Etiket: Vuracak

  • 3 Boyutlu teknolojiler 2017’ye damga vuracak

    Dünya, 3 boyut teknolojisine entegre olurken 2017 yılında yeni bir çok 3 boyutlu ürünün Türkiye’ye girmesi bekleniyor.

    3 boyutlu teknolojinin ürünleri hızla yayılırken, bu alanda en büyük beklentiler yazıcılar alanında oldu. Bir yazının ya da resmin yansıtılması, taranması gibi bir çok yenilik 2017’de tüm dünya ile aynı anda Türkiye’ye de gelecek. Yeni ürünlerle birlikte, İnşaat özellikle kamu güvenliği adli bilişimi pazarlarında lazer taramayı kullanmayı düşünen tüm profesyonel kullanıcılar için, ideal bir giriş noktası sağlanmış olacak. Bu yeni ürünlerden birisi de FARO’nun Focus M 70 lazer tarayıcısı. FARO Başkanı ve CEO’su Simon Raab, cihazın tarama çözümü ile inşaat ve kamu güvenliğinde lazer taramasını düşünen profesyoneller için hem fiyat hem performans bakımından büyük faydalar sağlayacağını söyledi.

    3 boyut teknolojisi nasıl çalışır

    3D teknolojisi, aynı temel prensiple çalışır: beynimizi iki boyutlu bir resmin derinliği olan bir resim olduğuna inandırarak. Bunu yapmanın en temel yolu ise stereoskopidir. Kullanıcının gözlerine birbirinden biraz farklı iki resim gösterilir ve bu resimler beyin tarafından 3 boyutlu olarak algılanır.

  • Bakan Özlü: “Teknoloji Geliştirme Bölgelerimizin yarın sadece Türkiye’ye değil dünyaya damga vuracak olan firmalarımıza gebe olduğuna inanıyoruz”

    Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, “Teknoloji Geliştirme Bölgelerimizin yarın sadece Türkiye’ye değil dünyaya damga vuracak olan firmalarımıza gebe olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle Teknoloji Geliştirme Bölgelerimizi daha da geliştirme konusunda büyük bir kararlılık içindeyiz” dedi.

    Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen 4’ncü Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Zirvesi’ne katıldı. Bakan Özlü, programda yaptığı konuşmada, “Geçtiğimiz hafta, ülkemizin 2015 yılında yaptığı Ar-Ge harcamalarıyla ilgili istatistikler yayınladı. Burada bir sitemimi, bir şikâyetimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Ar-Ge istatistikleri bu ülkenin geleceğinin nasıl şekilleneceğini belirleyecek olan çok önemli verilerdir. Ancak bizim gündemimiz, ne yazık ki yine magazinle, sporla, kısır, taraflı ve önyargılı tartışmalarla işgal edildi” ifadelerini kullandı.

    “Ar-Ge harcamalarını daha da artırmayı hedefliyoruz”

    “Dışı dolu ama içi boş olan bu gündemin debdebesi içinde bu önemli verilere yeterince yer verilmediğini düşünüyorum” diyen Bakan Özlü, şunları kaydetti:

