda ölüm çok’ demek bir şey ifade etmiyor. Bu tespit durumu açıklamaya yetmiyor. Biz hasta sayısını vaka sayısından bağımsız olarak açıklıyoruz. Oysaki birçok ülke açıklamıyor. Dolayısıyla hangi ülkenin hastası daha çok bilmiyoruz. Biz kendi alt yapımızın kendi hastamızın yükünü karşıladığını biliyor ve bunu yönetiyoruz. Genç nüfus ile durumu açıklamaya çalışmıyoruz. Gençler de hasta oluyor. Gençlerden de kayıplarımız oluyor. Türklerin genetik olarak dayanıklılığını gösteren somut bir veri de yok.”

    “Dünyanın en iyi hekimleri Türk hekimleridir”

    Sağlık alt yapımızın birçok Avrupa ülkesinden daha iyi olduğunu vurgulayan Bakan Koca, “Dünyadan farklı olarak filyasyon, temaslı takibi ve taraması, izolasyon uygulamaları, ilaca ücretsiz ve kolay ulaşım, bu sayede tedavinin erken dönem başlaması gibi avantajlarımız var. Sağlık alt yapımızın birçok Avrupa ülkesinden daha iyi olduğu ortadadır. Bizim vakaları tespit etmede, temaslıları takip etmede, hastaların takip ve tedavisinde daha başarılı olduğumuzdan şüphesi olanların sağlık çalışanlarımızın gözlerinin içine bakarak bu soruyu tekrar sormalarını isterim. Dünyanın en iyi hekimleri Türk hekimleridir. Hastasını ailesinin bir ferdi bilen, can kurtarmak için canını ortaya koyan Türk hekimlerinden, hemşirelerinden, hasta bakıcılarından başkaları değildir. Elbette herkesten daha iyi bakıyoruz hastalarımıza. Elbette herkesten daha çok üzerine titriyoruz vatandaşımızın. Bunları görmezden gelerek gelişmiş olduğu iddia edilen ülkelerin başarısızlıklarını başarı gibi görme ezikliğinin açıklaması yoktur. Ülkemizle, insanımızla bir başarılı olduğunda gurur duymasını bilelim” ifadelerine yer verdi.

    “Bu durum kesinlikle doğru değildir”

    Vefat sayılarının düşük görünmesi hakkındaki sorulara da cevap veren Bakan Koca, şunları kaydetti:

    “Vefat sayıları düşük görünmüyor. Zaten düşük. Peki sistem ile kendimizi mi kandırıyoruz? Sistemden kastedilen Dünya Sağlık Örgütü’nün, kimin Covid-19 ölüsü kabul edilmesi, kimin Covid-19 dışı ölü kabul edilmesi ile ilgili algoritması olabilir. Bu kural sadece Türkiye için değil tüm dünya için geçerli bir algoritmadır. İstatistikler tutulurken bir yıl hiç kanserden vefat eden olmaması, hiç kalp krizine bağlı ölüm olmaması mümkün değildir. Bu durumu düzenlemek için Dünya Sağlık Örgütü konuya açıklık getirerek hangi vefatın Covid-19’dan, hangisinin Covid-19 dışı sebeple olduğunu belirlemiştir. Bu ifadenin tüm dünya kendini kandırıyor demekten farkı yoktur. Covid-19 tedavisi sürerken test sonucu pozitiften negatife dönenlerin Covid-19 ölüsü kabul edilmediği iddia edilmektedir. Bu durum kesinlikle doğru değildir. Sistemimizde bir kişinin testi bir kere pozitif çıkmış ve tedavi sırasında vefat etmişse bu kişi testi daha sonra negatif çıksa da Covid-19’dan ölmüş kabul edilmektedir. Evet, birçok Avrupa ülkesi, ilk testinden 21-28 gün sonra tedavi sırasında vefat edenleri Covid-19 nedenli ölüm kabul etmemektedir. Bizse ölüme neden olan Korona virüsü ise onu Covid-19’dan vefat etmiş kabul ediyor ve istatistiklerimize böyle kaydediyoruz.”

