Etiket: Vurgusu

  • AK Parti İl Danışma toplantısında 2019 vurgusu

    AK Parti İl Danışma Meclis toplantısında 16 Nisan ve 2019 vurgusu yapıldı.

    Şahinbey Kültür Kongre Salonunda gerçekleşen İl Danışma Meclis Toplantısı, AK Parti Genel Sekreteri Abdulhamit Gül, Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin Ak Parti Gaziantep Milletvekilleri Canan Candemir Çelik, Mehmet Erdoğan, Abdulkadir Yüksel, AK Parti Gaziantep Milletvekili Mehmet Eyup Özkeçeci, Şahinbey Belediye Başkanı Mehmet Tahmazoğlu, Şehitkamil Belediye Başkanı Rıdvan Fadıloğlu, İlçe başkanları ve çok sayıda partili katılımıyla gerçekleşti. Toplantıda 3 Kasım 2019 vurgusu yapıldı.

    Sandıktan çıkan sonuç kimseye kaybettirmedi. Sandıkta kimsenin kaybetmediğini belirten AK Parti Genel Sekereteri Abdulhamit Gül, “Peki kim kaybetti, Bu ülkede hayır çıkması için gece gündüz çalışan, ülkemizi bölmeye, parçalamaya çalışan terör örgütleri, Kandil kaybetmiştir, terör örgütü FETÖ kaybetmiştir, Pensilvanya kaybetmiştir. Ülkemizin büyümesini ve gelişmesini istemeyen, içerde ve dışarıdaki bazı karanlık güçler, karanlık odaklar kaybetmiştir. Ama hamdolsun milletimiz, tarihi bir zafer kazanmıştır, 80 milyon kazanmıştır. Değerlendirmesinde bulundu.16 Nisan’da Türkiye’nin yükselişi için, bekasını korumak için sandıklara giden milletin “evet” diyerek ülkenin geleceğini teminat altına aldı. “16 Nisan’da Türkiye kazanmıştır. Evet diyen de kazanmıştır, hayır diyen vatandaşlarımız da kazanmıştır. Bundan yıllar geçse bile bütün vatandaşlarımız, herkes, evet dese de hayır dese de bu istikrardan, Türkiye’nin demokrasisinden istifade edecektir” dedi.

    “2019 seçimi yarın gibiymiş gibi çalışacağız”

    AK Parti Gaziantep İl Başkanı Mehmet Eyup Özkeçeci, “Gaziantep birlik beraberlik uyum demektir. Bu birlik beraberlik ve uyum 16 Nisanda başarıyla neticelendi. Bu başarıdan dolayı Gaziantep’e bir kez daha teşekkür ediyorum. Bu çıkan sonuçlardan 80 milyon kazandı. Biz evetçi hayırcı diye hiçbir zaman kategorize etmedik. Hepsi bizim vatandaşımız, evet diyen de bizden hayır diyende bizdendir. AK Parti kadrolarına kategorize etmek yakışmaz. Görevimiz bitmedi arkadaşlar 16 Nisan dündü 2019 ise yarınmış gibi çalışmalıyız. Herkesin gönlünü kazanmak zorundayız. Bu başarıyla inşallah 2019’a bize yakışan sonuçları alacağız” şeklinde konuştu.

    “Birileri 2019’un hesabını yapıyor”

