Etiket: Verin”

  • Diş dostu yiyecek ve içeceklere önem verin

    Diş hekimi Güzin Kırsaçlıoğlu, dişlere zarar veren yiyecek ve içeceklerin genellikle bilindiğini ancak diş dostu yiyecek ve içeceklere gereken önemin verilmediğine dikkat çekti.

    Amerikan Diş Hekimleri Derneği (ADA) ve Avrupa Estetik Diş Hekimleri Derneği (EAED) üyesi Dt. Güzin Kırsaçlıoğlu, dişleri çürüten ya da zarar veren besinlerin karbonhidrat içerdiğini belirterek, “Her türlü şekerlemeler, kolalı içecekler, şeker katılmış çay dahil içeceklerin yanı sıra pasta, kek, kurabiye, jöleli pastalar ve dondurma gibi gıdalar dişlerimizi üzer” diye konuştu.

    Dişlere zarar veren besinlerle ilgili toplumun az ya da çok bilgi sahibi olduğunu kaydeden Dt. Güzin Kırsaçlıoğlu, “Bilinçli beslenmenin popüler olduğu günümüzde diş dostu yiyecek ve içecekler konusu ne yazık ki gündeme çok sık gelmemekte. Oysa bir yandan diş sağlığımıza dikkat ederken diğer yandan da hangi besinlerin diş yapısını koruduğu hatta güçlendirdiğinin bilinmesi gerekir. Örnek olarak süt ve süt ürünleri kalsiyum bakımından zengin oldukları için dişlerin ana yapısını güçlendirir. Ancak peynirde bulunan bir madde var ki, bu madde diş çürümesini engeller. Bu madde Kazein’dir” diye konuştu.

    Dişlerinizi peynir yiyerek güçlendirin

    ADA ve EAED üyesi Dt. Kırsaçlıoğlu, Kazein’in, süt içindeki baskın olan bir grup proteine verilen isim olduğu bilgisini paylaşarak, bu maddenin insan sütü de dahil olmak üzere hayvansal sütlerin tümünde mevcut olduğunu ifade etti. Öğün aralarında peynir atıştırmanın ya da kaşarlı tost yemenin diş sağlığı açısından faydalı olduğunu söyleyen Güzin Kırsaçlıoğlu açıklamasını şöyle sürdürdü:

    “Birçok ülkenin beslenme kültüründe yemeğin üzerine tatlı yenir. Ancak bu alışkanlık yemekten sonra diş fırçalanmadığında dişin çürümesini kolaylaştıran bir alışkanlıktır. Çok sık rastlanmamakla birlikte bazı ailelerde ise yemeğin ardından peynir-ekmek yenir. Bu aslında dişlerin lehine bir durumdur. Diş sağlığı üzerine yapılan araştırmalarda XYLITOL isimli bir şekerin çürük oluşumunu önlediği tespit edilmiştir. Şeker benzeri yapısından dolayı bakteriler tarafından hücre içine alınan bu madde dişlerdeki bakterilerin ölümüne yol açarak çürümeye engel olmaktadır. XYLITOL, normal şekerle hemen hemen aynı tada sahiptir. Üretici firmalar bunu farkedince xylitol’ü sakızların içinde kullanmaktadır. Öğün aralarında içeriğinde bu madde bulunan sakızlar çiğnendiğinde diş çürümelerinde azalma kaydedildiği belirlenmiştir. Üzerinde diş dostu amblemi olan sakızlar bu tip sakızlardır.”

    Dt. Güzin Kırsaçlıoğlu dişlerin, ağız ortamının asidik olması durumunda çürüdüğünü vurgulayarak, tükürükteki potasyumun ise asit ortamını tamponlamakta etken olduğunu söyledi.

    Potasyum barındıran gıdalar tüketmek diş için faydalı

    Ağız içindeki ortam asidik olduğunda tükürükteki potasyumun devreye girdiğini ve ortamın nötralize olduğunu belirten Dt.Kırsaçlıoğlu, tükürük içeriğinde yeterli potasyum olan kişilerde çürük oranının da düşük olduğunu kaydetti.