    “Araştırmacı bir gazeteciye yakışan kendi belgesini kendisi temin ederek arkasında durmasıdır”

    Vefat eden bir vatandaşın ölüm belgesinin paylaşılarak bazı iddialarda bulunulduğuna da dikkat çeken Bakan Koca, bu iddialara şu şekilde cevap verdi:

    “Vefat eden bir vatandaşımızın ölüm belgesi paylaşılarak, kendisinin aslında Covid-19’dan öldüğü, ancak Covid-19’dan ölmüş kabul edilmediği ifade edilmiştir. Öncelikle araştırmacı bir gazeteciye yakışan kendi belgesini kendisi temin ederek arkasında durmasıdır. Vatandaştan mektup geldi, ben söylemiyorum bir arkadaşım söyledi ama kim olduğunu söyleyemem yaklaşımı gazetecilik değildir. İddia sahibi iddiasını kanıta dayalı ortaya koymalı ve arkasında da durmalıdır. Bahse konu vatandaşımız, kronik iskemik kalp hastalığı, diyabet, hipotiroidi, benign prostat hiperplazisi tanıları almış 72 yaşında olan bir erkek hastaydı.

    – 08.11.2020 tarihinde özel bir tıp merkezinde PCR testi yaptırıyor.

    – 09.11.2020 tarihinde test sonucu pozitif çıkıyor.

    – 10.11.2020 tarihinden itibaren evde tedavisi başlanıyor.

    – 2 günde bir aile hekimi tarafından aranıyor. Eşi ile görüşülüp durumu hakkında bilgi isteniyor. Ayın 10’u ve 12’sinde öksürük belirtisinin olduğu, ateş ve nefes darlığı bulunmadığı belirleniyor. 14’ünde iki defa görüşülüyor ve önerilerde bulunuluyor. 16’sında ise öksürük ve nefes darlığı şikayeti olduğu belirtiliyor.

    – Nefes darlığı şikayeti başlayınca 17.11.2020 tarihinde özel bir hastaneye yatışı yapılıyor.

    – 01.12.2020 tarihinde yoğun bakıma alınıyor.

    – 02.12.2020 tarihinde entübe ediliyor.

    – 1 Aralık ve 13 Aralık tarihlerinde 2 defa PCR testi yapılıyor ve sonuçları negatif geliyor.

    – 16.12.2020 saat 09.15’te hasta vefat ediyor.

    – Ölüm formu 16.12.2020 tarihinde saat 10.30’da düzenleniyor.

    – Ölüm formu 18.12.2020 saat 13.51’de hekim tarafından onaylanmış ve nüfustan tescil edilmiş.

    Ölüm nedeni: Şok ve Covid. (a) R57.9 Şok Tanımlanmamış -1 Gün, b) U07.3 Covid-19 -30 Gün, c).. )

    17.11.2020 tarihinde hastaneye yatan vatandaşımızı 16.12.2020 tarihinde yani 1 ay sonra kaybediyoruz. Bu hastamızın Ölüm Belgesi’nin ‘Ölüm Şekli’ hanesinde ‘Bulaşıcı Olmayan Hastalık’ (doğal ölüm) yazmaktadır. Bu ifade kişinin Covid-19 ölüsü olmadığı anlamına gelmemektedir. Bu ifade hastanın defin işlemleri açısından bir bulaşıcı hastalık taşımadığını (hastanın PCR testleri negatif) ve adli bir olayda ölmediğini göstermektedir.”

    “Bu milletin zihnini bulandırmaya, mücadeleyi sekteye uğratmaya kimsenin hakkı yoktur”

    Sağlık Bakanı Fahrettin Koca konu üzerine yaptığı yazılı açıklamasını, “Hastanın ölüm nedenleri hanesinde iki tanı yer almış. Bunlar Şok ve Covid-19 olarak belirtilmiştir. Yani hastamızı Covid-19’dan kaybetmişiz. Bu hastamız tüm istatistiklerimizde Covid-19’dan vefat etmiş olarak yer almaktadır. Hastanın ölüm belgesinden hareketle ithamda bulunmak haksızlıktır. Bu milletin zihnini bulandırmaya, mücadeleyi sekteye uğratmaya kimsenin hakkı yoktur. Salgının ilk gününden beri her bir vatandaşımızın mücadelemize gösterdiği teveccüh ve sağlık ordumuza duyulan güven böyle basit iddialarla yıpratılmamalıdır. Bunun kimseye bir faydası yoktur. Türkiye bu dönemde açık ara sağlık alt yapısının ve yetişmiş sağlık personelinin avantajını yaşamış ve dünyaya örnek olacak uygulamalar yapmıştır. Kendimizi eksik görmeyi bırakıp milletimizle ve onun evlatları ile gurur duyalım” ifadeleri ile sonlandırdı.