    Birilerinin 2019’un hesabını yaptığını belirten Fatma Şahin, “Birileri 2019’un hesabını yapıyor ama biz durmadan çalışacağız. Sizlerle gurur duyuyoruz. Zafer inananlarındır. İnandık ve başardık. 15 yıl önce öyle bir tohum atıldı ki, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak dedi. Yeter söz de karar da milletindir dedi. Teşkilatımızın bütün kademelerinden Allah razı olsun. 16 Nisan darbelerin bittiği dönemdir. 16 Nisan altın harflerle Türk siyasi tarihine yazılacaktır. 2019 çok yakın o yüzden hiç durmadan, bıkmadan çalışacağız. Birleri şimdiden 2019’un hesabını yapıyor. Onlar hesap yapmaya dursun biz imanımızla çalışmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    Abdulkadir Yüksel, “16 Nisan tarihin kavşak noktasıydı. 15 yıldır yapılan bütün hizmetlerin, bütün reform hareketlerinin en tepesiydi, finaliydi. Milletin üzerinde hiçbir güç olmayacağının, hakimiyetin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu, milletin üzerinde hiçbir güç tanımadığımızı ve milletin önüne konulan bütün engellerin bir bir kaldıracağımızı, Türkiye’nin normalleşeceğini ve dünyada hak ettiği yere ulaşacağını hep söyledik. Şükürler olsun ki bu finali bugün hep beraber yaptık. 16 Nisan muhteşem bir zaferdir. 1 milyon 300 bin küsür çok önemli bir rakamdır. Gaziantep burada çok önemli bir görev üstlenmiştir. Türkiye’nin genel ortalamasının 11 puan üzerinde rekor bir oyla emsalleri arasında en önemli yeri alarak bir zafer yazmıştır. Şimdi bu zaferi hazmedemeyenlerin, milleti sokağa davet edenlere en büyük cevap yine bu salondan çıkıyor. Seçimden bir hafta geçmesine rağmen salonları dolduruyorsunuz, bu aşkla bu imanla 2019’a hazırız mesajı veriyorsunuz” ifadelerini yer verdi.

    AK Parti Gaziantep Milletvekili Canan Candemir Çelik, “Bu süreçte her bir kardeşimizin desteği var. Birliğimizi beraberliğimizin bozulmasına izin vermeden hep beraber çalışmaya devam edeceğiz 15 Temmuzda darbeye karşı nasıl bir fiili şekilde karşı durduysak 16 Nisanda da koalisyonlara istikrarsızlığa karşı durduk” söyledi.

    AK Parti Gaziantep Milletvekili Mehmet Erdoğan ise, “16 Nisan 15 Temmuzun iz düşümüydü. 15 Temmuzda tankları, skorskyleri savuran millet 16 Nisanda da bu günden itibaren Türkiye’de darbelere son vereceğiz dedi. Bundan sonra Türkiye Cumhuriyeti devleti kolisyonlarla, iki başlılıkla, anılmayacak. 3 Kasım 2019’dan sonra bütün dünya bu sistemi örnek alacak. Türkiye kazandı, Gaziantep kazandı” diye konuştu.

    Toplantının sonunda referandum sürecinde çalışan il ve ilçe başkanlarına plaket verildi.

  • Bakan Zeybekci’dan 17-25 Aralık vurgusu

    Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, “Gezi olaylarından sonra 17-25 Aralık’ın hatırlayın o gün ne oldu. Halk Bankası Müdürü o kadar ‘salak’tı ya, Allah’a şükür kardeşimizin öyle bir şeyi yoktu. Evinde ayakkabı kutularının içinde para saklardı ya, hatırlayın 2001 yılını, o zaman niye Halk Bankası ve Ziraat Bankasını kapatın diyorlardı. 17-25 Aralıktan önce Türkiye’nin İran ile Körfez ülkeleriyle olan ticaretin en büyük fonksiyonu Halk Bankası üstlenmişti” dedi.

    Referandum çalışmalarını Denizli’de yürüten Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Sağlık-Sen Denizli Şubesi Kadın Kolları ile bir araya geldi.

    Bir otelde düzenlenen toplantıya, Bakan Zeybekci’nin yanı sıra, AK Parti Denizli İl Başkanı Necip Filiz, Denizli Ticaret Odası Başkanı Uğur Erdoğan, Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreteri Berna Öztürk, 15 Temmuz Gazisi Safiye Bayat ve çok sayıda sendikanın kadın üyesi katıldı.