    “Bakınız, 2015 yılında Ar-Ge harcamalarımız bir önceki yıla göre yüzde 17’lik bir artış gösterdi ve 20,6 milyar TL’ye ulaştı. 2014’te, Ar-Ge harcamalarımızın milli gelire oranı yüzde 1,01 olarak gerçekleşmişti. Bu ülke tarihinde ilk defa gerçekleşen bir rekordu. 2015’te bu rekoru daha da geliştirdik. Ar-Ge harcamalarının milli gelire oranını yüzde 1,06’ya yükselttik. Çok daha sevindirici olan bir husus ise şudur; Ar-Ge harcamalarımızın yarısını özel sektörümüz, yüzde 40’ını da üniversitelerimiz gerçekleştirdi. Özel sektörün ve üniversitelerin Ar-Ge’ye her geçen gün daha fazla kaynak ayırmasından büyük mutluluk duyuyoruz. Çünkü bugün araştırma-geliştirme için yapılan harcamaların yarın bize büyük geri dönüşleri olacağını biliyoruz. Bu nedenle Ar-Ge harcamalarını daha da artırmayı hedefliyoruz. Bugün gelişmiş ekonomilerde Ar-Ge harcamalarının milli gelire oranı yüzde 3 civarındadır. Biz de bu oranı yakalamak zorundayız. Firma düzeyinde de aynı gerçeği görebiliyoruz. Dünyanın önde gelen firmaları, devasa Ar-Ge harcamalarıyla dikkat çekiyor. Mesela Çin menşeli bir firmanın 2014’teki net kârı 4 buçuk milyar dolar iken, Ar-Ge harcaması 6,6 milyar dolardır. Yani bu firma, kârının 1 buçuk katı kadar Ar-Ge harcaması yapıyor. Çünkü bu firma, bu yıl kârdan yapacağı fedakârlığın şirketin geleceğine yapılacak en güçlü yatırım olduğunu biliyor. Eğer küresel markalar oluşturmak ve dünya ihracatından daha fazla kar elde etmek istiyorsak, bu zihniyeti tüm firmalarımıza kazandırmalıyız. Deyim yerindeyse sanayi üretimine bir aşı enjekte etmeliyiz. O aşı, bilgi ve teknoloji aşısıdır. O aşı, Ar-Ge ve tasarım aşısıdır.”

    “Üniversiteyle sanayiyi buluşturmamız gerekiyor”

    Bakan Özlü, teorik bilginin önemli olduğuna ancak tek başına yeterli olmadığına vurgu yaparak, “Bilginin bir derde deva olması, sosyal ve ekonomik faydaya dönüşmesi gerekmektedir. Bizim ülke olarak, bir yandan teorik kapasitemizi geliştirmemiz gerekiyor. Bunu yaparken eşzamanlı olarak teoriyle pratiği, yani üniversiteyle sanayiyi buluşturmamız gerekiyor. Bugün Teknoloji Geliştirme Bölgeleri veya teknoparklar, tüm dünyada üniversite-sanayi işbirliğine zemin hazırlayan en önemli arayüzler olarak dikkat çekiyor” değerlendirmesinde bulundu.

    Teknoparklar sayesinde enformasyon teknolojileri ile yazılım, yeni malzemeler, biyoteknoloji, yeni enerji kaynakları, uzay teknolojileri, esnek imalat sistemleri, otomasyon ve robotik gibi birçok alanda önemli ilerlemeler yaşandığını belirten Bakan Özlü, “Dünyada kurulan ilk teknopark 1952 yılında ABD’de kurulan Standford Research Park’tır. Hepimizin Silikon Vadisi adıyla tanıdığı bu ilk teknopark öyle başarılı oldu ki, bugün teknopark deyince herkesin aklına gelen ilk örnek olmayı da başardı. 1980’li yıllarda gelişmiş ülkelerde teknopark sayısı çok hızlı bir artış gösterdi. 1990’lı yıllarda bu tren de gelişmekte olan ekonomilere doğu kaydı. Ancak Türkiye, ne yazık ki bu konuda biraz geç kaldı. 90’lı yıllar, hemen her konuda olduğu gibi bu önemli konuda da bizim için kayıp yıllar olarak tarihe geçti. Başörtülü kızlar üniversitelere girsin mi, girmesin mi tartışmasına saplanıp kalan dönemin yetkilileri, üniversitelerde teknoparklar kurmak gerektiğini akıllarına bile getiremediler. Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunumuz ancak 2001 yılında çıkabildi. AK Parti iktidarı 2002’de göreve geldiğinde ülkemizde faal teknopark sayısı sadece 2’ydi. Bugün ise yoğun gayretlerimiz neticesinde 51 tanesi faal olmak üzere 64 teknoparkımız bulunuyor” açıklamasında bulundu.

