Etiket: Vekili

  • TİM Başkan Vekili Süleyman Kocasert: “İhracatta son 49 ayın rekoru kırıldı”

    Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkan Vekili ve Denizli İhracatçılar Birliği (DENİB) Başkanı Süleyman Kocasert, 2017 yılı ocak ayı ihracat rakamlarını değerlendirdi. İhracatın Ocak ayında yüzde 15 oranında artarak, son 49 ayda gerçekleşen en yüksek artış oranına ulaştığını söyleyen Kocasert, “Yeni anayasa ile birlikte ekonomide enflasyonda ve işsizlikte aşağı yönde bir hareketlilik olacak” dedi.

    TİM Başkan Vekili ve DENİB Başkanı Süleyman Kocasert, DENİB Nihat Zeybekci Toplantı Salonunda Ocak 2017 Türkiye ve Denizli ihracat rakamlarını açıklayarak basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Türkiye ihracatının ocak ayında, 9 milyar 157 milyon dolardan 10 milyar 528 milyon dolara yükseldiğini belirten Kocasert, bunun oran olarak yüzde 15’e ulaştığını, son 49 ayın rekorunun kırıldığını ifade etti. Denizli ihracatında ise, DENİB tarafından kayda alınan ihracatın ocak ayında, 2016 yılının ocak ayına göre yüzde 20 arttığını kaydeden Kocasert, bunun 192 milyon dolar olarak gerçekleştiğini belirtti.

    DENİB yönetim kurulu üyeleri ile birlikte açıklama yapan Kocasert, yılın ilk ayında gerçekleştirilen rekor düzeydeki ihracatın tesadüf olmadığını, 2017 yılındaki ihracatın 2016 yılından çok dahi iyi olacağını belirtti.

    Ülke için önemli, içerisinde çok ciddi problemlerin ve sorunların olduğu bir yılın geride bırakılmasına rağmen, beklenin aksine dünya ticaretinin büyümediğini belirten Kocasert, Avrupa’da büyüme rakamlarının beklenen düzeyde gelmediği, dünyada ABD seçimlerinde şaşırtıcı bir sonucun çıktığı ve Türkiye’nin 15 Temmuz gibi, sadece Türk tarihine değil, dünya tarihine girecek elim bir olayın geride bırakılmasına rağmen, 2016 ihracatını neredeyse 2015 yılına yakın, yüzde 1 değer kaybıyla kapatıldığını ifade etti.

    “Alınan kararlar ekonomik olmaktan çok, politik odaklıdır”

    Kocasert, “Bütün olumsuzluklara rağmen 2017 yılına çok iyi başladık. Olumsuzluklardan kastım da, dünya çapındaki iki kredi derecelendirme kuruluşunun ardı ardına yaptığı negatif açıklamalar ve not indirimleridir. Hepiniz biliyorsunuz hem Standart & Poor’s, hem de Fitch Türkiye ile ilgili notu aşağıya yönlü revize etti ve Türkiye yatırım yapılabilir statüsünden çıktı. Pazartesi sabah beklenin aksine bir gelişme oldu, döviz aşağı yönlük gevşerken, borsada da yukarıya doğru bir hareketlenme yaşandı. Bu açık ve seçik gösteriyor ki, alınan kararlar ekonomik olmaktan çok, politik odaklıdır ve dünya yatırımcıları alınan bu kararlara pek de itibar etmedi. Çünkü borsaya ciddi bir yabancı girişinin olduğunu hep beraber gözlemledik” dedi.

    Gerek Denizli olarak, gerek ülke olarak ihracat atağına devam ettiklerini, bunun yanında hem ürünü, hem de pazarı çeşitlendirdiklerini belirten Kocasert, “49 ay sonra yaklaşık 4 yıl sonra, ülkemiz ihracatının bir ay içerisinde iki haneli artması da, bizler için ayrı bir sevinç, moral ve motivasyon kaynağı oldu. 2017 yılı Türk ihracatçısı için bir fırsat ve atılım yılı olduğunun göstergesi oldu. Türkiye ihracatı geçen yılın Ocak ayına göre 15 oranında değer bazında, yüzde 20 oranında kilogram bazında da artış gösterdi” ifadelerini kaydetti.