    Referanduma ilişkin kararlarını sendika adına açıklayan Sağlık-Sen Teşkilatlanmadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Kemal Çırak, kararlarının ’evet’ olduğunu belirtti. 15 Temmuz Gazisi Safiye Bayat da, darbe girişimi gecesi yaşadıklarını anlattı.

    Zeybekci: “Türkiye 2001 yılında yüz liralık verginin 86 lirasını faize verdiği zaman iyi bir ülkeydi”

    Darbe gecesinin bir işgal girişimi olduğunu yineleyen Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Türkiye’nin 2002’den buna yana dünyadaki büyümenin üstünde bir oranla büyüdüğünü belirtti. Türkiye’nin yakaladığı büyüme ile dünyanın 16’ncısı Avrupa’nın ise 6’ncı ekonomisi haline geldiğini ifade eden Zeybekci, bugüne kadar Türkiye’nin edilgen bir rolde bırakılmasının hedeflendiğini, Türkiye’nin kontrol edilebilir bir güç haline getirildiği zaman onlar için sevilen bir ülke olduğunu söyledi.

    Zeybekci, “Türkiye 2001 yılında yüz liralık verginin 86 lirasını faize verdiği zaman iyi bir ülkeydi. Ama Türkiye yüz liralık verginin 10 TL’sini faize verdiği zaman, istenmeyen bir ülkeydi. Yüzde 7 bin faiz olduğu zaman Türkiye kötü bir ülke, ama 2013 yılında yüzde 4.6 ödediği zaman Türkiye kötü bir ülke oldu. Dünyanın en büyük havalimanları Paris ve Frankfurt’u geçen havalimanları inşa ettiğiniz zaman kötü bir ülke olursunuz. Mondros Mütarekesi Boğazlar Sözleşmesinin yüzüncü yılı biterken, Türkiye insanlık tarihinin en büyük projesi, kanal İstanbul’u inşa ederken tabi ki, kötü bir ülke olur. Türkiye iki tane nükleer santrali faaliyete geçirdiği zaman tabiki kötü bir ülke. 5-10 milyon dolara muhtaç olan bir ülke, 2012 yılında ecdadın emaneti olan gönül coğrafyaya, yani Orta Asya’dan Balkanlara, Afrika’ya kadar dünyanın bir numaralı bağışçısı olduğu zaman tabi ki Türkiye kötü bir ülke. Türkiye bayrağının dünyanın her yerinde dalgalandığı zaman kötü bir ülke. Hatırlayın ‘Taksim Platformu’nun isteklerini” diye konuştu.

    Türkiye’de yapılan büyük projelere karşı çıkıldığını belirten Zeybekci, Türk müteahhitlerinin büyümelerinden rahatsız olunduğunu da kaydetti. Zeybekci, “Bakın Türk müteahhitleri dünyada ikinci sırada, 114 ülkede, 9 binin üzerinde proje, toplam değeri 340 milyar dolar değerinde proje yapan müteahhitlerimiz var. Gezi olaylarından sonra 17-25 Aralık’ın hatırlayın o gün ne oldu. Halk Bankası Müdürü o kadar ‘salak’tı ya, Allah’a şükür kardeşimizin öyle bir şeyi yoktu. Evinde ayakkabı kutularının içinde para saklardı ya, hatırlayın 2001 yılını, o zaman niye Halk Bankası ve Ziraat Bankasını kapatın diyorlardı. 17-25 Aralıktan önce Türkiye’nin İran ile Körfez ülkeleriyle olan ticaretin en büyük fonksiyonu Halk Bankası üstlenmişti” dedi.

    Konuşmalarının ardından sendika tarafından Bakan Zeybekci ve 15 Temmuz Gazisi Safiye Bayat’a tablo hediye edildi.

  • Bakan Zeybekci’den bilgi ve teknoloji vurgusu

    Ege Ekonomiyi Geliştirme Vakfının (EGEV) 25. kuruluş yıldönümünde konuşan Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Türkiye’nin bilgi ve teknolojiyi üreten ülkelerden olmak zorunda olduğunu belirterek, “Türkiye oyun kurucu olmak zorunda. Figüran olmak bu topraklara göre değildir” dedi.

    Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, EGEV’in 25. kuruluş yıldönümü dolayısıyla düzenlenen programda konuştu. Yemeğe İzmir Valisi Erol Ayyıldız, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, AK Parti İzmir İl Başkanı Bülent Delican, İzmir milletvekilleri, ilçe belediye başkanları, oda başkanları ve EGEV yöneticileri katıldı. Bilgi ve teknoloji üretmenin önemine değinen Bakan Zeybekci, “Dünyadaki bütün haritaları çizen kalem ideolojik kalem olmaktan çıktı, tam anlamıyla bilgi, teknoloji ve ekonomi kalemine dönüştü. Dünya haritası yeniden şekilleniyor. Dünya yeniden yapılanırken Türkiye orada oturup da ‘biz de dünyada kendimize yer buluruz’ derse bunu yaptırmazlar. O dünyayı yeniden yapılandıran ülkelerden biri olma zorunluluğumuz var. Türkiye olarak başımıza bazı şeyler geliyorsa bize şunu söylüyorlar; bu kalemi eline alanlar dünyanın en zengin enerji ve hammadde kaynaklarının olduğu bu coğrafyada haritaları çizerken ‘sen başının belası ile uğraş.’ Türkiye oyun kurucu olmak zorunda. Figüran olmak bu topraklara göre değildir. Türkiye önümüzdeki dönemde sürdürülebilir şekilde enerji kaynaklarını kontrol edemezse, garanti altına alamazsa, bilgi ve teknolojiyi üretemezse, tüketim kanallarını kontrol edemezse ve en önemlisi kendi öz milli finans imkanlarını kurgulayamazsa başarılı olması mümkün değil” diye konuştu.

    “Etken olmak zorundayız”

    Dünyanın çok hızlı değiştiğini ve bilgi ve teknolojiyi üreten ülkeler ve bilgi ve teknolojiyi tüketen ülkeler olarak ikiye ayrıldığını kaydeden Bakan Zeybekci, şöyle devam etti:

    “Türkiye olarak bilgi ve teknolojiyi üreten ülkelerden olmadığımız sürece, etken bir ülke olmadığımız bir sürece, bilgi ve teknoloji tüketen ülke sınıfında kaldığımız sürece, bu coğrafya edilgen toplulukları barındırmaz. Dünyanın en güzel coğrafyasında oturacaksın, tüm enerji ve ham madde kaynaklarının, tüm kültürlerin, dinlerin kesiştiği kesiştiği bir coğrafyada oturacaksın, sessiz sedasız kalacaksın. Barındırmazlar. Gelirler çökerler. Onun için biz etken olmak zorundayız.”

    “Dizleri vura vura zeybeği oynayacağız”

    Ekonomik anlamda İzmir’in önemine de değinen Bakan Zeybekci, “Mevzubahis Ege ve İzmir ise gerisi teferruattır. İnanılmaz bir coğrafyada yaşıyoruz. Bu coğrafyada başarısız olmak için büyük hatalar yapmış olmamız lazım. Tarımda en fazla ihracat yapan coğrafyadayız. İnanıyorum ki, valilerimiz, belediye başkanlarımız, oda başkanlarımız ortak hareket etmek adına Ekonomi Bakanlığı olarak ne gerekiyorsa beraberiz. Zeybeği öyle bir oynayacağız ki dizleri vura vura. İzmir’in İstanbul’a bağlanması, Ankara’ya bağlanması çok önemli. Antalya’ya ve çevre illere bağlanması daha önemli. İzmir o zaman inanılmaz bir şehir hale gelir. Serbest bölgelerde İzmir en önemli şehir. İzmir’in yenilebilir enerji teknolojilerinin de başkenti haline gelmesi lazım” dedi.

