Etiket: Vuruyor

  • Saç dökülmesi erkekleri vuruyor

    Saç ekim merkezi koordinatörü Engin Sönmez, saç dökülmesinin en fazla erkekleri etkilediğini söyledi.

    Hairestetik Turkey Saç ekim merkezi koordinatörü Engin Sönmez, saç ekim işleminin, günümüzde saç dökülmesi ve kellik problemlerine karşılık, en etkili, güvenli ve kalıcı yöntem olduğunu belirterek, “Bu problemlerin yaşanma durumlarında artık kadın ya da erkek, yetişkin ya da çocuk diye bir ayrım gözetilmemektedir. Her yaşta karşılaşılabilen bir sorundur ve herkese uygulanıp, aynı derecede başarı elde etmenin mümkün olup olmadığı merak konusudur. Bu anlamda işlem sonrasında başarıyı etkileyen pek çok faktör de bulunmaktadır. Bunlardan biri, kişinin kellik derecesidir. Diğer yandan mevcut saçların kalitesi de saç kalitesinin de önem taşımasıdır. Elbette tüm bu hususların dışında, uygulamayı yapacak cerrah ve ekibi de işinin uzmanı olmalıdır” dedi.

    Genel olarak saç ekiminin erkek tipi saç dökülmesi yaşayan hemen her hastaya uygulanabildiğini söyleyen Sönmez, “Buradaki erkek tipi saç dökülmesi, genetik olarak buna yatkın kişilerde erkeklik hormonunun etkisi ile gelişmektedir. Bunlarla birlikte saç folikülü etrafında saçı üreten hücreler, zaman içinde bu hormonun etkisiyle ölmektedirler. Böylece saç, önce incelir, sonra uzamamaya başlar ve en sonunda da tamamen dökülür. Bunun görüldüğü hastalarda, saç ekimi en kesin ve kalıcı tedavi şeklidir elbette. Aynı zamanda saçlı deride oluşan kaza ve herhangi bir travma sonrası yanık izi kalmış kişilere de, o bölgede kan dolaşımı olup olmadığının kontrolünün sonrasında, saç nakli uygulanabilinir.” diye konuştu.

    Saç ekimi işlemi için yaştan çok dökülmenin şekli belirleyici olduğunu kaydeden Sönmez, “Eğer çıplak gözle bakıldığı zaman, deri görülür hale geldiyse o bölgedeki saç yoğunluğu normal yoğunluğun yaklaşık yüzde 50’nin altına düşmüş anlamına geliyor. Bu durumda hastaya uygulanacak en etkili tedavi, saç ekimiyle olabilir. Yani kısacası saç ekimi için belirli bir yas sınırlaması yoktur. Bu tip ekim işleminde yaşın belirleyici olduğu en önemli faktör, saç dökülmesinin bitip bitmemiş olmasıdır. Diğer yandan erkek tipi saç dökülmesi, hayat boyu süren bir olay olmasının yanında 40 yaşından sonra dökülme hızı yavaşlar. Bu sebeple bu yaşların altındaki hastalarda ekim yapıldığında saç dökülmesinin devam edebileceği ve hastanın daha sonra 2.veya 3. seanslara ihtiyaç duyabileceği bilinmelidir” ifadelerini kullandı.

    Öte yandan saç ekimi işlemine uygun kişilerin, başının yan ve arka bölgelerinde yeterli miktarda saç olan kişiler olduğunu ifade eden Sönmez, “Bu kişilerde fut ve fue yöntemlerinin her ikisi de kullanılabilmektedir. Bu işlemlerin uygun bir diğer aday grubu ise göğüs, bacak vb. bölgelerde yeterli miktarda sağlıklı kıl olan kişilerdir. Bunlarda uygulanan saç ekimi yöntemi Fue’dir. Pek çok erkek geçmişte saç ekimi operasyonu için uygun görülmezken modern tekniklerin gelişmesiyle artık günümüzde uygun adaylar olmuşlardır. Bu şekilde ilerleyerek büyük greftlerin kullanımı ile oluşturulan ve doğal olmayan görüntüler yerini, küçük boyuttaki greftlerin kullanımı ile doğal görünümler almıştır. Gelişen yeni ve modern aletler ile birlikte her kişiye uygun olan doğal saç görünümünü yakalamayı kolaylaştırmıştır.” şeklinde konuştu.