    Denizli ihracatı

    Denizli’nin pozitif anlamda ayrıştığını ve bir önceki yıla göre, değer ve kilogram bazında yüzde 5’lik bir artışla yılı geride bıraktığını aktaran Kocasert, “2017 Ocak ayında DENİB’e bağlı kayda alınan ihracat, geçtiğimiz senenin aynı ayına kıyasla 20 artarak, 192 milyon dolar olarak gerçekleşti. Denizli genel şehir ihracatı da, yüzde 11 artışla 220 milyon dolar olarak gerçekleşti. Bu gerçekten de uzun zamanlardan beri kaydettiğimiz ve artış olarak gördüğümüz rakamdır. Denizli, Türkiye ihracatında 8’inci sıradaki yerini korurken, demir ve demir dışı metallerde yüzde 73’lük artışla oldukça dikkat çeken sektör olarak ön plana çıktı. Ardından elektrik ve elektrik hizmetleri yüzde 30, madencilik yüzde 15’e yakın bir artış sergiledi. Hazır giyim, konfeksiyon ve ev tekstili ihracatında da sektör anlamında yüzde 1’lik yukarıya doğru bir hareketlenme oldu. Denizli’nin ihracat yaptığı ülkelere baktığımızda, başta ABD yüzde 20’lik artışla dikkat çekiyor. İngiltere ihracatımız yüzde 17 artarken, İsrail yüzde 50, Romanya yüzde 136, Birleşik Arap Emirlikleri’ne de yüzde 358’lik bir artış gerçekleşti” diye konuştu.

    “Türk havlusunu dünya markası yapmak istiyoruz”

    Tokyo, New York, Londra ve İstanbul gibi dünya şehirlerinde Türk havlusunu bir marka haline getirmek istediklerini belirten Kocasert, “Bir ilki gerçekleştirdik, Türk havlusunu markalaştırma adına, Ekonomi Bakanlığından ‘Turkualiti’ marka desteği aldık. Türk havlusunu dünya markası haline getirmek üzere, profesyonel bir şekilde, önümüzdeki beş yılı kapsayacak biçimde, çalışmalarımıza bugünden başlayarak, başlıyoruz, hareket haline geçiyoruz. Mağazalarda ev hanımlarının ben Türk havlusunu istiyorum dedirtecek hale getirmek istiyoruz. 5 yıl gibi uzun bir çalışma zamanımız var ama başarılı olmamak için hiçbir sebebimiz yok” ifadelerini kullandı.

    “Referandumdan sonra ekonomide yukarıya doğru bir seyir gerçekleşir”

    “Referandumun ekonomiye etkisi nasıl olur?” sorusunu yanıtlayan Kocasert, “Tabi ki biz de referandumdan etkileneceğiz, ancak bu referandumun geri kalmasıyla birlikte, yeni anayasa ile birlikte, ben ülkemizin ekonomi ile birlikte tüm paydaşlarının gerek özel sektör, gerek Maliye, Ekonomi Bakanlığının, gerekse Merkez Bankasının, gerekse tüm finansal kurumlarının asıl işimiz olan ekonomi ve finansmana odaklanarak, bilhassa 2017 yılında tüm göstergelerde, işte enflasyonda aşağı yönde bir hareketlilik, işsizlikte aşağı yönde bir hareketlilik olurken, büyümede ve ihracatta artışında da yukarı bir hareketlilik olacağına düşünen ve inananlardanım” dedi.

    “Ocak ayında gerçekleşen ihracat yalancı bahar değil, tüm yıla yayılır”

    Dünya yatırımcısı ve dünyanın önemli ekonomik oyuncularının kredi derecelendirme kuruluşlarının kararlarının politik olduğunun farkında olduğunu belirten Kocasert, “Ocak ayındaki bu artışın geçici bir artış veya yalancı bir bahar olduğunu düşünmüyoruz. 2017 yılının ihracat artışının sadece ocak ayı ile sınırlı kalmayacağını, ortaya konulan orta vadeli 155 milyar dolar hedefinin rahatlıkla ulaşılabileceğini düşünüyoruz. Çünkü Avrupa Birliğinde yukarı yönde olumlu bir talep artışı, olumlu göstergeler geliyor. İsrail ve Rusya ilişkilerimizde sıcak gelişmeler yaşanıyor. Orta Doğu’da gelişecek olumlu adımlarla beraber, istikrar ve barış adımlarıyla beraber, Türkiye ihracatında yukarı yönde ciddi bir hareketlenme ve ivme olur ve bütün yıla yayılır” şeklinde konuştu.

