Etiket: Vurgusu

  • Demokrasi nöbetinde birlik ve beraberlik vurgusu

    Ordu’nun Fatsa ilçesinde demokrasi nöbetinin ikinci gününe binlerce kişi katılarak birlik ve beraberlik mesajları verdi.

    Ellerinde Türk bayrakları ile Cumhuriyet Meydanı’ndaki demokrasi nöbetine katılan vatandaşlar, Fatsa Belediyesi tarafından düzenlenen programda din görevlilerinin okuduğum Kur’an-ı Kerim eşliğinde 15 Temmuz şehitlerine bol bol dua ettiler.

    Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan program daha sonra demokrasi nöbeti ünlü tiyatro sanatçısı Ordulu Ahmet Yenilmez’in Çanakkale ve 15 Temmuz konulu kısa tiyatro gösterisi ile devam etti.

    Programda ilahiler okunurken Fatsa İlçe Müftülüğü organizesinde Yunus Emre Ergül isimli küçük çocuğun okuduğu ilahi, katılımcılar tarafından beğeni ile dinlendi. Din görevlileri tarafından icra edilen program İlçe Müftüsü Hüseyin Can tarafından yapılan dua ile sona erdi.

    Demokrasi nöbetinin devamında vatandaşlar dev ekrandan 15 Temmuz ile ilgili hazırlanan filmi izledi.

  • Vali Karaloğlu’dan Türk-Rus dostluğu vurgusu

    Alanya Rus Eğitim ve Kültür Derneği tarafından düzenlenen 12 Haziran Rus Milli Günü kutlamalarına katılan Antalya Valisi Münir Karaloğlu, “Rusya ve Türkiye Cumhuriyeti aynı coğrafyayı paylaşan, yakın kültürleri olan, tarihi bağları olan dost iki ülke. Yaşasın Türk-Rus dostluğu” dedi.

    12 Haziran Rusya Federasyonu Milli Günü dolayısıyla Alanya Rus Eğitim ve Kültür Derneği’nin düzenlemiş olduğu 3’üncü Uluslararası Rus Şarkı Festivali, Alanya İskelesi’ndeki Şelale Meydanı’nda yapıldı. Programa Antalya Valisi Münir Karaloğlu, Alanya Kaymakamı Mustafa Harputlu, Alanya Belediye Başkanı Adem Murat Yücel, Alanya’da yaşayan Rus vatandaşları ve çok sayıda davetli katıldı.

    Geçtiğimiz günlerde Alanya Kültür Merkezi’nde yapılan Rusça şarkı yarışmasında dereceye giren yarışmacılara ödüllerinin verilmesi ile başlayan program, birinci olan yarışmacının solo performansı ile devam etti. Çeşitli dans gösterilerinin de yapıldığı renkli program görülmeye değerdi.

    “Türkler ve Ruslar dosttur”

    Programda konuşma yapan Antalya Valisi Münir Karaloğlu, Türk ve Rus toplumlarının iki dost ülke olduğunu söyledi. Karaloğlu, “Rus dostlar mı desek, Türk-Rus dostlar mı desek artık sizlerde buralı oldunuz. Hepinize hoşgeldiniz diyorum. 12 Haziran Rusya Federasyonu Milli Günü dolayısıyla burada sizlerle olmaktan, sizlerin mutluluğunu paylaşmaktan dolayı büyük bir mutluluk duyduğumu ifade etmek isterim. Rusya ve Türkiye Cumhuriyeti aynı coğrafyayı paylaşan, yakın kültürleri olan, tarihi bağları olan dost iki ülke. Son dönemde Rus dostlarımızın, Türkiye’yi, Antalya’yı ve Alanya’yı tercih etmelerinden ayrıca mutluluk duyuyoruz” dedi.