  • Oğulcan Çağlayan: “Büyük taraftarımıza ve şerefli formamıza yakışan bir sporcu olacağıma söz veriyorum”

    Oğulcan Çağlayan: “Büyük taraftarımıza ve şerefli formamıza yakışan bir sporcu olacağıma söz veriyorum”

    Galatasaray’ın yeni transferi Oğulcan Çağlayan, hayatının en önemli anını yaşadığını ifade ederek, “Çocukluğumda Gheorghe Hagi’nin golleriyle, Fatih Terim’in ellerinde kalkan kupalarla büyümüş benim için, bu imza tarif edilemeyecek bir gururdu. Büyük taraftarımıza ve şerefli formamıza yakışan bir sporcu olacağıma söz veriyorum” dedi.

    Galatasaray, 24 yaşındaki futbolcu Oğulcan Çağlayan ile 4 yıllık sözleşme imzaladı. Oğulcan sosyal medya hesabından transferi ile ilgili bir paylaşım yaparak, duygu ve düşüncelerini dile getirdi. Hayatının en önemli anını yaşadığını belirten başarılı futbolcu, “Bir Galatasaray futbolcusu olduğumu resmileştiren sözleşmemi imzaladım. Çocukluğumda Gheorghe Hagi’nin golleriyle, Fatih Terim’in ellerinde kalkan kupalarla büyümüş benim için, bu imza tarif edilemeyecek bir gururdu. Bana bu formayı giyme fırsatı tanıyan yönetimimizin ve teknik heyetimizin güvenini boşa çıkarmamak için elimden gelen her şeyi yapacağımın sözünü veriyorum. Büyük taraftarımıza ve şerefli formamıza yakışan bir sporcu olacağıma söz veriyorum. Aranızda olduğum için çok mutluyum. Hepinize teşekkür ederim” diye konuştu.

  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş: “Şiddetin karşısında susmak, mümine yakışan bir tavır değildir”

    Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, “Dini Referanslar Bağlamında Aile İçi Şiddete Çözüm Odaklı Bakış” başlıklı panelde, “Şiddetin karşısında susmak, mümine yakışan bir tavır değildir” dedi.

    Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından Ankara’da Neşat Ertaş Kültür ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen panelde konuşan Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, “İnsanın içinde doğup büyüdüğü, ilk eğitimi aldığı, karakterinin şekillendiği aile içindeki manevi bağlar ne kadar kuvvetliyse, toplum da o denli güçlü ve sağlıklı olmaktadır. Şayet bu bağlar zedelenirse aile kendi içinde çözüldüğü gibi, toplum da zayıflar ve toplumda huzur diye bir şey kalmaz” dedi.

    Aile içi şiddetin toplum açısından oluşturduğu tehlikeye dikkat çeken Erbaş, şiddetin aile bağlarını zayıflatarak toplumu huzursuzluğa sevk eden, toplumun birliğini ve dirliğini tehdit eden en ciddi tehlikelerden birisi olduğunu söyledi. Kadın ve erkeğin hak ve sorumluluk açısından eşit olduğuna işaret eden Erbaş, “Dinimiz, hak ve sorumluluk konusunda hiçbir şekilde cinsiyet farkı gözetmemiştir. Bu doğrultuda İslam, özgür bir birey olarak tanıdığı kadına büyük değer atfedip, ona yönelik ayrımcılık gibi haksız uygulamaları yasaklamıştır” diye konuştu.