  • Defterdar vekili FETÖ’den tekrar gözaltına alındı

    Antalya’nın Alanya ilçesinde FETÖ/PDY soruşturması kapsamında daha önce adli kontrol şartıyla serbest bırakılan defterdar vekili bu kez ’ByLock’ kullandığı gerekçesiyle tekrar gözaltına alındı.

    Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü FETÖ/PDY soruşturması kapsamında İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince 25 Kasım’da yapılan operasyonda gözaltına alınarak, adli kontrol şartıyla serbest bırakılan Antalya Defterdar Vekili Burak A., FETÖ’nün iletişim ağı olan ‘ByLock’ programını kullandığı gerekçesiyle hakkında tekrar gözaltı kararı çıktı.

    Karar üzerine harekete geçen Alanya İlçe Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Büro Amirliği ekipleri, Burak A.’yı kaldığı evde gözaltına aldı. Burak A., Alanya emniyetindeki sorgusunun ardından Antalya İl Emniyet Müdürlüğüne teslim edileceği belirtildi.

  • Başkan Vekili Akhan görevine başladı

    Ağrı’nın Doğubayazıt Belediye Başkan Vekilli olarak görevlendirilen Kaymakam Ulaş Akhan görevine başladı.

    Doğubeyazıt’ın DBP’li Belediye Başkanı Rohat Özbay, pazartesi günü çok sayıda özel harekat polisinin desteğiyle eş zamanlı düzenlenen operasyonda 14 kişi ile birlikte gözaltına alınmıştı. Uluyol Polis Merkezindeki işlemleri devam eden Özbay’ın yerine İçişleri Bakanlığınca Kaymakam Ulaş Akhan görevlendirildi.

    Akhan, bugün sabah saatlerinde görevine başlarken, belediyenin resmi internet sitesindeki Rohat Özbay ile Delal Tekdemir’in fotoğrafları kaldırılarak yerine Akhan’ın fotoğrafı konuldu.

  • Eğitim-Bir-Sen Genel Başkan Vekili Latif Selvi:

    Eğitim-Bir-Sen Kütahya 2 No’lu Şubesi’nin ’İşyeri Temsilcileri Formatör Eğitimi’ programı, yoğun bir katılımla gerçekleştirildi.

    Programa, Genel Başkan Vekili Latif Selvi, Kütahya Belediye Başkanı Kamil Saraçoğlu, Belediye Başkan Yardımcısı Murat Arık ve Kütahya 1 No’lu Şube Başkanı Kamil Uçan’ın katıldı.

    Eğitim-Bir-Sen Genel Başkan Vekili Latif Selvi, çalışanların sorunlarının ve çözüm önerilerinin büyük oranda ortak olduğunu ifade ederek, “Birlikte hareket eder, omuz omuza verirsek sorunlarımızın üstesinden gelebileceğimizi düşünüyoruz. Çıkarları uğruna ülkeleri harap eden, kirli ve karanlık odaklara karşı saflarımızı sıklaştırmaya, bilgi ve tecrübelerimizi birbirimize aktarmaya, bir araya gelip ortak projeler üretmeye ihtiyacımız var” dedi.