    “Rusların oylarıyla kazandım”

    Konuşmasını Türkiye ve Rusya’nın güzel ilişkilerini anlatarak sürdüren Vali Münir Karaloğlu, Alanya Belediye Başkanı Adem Murat Yücel ile arasında geçen bir diyaloğu da konuklara aktardı. Karaloğlu, “Belediye Başkanımız birlikte otururken, ’Sayın Valim, Alanya’da 6 bin Rus vatandaşı var. Bin tane de oyları var, seçimi onun sayesinde kazanmıştım’ dedi. Bu da demek oluyor ki, artık iyice kaynaşmışız. Ruslar ve Türkler zaten tarih boyunca hep aynı coğrafyalarda yaşamıştır. Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti, yaşasın Rusya Federasyonu, yaşasın Türk-Rus dostluğu. Tekrar Rus Milli Günü’nü kutluyorum. Dernek başkanını bu güzel organizasyondan dolayı kutluyorum. Alanya Belediye Başkanı Adem Murat Yücel’e de desteklerinden ötürü teşekkür ediyorum” diye konuştu.

  • (Özel Haber) Obezite cerrahisinde “donanımlı merkez” vurgusu

    Bülent Ecevit Üniversitesi Obezite ve Diyabet Uygulama ve Merkezi Müdürü Prof. Dr. Taner Bayraktaroğlu, ömür boyu sağlığı etkileyecek olan obezite cerrahisinin iyi donanımlı merkezler tarafından yapılması gerektiğini vurguladı.

    Değişen yaşam şartlarıyla dünyada ve Türkiye’de önemli bir sağlık sorunu haline gelen obezite, küçük yaştan itibaren sağlığı olumsuz etkiliyor. Hızlı ve çabuk tüketilen besinlerin yanı sıra çok kalorili beslenme alışkanlığına fiziksel aktivitenin azalması, hareketsiz yaşamın da eklenmesi, obezite ve diyabet hastalıklarının riskini hızla arttırıyor.

    Türkiye’nin ve Zonguldak’ın ilk kamu kurumuna ait ücretsiz ve kamu hizmeti yürüten bir merkez olma özelliğini taşıyan BEÜ Diyabet ve Obezite Uygulama ve Araştırma Merkezi, hastalıkların tedavisinde öncülük ediyor.

    “Erken yaşta sorun olmaya başladı”

    Merkez Müdürü Prof. Dr. Taner Bayraktaroğlu, obezitenin Dünya Sağlık Örgütünce kırmızı alarm verdiği sağlık sorunlarından birisi olduğuna dikkat çekti. Yaklaşık 4 erkek ve 3 kadından birinde obezitenin varlığını belirten Bayraktaroğlu, şöyle devam etti:

    “Obezite, değişen yaşam şartlarıyla dünyada, ülkede ve bölgemizde de olsa önemli bir sağlık sorunudur. Beslenme alışkanlıklarımız, beslenme içeriğindeki özellikle hızlı ve çabuk tüketilen, rafine karbonhidratlarla kilo almaya meyil eden ve çok kalori alma şeklinde bir beslenme alışkanlığına yönelimimiz ve fiziksel aktivitemizin azalması, asansörleri kullanmadan tutun, bilgisayar veya televizyon başında geçirilen zamanın artması, hem obezite hem de diyabet ve hipertansiyon için risk faktörüdür. Erken yaşta, çocuklarımız üzerinde bu sorun olmaya başladı. Sonuçta bu sıklığı giderek artan ve artık Dünya Sağlık Örgütü’nün kırmızı alarm verdiği noktadaki sağlık sorunlarından birisidir. Ülkemizde yaklaşık diyabet yüzde 14 civarındadır. Bölgemizde de 2004’te baktığımızda yüzde 13-14 civarında. 600 bin nüfuslu yerde yaklaşık 60 bin diyabet olduğunu öngörüyoruz. Yaklaşık 4 erkek 3 kadından birinde obezite olduğunu düşünüyoruz. Vücut kitle indeksi dediğimiz ağırlığın boyun karesine bölümüyle elde edilen değer, bu 40’ı geçince ölümcül obezite dediğimiz ağır hastalık grubu oluyor. Bunların oranlarını daha sağlıklı tespit edebilmek için araştırmalar yapıyoruz.”

    “Ömür boyu sürecek, iyi takip etmek gerekiyor”

    Obezite tedavisi için kişinin sağlık durumunu düzeltmek için beslenme, yaşam tarzı değişiklikleri, egzersiz ve medikal tedavisi sürecinde sorunların iyi saptanıp takip edilmesi gerektiğini belirten Bayraktaroğlu, obezite cerrahisindeki karar alma sürecine vurgu yaptı.