    “Topyekun gayret ediyoruz”

    Ekonomide Türkiye’nin önemli mesafeler katettiğini söyleyen Bakan Zeybekci, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Evet çok daha iyi olabilir. Çok daha iyi olması için topyekun gayret ediyoruz. 15 Temmuz ihanetine rağmen ki bu ihanet 15 Temmuz’u 16 Temmuz’a bağlayan gece bugün dünyaya Fransız devri gibi hatta çok daha kutsalı, dünya demokrasi tarihine geçecek sivil demokrasi devriminin altına imza attı. 15 Temmuz gecesi, bütün İzmirliler meydandaydı. Evet sancılar var. Sıkıntılarımız var. Hiç merak etmeyin. 15 Temmuz’dan sonra 18 Temmuz’da tüm Türk bankaları açıktı. Hayat devam ediyordu. Üretim ertelenmedi. Önümüzdeki dönemde tüm fırsatları hayata geçireceğiz.”

    “Çoğunluk yanlışa ittifak etmez”

    Konuşmasında 16 Nisan’da yapılacak referanduma da değinen Bakan Zeybekci, “Görüşünüz ne olursa olsun, tercihiniz ne olursa olsun başımızın üstünde yeri var. Millet ne derse o olur. Çoğunluk yanlışa ittifak etmez. Kural bu. Türkiye’de siyaset normalleşecek. Sağ ve sol normalleşerek ortaya doğru uzlaşmada, tahammülde, hoşgörüde, anlayışta buluşacak. Ana merkez ortaya doğru yaklaşacak bu da ülkemiz için hayırlı olacak” dedi.

  • Demirtaş’tan istihdam vurgusu

    İzmir Ticaret Odası (İTO) Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Demirtaş, İzmir Ticaret Organize Sanayi Bölgesi’ndeki (İTOB OSB) firma temsilcileriyle yaptığı toplantıda, her işletmenin en az bir kişiyi istihdam etmesini isteyerek, “Hem ülkemizin sorununa omuz vereceğiz, hem de işlerimizi kalkındıracağız” dedi.

    İTO Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Demirtaş, İTOB OSB’de yatırımları devam eden firmaların yaşadığı sorunların çözümüne yönelik olarak, firma temsilcileri ve bankaların Ege Bölgesi müdürlerinin katılımıyla toplantı düzenledi. Piyasaların hareketlendirilmesi için firmaların finansal kaynak sıkıntılarının çözümü konusunda yoğun bir şekilde çalıştıklarını belirten Demirtaş, “Bizim yapmamız gereken biraz daha gayret ederek işimizi geliştirmek, yarım olan fabrikamız varsa onu tamamlamak ve harekete geçirmek, istihdam sağlamak. Finansmanınız ile ilgili her türlü sorununuzu çözmeye hazırız. Bu konuda bana direk ulaşabilirsiniz” diye konuştu.

    “20 bin kişi istihdam edilecek”

    İTOB OSB’de 330 firma bulunduğunu, 165 firmanın faaliyette olduğunu, 82 firmanın inşaatının devam ettiğini, 71 firmanın ise desteklendiğinde çalışmaya başlayabileceğini ifade eden Demirtaş, “İTOB artık çok değerlenmiş durumda. 6500 kişi istihdam ediliyor. Tüm firmaların devreye girmesi ile 20 bin kişi istihdam edilecek” dedi. Finansal sorunlar ve sermaye yetersizliğinin tüccarların en önemli sorunu olduğunu belirten Demirtaş, sözlerine şöyle devam etti:“Geçtiğimiz ay finansman güçlüğü çeken üyelerimize destek olmak amacıyla başlatılan Nefes Kredisi Kampanyası kapsamında, Denizbank ve Ziraat Bankasına 10 milyon lira yatırarak, üyelerimiz için 155 milyon lira kredi hacmi oluşturmuştuk. Üyelerimiz için bir danışma masası oluşturduk ve krediye başvurmak için gereken oda faaliyet belgesini de ücretsiz olarak verdik. Krediye çok büyük ilgi oldu. Diğer yandan üyelerimizin kredi konusunda talebi hala devam ediyordu. Bu nedenle Vakıf Bank ile üyelerimize yönelik yeni bir kredi protokolünü daha hayata geçirdik.”