    Bu yüzden potasyum açısından zengin gıdalarla beslenmenin önemli olduğunu belirten Kırsaçlıoğlu, “Özellikle kuruyemişler bu konuda faydalıdır. Ayrıca kuruyemişlerin içerisindeki yağ da dişler üzerinde kaygan alan oluşturduğundan gıda artıklarının yapışmasını engeller. Yer fıstığı potasyum açısından en zengin kuruyemişler arasındadır. Ekonomik ve kolay bulunan bu gıda maddesi yemek aralarında da atıştırılabilir. Okul çocuklarının okula giderken ceplerine konulabilecek faydalı besinlerdendir. Adeta hayatın iksiri olan su da diş koruyucu içecekler arasındadır. Günlük 2 litrelik su tüketimi hem vücut hem de diş sağlığımız açısından hayati önemdedir. İçtiğimiz su, tükürüğü sulandırarak dişleri yıkama görevini yerine getirmesini sağlar. İçerdiği mineraller tükürüğün yapısına girerek tükrüğün kalitesini yükseltir. Dişlerin fırçalanmadığı durumda su ile yapılan çalkama etkili bir koruyucu önlemdir” dedi.

    ADA ve EAED üyesi Dt.Güzin Kırsaçlıoğlu, Anadolu’da bol miktarda bulunan ve halk arasında “Dişotu” olarak bilinen bitkinin, antibakteriyel yapısı nedeniyle özellikle diş ve diş eti iltihaplanmasında ağız gargarası olarak kullanımının etkili olduğunu bildirdi.

    Dişler yemek sonrası fırçalanmalı

    Kırsaçlıoğlu, bakliyat grubunun çürük oluşturmayan gıdalar olduklarından kullanımlarının dişlerde çürüğe sebebiyet vermediğini ancak her koşulda dişlerin yemeklerden sonra mutlaka fırçalanması gerektiği uyarısında bulundu.

    Güzin Kırsaçlıoğlu, “Açıklamamın içeriği bahsettiğim yiyecekleri yersem ya da öğün aralarında sakız çiğneyip, peynir atıştırırsam dişim çürümez tarzında anlaşılmamalıdır. Ağız bakımı olmadan diş çürümesi engellenemez. Mutlaka akşam yatmadan önce sabah kahvaltıdan sonra dişler fırçalanmalıdır. İdeal olanı öğle yemeğinin ardından da dişlerin fırçalanmasıdır. Fakat şartların uygun olmadığı yerlerde sakız çiğnemek gibi önlemler o zaman devreye girer. Tost yiyeceksiniz kaşarlı tostu tercih etmek, çocuğunuza fındık kreması sürülmüş ekmek yerine peynir-ekmek vermek gibi davranışlar da bu konuda bilinç geliştirme anlamında faydalıdır. Daha sağlıklı bir toplum için diş ve ağız sağlığına özel önem göstermeliyiz” diye konuştu.

  • Psikologlardan ailelere ‘Çocuklarınıza mahremiyet ve cinsel eğitim verin’ uyarısı

    Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Ereğli Eğitim Fakültesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü 4. Sınıfı öğrencileri tarafından düzenlenen konferansa katılan Psikolog Hülya Usta ailelerin çocuklarına mahremiyet ve cinsel eğitim vererek cinsel saldırılardan koruyabileceklerini ifade etti. Psikolog Savaş Kurt ise cinsel saldırıda bulunan kişilerin büyük çoğunluğunun pedofili hastası olmadığını söyledi.

    Kdz. Ereğli eğitim Fakültesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü 4. Sınıfı öğrencileri tarafından Topluma Hizmet Uygulamaları Dersi kapsamında Kdz. Ereğli Belediyesi tesislerinde “Çocuklara cinsel eğitim vermenin önemi, çocukların cinsel saldırılardan korunması, çocukların pedofili hastalarından korunması” konulu konferans düzenledi. Konferansa konuşmacı olarak Kdz. Ereğli Devlet Hastanesi’nde görevli Psikolog Savaş Kurt ve Kdz. Ereğli toplum Sağlığı Merkezi’nde görevli Hülya Usta katıldı.