    Karar alma sürecinde ameliyatı gerçekleştiren merkezlerin iyi donanımlı olması gerektiğinin de altını çizen Bayraktaroğlu, “Obezitenin tedavisi içerisinde özellikle kişinin sağlık durumunu düzeltmek için beslenme, yaşam tarzı değişiklikleri, egzersiz ve medikal tedavisi, sorunlarını saptayıp iyi takip etmek gerekiyor. İyi takip yapılmış bireylerde vücut kitle endeksi 40 ve üzerinde olan bireylerde özellikle istekli olanlarda yapan iyi bir merkez mide ve değişik ameliyatlarla obezite cerrahisi uygulamaları var. Özellikle bu hastaların iyi seçilip, tespit edilip, uygun olanların uygun şartlarda ve iyi takip edilmesi gerekiyor. Karar verilecekse, ciddi bir karar olduğunu bilmek gerekiyor. Çünkü ömür boyu sürecek bir değişiklik yapılacak. Ameliyatla kişinin yaşam şartlarını sonra da bozmadan, beslenmesine, egzersizine dikkat ederek yaşaması gerektiğini bilerek ameliyat olması lazım. Ameliyat olurken öncesi de sonrası da ciddi önem arz ediyor. Karar veren ve uygulayan merkezler açısından iyi donanımlı olmak gerekiyor. Öncelikle bu tür bireylerin en azından bir yıl, altı ay çok iyi takip edilmelidir. Şartlar açısından, beslenme, egzersiz ve medikal tedavide yeterli ağırlık kaybı ve kilo sağlıklı sağlanabiliyorsa belki cerrahi ihtiyacı da olmayacak. Uzun dönemde cerrahi yapılacaksa karar da verilecekse iyi merkezlerde yapılmalı ve takip edilmelidir” dedi.

    “Takipte 5-10 yıl sonrası sorun haline gelebiliyor”

    Obezite ile mücadelede her zaman cerrahi müdahaleye gerek duyulmadığını, düzenli takip ile hastanın ameliyat olmadan da kilo verebileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Taner Bayraktaroğlu, ameliyattan 5-10 yıl sonraki sürece değindi.

    Bayraktaroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Bariatrik cerrahi dediğimiz obezite cerrahisi diyabet için cerrahi diye de tanımlanıyor. Herkes olmak durumunda değil. Ama bunun da çok iyi ekiple yapılıp iyi izlenmesi gerekiyor. Bununla ilgili biraz Sağlık Bakanlığımızın konuya yoğunlaşması belki ihtiyaç olacak. Çünkü yapılan ameliyatların ne olduğu, ameliyatların çeşidi, kime nasıl yapıldığı, ameliyat sonrası takibinin sağlık açısından, hayatını kaybedecek bireyleri engellemek açısından önemli olduğunu söylüyorum. Dikkatli olmak ve iyi takip etmek gerekiyor. Bu hastalar ameliyat olacaksa belli kıstaslarla ameliyatın olması gerekiyor. Ameliyat öncesi kararların hastayla iyi paylaşılması, sonuçlarının da iyi takip edilmesi gerekiyor. Bu açıdan ekipte bir genel cerrah, endokrinolog, göğüs hastalıkları uzmanı, kardiyoloji uzmanı, psikiyatri uzmanı, beslenme uzmanı gerekiyor. Bu ekibin belki altı ay, belki bir yıl iyi değerlendirdiği hastalar, seçilmiş hastalar, ihtiyacı olan ve isteyenler ameliyat edilebilir. Ameliyattan sonra diyabet, kan şekeri, kilosu, sağlık açısından bir yıl, üç yıl çok iyi olan hastalarımız var. Takipte. Ancak 5-10 yıl sonrası biraz sorun haline gelebiliyor. Tekrar kilo alanlar çıkabiliyor. Bu yüzden bariatrik cerrahi geçirecek hastaların ameliyat olduğu an ciddi önem arz ediyor. Bunu da sadece ameliyat olduğu merkez değil, özellikle sağlık otoritelerinde ciddi olarak ameliyat edilen hastaları takip etmelidir. Daha yetkin olanlarca gerekirse denetlemeler çok iyi yapılmalıdır. Bu açıdan Sağlık Bakanlığımıza önemli işler düşüyor. İlgili daire başkanlıkları bu konuda belki çalışmaları vardır. Ama bu ameliyatların da uygun olup olmadığıyla ilgili kararlar ve değerlendirmeleri yapmaları ihtiyaç olacağını düşünüyorum. Kilosu olanların, kendi sağlıklarını önemsemesi ama iyi merkezlerde takip edilmesi geleceğe doğru daha iyi adımlarla, hasarsız organlarla, güçlü iyi bir nesil için ellerinden geleni yapmalarını diliyorum.”