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Şehircilik Şurası’nda yatay mimari vurgusu

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Ben dikey mimariden yana değilim, ben yatay mimariden yanayım. İnsan topraktan uzak değil, toprağa yakın olarak yaşamalıdır. Şehirlerimiz kentsel dönüşüm projeleri ile gecekondu tarzı yapıların istilalarından kurtarılırken, şahsiyetsiz mimari ekollerin pençesine de itilmemelidir” dedi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Beştepe Millet Kültür ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen Şehircilik Şurası’na katıldı. Burada bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şehirlerin meselelerinin ve çözüm yollarının enine boyuna tartışılacağı şuranın bu alanda bir dönüm noktası olacağına inandığını kaydetti. Toplumdan uzak, tek başına yaşamanın insan fıtratına aykırı olduğunu belirten Erdoğan, “Şehirler, bu fıtri anlayıştan doğmuştur. Güzellik ve estetik arayışı da insanın özünde varolan hasletlerdendir. Medeniyet kavramının insanların bir arada yaşadıkları şehirleri ve o şehirleri de anlamlı kılan yapıları da ifade eden geniş bir anlam dünyası vardır. İnsan, doğanın çehresini değiştirebilecek müdahaleler yapma bilgisine ve iradesine sahip tek varlıktır. Bu müdahale güzele, iyiye, hayırlıya ulaşma yönünde olursa insan Allah’ın yeryüzündeki halifeliği vasfına uygun davranmış olur. Aksi yönde hareket ederse bu Allah ile haşa yarışma yolunu açar ki, o yolun sonu insanın hüsranıdır. Batı medeniyeti büyük ölçüde bu ikinci yolda ilerlediği için sahip olduğu devasa üretim ve inşa kapasitesine rağmen insanların mutluluğuna aynı oranda katkıda bulunamıyor. Bizim medeniyetimizde şehir, sokaklar, binalar insanın yaradıcısına yönelişinin simgeleridir. Hatta şehri cennet tasavvurunun bir parçası olarak görenler mevcuttur. Şehirde yaşamaya karar vermek aynı zamanda bir hayat biçimi tercihidir. İnsan ile şehir arasındaki ilişkiyi doğru kurmak çok önemlidir. Eğer şehir ile insan arasındaki ilişki insan öncelikli olmazsa işte o zaman yaşadığımız çevre manevi boyutuyla da üzerimize çökmeye başlar. Yahya Kemal, ‘Bir iklimin manzarası, mimarisi halkı arasında ahenk varsa, orada gözlere bir vatan tablosu gözükür’ diyor. Bizim için şehir hem vatandır hem de Rabbimize yönelişimizin tezahürüdür. Tarihimizde şehir insan ilişkisini, vatan sevgisini ve Rabbimize olan yönelişimizi de kapsayacak şekilde kurmaya çalıştığımıza dair sayısız örnek bulunuyor. Ecdadımızın Orta Asya’dan Pakistan ve Hindistan’a, Selçuklu coğrafyasından Osmanlı’nın 3 kıtaya yayılan o görkemli mirasına kadar çok geniş bir müktesebata sahibiz. Özellikle 2. Dünya Savaşı sonrası dönemde yaşadığımız şehircilik facialarının sebeplerini çok iyi tespit etmeliyiz. Akif’in dediği gibi; ‘Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar. Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi” diye konuştu.

