Etiket: Vefa

  • Başkan Yılmaz’dan Fatma Çavuş’a Vefa

    Samsun Büyükşehir Belediyesi, Milli Mücadele’nin simgelerinden olan Samsunlu Fatma Çavuş anısına yaşadığı köy olan Dağköy’ün meydanına anıt ve mezarının yanına heykelini yaptı.

    Milli Mücadele yıllarında bölge halkının örgütlenmesinde ve savunmada önemli görevler üstlenen ve Atatürk tarafından madalya ile ödüllendirilen Fatma Çavuş’un yaşadığı Samsun’un 19 Mayıs ilçesine bağlı Dağköy’de, anısının yaşatılması için Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından köy meydanına anıt yapıldı. Mezarının bulunduğu alanda yeniden düzenlenerek ziyarete açıldı.

    İlçenin bilinen en eski yerleşim alanlarından birisi olan Dağköy, çevresindeki birkaç Türk köyünden derli toplu tek köy olarak biliniyor. Diğer köylerdeki dağınık yerleşime karşın buranın birleşik düzeninin, yapılan baskınlara ve düşman saldırılarına karşı birlikte mücadele etmek amacıyla kurulduğu söyleniyor.

    Kurtuluş Savaşı sırasında Yunanistan’ın Türkiye’yi saldırmasıyla birlikte, Dağköy civarında bulunan Rum köyleri, Yunanistan’dan cesaret alarak Türk köylerine saldırmış, dağınık yerleşimi olan köyler kaybedilirken, Dağköy mücadele örneği sergileyerek düşman eline geçmemiş.

    Milli Mücadele’nin ilk ateşinin yakılmasıyla birlikte eşi seferberliğe çıkan Fatma Çavuş, kadınlar ve yaşlılar gibi köyünde kalmış. 33 yaşında bir kadın olmasına rağmen büyük bir cesaret örneği sergileyen yiğit Anadolu kadını Fatma Çavuş, Nebiyan Dağı çevresinden Dağköy’e soygun ve talan için baskına gelen Rum ve Ermeni çetelerine karşı amansız bir mücadele başlatmış. Fatma Çavuş, köydeki diğer kadınlara ve yaşlılara verdiği taktiklerle komutanlık etmiş ve düşmanı köyden uzaklaştırmayı başarmış.

    Yaklaşık 15 yıl boyunca köyünün ve çevresinin korunmasında büyük mücadeleler veren Fatma Çavuş’un gösterdiği kahramanlıklardan Atatürk’ün de haberi olmuş. Atatürk böyle onurlu bir kadını yeni açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne davet eder. Ancak Fatma Çavuş’un parası olmadığı için meclise gelemeyeceği haberini alan Atatürk, TBBM’de alınan kararla Fatma Çavuş’a çavuşluk rütbesini verir.

    Fatma Çavuş, ölüm yılı olan 1963 yılına kadar köyünde fakirlik içinde yaşar. Fatma Çavuş’un kendi köyü olan Dağköy’deki kabrinin mezar taşındaki, “Türk kadını, Kurtuluş Savaşı’ndaki başarılarında Dağköylü Fatma Çavuş, görev duygusunun yüceliği ile Dağköyü’nün sesini duyurabildiği için 23 Nisan 1920’de açılan TBMM’ne çağrılmış fakat gidememiş. Daha sonra kendisine çavuş unvanı verilmiştir” yazısı verdiği mücadelenin en önemli kanıtı olarak tarihe düşmüştür.

    “KAHRAMANLARIMIZ TOZLU TARİH YAPRAKLARINDA UNUTULMAMALI”

    Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz, Büyükşehir Belediyesi olarak geçmişe ve tarihe sahip çıkmayı bir görev olarak kabul ettiklerini ifade ederek “Cumhuriyetimizin kuruluşunun 92. yıl dönümünü kutladığımız bu günlerde, bize bu ülkeyi bırakan ve bu uğurda büyük işler yapan kahramanlarımız tozlu tarih kitaplarının yapraklarında unutulmamalı. 19 Mayıs ilçemizin bir köyünde doğup, büyümüş ve o günün zor şartlarında bir kadın olarak büyük kahramanlıklara imza atıp sembol haline gelmiş Fatma Çavuş gibi birçok hikayeyi gizliyor bu topraklar. Biz bu kahraman Türk kadınının tüm ülkemiz için bir örnek olduğunu ve nesillerce en güzel şekilde anısının yaşatılması gerektiğini düşündük. Onun anısına yaptırdığımız heykel ve mezarının bulunduğu alanı bence herkes gidip görmeli” diye konuştu.