    Bayraktaroğlu, BEÜ Diyabet ve Obezite Merkezi’nin faaliyete geçmesinde desteklerini esirgemeyen BEÜ Rektörü Prof. Dr. Mahmut Özer ve ekibine de teşekkür etti.

  • ABD Başkanı Trump’tan NATO Liderler Zirvesi’nde terör vurgusu

    ABD Başkanı Donald Trump, Brüksel’de gerçekleştirilen NATO Liderler Zirvesi’nde konuşma yaptı.

    ABD Başkanı Donald Trump Belçika’nın başkenti Brüksel’de gerçekleştirilen NATO Liderler Zirvesinde Manchester’da meydana gelen saldırıya ilişkin açıklamalarda bulundu. İlk kez NATO Zirvesi’ne katılan Başkan Trump, İngiltere’nin Manchester kentinde meydana gelen bombalı saldırıyı kınayarak “Barbarca ve korkunç” olduğunu kaydetti. Trump, terörizmin şeytansı yönüne vurgu yaparak “Konsere katılan masum küçük kızlar ve diğerleri korkunç bir şekilde öldürüldü ve yaralandı” dedi. Trump, ABD’de yaşanan istihbarat sızıntılarının Manchester’daki saldırıyla bağlantılı olmasının da oldukça rahatsız edici olduğunu söyledi. Aşırıcılara tekrar vurgu yaparak onları toplumdan dışlanmış, “kaybedenler” olarak nitelendiren Başkan Trump, ABD’nin terörle mücadeleye durmadan devam edeceğini söyledi.

  • Kadir Topbaş’tan liderlik söyleşisinde Osmanlı vurgusu

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Gaziantep’te lise ve üniversite öğrencileriyle bir araya geldi. Topbaş, “Osmanlının liderliğinde, son dönemlerinde kanıksanmış liderlik, maalesef elindekileri kaçırarak ve batının çok daha etkili hale geldiği süreci gördük. Biz yeniden bunları yakalamanın azmi içerisindeyiz” dedi.

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Hasan Kalyoncu Üniversitesi (HKÜ) tarafından düzenlenen “HKÜ Patronlar ve CEO’lar ile Buluşuyor” programında lise ve üniversite öğrencileriyle bir araya geldi. HKÜ Mimarlık ve KİT Kulübü tarafından organize edilen programda konuşan Kadir Topbaş, lise ve üniversite öğrencilerine, tarihten örnekler vererek liderliği anlattı. Liderde bulunan ve bulunması gereken özellikleri de tek tek anlatan Kadir Topbaş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın belediye başkanlığı döneminden de anılarını paylaştı.

    Osmanlı vurgusu

    Kadir Topbaş, dünyadaki lider devletlerin sık sık yer değiştirdiğine dikkat çekerek, Osmanlının liderliği ve son dönemleri ve kaybedilenler konusuna değindi. Osmanlının son döneminde dünyanın gerisinde kaldığını ifade eden Başkan Topbaş, “Nasıl ki, bulutların hareketini görüyorsak, ekonomik hareketler zaman içerisinde, yüzyılda, birkaç yüzyılda yer değiştiriyor. Dengeler devamlı değişir. Toplumların davranışları ile ilgili, kanıksadığınız zaman geriye düşersiniz. Osmanlı’nın liderliğinde, son dönemlerinde kanıksanmış liderlik, maalesef elindekileri kaçırarak ve maalesef batının çok daha etkili hale geldiği süreci gördük. Biz yeniden bunları yakalamanın azmi içerisindeyiz. Siyasi liderde toplum için geleceği hazırlamak, tüm toplumları görmek ve gerekli adımları atma sorumluluğu var.