    Can taşıyan her varlığa karşı merhametle davranılması gerektiğini vurgulayan Erbaş, panelde yaptığı konuşmada şu hususların altını çizdi:

    “Sorumluluk ve değerlerin ihmal edildiği günümüzde sabır, anlayış ve akl-ı selim ile çözülebilecek sorunlar ve krizler yönetilememekte ve neticede hepimizin yüksek sesle şikâyetçi olduğu şiddet gerçeğiyle karşı karşıya kalmaktayız. Bu noktada onurlu yaşamı idealize eden bir dinin mensupları olarak bizlere büyük sorumluluklar düşmektedir. Buna göre, can taşıyan her varlığa karşı merhameti merkeze alarak hareket edip, öfkemizin aklımızı, vicdanımızı, merhametimizi esir almasına asla fırsat vermeyeceğiz. Fıtrata uygun tavır, tutum ve davranışlar ile akıl ve sağduyuyu hayatına hâkim kılan, kendisi ve çevresiyle barışık dengeli bir insan modelini tahkim etmeliyiz. Bu çerçevede, cinsiyet ayrımına dayalı yaklaşımlarla hareket ederek kadınlarımızı değersizleştirmenin, aşağılamanın ve onlara şiddeti reva görmenin dinî bir yönü, dayanağı ve mazereti asla olamaz. Zira şiddetin beslendiği hiçbir referans; insani,İslami ve ahlaki olamaz. Rabbimizin en güzel örnek olarak bize tanıttığı Hz. Peygamberin yaşantısına baktığımızda kadına şiddete dair ondan sadır olan en ufak bir söz, tutum ve davranış numunesi görmek mümkün değildir. Nitekim rahmet peygamberi olan Efendimiz bu hususta, ‘Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım’ buyurmaktadır. Fakat ona ümmet olmakla iftihar eden Müslümanlar olarak kendimizi, İslam’ın rahmet ve esenlik dünyası ve Efendimizin nezaket ve zarafet ahlakı açısından gözden geçirmemizin gerektiği aşikârdır. Karşısındakine zarar vermeyi ve zarara başka bir zararla mukabelede bulunmayı men eden Allah Resulü’nün âlemlere rahmet olarak gönderilişi, bugün daha da anlam kazanmaktadır. Şu halde bizler toplumumuzda ve dünyada kadına şiddeti reva gören her türlü anlayış, inanış, gelenek ve törenin karşısında yer almalı, şiddetle mücadelede Hz. Peygamberin merhamet yüklü mesajlarını kendimize şiar edinmeliyiz.”

    “Şiddetin karşısında susmak, mümine yakışan bir tavır değildir”

    “Kadın onurunun hiçe sayılarak aile değerlerinin tahrip edildiğine gerek bizzat, gerekse sosyal medya ve kitle iletişim araçları vasıtasıyla şahit olmaktayız” diyen Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Hemen hemen her gün tanık olduğumuz ve ne yazık ki artık kanıksamaya başladığımız bu kötü görüntüler, vicdanı diri olan herkesi derinden yaralamakta ve toplumsal hassasiyet ve farkındalığımızın da zayıfladığını göstermektedir. Nihayetinde yıkım, acı, gözyaşı ve nedametle neticelenen şiddetin vicdan ve insaftan yoksun fotoğrafı karşısında susmak, mümine yakışan bir tavır değildir. Dolayısıyla insan onurunu zedeleyen, yaşama, inanç, düşünce ve tercihte bulunma hakkını gasp eden, insanlığa tahakküm edici bir düşünceyi dayatmaya çalışan her türlü oluşum, yaklaşım ve anlayışla hep birlikte mücadele etmek, her şeyden önce insanî ve İslami bir ödevdir.

    “İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez”

    “Şiddetin her türlüsünün önlenmesi noktasında aile hayatımızda ve toplumsal yaşantımızda üzerimize düşen görev ve sorumluluklar bulunmaktadır” diyen Erbaş, “Nitekim huzur ve güvene dayalı bir toplum inşası, birtakım güvenlik tedbirlerine başvurmaktan ziyade, şiddetin gündelik hayatımızdan tamamen çıkması gerektiğine dair ahlaki temellere dayalı bir iç disiplin kazanımı oluşturmakla mümkün olacaktır. Bu meyanda, şiddetin mükerrem bir varlık olan insandan sadır olmaması gerektiği, öfke ve nefretin aile ve toplum hayatımızda çok ciddi tahribatlara yol açtığı, genç kuşaklarımıza henüz çocukluk dönemlerinden itibaren bir değer olarak kazandırılmalıdır. Bir insanı yaşatmanın bütün insanlığı hayatta tutmaya, bir cana kıymanın ise bütün insanlığın canına kastetmeye eşdeğer olduğunu belirten ilahi hitap gereği; yeryüzünde akan kanın, ağlayan çocukların, çaresiz bırakılan kadınların vebalini; şiddetten beslenen, güç ve imkânını insanlığı tüketmek için kullananlar üstlenecektir. Güçlünün güçsüze haksız muamelede bulunup zulmettiği bu tablo, insanlığın topyekûn yara aldığını göstermektedir. Sebebi ve mazereti ne olursa olsun, yeryüzündeki mazlum ve mağdurlara uygulanan zulümle kimse âbâd olamayacaktır.Hiçbir gelenek, örf ve inanış şiddetin mazereti olamaz” diye konuştu.