    “Teknoloji Geliştirme Bölgelerimizin yarın sadece Türkiye’ye değil dünyaya damga vuracak olan firmalarımıza gebe olduğuna inanıyoruz”

    Bakan Özlü, 45 farklı şehirde en az bir Teknoloji Geliştirme Bölgesi’nin bulunduğunu kaydederek, “Yani Teknoloji Geliştirme Bölgeleri, Türkiye’nin dört bir tarafına yayılmış durumdadır. Teknoloji Geliştirme Bölgelerinde faaliyet gösteren 4 bin 217 firmamız bulunuyor. Bu firmalarımızda 33 bini Ar- Ge personeli olmak üzere 41 binden fazla istihdam sağlanıyor. 10’uncu Kalkınma Planı’nda 2018 yılı için teknoloji geliştirme bölgelerinde hedeflenen firma sayısı 4 bindi. Yani bu hedefi, şimdiden yakalamış bulunuyoruz. Teknoloji Geliştirme Bölgeleri’ni katma değer vergisi, kurumlar vergisi, personel gelir vergisi ve Ar-Ge personeline SGK indirimi gibi muafiyetlerle destekliyoruz. Yönetici firmalarımız, firmalarımız ve akademisyenlerimiz bu desteklerden yararlanabiliyor. Son Ar-Ge Reform Paketi’nde bu destekleri daha da etkin hale getirdik. Teknoloji Geliştirme Bölgeleri’nde yürütülen tasarım faaliyetlerini de destek kapsamına aldık. İhtisas teknoparkların kurulmasının da önünü açtık. Teknoloji Geliştirme Bölgeleri konusunda şu anda nicelik olarak istediğimiz seviyeye geldiğimizi söyleyebilirim. Artık niteliğe daha fazla odaklanacağız. Teknoloji Geliştirme Bölgeleri tüm paydaşları için çok daha güçlü bir ekosistem haline getireceğiz. Bu bölgelerde daha nitelikli firmaların kurulmasını ve daha nitelikli projelerin yürütülmesini sağlayacağız. Özellikle teknoloji transferine ve ticarileşmeye daha büyük bir dikkatle yoğunlaşacağız. Bu bölgelerde kurulu olan özellikle start-up firmalara yönelik, risk ve girişim sermayesi fonlarını daha etkin hale getireceğiz. Teknoloji Geliştirme Bölgelerimizin, yarın sadece Türkiye’ye değil dünyaya damga vuracak olan firmalarımıza gebe olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle Teknoloji Geliştirme Bölgelerimizi daha da geliştirme konusunda büyük bir kararlılık içindeyiz. Bunu yaparken, etki değerlendirme çalışmalarından yararlanıyoruz” dedi.

    “Teknoloji Geliştirme Bölgelerimize kendilerini daha iyi görmelerini sağlayacak olan bir ayna tutuyoruz”

    Her yıl birçok farklı kriter ve parametreyi dikkate alarak Teknoloji Geliştirme Bölgeleri’nin performans endekslerini oluşturduklarının altını çizen Bakan Özlü, “Değişik kategorilerde başarılı olan Teknoloji Geliştirme Bölgelerimizi ödüllendiriyoruz. Çok daha Teknoloji Geliştirme Bölgelerimize kendilerini daha iyi görmelerini sağlayacak olan bir ayna tutuyoruz. Her Teknoloji Geliştirme Bölgeleri için neyi doğru ve neyi yanlış yaptığı hususunda raporlar hazırlıyoruz. Bugünkü zirvemizde de sizlerle Teknoloji Geliştirme Bölgelerimizin 2015 yılı Performans Endeksi sonuçlarını da paylaşacağız. Bu vesileyle, bu yıl ödül alacak olan tüm Teknoloji Geliştirme Bölgelerimizi kutluyor, başarılarının devamını diliyorum. Geçtiğimiz yıla göre performansını artıran Teknoloji Geliştirme Bölgelerimizi de tebrik ediyorum. Geçtiğimiz yıla göre performansı gerileyen Teknoloji Geliştirme Bölgelerimizi varsa, onları da ciddi bir muhasebe yapmaya davet ediyorum” diye konuştu.

    Bakan Özlü, konuşmasının ardından 2015 yılı Performans Endeksi sonuçlarına göre sıralamaya giren Teknoloji Geliştirme Bölgeleri’ne ödüllerini takdim etti. Genel Sıralama Olgun Teknoloji Geliştirme Bölgeleri kategorisinde ilk üç sırayı ODTÜ Teknokent Teknoloji Geliştirme Bölgesi, İTÜ Arı Teknoloji Geliştirme Bölgesi ve Ankara Teknoloji Geliştirme Bölgesi (Cyberpark) paylaştı.