    Çocuklara cinsel eğitim vermenin önemi

    Kdz. Ereğli eğitim Fakültesi öğrencileri ile ailelerin katıldığı konferansta konuşan Kdz. Ereğli toplum Sağlığı Merkezi’nde görevli Hülya Usta ailelerin çocuklarına mahremiyet ve cinsel eğitim vererek cinsel saldırılardan koruyabileceklerini ifade etti. Pedofilinin en az 16 yaşından büyük ve kendisinden en az 5 yaş küçük küçük çocuğa cinsel münasebette bulunan kişiler olduğunu dile getiren Psikolog Usta “Dışarıdan baktığımızda bir kişinin pedofili olup olmadığını anlayamayız. Pedofili olan kişiler genelde bunu gizli olarak devam ettiriyorlar. Ancak vaka gazetelerde ve TV’lerde yayınlanıp ortaya çıktığında biz duyuyoruz. Çocuklarımızı korumanın en iyi yöntemi uygun yaş ve dönemlerde onlara mahremiyet ve cinsel eğitim vermek. Cinsel eğitim çocuklara doğduğu andan itibaren verilmeye başlanıyor. Çünkü çocuğun ismiyle, kıyafetleri ile olsun bir kimlik oluşumu başlıyor. 2 yaşından itibaren tuvalet eğitimi cinsellik eğitiminde önem kazanıyor. 2 yaşından sonrada bazı bilgilerin çocuğa yavaş yavaş verilmesi gerekiyor. Üzerinin giyinik olması, banyoda tek başına yıkanması yada özel bölgelerinin kapalı olması gerektiği, iyi dokunuş ve kötü dokunuşlar neler? Özel bölgeler nereler? Buralara dokunmak doğru mu, yanlış mı? Ne zaman kimler dokunabilir? Bunları öğretmek gerekiyor. Özel bölgelerine istemedikleri bir dokunma olduğunda bunu çocuklar tehlike olarak anlayabilirler” dedi.

    “Her cinsel tacizde bulunan pedofili değildir”

    Kdz. Ereğli Devlet Hastanesi’nde görevli Psikolog Savaş Kurt ise konuşmasında her cinsel saldırıda bulunan kişinin pedofili hastası olmadığını, cinsel saldırıda bulunan kişilerin cezalardan kurtulmak için pedofili hastası olduğunu söylediklerinin görüldüğünü anlattı. Çocuklara cinsel saldırıda bulunan kişilerin çocuğunun pedofili olmadığının altını çizen Psikolog Kurt, cinsel saldırıya uğrayan bireylerin nasıl anlaşılacağını açıkladı. Psikolog Kurt konuşmasında şu sözlere yer verdi; “Cinsel tacize uğramış çocuklarda bazı belirtiler vardır. Bir kere cinselliğe yönelik erken yaş döneminde ilgisi uyanmıştır. İrkilmeleri, birden uyanmaları, kötü rüyalar görmeleri, korkmaları, sıçramaları gibi durumlar olabilir. İçine kapanma ve toplumdan uzaklaşma gibi belirtilerle karşılaşabiliriz. Çoğu zaman bu belirtileri bir işaret olarak kabul edip böyle bir sorun var mı, yok mu? Bunu öğrenmemiz gerekiyor. Öncelikle cesaretlendirmemiz gerekiyor. Çünkü çocuklar bu tür konuların aileye söylenmemesi gereken şeyler olduğunu düşünüyorlar. Hatta intihar vakaları gerçekleşebiliyor, çocuk kendisine zarar vermeye çalışabiliyor henüz 13-14 yaşlarındayken. Kendisine zarar verme davranışlarının altında başka ruhsal sorunlar olabileceği gibi cinsel taciz sorunlarının da olabileceğini düşünmemiz gerekiyor. Her cinsel tacizde bulunan kişi pedofili hastası diyemeyiz. Bazen cinsel tacizde bulunan kişiler pedofili hastalığının ardına sığınmaya çalışabilirler fakat cinsel taciz bir şiddet eğiliminin sonucu olarak ortaya çıkmış olabilir. Pedofili bir hastalıktır. Rehabilite edilmesi, tedavi edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Fakat cinsel tacizde bulunan kişilerin büyük bir çoğunluğu da pedofili hastalığını yaşamayan, taşımayan kişilerdir.”

    Konferansa katılanlara cinsel tacizden korunma ve cinsel eğitimle ilgili kısa filmler izletilirken, ailelerin merak ettiği sorulara da yanıt verildi.

    Konferans sorulara yanıt verilmesi ve öğrencilerle fotoğraf çekilmesinin ardından sona erdi.

  • Diş çürüklerine lazer ile son verin

    Global Diş Hekimleri Derneği Başkanı Diş Hekimi Zafer Kazak, lazerin, doğru ayarlar kullanıldığında derin çürüklerde doku seçici özelliğinden dolayı çok iyi sonuçlar elde edildiğini söyledi.