    Erbaş’ın konuşmasının ardından panelin oturum başkanlığını yapan Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Huriye Martı, panelin sadece aile içinde değil çevremizde insanların canını yakan ne kadar şiddet davranışı varsa onları durdurmak için neler yapılabileceğine dair düşünme fırsatı oluşturacağını söyledi. Başkanlık Müşaviri Prof. Dr. Mustafa Karataş ve Psikiyatr Dr. Mustafa Merter’in konuşmacı olarak katıldığı panele Ankara İl Müftüsü Mehmet Sönmezoğlu, çok sayıda din görevlisi ve vatandaş katıldı.

  • Uşak’ta Kutlu Doğum Haftası’na Yakışan Etkinlikler

    Uşak Belediyesi Hz. Muhammed (SAV) in doğun günü olan Kutlu Doğum Haftası’nı dolu dolu programlarla kutluyor.

    Bu kapsamda sergiler, konferanslar, konserler düzenleyen Belediye son olarak gül şerbeti çeşmesi kurarak vatandaşlara ikram etti. Programlar Belediye Başkanı Nurullah Cahan ve AK Partili Belediye Meclis Üyelerinin esnaf ve vatandaşlara gül takdim etmesiyle başladı. Daha sonra Belediye Hizmet Binası önünde gül şerbeti ikramı ve lokma töreni yapıldı. Programa Belediye Başkanı Nurullah Cahan’ın yanı sıra İl Genel Meclisi Başkanı Mehmet Nacar, İl Müftüsü Fuat Altındaş, Belediye Başkan Yardımcısı Hakan Uludağ, AK Parti teşkilatları ve vatandaşlar katıldı.

    Etkinlikte bir konuşma yapan Belediye Başkanı Nurullah Cahan, “Güzel Peygamberimiz için ne yapsak azdır” dedi. Kutlu Doğum Haftası’na yakışır programlar yapmanın heyecanını yaşadıklarını aktaran Cahan şunları söyledi: “Bu hafta her yönüyle bizler için son derece anlamlı bir haftadır. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (SAV) bu güzel haftada dünyaya gelmiştir. Bizler O’nun şefaati için hayatlarımızı sürdürmekteyiz. Bugün O’nun yaşantısı bizler için en büyük referanstır. Bu nedenle örnek hayatını, kendimize örnek olarak alıyoruz. Biz rahmet elçisi olan ve iki dünyanın güneşi olarak kabul ettiğimiz Hz. Muhammed (SAV) için farklı ve güzel bir hafta düzenlediğimiz için çok mutluyuz”

    Güzel haftada duaların da kabul olması için ellerini semaya açtıklarını dile getiren Cahan, “Bu güzel haftanın anlamı nedeniyle bizler de dualarımızı yapıyoruz. Ümit ediyoruz ki dünyada barışın hakim olsun. Zulüm altında inleyen Müslüman kardeşlerimiz bir an önce kurtuluşa ersin. Bizleri de duasıyla Güneydoğu Bölgesi’nde fedakarca görevlerini yapan güvenlik mensuplarına yardım etsin. Bu vesileyle bir kez daha Kutlu Doğum Haftası’nın hayırlara vesile olmasını diliyorum” ifadesini kullandı.

    Konuşmaların ardından İl Müftüsü Fuat Altındaş haftanın anlamı nedeniyle dua ettirdikten sonra Başkan Nurullah Cahan gül şerbeti ve lokma ikramı yaptı.