Etiket: Vuruyor

  • Yüksek Kolesterol Gözü Vuruyor

    Göz Hastalıkları Uzmanı Op.Dr. Şeyda Atabay, yüksek kolesterolün göz sağlığını bozduğunu belirtti.

    Genç yaşta görülen ksantelezmada, kolesterol yüksekliğinden şüphe edilmesi gerektiğini belirten Op.Dr. Şeyda Atabay, “Ksantelezma, genellikle ileri yaşlardaki hastalarda görülen yağ-kolesterol plağıdır. Alt ve üst göz kapaklarının iç kısımlarında görülür. Genç yaşta görülen ksantelezmada, kolesterol yüksekliğinden şüphe edilmelidir. Hem alt hem de üst göz kapaklarında olabilen yağ plakları hoş olmayan görünümleri nedeniyle hastalar tarafından istenmemektedir. Ksantelezmanın tedavisi, ameliyatladır. Göz çevresindeki cilt ince olduğu ve çok iyi kanlandığı için, göz kapağında hemen hiç iz kalmaz.” dedi.

    Ksantelezma ameliyatı hakkında bilgi veren Göz Hastalıkları Uzmanı Op.Dr. Şeyda Atabay, şöyle konuştu:

    “Lokal anestazi yani bölgesel uyuşturma ile ameliyat gerçekleştirilir. Göz kapağındaki ksantelezma alanları uyuşturucu iğne ile uyuşturulur. Ksantelezma kenarları özel kalem ile belirlenir. Radyofrekans işlemi ile kenarlarından kesilerek çıkartılır. Açılan alana sütür konularak işlem sonlandırılır. Yaklaşık ameliyat süresi yarım saattir. Kapak estetiği ameliyatları ile kombine şeklide yapılabilir, bu durumda ameliyat süresi 1 saattir. Ameliyat sonrasında göz bandajlanmaz. Göz kapağına ince bir bant yapıştırılır. Ertesi gün bant açılır. Kapakta hafif şişlik ve morarma olabilir, bu durum 5 gün sürebilir. 1 hafta göz kapaklarına su değdirilmez. Dikişler, 5 gün sonra alınır. Göz kapaklarına 1 hafta boyunca Göz damlaları ve pomad uygulaması yapılması gereklidir. Ksantelezma eksizyonunun doğurabileceği sorunlar nelerdir? Ksantelezmanın tekrar etmesi en sık rastlanılan durumdur. Bu durumun oluşmaması için kasantolesmanın tam olarak eksize edilmesi ve zeminin iyice temizlenmesi gerekir. Diğer bir sorun ise ksantolesmanın çıkarıldıktan sonra diğer cilt alanlarının uygun olmayan şekilde kapatılmasına bağlı olarak asimetri oluşmasıdır. Böyle bir sorunla karşılaşmamak için yapılacak olan ise ameliyat öncesi simetri sağlanacak şekilde ameliyatın planlanmasıdır.”

  • Osteoporoz Çocuklarıda Vuruyor

    Uzman Diyetisyen Aslıhan Küçük, osteoporoz yaşlıların ve özellikle menapoz sonrası kadınların sorunu olarak bilinirken, son yıllarda çocukluk çağı ve adolesanların da kemik sağlığında giderek artan önemli bir endişe konusu haline geldiğini belirtti.

    Medicalpark Gebze Hastanesinden Uzman Diyetisyen Aslıhan Küçük, osteoporozu önlemek veya yavaşlatmak için sağlıklı beslenme ve yaşam kriterlerini tercih etmek gerektiğini kaydederek şu önerilerde bulundu:

    “Güçlü Kemik İçin Kalsiyum Şart: Kalsiyum tüketimi çocuklukta kemik üretimi, erişkinlikte kemik kütlesinin stabilizasyonu için gereklidir. Düşük kemik kütlesi ile kalsiyum arasında saptanan ilişki nedeniyle günümüzde önerilen günlük kalsiyum alımı; 3-8 yaş için 800 mg, 9-17 yaşları arası için de 1300 mg’dır. Kalsiyum kaynaklarımız ise süt ürünleri (süt, yoğurt, peynir), yeşil sebzeler, konserve balık (fileto olanlar dışında), kuruyemiş ve fortifiye edilmiş besinler (meyve suları, tahıllar, mısır gevreği vb.)’dir. Günlük kalsiyum ihtiyacını karşılamak için tüketilmesi gereken süt miktarı 3-8 yaş için 3 porsiyon; 9- 17 yaş için 4 porsiyon yeterli olacaktır. (1 Porsiyon= 1 büyük su bardağı süt veya yoğurt; 1 Porsiyon= 30-40 gr peynir). Kemik Yoğunluğunu Arttırın: İyi bir potasyum ve magnezyum kaynağı olan sebze ve meyvelerin tüketiminin kemik mineral yoğunluğunu koruyucu etkisi vardır. Badem, fındık, fıstık gibi sert kabuklu meyveler, kuru baklagiller yeşil yapraklı sebzeler ve tahıllar magnezyumun zengin kaynaklarındal olduğunu unutmayın. Aneroksiya Nervoza Osteoporozu Tetikliyor! Genellikle genç kızlarda görülen aneroksiya nervoza, kalori alımında azalma, kilo kaybı, amenore ve davranış değişikliğini içerir. Kilo almamak için diyet yapma ile başlayan bu hastalık iştah azalması, yemek yemekten kaçınma ile devam eder. Bu besin alımı bozuklukları kemik mineral yoğunluğunu etkilemekte dolayısıylada osteoporozu tetiklemektedir. Egzersizi ihmal etmeyin! Çocukluk ve adölesan dönemindeki iskelet gelişimi, hayatın ileri dönemindeki kemik sağlığını etkiler. Çalışmalarda, fiziksel olarak aktif çocuklarda kemik kitle artışının daha fazla

    olduğu belirtilmiştir. Yer reaksiyon kuvvetini arttıran jimnastik ve bale gibi sporlardaki kemik kitle artışı, ağırlık destekli veya düşük etkili kuvvetlerin yaptığından daha fazladır. Yüksek etkili zıplama programı, olağan aktivitelerden daha fazla kemik yoğunluğu artışına neden olur. Besin Çeşitliliğini Sağlayın: Osteoporuzun önlenmesinde, dengeli beslenmenin önemi açıktır. Dört besin grubundaki besinler “süt ve süt ürünleri”; “et -yumurta – kurubaklagiller” “taze sebze ve meyveler”; “ekmek ve tahıl grubu” birlikte aynı öğünde çocukların gereksinmesine uygun miktarlarda tüketilmeli ve her defasında grup içerisinden farklı besinler seçilerek, besin çeşitliliği sağlanmalıdır. Özellikle fast food ile beslenme içerdiği aşırı miktardaki fosfor nedeniyle osteoporoz riskini arttırdığını unutmayın! 2 yaş ve üzerindeki çocuklarda yağ (özellikle doymuş yağlar) ve kolesterol alımı kısıtlanmalı, yaşlarına uygun kaloride beslenme programı hazırlanmalı ve lif içeren (meyve, sebze ve tahıl) gıdaları almaları temin edilmelidir.”

  • Stres Dişleri Vuruyor

    Diş Hekimi A. Doğan Bircan, stresin dişleri vurduğunu söyledi.

    Diş sıkmanın genellikle uyku esnasında oluşan güçlü çene hareketleriyle kendini gösteren fonksiyon dışı alışkanlıklar olduğunu belirten Diş Hekimi A. Doğan Bircan, “Alt ve üst çenedeki dişlerimizin çiğneme ve yutkunma fonksiyonları dışında karşılıklı temasa gelmemesi gerekir. Çiğneme ve yutkunma dışında oluşan diş temasları parafonksiyon (istenmeyen fonksiyonel hareketler) olarak kabul edilir. Bruksizm (diş sıkma, diş gıcırdatma) gece veya gündüz çiğneme ve yutkunma dışında gösterilen diş sıkma davranışıdır. Toplumumuzda da sıklıkla görülen bu rahatsızlıktan çoğu zaman hastanın kendisinin de haberi olmamaktadır” dedi.

    Diş sıkma alışkanlığının iki ana nedeni olduğunu kaydeden Diş Hekimi A. Doğan Bircan, “Bunlardan ilki stres; ikincisi ise kapanış bozukluğudur. Peki diş sıkma alışkanlığının sonucu olarak olumsuz ne gibi durumlarla karşı karşıya gelebiliriz? Dişlerde aşınma ve sızlama oluşur. Dişlerde çatlak, kırık ve yer değiştirme görülebilir. Yanağın iç yüzünde beyaz çizgiler oluşur ve dilin etrafında dişlerin izleri görünür. Baş boyun ve yüz kaslarında ağrı oluşur. Alt yüz yüksekliği düşer, çene ucu ve burun ucu birbirine yaklaşır ve daha yaşlı bir görünüm oluşur. Alt çene zamanla öne doğru yer değiştirir ve konkav (iç bükey) profil görüntüsü oluşur. Yüz köşeli ve kare şeklinde görünür. Diş sıkma alışkanlığı geceleri kendini gösterse de ileri vakalarda gündüz de aynı fonksiyonel bozukluğun görüldüğü tespit edilmiştir” diye konuştu.