    “Rektörlerin aşırı yetkileri olan bir konumdan arındırılarak, yetkileri sınırlandırılmalıdır” diyen Selvi, sözlerine şöyle devam etti: “Rektörler, dekanlar, akademisyenler emir subayı gibi hareket ediyorlardı. Öğrenciler sağ sol ideolojilerin nesneleri haline getirilmişti. Darbelerin hazırlığı ve provası üniversitelerde yapılırdı. Hazırladığımız raporlarla, araştırmalarla üniversitelerin demokratikleşmesine katkı sunduk, sunmaya da devam edeceğiz. Mayıs 2016 tarihinde yayımladığımız ‘Yükseköğretim Kanununa İlişkin Öneriler’ raporunda, rektör atamalarında seçim usulünün olumsuz sonuçlarına değinerek, mevcut seçim sisteminde akademik üretimin düştüğü, seçim atmosferinin çalışma barışını olumsuz etkilediği ve yükseköğrenimin niteliğinin azaldığı tespitlerinde bulunmuştuk. Son yayımlanan 676 sayılı KHK ile üniversite rektörlerinin seçimine ilişkin düzenlemeyle raporumuzda yer alan tespit ve önerilerin yerinde ve haklı olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Ancak rektörün yetkileri de sınırlandırılmadır. Rektör, çok aşırı yetkileri olan bir konumdan arındırılmalıdır. Rektörün yetkileri sınırlandırılıp, yetkileri mutlaka kurullara devir edilmelidir.”

    FETÖ ile mücadeleye de değinen Selvi, “Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ile mücadele, güvenli yarınlarımız için hiçbirimizin geri durmaması gereken kritik bir konudur. Konunun hassas ve karmaşık olması, bazı muhterisler, mücadeleyi göze alamayan omurgasızlar ve kendi defolarını örtmek isteyen fırsatçılar için kullanışlı bir malzemeye dönüştürülmektedir. Bunun neticesinde masum insanlar mağdur edilerek, FETÖ ile mücadele ediliyormuş algısı oluşturulmakta, FETÖ suçlamasıyla haksızlığa uğrayan insanlar göz önüne getirilip birileri bu perdelemeyle gizlenmekte, bunları ayıklaması gereken merciler de hata yapmamak adına hiçbir şey yapmayarak masumları kaderine terk etmektedir. Yetkili mercideki insanların psikolojik bazı engelleri kendi içlerinde aşamayışı, süreç yönetiminde bazı zafiyetler doğurmakta, bu da art niyetli bazı kişilere operasyon alanı açmakta; insanları makamından ederek kendine ya da çevresine yer açmak isteyene, ‘bir iftira atarsam her hâlükârda yıpranır’ düşüncesiyle birçok kumpasın kurulmasına fırsat vermektedir. Bu durum, FETÖ’cülerin istediği bir sosyal düzene katkı sağlamaktadır. Bu art niyetli muhterislere asla fırsat verilmemelidir. Kendi FETÖ defosu bulunanların suçsuz insanları basın yoluyla karalayarak, düzmece dosyalarla yaftalayarak kendilerini gizlemesine karşı uyanık olmak gerekmektedir. Bazı yöneticiler, paralelcileri temizlemek adına kişisel hesap görerek süreci zehirlemektedir” diye konuştu.

    “Erdemli bir sendikal duruşun adresi olduk”

    Formatör eğitim programına katılan Kütahya Belediye Başkanı Kamil Saraçoğlu ise ”Kütahya Parmakören mevkiine yapılacak olan 1453 toplu konutun yapımına başlandığını Eğitim bir sen 1-2 nolu şubeleri ve Kütahya Sağlık Sen üyelerinin bu projeden faydalanmaları için tüm kolaylıkları sağlayacağız.Bu projeye Memur-Sen başkanlarının destek vermesinden dolayı mutlu oldu” şeklinde konuştu.

    Programa katılan Kütahya 1 No’lu Şube Başkanı Kamil Uçan, “15 Temmuz gecesi işgale karşı ilk direnç gösteren teşkilatlardan biri olarak anbean ne yaptığımız kayıtlarda mevcuttur. O gece var olmakla yok olmak arasında net bir karar verecek cesareti olmayanların, vatanperverliği diline pelesenk edip vakit geldiğinde izhar edemeyenlerin, mertçe sokağa çıkmak yerine yarım ağızla konuşup her ihtimali göz önünde bulunduranların, millet meydanlara davet edildiğinde bu daveti sorumsuzluk olarak görenlerin; darbecilerin siyasi mezesi haline gelmiş birinin arka fonu olmuş, bundan medet ummuş bir teşkilatın müntesiplerinin o gece FETÖ’ye ne kadar yakın, millete ne kadar uzak olduğunu aklıselim sahibi herkes biliyor” dedi