  • “millete Vefa Yolunda 20 Yıl” Programı

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Bölücü terör örgütü güvenlik birimlerimize karşı alçakça, haince saldırlar düzenliyor. Bu ülkenin bir siyasi partisinin hem de Cumhuriyetle yaşıt olmakla övünen, Atatürk’ün kurmasıyla övünen bir siyasi partinin genel başkanı çıkıp ’PKK niye silah bıraksın’ diyebiliyor. Dikkat edin Pensilvanya medyası ile PKK medyası aynı dili kullanabiliyor. PKK ile DEAŞ aynı istikamet doğrultusunda hareket edebiliyor” dedi.

    Memur-Sen Konfederasyonu’nun Ankara Arena Spor Salonu’nda düzenlenen “Millete Vefa Yolunda 20 Yıl” programında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Millete vefa boyunca 20 yıl boyunca Memur-Sen çatısı altında memurlarımıza, çalışanlarımıza, ülkemize ve milletimize hizmet eden tüm kardeşlerime bugün burada bir kez daha teşekkür ediyorum. 20 yıllık mücadele sürecinde ahirete irtihal eden kardeşlerime de Rabbimden rahmet niyaz ediyorum. Memur-Sen’in kurucusu, değerli ağabeyimiz, şair, mütefekkir Mehmet Akif İnan’ı rahmetle, minnetle yad ediyor, mekanı inşallah cennet olsun, Rabbim ondan razı olsun diye dua ediyorum” diye konuştu.

    Merhum Akif İnan’ın 20 yıl önce, 1995 yılında Memur-Sen’i kurarken aslında sadece bir memur sendikası kurma gayesinde olmadığına işaret eden Erdoğan, “Zira tek başına sendikal mücadele Akif İnan merhumun o ummanlar kadar geniş, o yeryüzünü kucaklayan, kuşatan gönlü için gerçekten mütevazı bir hedefti” dedi.

    “850 BİNİN ÜZERİNDE ÜYESİYLE MEMUR-SEN TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK

    SİVİL TOPLUM ÖRGÜTÜ”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Akif İnan’ın Memur-Sen’i kurarak sadece çalışanların, özellikle de memurların hak mücadelesini vermek istediğini vurgulayarak, şöyle devam etti:

    “Ancak öyle zannediyorum ki asıl gayesi emek mücadelesini, hak mücadelesini, bütün Türkiye’yi, bütün Ortadoğu’yu, İslam coğrafyasını, bütün dünyayı sarıp sarmalayacak bir vizyona ulaştırmaktı. Akif İnan memurların haklarını savunurken, o acısını her an yüreğinde hissettiği, Kudüs’ün, Filistin’in, mazlum, mağdur tüm insanların da haklarını savunacak bir örgüt, bir sendika tahayyül ediyordu. Hamdolsun onun hayalleri gerçekleşti. Bugün 850 binin üzerinde üyesiyle, 11 sendikasıyla Memur-Sen Türkiye’nin en büyük sivil toplum örgütlerinden biri konumuna yükseldi. Nereden nereye. Emeği geçenlerden Rabbim razı olsun. Şuanda Türkiye’nin daha ileri demokrasiye ulaşması için, daha özgür, daha büyük ve daha güçlü bir ülke olması için mücadele veren bir Memur-Sen var. Şuanda 780 bin kilometrekarede hak mücadelesi veren, bununla yetinmeyip tam da Akif Hocamızın hayal ettiği gibi Kudüs için, Filistin için, Suriye’nin, Irak’ın, Somali’nin, tüm mazlumlar için sesini yükselten bir Memur-Sen var. Perşembe günü gerçekleştirilen ’Hak-İş’in Genel Kurulu ve 40. yıl dönümü’nde de ifade ettim. Eğer bugün buradaysak, eğer bugün özgüven içinde başımız dik, alnımız ak bir şekilde geleceğe umutla bakıyorsak bunda Hak-İş gibi Memur-Sen gibi gönül hareketlerinin çok büyük payı var. Eğer Memur-Sen olmasaydı 28 Şubat’ı çok daha ağır yaşayabilirdik, eğer Memur-Sen olmasaydı Anadolu ihtilali dediğimiz, 3 Kasım 2002’de başlayan o yeni Türkiye sürecini bu kadar kolay zaferle buluşturamazdık. Buradan genç kardeşlerimize, Genç Memur-Sen’in üyelerine özellikle bir hatırlatma yapmak isterim; gençler bugünlere kolay gelmedik, bugünlerin kıymetini bilin. Ama en önemlisi bugünleri muhafaza etmek için, bu seviyeleri çok daha yukarı taşımak için her zaman özgüvenli olun, her zaman ümitvar olun.”