    Sadece çürük doku temizlenebildiği için kanal tedavisi gereksiniminin de azaldığını kaydeden Kazak, “Lazer ile yapılan diş eti tedavilerinde farklı konseptler vardır. Bu konseptler klasik cerrahi yöntemlerle karşılaştırıldığında işlem şekli, iyileşme süreçleri ve hasta konforu açısından farklılıklar gösterir. Estetik işlemler de daha hızlı ve konforlu bir iyileşme elde edilebilirken, kemik kaybı görülen ileri diş eti hastalıklarında tedavi yaklaşımları tamamen değişebilmektedir. Örneğin, cerrahi tedaviye ihtiyacı olan bazı hastalarda, diş taşları klasik yöntemle (titreşimli ve su soğutması ile çalışan aletlerle) temizlendikten sonra diş etindeki ve diş yüzeyindeki yabancı dokular kombine lazer cihazları ile (çift dalga boylu lazer sistemleri -Er:YAG ve Nd:YAG) uzaklaştırıp, dokularda derin dezenfeksiyon yapılabilir. (WPT yöntemi – Wavelength -optimized Periodontal Therapy). Bu yöntemle açık ameliyat gerektiren diş eti hastalıklarında bile (eğer ileri seviyede kemik desteği gerektirmiyorsa) ameliyatsız tedavi mümkündür. Bu sayede problemli diş etlerinin iyileşmesi hızlı, güvenilir ve ağrısız bir şekilde gerçekleşir” ifadelerini kullandı.

    Diş Hekimi Zafer Kazak, “Çift dalga boyu içeren sert doku ve yumuşak doku lazer cihazları, gelişmiş lazer cihazlarıdır. Bu sistemler yüksek maliyetleri sebebi ile standart olarak her klinikte kullanılamayabilir. Bu durumda lazer destekli çalışılmak isteniyorsa diyot lazer cihazları tercih edilirler. Daha düşük maliyetlerle temin edilebilen bu cihazlar da kısmen kombine cihazlar ile yapılan tedavileri yapabilirler. Diyot lazerlerle kemik, diş gibi sert dokularda çalışılmaması daha kısıtlı tedaviler yapılabilmesinin ana sebebidir” şeklinde konuştu.

  • Başkan Zolan: “Çamur siyasetine son verin”

    Denizli Büyükşehir Belediyesi’ne ait iş makinelerinin Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin işyerinin çevre düzenlemesinde çalıştığı şeklindeki açıklamalara karşı Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Zolan bir açıklama yaptı.

    Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Zolan, belediyeye ait iş makinelerinin Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin iş yerinin çevre düzenlemesinde kullanıldığı iddiaları üzerine yazılı bir açıklama yaptı.

    Yapılan iddiaların asılsız ve mesnetsiz olduğunu belirten Başkan Zolan, “Denizli Büyükşehir Belediyesi ne kişilere özel bir uygulama yapar ne de Sayın Bakanımız böyle bir şeye tenezzül eder. Bu haksız suçlamalar tamamen çamur siyasetinin bir göstergesidir. Çalışma yapılan yer Büyükşehir Belediyesi’ne ait bir yerdir ve Bakanımızın mülkiyetinde bulunan arazi sınırları içinde hiçbir çalışma yapılmamıştır” dedi.

    Söz konusu çalışmanın yapıldığı yerinin belediyeye ait olduğunu belirten Zolan, “Bozburun Mahallesi ve çevresinde bir süre önce yapımına başladığımız ve ihalesini tamamladığımız 10 kavşak çalışmasından biri olan bu projemizle ilgili yapılan asılsız iddialar maalesef bizi derinden üzmüştür. Denizli Büyükşehir Belediyesi yetki ve sorumluluk alanında bulunan ve toplam 10 kavşağı kapsayan projemiz tüm hızıyla devam ederken, bunlardan 4’ü bitirtilerek vatandaşlarımızın hizmetine sunulmuştur. Bunun yanında İzmir asfaltındaki 2 kavşak düzenlemesi daha devam etmektedir. Bu kavşakların bölge trafiğini nasıl rahatlattığı herkesin malumudur” ifadelerini kullandı.

    Bu açıklamayı yapanı kınadıklarını belirten Zolan, “Keşke kendisi basın yolu ile bize çamur atmak yerine Belediyemizden çalışma hakkında doğru bilgileri alsaydı. Şurası bilinmelidir ki, hangi haksız suçlama ile karşı karşıya kalsak da kentimizin dört bir yanında başlattığımız çalışmalar aralıksız sürecektir. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın. Bu asılsız, çamur siyasetinin bir göstergesi olan mesnetsiz iddialar bizleri yıldıramayacak aksine daha azimle hizmetlerimize devam etmemize vesile olacaktır” şeklinde konuştu.