    Kütahya 2 nolu Şube Başkanı Rafet Keleş ise, “Ülkemizin birlik ve beraberliğine katkıda bulunmak, her kesimin ve herkesin insan onuruna yaraşır bir hayat standardına kavuşabilmesi için mücadelemiz kararlılıkla devam edecektir. Biz, sendikacılığı, emeğin, alın terinin karşılığının alınması, çalışanların haklarının savunulması mücadelesi, haksızlıklar karşısında sesini ve yükseltmek isteyenlerin çalışma alanı olarak görüyor ve bu anlayışla sendikal yolculuğumuzu sürdürüyoruz. Alanları yakıp yıkanların, milletin arabası, esnafın camı ve kaldırım taşıyla sorunu olanların aksine, eylemi alanlara çıkmak olarak gördük, hakkını ararken kimsenin hukukuna girmeyen erdemli bir sendikal duruşun adresi olduk” ifadelerini kullandı.

  • Eğitim-Bir-Sen Genel Başkan Vekili Selvi:

    Eğitim-Bir-Sen Genel Başkan Vekili Latif Selvi, “2016-2017 eğitim-öğretim yılı birinci kanaat dönemi, eğitim çalışanlarımızın birçok olumsuzluğa rağmen özveriyle çalıştıkları, darbe girişimi sonrası yaşanan kritik bir sürecin ardından sona ermiş bulunmaktadır” dedi.

    Selvi, 2016-2017 eğitim-öğretim yılının birinci kanaat dönemimi sonunda yazılı bir açıklama yaparak şu ifadelere yer verdi:

    “Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) hain planlarının icra edildiği bir zaman diliminde ve bunun artçı sarsıntılarının gölgesinde açılan eğitim-öğretim yılında, ihanet şebekesine mensup kişilerin kamudan tasfiye edilmesine yönelik tedbirlerin alınması nedeniyle, bazı olumsuzlar yaşanmıştır. İhraçlar, açığa almalar, özellikle valilikler ve kaymakamlıklar tarafından açığa alınanların durumlarının netleştirilmesinin gecikmesi eğitim-öğretimi etkilemiştir. Masum ve hainlerin ayrıştırılması noktasında illere göre farklılıkların olması art niyetlilere kapı aralamış, hainlerin gizlenmesine, masumların ise itibarsızlaştırılmasına zemin hazırlamıştır. Öğretmen açığı, erkek kamu görevlilerine dayatılan darbe ürünü kılık ve kıyafet yönetmeliği, ek ders esaslarındaki eşitsizlikler, ders ücretlerindeki adaletsizlikler, mülakata dayalı sözleşmeli öğretmenlik, performans, rotasyon, müfredat, alan değişikliği, kariyer basamakları gibi birçok sorun çözüme kavuşturulmayı beklemektedir.”

    “Eğitim gündeminin olağan hâle gelmesi için herkes üzerine düşeni yapmalıdır”

    Öncelikle eğitim gündeminin olağan hâle gelmesi için herkes üzerine düşeni bir an evvel yapmalıdır. Terör örgütlerinin bertaraf edilmesine, elemanlarının ve uzantılarının siyasal zeminden kamu düzenine, kamu personel sisteminden ekonomik sisteme bütün alanlardan tasfiye edilmesine yönelik faaliyetler, demokratik işleyişin, hukuk düzeninin ve insan haklarına dayanan toplumsal hayatın korunması amacıyla hukuk kurallarına bağlılık ve adaletin tesis edilmesi ekseninde hassasiyetle ve hızla yürütülmelidir.

    Çok sayıda öğretmenin halen açıkta bekletilmesinin, birçoğu hakkında hâlâ bir inceleme, soruşturma yapılmamış olmasının mesleki ve sosyal yansımaları göz önüne alınarak, suçu tespit edilenlerin cezalandırılması, masum olanların ise bir an önce görevlerine iade edilmesi gerekmektedir. Özellikle iller arasında veya kurumlar arasında farklı usullerin uygulanması, gereksiz yere ve uzun süreli görevden uzaklaştırma tedbiri uygulanması, haklarında herhangi bir adli ve idari işlem yapılmayanların görevlerine döndürülmemesi, eğitim çalışanlarını huzursuz etmekte, eğitim-öğretimi de olumsuz etkilemektedir.