    Belediye başkanları, tüm yöneticilerin siyasi kimliklerimiz var bir taraftan ama bir CEO gibi, işadamı gibi olmak zorundayız” dedi.

    Abdülhamit Han, her yere fotoğrafçı göndermiş

    Osmanlı padişahlarından Abdülhamit Han’ın büyük bir lider olduğunu vurgulayan Topbaş, bu dönemde dünyanın her tarafında fotoğrafçıların gönderildiğini söyledi. Abdülhamit Han’ın padişahlığı bırakması ile Osmanlının 20 misli küçüldüğünü ifade eden Topbaş, şöyle konuştu:

    “Abdülhamit Han hazretlerinin, o dönemde 33 yıllık padişahlığı döneminde, dünyanın ahvalini görmesi gerekiyordu. Bugünkü gibi iletişim araçları yok ki. Dünyanın her tarafına fotoğrafçılar göndermiş. Fotoğraflar çekmişler, Japonya’sından, Çin’inden ABD’sinden, dünyanın her yerinden. Bizde 34 bin albüm var. Fotoğraf çekmişler. Dünyanın ekonomik, durumunu, şartlarını yaşamını görüyor. Cihan devleti iseniz, dünyayı görmek zorundasınız. Şehir yöneticisi iseniz, dünyayı göreceksiniz. Dünya nerede, nereye gidiyor. Ne bekleniyor, ne arıyor bu dünya? Bunu görmezseniz, olacaklar bellidir. İşte Cennet Mekan Abdülhamit Han’ın görevden ayrılmasından sonra Osmanlı 20 misli küçüldü, küçültüldü. 20 misli. Çünkü onun politikaları başka. Devletine milletine sahip çıkan bir ruhu vardı ama istenmiyordu. Kızıl sultan denilerek, hak bir dinde itibarini yitirmeye çalıştılar, maalesef.”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çocukluk dönemini anlattı

    Zaman zaman Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanlığı yaptığı dönemden örnekler veren Topbaş, Erdoğan’ın çocukluk yıllarındaki anılarını paylaştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 11 yaşındaki hallerini hatırladığını belirten Topbaş, “11 yaşlarında iken kendisini hatırlarım. Yakın çalıştığımız zaman ise 17 yaşlarındaydı. Her gün, günlük tutardı. Hangi saat olursa olsun, mutlaka günlüğüne yazardı. Her toplantıyı da not ederdi. Böyle bir alışkanlık. Hafıza kaybı için önemli bir sistem. Ve çok pratikti. Hafızası çok güçlüydü. Bunu sistematik olarak, yapısal bir özellik haline getirmişti” şeklinde konuştu.

    Hata ve ihanet

    Topbaş, insanların hata yapabileceğini belirterek, hatayı ihanetten ayıran konunun ise bilinç olduğunu ifade ederek, “Bir takım arkadaşı önemlidir. Tek başınıza olursanız, bir yerlerde eksiklik olabilir. Hataları kucaklamak zorundasınız. Zaman zaman hatalar yapılabilir. Yanlışlar olabilir. Kişiler bilinçsiz yanlış yapıyorsa, hatadır. Bilerek yapıyorsa ihanettir. Bunları birbirinden ayırmak gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    “Şehirlerin rekabeti artık önemsenmiyor”

    Topbaş, günümüz dünyasında artık şehirlerin rekabetinin önemsenmediğini söyleyerek, artık odak şehir kavramının bulunduğunu söyledi. Eskiden şehirler coğrafi olarak tanımlandığını belirten Topbaş, “Şehirler, fiziki bir alan olarak biliniyordu. Modern dünyada şehirler farklı, sadece fiziki alan değil, coğrafi sınırlar değil. Ulusal ve uluslararası ilişki kurabilen, bu ölçekte iletişimi olan kentlerdir. Şehir sınırları böyle olması gerekiyor. Sadece alt yapı, fiziki alan değil şehirler aynı zamanda medeniyet merkezleri, kültür, sanat, teknoloji, ekonomi, refah, top yekun bir yaşam alanıdır. Bu tüm dünyaya açık olan bir yaşam alanıdır. Şehirlerin rekabeti artık çok fazla önemsiyor. Her şehrin kendini ortaya koyabilecek, farklılıkları özellikleri var doğru ama odak şehir olmak lazım. Yani öyle bir şehir olacaksınız ki, dünya insanları ya da iş adamları o şehirde olmak bulunmak isteyecek. Yani o şehirde olmak ayrıcalıklı olmalıdır” dedi.