  • Boztaş: “Manavgat muza damgasını vuracak”

    Manavgat Ticaret ve Sanayi Odası (MATSO) Başkanı Ahmet Boztaş, “Kullanılabilir tarım alanlarımızın yaklaşık yüzde 2’si olan örtü altındaki üretimimizi yüzde 15 seviyesine çıkarabilirsek tarım sektörünü ilçe ekonomisine ciddi katkılar sağlayan sektör haline getirebiliriz” dedi.

    MATSO Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Boztaş beraberindeki bir heyetle ilçenin Odaönü, Boztepe ve Çenger mahallelerinde örtü altında muz üretimi yapan yatırımcıları ziyaret etti. Boztaş, yapımı devam eden muz seralarında incelemelerde bulundu. Ziyarette, Manavgat İlçe Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürü Yeşim Tıravoğlu Demirtaş, Ziraat Bankası Manavgat Şube Müdürü Hasan Güdek ve Çağlayan Şube Müdürü Yalçın Bıyık, MATSO Meclis Üyeleri Ali Cinkaya ve Hüseyin Uysal, MATSO 2. Meslek Komitesi (Tarım ve Hayvancılık) Başkanı Mevlüt Çelik ve Başkan Yardımcısı Mustafa Doğay yer aldı.

    Tarım vurgusu

    MATSO Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Boztaş, ilçede örtü artı tarım oranının arttırılması gerektiğine vurgu yaparak, tarımın turizm ve ticaretin yanında Manavgat’ın en önemli sektörü olduğunu söyledi. Manavgat’ta kullanılabilen tarım alanlarının yaklaşık yüzde 2’sinin örtü altı tarımında kullanıldığını kaydeden Boztaş, toplam ilçe tarım gelirinin içerisinde örtü altının payının yüzde 40 civarında olduğunu ifade etti. Boztaş, “Manavgat’ta kullanılabilen tarım alanlarının yaklaşık yüzde 2’si örtü altı tarımında kullanılıyor. Bu da toplam ilçe tarım gelirimizin içerisinde örtü altının payının yüzde 40 civarında olduğunu gösteriyor. Kullanılabilen tarım arazilerimizde örtü altı üretimimizi yüzde 15 seviyesine çıkabilirsek tarım sektörü Manavgat ekonomisine ciddi katkılar sağlar. Tarım sektörü yan sektör haline gelir” diye konuştu.

    Boztaş, yatırımcıları kutladı

    Yatırımcıları girişimleri ve cesaretleri için kutlayan Başkan Boztaş, “yatırımınız için olduğu kadar, vizyonunuz, bakış açınız, tespitiniz için de kutluyorum” dedi. Türkiye’nin, muzda yurt içi talebi karşılamakta zorlandığını kaydeden Boztaş, “Ülkemiz yılda 270 bin ton muz üretimi yapmaktadır. Bunu da sadece Antalya ve çevresinden alabilmektedir. Talep ise 550 bin ton. Yani 280 bin ton açık ve ithalat demek. Yüzde 90’a yakını Ekvator’dan, kalanı ise diğer ülkeler. Sizler bu açığı görmüş ve yatırımlarınızla bunu kapatmak için yola çıkmışsınız. Hem siz, hem Ülkemiz kazanacak, ekonomimizin eli güçlenecek. Manavgat, muzda da isim yapacak, marka olacak ve piyasaların hakimi olacaktır. Bizler hep sizin yanınızda olacağız. Sorunlarınızda, taleplerinizde, isteklerinizde sizler için yollara düşer, çalmadık kapı bırakmayız” dedi.

    “Manavgat’ta muz üretimi 416 dekara ulaşmıştır”

    Boztaş, “Örtü altı muz üretiminde 2015 yılı sonu itibariyle üretimde tablo; Ülkemizde 200 bin 244 ton, Antalya’da 19.965 ton ve Manavgat’ta 2.240 ton olarak şekillenmiştir. 2014 yılında Manavgat’ta üretim alanı 21 dekardı. 2014 yılında muzun üretim değeri 341 bin 250 TL, 2015 yılında ise 5 milyon 600 bin TL olmuştur. Hem ekimde hem de gelirde büyük bir sıçrama. Son verilerde ekim alanı 53 dekarı yapım aşamasında toplamda 416 dekara çıkmıştır. İstihdam, gelir açısından önemli. Tarımda yeni bir alt sektör doğuyor. İktisadi sektörlerimiz çeşitleniyor” dedi.