    Yoğun bir değişimin yaşandığı bugünün dünyasında meraklı, öğrenmeye istekli, üretken, öz güvenli, kendini iyi ifade edebilen, sürekli yeni şeyler öğrenebilecek ve yeni fikirler bulup bunları uygulayabilecek insan kaynağına ihtiyaç vardır. Eğitim sistemimiz, Anayasa’dan başlanarak kanunlar, yönetmelikler ve diğer mevzuat çerçevesinde çağın ihtiyaçlarına cevap verebilecek, milletin beklentilerini karşılayacak şekilde yeniden ele alınmalıdır.

    Temel hak ve özgürlükleri yeterince gözetmeyen, öğrencilere ileri düzeyde düşünme becerileri kazandırmayan, mevcut kazanımları öğrenci seviyesine uygun olmayan, hayatla bağlantısı bulunmayan, öğrencileri kendi yetenekleri ve yeterlilikleri çerçevesinde geliştiremeyen; insanlığı seven, değerlerine sahip çıkan, temiz karakterli nesiller yetiştiremeyen; ezberden, taklitten ziyade analitik düşünebilen gençleri heyecanlandıramayan, sorgulayıcı ve eleştirel bakışı fertlere kazandıramayan, öğretmenlere ve okullara müfredat oluşturma ve uygulama konusunda anlamlı bir rol vermeyen, Türkiye’yi uluslararası öğrenci değerlendirme sınavlarında dereceye sokamayan mevcut eğitim programlarıyla yerimizde saymaya hatta daha da geriye gitmeye mahkûm olmaya devam ederiz.

    Ülkemizin, gençlerimizin uluslararası rekabete daha dayanıklı hale gelmesi, uluslararası alanda bilimsel başarılar elde etmesi bugünkü ihtiyaçların tümüne cevap verebilecek bir eğitim programıyla mümkündür. Bu bağlamda yeni müfredat talebimizin tartışıldığı bugünlerde, tartışmaların, demokratik şartlarda olgunlaşarak yeni bir eğitim felsefesine evrilmesini ümit ediyoruz. Tamamen özgürlükçü, eğitimde fırsat eşitliğini sağlayan, eleştirel ve evrensel değerleri esas alan, zamanın ruhuna uygun bir eğitim modelini inşa etme vaktinin geldiğini düşünüyoruz.

    İhtiyaç kadrolu öğretmenlerle karşılanmalı, mülakatlı, sözleşmeli istihdamdan vazgeçilmelidir

    Son yıllarda derslik yapımında kayda değer bir artış olmasına ve çok sayıda öğretmen ataması yapılmasına rağmen hâlâ 100 bine yakın öğretmen açığı bulunmaktadır. Eğitime ilişkin reformların kalıcı hâle gelmesi, okullarda boş ders kalmamasına ve sınıflarda sadece kadrolu öğretmenlerin bulunmasına bağlıdır. Bu nedenle, hem yeni öğretmen kadroları ihdas edecek hem de sözleşmeli öğretmen alımındaki hatayı telafi ederek sözleşmeli öğretmenleri kadroya geçirecek yasal bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmaktadır. Kadrolu istihdam konusunda gereken adım atılmalı; öğretmen ihtiyacı tamamen karşılanmalı ve alımlar kadrolu olarak yapılmalıdır.

    İstihdamda güçlük çekilen bölgelerde görev yapan eğitimcilere ek tazminat verilmelidir

    Kalkınmada öncelikli bölgelerde kalıcı öğretmen istihdamının sağlanamaması önemli bir sorun olarak varlığını sürdürmektedir. Söz konusu yerlerde, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinde bir öğretmenin görevde kalma süresi ortalama 1,5 yıldır. Bu durum, eğitim ve öğretimde istikrar sorununa neden olmaktadır. Zorunlu hizmet bölgelerinde görev yapan eğitimcilere bölgenin mahrumiyet durumuna göre ilave özel hizmet tazminatı ödenmesi, istikrarlı bir istihdam sağlayacaktır. Bu nedenle, hükûmet cebri yöntemleri dayatarak değil, teşviki yöntemleri özendirerek istikrarlı, kalıcı ve verimli bir istihdam politikasını benimsemelidir.