    “Binaların, meydanların, mahallelerin belirli bir kimliği vardır”

    “Her alanda olduğu gibi şehircilik konusunda da tarihimizden ibret alarak, hataların tekerrürünü önlemek mecburiyetindeyiz” diyerek sözlerini sürdüren Erdoğan, “Geçtiğimiz 14 yılda bu konuda çok önemli adımlar attık. Elbette bu süreçte yapılan işlerinde eksiklikleri olmuştur. Türkiye tarihinin en kapsamlı, sosyal yönü en güçlü, halkımızın her kesimine hitap eden şehirleşme hamlesini bu dönemde gerçekleştirmiştir. Dünyanın dört bir tarafında hemen tüm önemli şehirleri ziyaret etme imkanı buldum. Her şeyden önce şehirleşme konusunda yaşadığımız sıkıntılar bize mahsus değildir. Pek çok ülke, pek çok toplum benzer sıkıntıları yaşamıştır. Dünyada 1950 yılında nüfusu 10 milyonun üzerinde olan sadece iki şehir vardı. Bugün ise dünyada nüfusu 10 milyonun üzerinde olan 34 şehir vardır. Ülkemize baktığımız zaman 1950’de nüfusumuzun sadece yüzde 25’i şehirlerde yaşarken, bugün bu oran yüzde 90’ı aşmıştır. Tüm zorluklarına rağmen insanlar şehirlerde yaşamayı tercih etmektedirler. Gittiğim yerlerde çok düzenli, çok planlı, çok nizami şehirleşme örneklerini gördüm. Ama bir şeyin düzenli olması, doğru ve güzel olduğu anlamına gelmiyor. Bizim şehirlerimiz, toplumumuzda var olan çeşitliliği, farklılıkları bir arada yaşatabilme geleneğini yansıtan özelliklere sahiptir. Binaların, meydanların, mahallelerin belirli bir kimliği vardır. Bu yüzden hiçbiri diğerinin aynı değildir” dedi.

    Özellikle Batı ülkelerinde tek tipçi bir mimari anlayışın hakim olduğunu söyleyen Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Hepside birbirine benzeyen sokaklarda aynı tip binalardan yüzlerce, binlerce görürsünüz ve aralarındaki farkı anlayabilmeniz çok zordur. Şuanda da yine Batı mimarisi budur. Düzenli ama karakteri olmayan şehirleşme bizim idealimiz asla olamaz. Yine 1940’lardan itibaren çarpık yapılaşmanın yanında aynı kötü, kişiliksiz, çirkin projenin yüzlerce, binlerce uygulaması olan apartmanlar, siteler ortaya çıkmıştır. İmkanların kısıtlı olduğu, insanların sadece başlarını sokacak haliyle yöneldiği bu yapılaşma tarzı artık son bulmalıdır. Bu şurada bunun üzerinde ısrarla durulması gerekir. Ben dikey mimariden yana değilim, ben yatay mimariden yanayım. İnsan topraktan uzak değil, toprağa yakın olarak yaşamalıdır. Bugünün Türkiyesi böyle bir çirkinliği asla hak etmiyor. Dikey mimarinin altında yatan gerçek, az topraktan çok para kazanmaktır. Yapılan iş budur. TOKİ binaları başta olmak üzere artık ülkemizde tarihimize, kültürümüze, bölgelerimizin karakteristik yapılarına, hayat tarzına uygun binalar inşa etme dönemi gelmiştir, geçiyor. Sadece beton, demir, tuğla yığınlarından oluşan o çirkin yapılar, bırakın şehirlerimizi, yaylalarımızı, kıyılarımızı dahi işgal etmeye başlamıştır. Karadeniz’in o güzel yaylalarında, Ege’nin, Akdeniz’in kimi kıyı bölgelerinde gördüğüm çirkinliklerden çok derin üzüntü duyuyorum. Bu facialara bakanlık olarak, belediyeler, ilgili ve yetkili tüm birimler olarak iş birliği halinde izin vermemeliyiz. Hep birlikte buna karşı set oluşturmalıyız. Şehirlerimiz kentsel dönüşüm projeleri ile gecekondu tarzı yapıların istilalarından kurtarılırken, şahsiyetsiz mimari ekollerin pençesine de itilmemelidir. Kendi şehir kültürümüzü ihya edecek böyle bir atılımı hep birilikte hayata geçirmeliyiz.”