    “MENZİLE ULAŞMAK, HEDEFE ULAŞMAK, SANCAĞI BURÇLARA DİKMEK İÇİN YOLLARA ÇIKMIŞLARDI”

    Merhum Akif İnan’ın yanındaki birkaç arkadaşıyla yokluk içinde, mahrumiyet içinde tüm baskılara rağmen Memur-Sen gibi büyük bir örgütün temellerini attığını vurgulayan Erdoğan, “Menzile ulaşmak, hedefe ulaşmak, sancağı burçlara dikmek için yollara çıkmışlardı ama vazifelerinin yol yürümek olduğunu, zaferin ancak ve ancak Allah’ın takdiri olduğunu biliyorlardı. Eğer Akif İnan ve arkadaşlarının yola çıkarkenki hissiyatını, bu gönül hareketinin temel felsefesini anlayamazsanız, Allah korusun bu yolda takılıp kalırsınız, düşersiniz. Siz makam peşinde, mevki peşinde, rütbe, paye peşinde olmayacaksınız. Ne güzel sözdür, ’Gayret bizden tevfik Allah’tan.’ Mesele bu. Siz çalışacak, mücadele edecek, ter dökecek Allah’ın takdirini, Allah’ın zafer nasip etmesini bekleyeceksiniz. ’Fe iza azemte fe tevekkel alellah.’ Bütün mesele burada. Bir kere azmettin mi ondan sonra Allah’a tevekkül et yeter, ancak o zaman vazifenizi yapmış olursunuz. İşte ancak o zaman ülkeye, millete, insanlığa ve elbette merhum Akif İnan ve arkadaşlarına vefa borcunuzu ödemiş olursunuz” ifadelerini kullandı.

    “BİZ SADECE RÜKUDA EĞİLİRİZ, BAŞKA YERDE ASLA”

    “Türkiye’nin toprakları -Allah’a hamdolsun- her anlamda bereketli topraklardır. Sadece meyvesiyle sebzesiyle tahıl ürünleriyle madenleriyle değil bu topraklar tarihe istikamet çizen, insan yetiştirme noktasında da son derece bereketli topraklardır” diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu bereketli toprakları çoraklaştırmak için on yıllar boyunca çok büyük zulüm ve baskı politikası izlendi. Bu topraklardan ’adam yetişmesin’ diye ellerinden geleni yaptılar. Bize yıllar boyunca sahte isimler dayattılar, bir takım isimleri öne sürdüler. Dediler ki ’münevver mi istiyorsunuz, mütefekkir, şair, yazar mı istiyorsunuz. İşte o isimler bu isimlerdir’ dediler. Şunu unutmayın biz sadece rükuda eğiliriz, başka yerde asla. Ve şunu unutmayalım kula kul olmayacağız, sadece hakka kul olacağız. Hedefimiz bu olacak. Bize on yıllar boyunca küfürbazları sanatçı diye yutturmak istediler. Bize tek sesli, tek renkli, diktatörlerin karşısında el pençe divan duran medyayı, gazete budur, televizyon budur diye yutturmak istediler, bize bir takım örgütleri, sivil budur, sivil toplum örgütü budur diye yutturmak istediler. Bize sahtekarları, şaklabanları, şarlatanları, insanların hem inançlarını hem de alınterlerini sömürenleri, ’hoca budur, din alimi budur’ diye yutturmak istediler. Geçende açıkladım, tabanı ibadet, ortası ticaret, tavanı ihanet olanları bize bu şekilde anlattılar. İşte biz en başta bu kirli oyunu bozduk.”