    Ek ders ücretlerindeki çarpıklıklar giderilmeli, hakkaniyete uygun bir iyileştirme yapılmalıdır

    11 yıldır uygulanmakta olan ek ders esaslarında bazı adaletsizlikler yaşanmaktadır. Millî Eğitim Bakanlığı, sendikalardan da görüş alarak ek ders esaslarında yapmayı planladığı değişikliği aradan üç yıl geçmesine rağmen bir türlü hayata geçirememiştir. Öğretmenlerin branşlarına göre ek ders ücretlerindeki adaletsizliğe son verilmeli, okul türlerine göre yöneticilere verilen ek ders ücreti farklılıkları sorunu artık çözüme kavuşturulmalıdır. Maaş karşılığı ödenen ders saati sayısındaki eşitsizlik, düzenleme yapılarak giderilmeli, öğretmenlerin girebilecekleri ek ders saati üst limiti yeniden gözden geçirilmeli ve mevcut ek ders birim ücreti artırılmalıdır.

    “ Okullara bütçe verilmesi kararı hayata geçirilmelidir “

    Eğitim-Bir-Sen’in Milli Eğitim Şûrası’nda sunduğu tekliflerden olan ve şûra genel kurulunda da kabul edilen okullara bütçe verilmesi kararı bir an önce uygulanmalıdır. Okul yöneticilerinin asli görevlerini yerine getirmelerinin önündeki en büyük engel olan bütçe sorunu; öğretmeni, yöneticiyi ve veliyi karşı karşıya getirmekte, bundan en fazla zararı yine okul yönetimleri görmektedir. Bunun önüne geçmek için merkezi bütçeden, öğrenci başına ödenek uygulamasına geçilmeli, okullarda tahsildarlığa son verilmelidir.

    “Kamu görevlilerine kılık ve kıyafet dayatması yapılmamalı, darbe ürünü yönetmelik derhal kaldırılmalıdır “

    Kamu görevlilerini ilgilendiren çerçeve yönetmelikte acilen değişikliğe gidilerek, öğretmene ne giyeceğini bilemeyen kişi muamelesi yapılmamalı; mülki idare amirleri ile eğitimciler arasında tartışma konusu yapılan, eğitimcilerin moralini bozan, eğitimin niteliğini düşüren çağ dışı kılık ve kıyafet yönetmeliği derhal kaldırılmalı; insan hak ve hürriyetlerine uygun, özgürlükçü bir anlayış doğrultusunda yeni bir düzenleme yapılmalıdır.

    “ Kariyer basamakları sorununa çözüm bulunmalıdır “

    13 yıl önce kariyer basamaklarında yapılan düzenleme, hedeflenen sonuca ulaşmayı sağlamadığı gibi, yeni bir soruna yol açmış ve mağduriyetlere neden olmuştur. Anayasa Mahkemesi’nin verdiği iptal kararının gereğinin yapılmaması, kariyer basamakları uygulamasındaki belirsizliği günümüze kadar devam ettirmiştir. Tezli yüksek lisans yapanların açtıkları on binlerce dava yerel mahkemelerde öğretmenlerin lehine sonuçlanmış, daha sonra ise Danıştay, kararı öğretmenlerin aleyhine olacak şekilde reddetmiştir. Bunun sonucunda yüz binlerce öğretmen mağdur olmuştur. Bakanlık, kariyer basamakları sorununu gündemine almalı ve mağduriyetleri giderecek bir çözüm yolu bulmalıdır.

    “Öğretmenlere alan değişikliği hakkı tanınmalıdır “

    Alan değişikliği konusunda verilen sözlerin tutulmaması, alan değişikliği yapmak isteyen ve alan değişikliği yapamadığı için mağdur olan çok sayıda öğretmenin kariyer planlaması yapmasına engel teşkil etmiştir. Millî Eğitim Bakanlığı bu konuda ivedi olarak adım atmalı ve alan değişikliği hakkı tanımalıdır.