    Halk ekmekteki amaç

    Topbaş, halk ekmek üretimindeki amacın rekabet oluşturmak olmadığına dikkat çekerek, “Bizim halk ekmek diye bir birimiz ve şirketimiz var. Cumhurbaşkanımızın kurduğu. Gayet iyi hizmet vermektedir. İstanbul’un yüzde 12’sinin ekmeğini yapıyor. Bir model olarak varlığımızı sürdürmeye çalışıyoruz. Örnek olalım, yoksa bir rekabet olması için değil. Mümkün mertebe ekşi mayalı, yaş maya dediğimiz kimyasal maya kullanmadan, sağlığa dikkat eden bir sistemdir” ifadelerine yer verdi.

    Katkısız bebe bisküvisi üretilecek

    Topbaş, katkısız bebe bisküvisi üreteceklerini belirterek, 6 aya kadar da bebe bisküvisinin seri üretimine başlanacağını müjdeledi. Başkan Topbaş, “Bebe bisküvisi yapacağız. Makine siparişi verildi. Sağlıklı nesiller için bir lider, bir kent yöneticisi düşünmek zorunda. Bir bebe bisküvisini alın, arkasını bakın, okuyun. Neler var, göreceksiniz. Hiç katkısı olmayan bebe bisküvisi yapılması konusunda çalışmalar başlattık. Başardık. Şimdi onun seri imalatına geçmek için makineler sipariş verdik. 5-6 ay içerisinde seri imalatına geçeceğiz” dedi.

    Sırada fındık ezmesi var

    Başkan Topbaş, sırada ise fındık ezmesi olarak da bilinen fındıklı çikolata üretimini yapacaklarını ifade etti. Kendi torunu için doğal fındıklı çikolata üretimi yaptırdığını söyleyen Topbaş, “Sırada, gençlerin çok sevdiğini zannettiğim fındıklı çikolata var. Kavanozlarda oluyor. Ben çocuklarımdan da biliyorum, vazgeçilmez, sofrada olacak illa. Bakıyorsunuz palmiye yağından bahsettiler. Yüzde 17 fındık içeriyor. Esasından fındık olması lazım. Katkıları var. Ben kendi torunlarıma bundan tamamen doğal bir şekilde yaptırdım ve başardım. Ben kendi aileme bundan yaptırıyorsam, niye İstanbullular, neden doğalını alıp, yemesinler diye düşündüm. Şimdi onunda makinelerini sipariş veriyoruz ve başardık. Tamamen doğal olmak üzere halka, bunu sunacağız. Çok daha farklı düşünmeliyiz. Nelere ihtiyaç var, sağlıktan normal yaşam alanına kadar çalışmaları gayreti ortaya koşmak zorundayız. Böyle olduğu zaman şehirler farklılıklarını ortaya koyabiliyor” diye konuştu.

    İstanbul’daki lale devri

    2005 yılında “lale evine dönüyor” sloganı ile başlattığı lale devri ile ilgili eleştiriler aldığını hatırlatan Topbaş, şimdi İstanbul’da 26.5 milyon lale soğanı ekildiğini kaydetti. Topbaş, 350 bin ailenin laleden para kazandığını vurgulayarak, “Medya beni topa tuttu. Lale devri mi başlatıyor başkan, dünya kadar ihtiyaç sıkıntı var da sıra buna mı geldi dendi. Bu sadece bir lale değil, ekonomisi, estetiği var. kültürdür, ger gelecek, şu bu diye anlatmaya çalıştık. Bu yıl 26.5 milyon lale soğanı diktik İstanbul da. Ve 350 bin aile, bunu üretti ve çalıştı. Bir istihdam oluştu, ekonomi oluştu, kültür geri döndü. Lale festivali uluslararası ölçeğe tanıştı” dedi.