  • Obezite çocukları vuruyor

    Diyetisyen Elif Yıldız, obezite görülme sıklığı ve kilolu insan sayısının hızla artmakta olduğunu belirterek, “Hazır ve paketlenmiş gıdalar, şeker içerikli gıdalar, yaşam koşulların hareketsizliğe sebep olması, çalışma temposuna bağlı aile içi öğün saatlerinin düzensizliği gibi birçok sebep, önümüze büyük-küçük kilo problemini ve buna bağlı hastalıkları getirmektedir” dedi.

    Dermaklinik Estetik ve Güzellik Merkezinden Diyetisyen Elif Yıldız, obezitenin görülme yaşının gittikçe düşmekte olduğunu ifade ederek, “Çocukluk çağında görülen obezite 1990’lı yıllardan sonra hızla artış kazanmıştır. Obezitenin artmasıyla, buna bağlı; diyabet, hiperlipidemi, insülin direnci gibi hastalık sayısı da artmış, görülme yaşı çok düşmüştür (6-11 yaş). Obezite herkesin bildiği gibi vücutta depolanan yağ miktarının fazla olmasıdır. Çocukluk çağındaki obezitenin yüzde 90’ ı büyüme için gerekenden fazla kalori alımına bağlıdır. Yani çocuklarımıza yanlış beslenme alışkanlıkları kazandırdığımız içindir. Şunu unutmayın ki çocuk önce ailede gördüğünü uygular” diye konuştu.

    Diyetisyen Elif Yıldız, bu konuda ailelere düşen görevleri şöyle sıraladı:

    1- Paketlenmiş, hazır ve şekerli gıdalardan uzak durmak.

    2- Evde hamburger cips yapın.

    3- Kahvaltı alışkanlığını ihmal etmeyin.

    4- Siz de sağlıklı beslenin.

    5- Televizyon, bilgisayar karşısında yemek yeme.

    6- Çantasında sağlıklı atıştırmalıklar bulunsun.

    Diyetisyen Elif Yıldız, çocukların ilk eğitim yerinin aile olduğunu kaydederek, “Beslenme eğitiminde en temel unsurlar; sabır-kararlı tutum ve ebeveynlerin doğru beslenme alışkanlıklarıdır. Sabırlı ve kararlı olursanız, kendiniz de beslenme konusunda dikkatli davranırsanız, çocuğunuz da bu durumdan olumlu yönde etkilenecektir. Şunu unutmayın ki yapılan araştırmalarda her iki ebeveyn obez ise çocuğun obez olma oranı yüzde 80, yalnızca biri obezse yüzde 50, ikisi de obez değilse oran yüzde 9’ dur” dedi.

  • “Sektöre en büyük darbeyi kaçak silah imalatçıları vuruyor”

    Akdaş Silah Sanayi Yönetim Kurulu Başkanı Selim Akdaş, sektöre en büyük darbeyi kaçak silah imalatçıları ile merdiven altı diye tabir edilen, üretim ve kalite altyapısı bulunmayan girişimcilerin vurduğunu belirtti.

    Akdaş Silah Sanayi Yönetim Kurulu Başkanı Selim Akdaş, yaptığı açıklamada sektöre en büyük darbeyi kaçak silah imalatçıları ile merdiven altı diye tabir edilen, üretim ve kalite altyapısı bulunmayan girişimcilerin vurduğunu belirtti. Merdiven altı üretilen düşük nitelikli ürünlerin bir şekilde ihraç edilerek, Türkiye üretimi tüm tüfekleri zan altında bırakıldığını söyleyen Akdaş, “Uluslararası pazarda rekabet şansımızı düşürüyorlar. Öncelikle bunlara ilişkin denetimler sıklaştırılmalı, ruhsat alımı yeterlilik koşulları gözden geçirilmeli, ruhsatlı tüfek alımı kolaylaştırılarak cazip hale getirilmeli ve özellikle de söz konusu üreticiler için TSE (Türk Standartları Enstitüsü) kalite belgesi kazanımı maksimum düzeyde zorlaştırılmalıdır. Bilindiği üzere her yıl onlarca kişi, niteliksiz ve ruhsatsız silahlardan kaynaklanan kazalar sonucu yaralanıyor, hatta hayatını kaybediyor. Denetime odaklı kalite artırımına gidilerek ateşli silahlarda görülen istenmeyen olası kazaların da önüne geçilmiş olunabilir.” dedi.