    Dönüm başı maliyet 45 bin TL

    Ziyaretten duydukları memnuniyeti dile getiren yatırımcılar, destek için Başkan Ahmet Boztaş’a teşekkür ettiler. Faaliyetleri hakkında Boztaş’a bilgiler veren örtü altı muz üreticileri, “Son yıllarda sektörde büyük atılımlar oldu. Ekonomiye destek olmak istiyoruz. Sizlerin gelişi bizleri sevindirdi, bizlere güç verdi. Destek ve teşviklerden daha fazla yararlanmak istiyoruz. Kredi imkânlarının sağlanmasını istiyoruz. Bizlerin yanında olun. Seraların maliyeti dönüm başına ortalama 45 bin TL’dir. Dönüm başına mahsul alımı 8 ton civarındadır. Bölgede genellikle yılda tek ürün almaktadır. Çift ürün alan işletme de bulunmaktadır. İklim, toprak yapısı ve daha profesyonel bir bakıma çift ürün alma potansiyeli bulunmaktadır. İşletme başına yıllık gider 5 bin TL’dir” ifadelerini kullandılar.

  • Merçed: “Akkuyu Nükleer Santrali Antalya Turizmine Darbe Vuracak”

    Mersin Çevre ve Doğa Derneği (MERÇED), Akkuyu Nükleer Santrali’nin başta Antalya olmak üzere bölge turizmine çok büyük darbe vuracağını öne sürerek, turizmi korumak için herkesi santralin kurulmasına karşı mücadeleye çağırdı.

    Akkuyu Nükleer Santrali’ne karşı yürüttükleri mücadeleyle sık sık gündeme gelen MERÇED üyeleri, bu kez de nükleer santral ile Türkiye’nin turizm yıldızı Antalya ilişkisini kurarak, santralin Mersin dışındaki etkilerini gündeme getirdiler. MERÇED Başkanı Sabahat Aslan, dernek üyeleri ile birlikte Mersin Gazeteciler Cemiyeti’nde açıklama yaparak, Gülnar’ın Büyükeceli Mahallesi’nde kurulması planlanan Akkuyu Nükleer Santrali’nin turizme vereceği zararlara dikkat çekti. Akkuyu Nükleer Santrali ile meydana gelebilecek olumsuzlukların başta Antalya olmak üzere bölge turizmini çok olumsuz etkileyeceğini dile getiren Aslan, nükleer santrallerin çok güvensiz, riskli teknolojiler olduklarını ve etkilerinin yüz binlerce yıl devam ettiğini öne sürdü. Bunun, Fukuşima ve Çernobil kazalarında bir kez daha kanıtlandığını ifade eden Aslan, “Japonya, dünyada nükleer santral teknolojilerinde güvenlik bakımından en son teknolojileri uygulamasına ve depreme karşı önlemlerinde tecrübeli olmasına rağmen Fukuşima nükleer santral kazasını engelleyememiştir. Nükleer santrallerde en önemli sorun, kazanın önlenememesi kadar olası bir kazadan sonra felaketin büyümesini engelleyici tedbirlerin yetersizliğidir” dedi.

    “AKKUYU DEPREM KUŞAĞINDADIR VE FUKUŞİMA NÜKLEER SANTRAL KAZASINA ADAYDIR”

    “Akkuyu, Fukuşima nükleer santral kazasına adaydır. Çünkü Akkuyu deprem kuşağındadır” diyen Aslan, şöyle devam etti: “Akkuyu Nükleer Santrali’nin deprem kuşağında olması, santrali yapacak şirketin malzeme ve teknoloji konusunda sabıkalı oluşu, dünyada test edilmemiş bir teknolojinin uygulanacak olması kaza riskini çok yükseltmekle birlikte Akkuyu’nun Fukuşima olması için nedenleri çoktur.”