    Diş sıkma tedavilerinin amacının dişlerde ve çene ekleminde oluşabilecek kalıcı zararları önlemek ve ağrıyı ortadan kaldırmak olduğunu vurgulayan Diş Hekimi A. Doğan Bircan, “Diş hekimi tarafından uygulanan, uyku sırasında dişlerin birbirleri ile temasını engellemek amacı ile alt ve üst çene dişlerinin arasına yerleştirilerek kullanılan ’gece koruyucuları’, diş gıcırdatması semptomatik tedavisinde kullanılan en önemli araçtır. Ancak gece koruyucularının çoğunlukla tek başlarına yeterli olamayabilmektedir. Bu nedenle hastalığın sergilediği tabloya göre gece koruyucularının yanında bazı ek tedavilerinde uygulanması gerekmektedir. Bu tedaviler; stres terapisi, rahat uyumayı sağlayıcı önlemler, kas gevşetici ilaç uygulaması, hatalı yapılmış diş dolgusu ve kaplamaların yenilenmesi, eksik olan dişlerin yerine koyulabilmesi için protez uygulamalarıdır. Gece plağının yanı sıra günümüzde diş sıkma tedavilerinde en çok kullandığımız yöntemlerden biri de botoks uygulamalarıdır” şeklinde konuştu.

  • Balıkesir’de Mültecilerin Cesetleri Sahile Vuruyor

    Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde sahile iki erkek cesedi daha vurdu. Cesetlerin 5 Ocak’taki bot kazasında kayıp olan göçmenlere ait olduğu tahmin ediliyor.

    Edinilen bilgiye göre, Altınova Mahallesi Kumadası sahilinde cesetleri gören balıkçılar durumu hemen jandarmaya haber verdi. Sarımsaklı sahiline vuran cesetlerin ardından bugün de Altınova Mahallesi’nde bulunan 2 cesedin, 5 Ocak tarihinde meydana gelen bot kazasındaki kayıp göçmenlere ait olduğu tahmin ediliyor.

    Ayvalık Kaymakamı Namık Kemal Nazlı, İHA muhabirine yaptığı açıklamada, bulunan cesetlerin 5 Ocak tarihinde meydana gelen ve 30 göçmenin hayatına mal olan bot kazasındaki kayıplara ait olduğunu söyledi. Nazlı, “Geçtiğimiz günlerde bir bebek, dün iki ve bu gün de 2 olmak üzere toplamda 5 göçmen cesedi bulundu. Bot kazasında kurtarılan 12 göçmenin ifadelerime göre botta 50- 55 kişi varlarmış. Tahminimiz denizde daha 2 ya da 5 kayıp olduğunu tahmin ediyoruz” dedi.

    Kaymakam Nazlı konuyla ilgili soruşturmanın sürdüğünü, bulunan cesetlerin ise otopsi için Bursa Adli Tıp Kurumuna gönderildiğini bildirdi.

    Bulunan cesetler bir tekne yardımıyla Kumadası sahilinden alınarak jandarma tarafından Altınova iskelesine getirildi. Cesetler, Ayvalık Belediyesi cenaze nakil aracıyla ilk olarak Ayvalık Devlet Hastanesi morguna götürüldü. Burada savcının yapacağı incelemelerin ardından Bursa Adli Tıp Kurumuna gönderilecek.

  • Depresyon Hamileleri De Vuruyor

    Psikolog Nurdan Gündoğdu, hamilelerde depresyon, kaygı ve travma sonrası stres bozukluğu gibi psikolojik problemlerin ortaya çıkabileceği uyarısında bulunarak, her 10 anne adayından birinde bu rahatsızlıkların belirlendiğini belirtti.

    Hamileliğin, anne adaylarını doğum sonrasına kadar uzanan süreçte, çeşitli psikolojik rahatsızlıklara açık hale getirdiğini kaydeden Medilife Beylikdüzü Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Klinik Psikolog Nurdan Gündoğdu, “Hamilelik, sadece kadında yol açtığı fiziksel değişimle değil, duygusal ve psikolojik yansımalarıyla da, anne adayları için, yeni bir sürecin başlangıcını oluşturuyor” dedi.