  • Dünyaca ünlü ekonomist Laffer: ’’Obama’yı alın, Erdoğan’ı verin’’

    ’Arz yönlü iktisadın babası’ olarak tanınan dünyaca ünlü ABD’li ekonomist Arthur Laffer, Türkiye ekonomisinin çok iyi durumda olduğunu belirterek, ’’Kötü ekonomi görmek istiyorsanız ABD’ye gelin. Sizlere şöyle bir teklifim var: Obama’yı alın, Erdoğan’ı verin” dedi.

    1972-1989 döneminde, aralarında eski ABD Başkanı Ronald Reagan ve eski İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher’in de bulunduğu birçok ünlü lidere danışmanlık yapan Arthur Laffer, DEİK/Türkiye-ABD İş Konseyi’nin (TAİK) davetlisi olarak Türkiye’ye geldi. Ankara’da, JW Marriott Otel’de ’Maliye Politikası: Türkiye’nin Makroekonomik Başarı Hikayesinin Ana Direği’ semineri öncesi basın mensuplarıyla kahvaltıda bir araya gelen Laffer, Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    “Dünyadaki Türkiye algısı yanlış”

    Türkiye ekonomisiyle ilgili dünyada yanlış bir algı olduğunun altını çizen Arthur Laffer, şunları söyledi:

    “Türkiye ekonomisi bana göre inanılmaz iyi durumda. Kötü ekonomi görmek istiyorsanız ABD’ye gelin. Buraya gelirken bir arkadaşım, ’Erdoğan’ı bize versinler durumumuz harika olur’ dedi. Kısa vade için teklifim şudur: ‘Obama’yı alın, Erdoğan’ı bize verin.’Türkiye’de hem vergi hem özelleştirme konularında yaptığınız çalışmalar alkışı hak ediyor. Bu şekilde devam ederseniz refah oranınız anlamlı bir biçimde artacaktır.”

    “Balık vermeyin, balık tutmayı öğretin”

    Dünyadaki vergi politikalarını etkileyen ünlü ’Laffer Eğrisi’ teorisinin üreticisi Arthur Laffer, refah bir ekonominin 5 temel politika üzerinde yükseldiğini belirterek, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Refah ekonomisi için düşük oranlar, geniş tabanlı sabit vergiler, harcama kısıtlamaları, sağlam para, serbest ticaret ve asgari düzenlemeler gerekmektedir. Bu 5 politika bizim kuzey yıldızımızdır. Kuzey yıldızını takip ederseniz başarıya ulaşırsınız. İnsanların vergiden kaçınmalarını, vergi kaçırmalarını ya da vergiye tabii gelirlerini beyan etmemelerini asgariye indirmek için vergi oranlarının düşük tutulması gerekmektedir. Geniş bir vergi tabanı, vergi mükelleflerinin vergi ödememek amacıyla paralarını değerlendirebilecekleri alanları en aza indirebilmek için gereklidir. Ülkelerin istihdam ve üretimlerini artırmak için vergi muafiyetleri, istisnaları ve indirimleri olmaksızın, düşük bir vergi oranına ve geniş bir vergi tabanına ihtiyaçları vardır. Benim felsefem şudur: İnsanlara balık vermeyin, balık tutmayı öğretin.”

    Laffer, “Türkiye’de bütçe gelirlerinin büyük bir bölümü dolaylı vergi gelirlerinden oluşuyor. Bu vergi gelirleri içerisinde de, özellikle birkaç sektörün -motorlu taşıtlar, tütün gibi- büyük bir paya sahip olduğu görülüyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusu üzerine ise şunları söyledi:

    “Mükemmel vergi sisteminde düşük oranlar, geniş tabanlı sabit vergiler olması gerekmektedir. Bana göre bu sektörlerde vergiyi yükseltirseniz, kuzey yıldızından uzaklaşırsınız. Türkiye’nin devlet başkanı olsaydım bu sektörlerde de ayrım yapmaz, düşük vergiyi onlar için de tutardım. Dolaylı vergilerde başı çeken otomotiv, tütün gibi sektörlerde vergilerin değere, fiyata bağlı değil, sabit bir tutarla elde edilmesinin daha doğru bir politika olacağını düşünüyorum.”

    Yatırım ortamına güven tazelenir

    Arthur Laffer, darbe girişiminin ekonomiye etkisine ilişkin bir soru üzerine de, ’’Darbe girişiminin iyi atlatılması yatırım ortamına güveni tazeleyecek diye düşünüyorum. Türkiye’nin geleceğiyle ilgili çok iyimserim’’ dedi.