    Akkuyu Nükleer Santrali’nin kurulması durumunda, başta Antalya olmak üzere bölge turizmine vereceği zararları anlatan Aslan, Türkiye’de yaklaşık 32 milyar dolarlık turizm gelirinin yarısının Antalya’da üretildiğine işaret etti. Yapılan araştırmaların, İstanbul’a gelen turistlerin kalış süresi 3 gün iken, Antalya’daki kalış sürelerinin 9 gün olduğunu gösterdiğini belirten Aslan, “Antalya, turizm bakımından ülkemizin başkenti sayılmaktadır. Akdeniz bölgesinde deniz turizmi yapılmaktadır. Kamuoyunda oluşturulan yanlış algılardan biri de Fransa örneğidir. Fransa’da deniz turizminin yapıldığı hiçbir bölgede nükleer santral mevcut değildir” diye konuştu.

    “AKKUYU NÜKLEER SANTRALİ BÖLGE TURİZMİNİ ÇOK OLUMSUZ ETKİLEYECEK”

    Türkiye’nin, 25,5 milyon gelen turist sayısı ile dünyada 7. sıraya, turizm geliri itibari ile de 9. sıraya yükseldiğinin altını çizen Aslan, “Türkiye’ye gelen turistlerin yüzde 45’i Antalya bölgesine gelmektedir. Turizm şirketleri Akkuyu Nükleer Santrali yüzünden bölgemize turizm yatırımı yapmaktan vazgeçmektedir. Dünyada kullanılan nükleer santrallerde kaza olmasa bile radyasyon sızıntıları engellenememektedir. Akkuyu Nükleer Santrali’nin kaza riski çok yüksek olacaktır. Akkuyu’da kurulacak bir nükleer santral, terörist saldırı veya sabotaj tehlikesini artıracağı için çevre, toplum ve bölgenin ekonomisi için hesaplanamayacak sonuçlar doğuracaktır. Doğu Akdeniz bölgemizde, özellikle Antalya ve Mersin’de deniz turizmi yapıldığından, Akkuyu’da kaza ve radyasyon sızıntısı olmasa bile Akkuyu Nükleer Santrali’nin oluşturacağı psikolojik korku, çevre kirliliği ve denizin ekosisteminde oluşturacağı olumsuz etkiler, deniz suyuna radyasyon bulaşması, deniz suyunun ısınmasından kaynaklı üreyecek deniz anaları gibi omurgasız hayvanlar, Doğu Akdeniz’in geniş bir bölümünün nükleer atık ve yakıt taşımacılığında bir geçit olması sonucunda başta Antalya turizmi olmak üzere bölgemizin turizmi çok olumsuz etkilenecektir. Kaza veya sızıntı olması halinde zaten ülkemizin turizmi tamamen bitecektir” ifadelerini kullandı.

    MERÇED’DEN TURİZM İÇİN MÜCADELE ÇAĞRISI

    Akkuyu’da uluslararası sözleşmelerle korunan birçok doğal yaşam alanın, turizm alanlarının ve tarım alanlarının yanı başına, Avrupa Nükleer Güvenlik standartlarını içermeyen bir nükleer santralin kurulmasına karşı durmak gerektiğini söyleyen Aslan, halka çağrı yaparak, “Akkuyu projesinin turizmimize çok büyük darbe vuracağı açıktır. Turizmcilerin, nükleer santraller konusunda yapılmak istenilen uygulamalara karşı çok daha bilinçli, duyarlı ve dirençli olmaları gerekmektedir. Turizmimizi korumak için Akkuyu Nükleer Santrali’nin kurulumuna karşı herkesin mücadele etmesi gerekmektedir” dedi.

  • Bakan Eroğlu: “Bu Millet 21. Asra Mührünü Vuracak”

    Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, “Türkiye her zamankinden daha güçlüdür. Terör örgütünün arkasındaki bir takım ülkelerle de mücadele ediyoruz. Terör örgütüne silah verip destekleyenleri biliyoruz. Bu şanlı bayrak ilelebet bu topraklarda dalgalanacaktır. Merak etmeyin 21’inci asra bu millet mührünü vuracaktır” dedi.

    Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, bir dizi ziyaret ve yatırımların temelini atmak üzere geldiği Antalya’da Valiliği ziyaret etti. Eroğlu, Vali Muammer Türker, AK Parti Antalya milletvekilleri Mustafa Köse, Gökçen Özdoğan Enç, Hüseyin Samani, AK Parti İl Başkanı Rıza Sümer, Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel ile bakanlığa bağlı kurum müdürlerinin de katıldığı bir toplantıda açıklamalarda bulundu.

    “STAJ YAPTIĞIMDA ANTALYA KÖYDÜ”

    Bakan Eroğlu, Antalya için hazırladıkları projeleri sıralayarak yapılan yatırımları vurguladı. Kaş ilçesinde vatandaşların dere ıslahı ve Kıbrıs barajı yapımı konusunda bir taleplerinin olduğunu belirten Eroğlu, “Kıbrıs Barajı’nın temelini attık. Normalde eski Türkiye’de bir gölet, sulaması hariç 22 yılda biterdi. Şimdi baraj orada 5 yılda biter mi? diye beklerdi. 2018 yılına kadar bitirme sözünü aldık müteahhitten temelini atarken. 1 dakika bile gecikse 12 derslikli bir ilkokul yaptırma taahhüdünü de aldık. Sadece 35 bin dekar arazi sulanacak 80 milyondan daha fazla o bölgedeki çiftinin cebine ilave gelir olacak. Demre’de bir kısım arazilerin taşkınlardan önlenmesi sağlanacak. Bunun dışında orada Gazipaşa’da bir köprü vardı. Dere ıslahları vardı. Buraya gelirken heybemiz hep dolu geldik. Staj yaptığımda Antalya köydü şimdi dünyanın incisi oldu” dedi.

    “ÇILGINI HERKES KULLANDI, MUHTEŞEM YA DA HARİKA DİYELİM”

    Valilik ziyaretinin ardından Eroğlu, Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkanı Menderes Türel’i makamında ziyaret etti. Burada Antalya ile ilgili çalışmalardan da bilgiler alan Eroğlu, Menderes Türel’in “Çılgın Projem Boğaçayı” dediği projesinin ismini değiştirdi. Türel’in projelerine ilişkin bilgiler verdiği sırada Bakan Eroğlu araya girerek, “Bu projeyi inceledim. Benimde ihtisas alanıma giriyor. Ciddi çalışmaların olduğu bir proje. Ancak buna “Çılgın” demek olmaz. Çılgını herkes kullandı artık. Biz buna “Muhteşem ya da Harika” diyelim. İsmini değiştirelim olur mu?” dedi.

    “ALLAH’A ŞÜKÜR BIYIKLARIM YERİNDE”

    Partisinin il başkanlığında partililerle bir araya gelen Eroğlu, 13 yılda Türkiye için yaptıkları projelerden söz etti. İstanbul’da çok sayıda sorunu çözdüklerini aktaran Eroğlu, Haliç’i kötü kokusundan kurtardıklarını söyledi. Ayrıca İstanbul’un Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanlığı yaptığı zamanlarda su sorununu çözmek için bizzat belediyeye gittiğini hatırlatan Eroğlu, “O zaman üniversitede akademisyendim. İstanbul’un su sorununu çözeceğime dair başkanın yanına gittiğimde herhalde bana gülmüştür nasıl olacak diye. Ama fırsat verdi ve 8 ay sonra su sorununu ortadan kaldırdık. Tabi sorunu çözünce bir daha su kesintisi olmayacak dedim. O zaman bana sordular sular kesilince ne olacak diye. Sultan Ahmet Meydanı’nda darağacında kendimi asacak halim yok. Askerde dahi kesmediğim bıyıklarımı keserim demiştim. Allah’a şükür bugün hala bıyıklarım yerinde” dedi.

    “Türkiye her zamankinden daha güçlüdür. Terör örgütünün arkasındaki bir takım ülkelerle de mücadele ediyoruz” diyen Eroğlu, “Terör örgütüne silah verip destekleyenleri biliyoruz. Bu şanlı bayrak ilelebet bu topraklarda dalgalanacaktır. Merak etmeyin 21’inci asra bu millet mührünü vuracaktır” dedi.