    Anne adayının, doğum öncesi ve sonrası, psikolojik rahatsızlıklara yakalanma riskinin oldukça yüksek olduğuna dikkat çeken Psikolog Nurdan Gündoğdu, “Dünya Sağlık Örgütü’nün yaptığı araştırmaya göre, hamile kadınların yüzde 10’nun psikolojik rahatsızlıklara yakalandığı tespit edilmiştir. Bu oran, ülkemizin de içinde bulunduğu, gelişmişlik düzeyi artan ülkelerde daha da fazladır. Hamile kadınların en çok yakalandığı psikolojik hastalıklardan birinin, depresyon. Doğum öncesi ve sonrası annenin depresyona girme riski artmaktadır. Bakım veren anne depresyon sebebiyle kendine ve bebeğine bakamaz hale gelebilir. Bu anneyi olumsuz yönde etkileyebileceği gibi, bebeği gelişimsel açıdan da olumsuz etkileyecektir. Bebeğin ihtiyaçlarının karşılanamaması ya da aksaklığa uğratılması, bebeğin ilerleyen hayatında insan ilişkilerinde zorluk yaşamasına neden olabilir, bebek kişilik bozukluğu geliştirebilir, depresyona girme riskini artırabilir” diye konuştu.

    Bu dönemin anne için de son derece zor bir süreçtir olduğunu, hatta depresyondaki annenin intihar etme riskinin bile artabileceğini ifade eden Nurdan Gündoğdu, “Ayrıca diğer aile üyeleri de ( eş ve diğer çocuklar, anneanne, babaanne, dede gibi) bu durumdan etkilenecektir. Bakım veremeyen annenin ihtiyacına aile üyelerin desteği gerekebilir. Sosyal desteği kuvvetli olmayan anne, bu durumdan daha çok etkilenebilmektedir. Baba, annenin psikolojik durumundan etkilenebilmekte ve bu durum onun iş hayatında ve özel yaşantısında sorunlar yaşamasına sebep olabilmektedir” şeklinde konuştu.

    Hamilelikte bir diğer ruhsal problemin, annenin kaygı seviyesinin doğum öncesi ve sonrasında yükselmesi olduğuna işaret eden Klinik Psikolog Nurdan Gündoğdu, bu durumun tüm aile için hayatı kabusa dönüştürebileceğine vurgu yapıyor ve bu aşırı kaygı halini şöyle anlattı:

    “Anne bebeğinin sağlığı hakkında endişeye kapılabilir, bebeğe zarar verilebileceği korkusu yaşayabilir. Örneğin, bebeğe mikrop bulaşabileceğini, hasta olabileceğini, üşütebileceği konusunda normalden fazla düşünmeye başlayabilir. Bebeğe hastalık bulaştırabileceği ya da zarar verebileceği düşüncesiyle bebeğe dokunamaz ya da başkalarına dokundurtmayabilir. Sürekli bunları düşünerek hayatı olumsuz yönde etkilenebilir. Bebeğe yeteri kadar iyi bakım veremediği, yetersiz bir anne olduğu hissine kapılarak kendini suçlayabilir.”

    Hamileliğin anne adayında çocukluktaki kötü izleri de su yüzüne çıkarabileceğini kaydeden Klinik Psikolog Nurdan Gündoğdu, “Şayet anne çocukluk döneminde cinsel istismara uğradıysa, psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kaldıysa, hamileliği süresi ve sonrası, annede Travma Sonrası Stres Bozukluğu yaşama riski de artacaktır. Bu durumda yaşadığı kötü tecrübeler gözünde canlanabilir. Anne adayı, kendi geçirdiği çocukluk dönemini hatırlayacaktır ve çocuğa da olumsuz şekilde davranabilir” uyarısında bulundu.

    Annenin ruhsal sağlığının, hamilelik dönemi ve sonrasında, fiziksel sağlığı kadar önemli ve ciddiye alınması gereken bir konu olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Nurdan Gündoğdu, “Anne ve anne adayı, psikolojik tedavi ve terapi ile normal sağlığına kavuşabilmektedir. Daha mutlu anneler gülümseyen bebekler ve sağlıklı bir nesil devamı için, lütfen bebek bekleyen çiftler ve yeni bebeği olanlar, bu dönemde yardım almaktan çekinmesinler ve gecikmesinler” şeklinde konuştu.