    “ Karma eğitim dayatmasından vazgeçilmeli, öğrencilere seçme hakkı verilmelidir “

    Öğrencilere ve velilere seçme hakkı tanımayan karma eğitim uygulaması terk edilmelidir. 1739 sayılı Temel Eğitim Kanunu’nda yer alan, “Okullarda kız ve erkek karma eğitim yapılması esastır’ ibaresi değiştirilerek, demokratik, veliye ve öğrenciye seçme hakkı tanıyan bir düzenleme yapılmalıdır.

    “Rotasyon ve performans değerlendirmesi gibi iş barışını ve çalışma motivasyonunu bozacak girişimlerden uzak durulmalıdır “

    Millî Eğitim Bakanlığı’nın sürdürülebilir ve yönetilebilir bir istihdam politikası oluşturamamasının ceremesini eğitim çalışanları çekmemelidir. Eğitim sistemimizin karma eğitim dayatması, müfredat, sosyo-ekonomik açıdan az gelişmiş yörelerdeki öğretmenlerin görev süresi, kariyer basamakları, altyapı ve donanım eksiklikleri, okul bütçesi gibi çözüm bekleyen sorunları ortada dururken, eğitim çalışanlarını huzursuz edecek, işlerine ve mesleki gelişimlerine odaklanmalarını engelleyecek, çalışma barışını ve kurumsal iş birliğini bozacak rotasyon, performans değerlendirmesi gibi zorlama tedbirlerin Bakanlığın gündeminden çıkarılması ve cebri değil teşviki alternatiflerin öne çıkarıldığı bir politikanın tesisi gereklidir.

    Kanuni bir dayanağı olmayan; sağlıklı, güvenilir ve nesnel bir değerlendirme için gerekli ortak bir zeminin öğretmenler ve eğitim hizmeti sunumu özelinde bulunmadığı, amacı ve içeriği belirlenmemiş performans değerlendirmesi sürecine karşı duruşumuz açık ve nettir. Karar alıcılar eğitimin konusunun sayılar değil, insanlar olduğu gerçeğini idrak etmeli, saik bu olmadığı müddetçe sayısal gelişmeyle kalkınma sağlanamayacağından hareketle performans değerlendirmesi türünden çalışma barışını ve iş huzurunu bozacak tasarılardan uzak durmalıdır.

    Yine aile birliği, sağlık, engellilik durumu, lisansüstü eğitim gibi temel ve anayasal hakları gözetmeyen, eğitim hizmetiyle bağlantısız, eğitimin yönetiminden ve eğitim hizmeti sunucusu asli özne olan öğretmenin hizmet sunumunu iyileştirmekten uzak olan rotasyon gibi uygulamalardan da derhal vazgeçilmelidir. Bakanlık tarafından gerekçesinin ne olduğu, eğitimin kalitesi ve öğretmen motivasyonu gibi hususlarla nasıl bir ilişkisinin olduğu izah edilemeyen, dolayısıyla eğitim hizmetinin sunumuna ve eğitim çalışanlarına hiçbir katkı sunmayacağı gibi iş barışını ve çalışma motivasyonunu da ortadan kaldıracak olan rotasyonu kabul etmeyeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz.

    “15 günlük dönem iyi değerlendirilmeli “

    Öğrencilerimiz 15 günlük ara tatili iyi değerlendirmeli, hem dinlenmeli hem de başarısız oldukları alanlarda çalışmalı, en önemlisi de fırsat buldukça bol bol kitap okumalıdır. Velilerimiz, karne dolayısıyla öğrencilere hiçbir şekilde baskı yapmamalıdır.

    Eğitim-Bir-Sen olarak, başta öğretmenlerimiz olmak üzere, bütün eğitim çalışanlarımızı emeklerinden dolayı tebrik ediyor; 2016-2017 eğitim-öğretim yılı ikinci kanaat dönemine sorunlarından arınmış olarak girmelerini diliyoruz.