    Selim Akdaş ayrıca, 2013 yılından beri otomotiv ve makine gibi sektörlere yüksek kalite yedek parça üretimi de yaptıklarını ve kazançlarının büyük kısmını daha yüksek başarılar elde etmek maksadıyla Ar-Ge çalışmalarına ayırdıklarını da söyledi.

    Milli Savunma Bakanlığı’nca verilen Tesis Güvenlik Belgesi için hak kazandıklarını ve savunma sanayi için imalata başladıklarını dile getiren Akdaş, “Üretimini yaptığını çeşitli av tüfekleriyle ’Dededen toruna’ sözünün hakkını veriyoruz. Ağabeyim Sadık Akdaş, eski adıyla ’Tüfekçi Köy’ olarak anılan bu güçlü, paylaşımcı, eşit ve insanı zanaatkâr olan Huğlu’nun sayılan sevilen baş ustasıdır. İlk yerli çifteye hayat veren Ömer Akdaş’tan bayrağı devralan ve 1988 yılında Türkiye’nin ilk kinetik sistemli yarı otomatiğini ve 2003 yılında Türkiye’de ve bir Türk usta tarafından üretilmiş olan ilk 5 pimli aktif çakmaklı süperpoze ile 7 pimli aktif çakmaklı çifteyi üreten Sadık Akdaş, Türk Av Tüfeği sektörüne adını altın harflerle yazdırmıştır. Bizler de bu değerli hazineyi korumak ve milletimiz yararına sürdürmekle görevliyiz. Akdaş Silah Sanayi, Türk avcısını ve atıcısını kaliteyle, yabancı avcıları ve atıcıları ise Türk Malı tüfeklerle buluşturmak için sıkı bir uğraş içinde” sözleriyle açıklamalarına son verdi.

  • “Türk çayına ithal çaydan çok kaçak çay darbe vuruyor”

    Rize Ticaret Borsası Başkanı Nevzat Paliç, Türk çayına ithal edilerek ülkeye getirilen çaylardan çok kaçak çayın darbe vurduğunu söyledi.

    Ekonomi Bakanlığı, 25 Ocak tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla sınır illerinde ithalatına izin verilen çay, şeker, fındık ve antep fıstığını yeniden yasak kapsamına aldı. Karar geçtiğimiz günlerde Resmi Gazete’de yayımlandı.

    Konuyla ilgili Rize Ticaret Borsası Başkanı Nevzat Paliç, Sınır Ticaretinin Düzenlenmesine İlişkin Bakanlar Kurulu tarafından alınan karar doğrultusunda, yerli üretimin ve imalatın korunması ile haksız rekabetin önlenmesi amacıyla çay, şeker, fındık ve antep fıstığı ithalatının sınır ticareti kapsamında yasaklanmasını değerlendirdi. Paliç, Türk Çay Sektörü’ne ithalattan çok kaçak çayın zarar verdiğini belirterek “Çay ithalatında zaten yüzde 145 gümrük vergisi uygulanıyordu. Biz dönem dönem Çay İhtisas Gümrüğü’nden ithal edilen çay miktarını öğreniyorduk. 3 bin 500, 4 bin ton civarında seyreden resmi bir ithalat vardı. Bu ithalat oranı Türk çaycılığını olumsuz etkilemiyor. Türk çay sektörüne ekonomik anlamda zarar veren, yurt dışından kaçak yollarla yurda sokulan yaklaşık 40-50 bin ton civarında ki kaçak çaydır. Bu sağlıksız çaylar maalesef Türk çayı paketlerine doldurularak iç pazara sunulmaktadır. Türk çay sektörünün en büyük sıkıntısı bu kaçakçılıktır.İthalat engeli yinede olumludur. Çünkü bu ürünler ülkemizde üretilen ürünlerdir. Bunların yasaklanması ülkemizin dışarı dövizinin çıkışını da engelleyecektir. Hem de yerli ürünlerimizin değerinin artmasını sağlayacaktır” dedi.