    “260 bin dolarlık roketi şimdi 20 bin dolara veriyorlar”

    Türkiye’nin istediği her şeyi üretebildiğini belirten Topbaş, özellikle savunma sanayiinde de ciddi gelişme sağlandığını söyledi. Topbaş, “Ordumuz helikopterden atılan bir roketi 160 bin dolara alırken şimdi bize aynı roketi seri imalata geçmeyin 20 bin dolara verilim diyorlar. Bakın nereden nereye. Biz bu kaybettiklerimizi bulmak zorundayız. Çeliğe en iyi suyu verdik, tarihte. O halde teknolojilerde, sadece tedarikçi değil en iyisi yapmak zorundayız” dedi. İstanbul Büyükşehir belediyesinin ihtiyaç duyduğu tüm bilgisayar programları, belediye personeli tarafından yazıldığını vurgulayan Topbaş, belediyenin dışarıya bir bağımlılığı kalmadığını vurguladı. Hayal etmenin, hayata geçirilecek projedeki en zor kısım olduğunu savunan Topbaş, “Bütün mesele hayal kurmak. Hayali gerçekleştirmek için çalışırsın. Enteresan bir program düşünün, 3 ay, 6 ay, 1 yıl gibi zaman düşünerek yazılabiliniyor” ifadelerini kullandı.

    Yabancılar için mobil simultane kullanıyor

    Topbaş, yabancı konukların katıldığı toplantılar için telefondan simültane kullanılması için programlar yazdırdıklarını hatırlatarak, kendisinin mobil simültane sistemi bulunduğunu ifade etti. Yurt dışı seyahatlerinde ya da yurt dışından misafirleri olduğunda dil sorunu yaşamadığını anlatan Topbaş, şöyle devam etti:

    “Telefondan simültane yapalım dedik, yaptık. Bende mobil simültane var. 6 kulaklık var. Ekibimin çanta yanında. Geliyor takıyor. Yabancılarla ayak üstüyüz. Benim kulaklığım var. Ne konuştuklarını oradan hemen söylüyor. Ya da ben söylüyorum ona, tercümanda oradan iletiyor. Görenler şaşırıyor. İhtiyaçlar bizi yönlendiriyorsa, daha fazla düşünerek, neler yapabileceğimizi ortaya çıkarırız.”

    “Mafya adamları gibi değnekçileri sigortalı işe aldık”

    Topbaş, İspark’ı kurma fikrinin nasıl çıktığını da anlatarak, değnekçi sorunun da sigortalı iş fırsatı ile çözdüklerini kaydetti. Topbaş, “Çantacılar geldiler, iş ve akıl satmaya geldiler. ABD’li bir firmaymış. Parklanma sistemini, sorunun çözebileceklerini söylediler. ABD’de, şurada burada bunu yapan büyük firma olduklarını söylediler. Bizim yazılımlarla birkaç model gösterdiler, falan filan, ücretler böyle, tamam yapın dedik. Sokaklardaki değnekçileri, ’polis marifetiyle boşaltın’ dediler. Ben boşaltıp sana niye vereyim. Arkadaşlarımla hemen şirketi kurduk, oradaki çalışan adamları mafya adamları gibi değnekçileri, sigortalı olarak işe aldık. Kılık kıyafet giydirdik. Yüzde 80’ni yok orada, gittiler onlar. Şimdi sistem güzel bir şekilde çalışıyor ve yazılımını da yaptık” diye konuştu.

    Kalyon tasvirli tablo hediye edildi

    Öğrenci ve diğer katılımcıların sorularını da cevaplandıran Topbaş’a HKÜ Mütevelli Heyeti Başkanı Cemal Kalyoncu tarafından denizde bulunan bir kalyonun tasvir edildiği tablo hediye edildi. Öte yandan HKÜ Kongre ve Kültür Merkezinde gerçekleştirilen programın moderatörlüğünü HKÜ Rektörü Prof. Dr. Tamer Yılmaz yaptı. Programa, Başkan Topbaş, Mütevelli heyeti başkanı Kalyoncu ve Rektör Yılmaz’ın yanı sıra Gaziantep Valisi Ali Yerlikaya, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, bazı milletvekilleri, çok sayıda basın mensubu, akademisyen ve öğrenciler katıldı.