  • Demir eksikliği kadınları vuruyor

    Diyetisyen Elif Yıldız, demir eksikliğinin kadınlarda daha fazla görüldüğünü söyledi.

    Dermaklinik Estetik ve Güzellik Merkezinden Diyetisyen Elif Yıldız, “Demir; oksijen taşınması ve depolanmasında, elektron taşınmasında, hücre büyümesi ve çoğalmasında, vücutta gerekli birçok reaksiyonlarda ve bağışıklık sisteminde kullanılan yaşam için vazgeçilmez bir elementtir. Vücudumuzda toplam demir miktarı 4-5 gramdır. Bunun yüzde 65’i hemoglobin (kandaki demir), yüzde 4’ü kadarı miyoglobinde (kaslarda), yüzde 15-30 kadarı da ferritin (depo demir)olarak bulunur” dedi.

    Demir eksikliğinde iki basamak bulunduğunu dile getiren Diyetisyen Elif Yıldız, “Demir eksikliği, vücudun toplam demirinin azalması durumudur, anemi henüz yoktur. Demir eksikliği anemisi (DEA) ise demir eksikliğinin, artık eritrosit yani kırmızı kan hücre yapımının etkilemesi (azaltması) durumudur” dedi.

    Dünyada demir eksikliği görülme sıklığının yüzde 66-80 iken, demir eksikliği anemisi (DEA) yüzde 30 olduğunu belirten Diyetisyen Elif Yıldız, “Türkiye’de genel olarak 0-5 yaş grubu çocukların ortalama yüzde 50’sinde, okul çağı çocuklarının yüzde 30’unda, emzikli kadınların ise yüzde 50’sinde anemi görülebilmektedir. Özellikle 0-5 yaş grubu çocuklar, okul çağı çocuklar ve gençler, gebe ve emzikli kadınlar önemli risk gruplarıdır. Ayrıca Türkiye’ de kırsal bölgelerde gebe olmayan kadınlarda DEA yüzde 10-40 civarındadır” diye konuştu.

    Diyetisyen Elif Yıldız, demir eksikliği sıklığının kadınlarda erkeklere göre daha fazla görüldüğünü belirterek, şunları söyledi: “Bunun sebebi ise; menstruasyon, gebelik ve emziklik dönemine bağlı azalma, beslenme ile yetersiz alımı gibi özel dönemlerdir.

    Bazen menstruasyon bozuklukları (kanama düzensizliği ve yoğunluğu), sindirim sisteminde problemler (kanamalar) da aşırı demir kaybına sebep olabilir.

    Gıdalardaki demir; hem demir ve hem olmayan demir olarak iki şekilde bulunur. Hem demirin emilimi hem olmayan demire göre daha fazladır. Hem demir hayvansal kaynaklı ürünlerde bulunur. Kırmızı et, dalak, ciğer gibi… Hem olmayan demir ise meyve, kurubaklagil, tahıllar, buğday ve çavdar ekmeklerinde bulunur. Emilimi daha az olduğu gibi çay ve kahve gibi içeceklerle de emilimi azalır. Hem olmayan demirin emilimini arttırmak için C vitamini içerikli gıdalarla beraber tüketilmesi gerekir.

    Günlük beslenmemizde örneğin; pekmez yerken üzerine limon sıkmak, etin yanında bol limonlu salata ve tam buğday ekmeği tüketmek ya da et-salata ve yanında az miktarda portakal suyu içmek gibi kombinasyonlar yaparak hem olmayan demirin emilimini arttırabiliriz.

    Ancak DEA varsa sadece gıda takviyesi yeterli gelmez. Doktorun önerdiği tedavinin yanında yukarıdaki uygulamaları yapmak daha doğru olur.

    Bayanların menstruasyon döneminde beslenmelerine bu noktada dikkat etmeleri gerekir. Hem olmayan demiri C vitamini ile tüketerek ve hem demir kaynaklı gıda tüketimini arttırarak aşırı kanamaya bağlı demir kayıplarının önüne geçilebilir. Ayrıca bu özel dönemlerde kuru üzüm, kuru hurma, ceviz, badem gibi atıştırmalıklar da bu dönemin rahat atlatılmasını sağlayacaktır.”