    “ONUN İÇİN FERYAT EDİYOR, ONUN İÇİN SALDIRIYORLAR”

    Bu toprakların çorak olmadığını, bu toprakların tam tersine son derece bereketli olduğunu hem Türkiye’ye hem dünyaya gösterdiklerini, göstermeye de devam edeceklerini söyleyen Erdoğan, “Altını çiziyorum, kendimiz için değil, sadece belli bir kesim için değil 78 milyonun her bir ferdi için özgürlükleri genişlettik. Onların dayattığı sanatçılara karşı biz, ’Kendi sanatçılarımızı dayatalım’ demedik, ’Bu ülkede gerçek manada sanatçı yetişsin’ dedik. Onların operasyon medyası karşısında biz ’Kendi medyamızı dayatalım’ demedik, ’Bu ülkede medya özgür olsun, renkli olsun, rekabet olsun’ dedik. Onların fikir dayatmalarına karşı biz de ’Kendi fikrimizi dayatacağız’ demedik, ’Bu ülkede özgürce fikir üretilsin, fikirler özgürce ifade edilsin’ dedik. Onların dayatmacı, sahte, kendi ülkesine ihaneti dahi meşru gören din anlayışları karşısında biz bu ülkeye din, mezhep, inanç dayatanlardan olmadık, inanç özgürlüğünün önünü daha da açtık. İşte bundan rahatsız oldular, saltanatları çöktü, ’tek adam’ rejimleri çöktü, dayatmaları çöktü. İşte ondan dolayı bugün çok rahatsızlar. Sanatçı, yazar, gazeteci, din alimi denildiğinde akla sadece bunlar geliyordu. Toplumu bunlar ifsad ediyordu, bunlar adeta birer virüs gibiydi. Şimdi bu bereketli topraklardan gerçek yazarlar, gerçek sanatçılar, sorumluluk sahibi din alimleri yetişmeye başlayınca altlarındaki zeminin kaydığını gördüler, rantın ellerinden gittiğini gördüler. Onun için feryat ediyor, onun için saldırıyorlar” ifadelerini kullandı.

    “YENİ TÜRKİYE’YE KARŞI PERVASIZCA SALDIRIYORLAR”

    Şuanda on yıllardır zorbalıkla muhafaza ettiği dayatmacı iktidarları sarsılan kim varsa millete karşı, yeni Türkiye hedefine karşı saldırıya geçtiğinin altını çizen Erdoğan, “Bazı siyasi partiler o eski vesayet günlerini özledikleri için yeni Türkiye’ye pervasızca saldırıyorlar. Terör örgütleri -isimleri ne olursa olsun- PKK, DAİŞ, DHKP-C, YPG yeni Türkiye’ye karşı ittifak halinde saldırıyorlar, ayrı ayrı değil. İşte hemen burada, yanı başımızda, garın önündeki o saldırı kolektif bir terör eylemidir. Bunu böyle biliniz, kolektiftir. Bazı sivil toplum örgütleri saltanatları sarsıldığı için, dayatmaları boşa çıktığı için yeni Türkiye’ye taarruz ediyorlar. Bir kısım medya, bu ülkede artık renkli bir medya olduğu için, çok sesli, özgür bir medya olduğu için yeni Türkiye’ye saldırıyorlar. Eğer dikkatle bakarsanız hepsinin aynı dili kullandığını, aynı üslubu kullandığını, aynı kaynaktan beslendiğini görürsünüz” dedi.

    “BİRBİRİNE BENZEMEZ AMA NEDEN BİR ARAYA GELDİLER?”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:

    “Bölücü terör örgütü güvenlik birimlerimize karşı alçakça, haince saldırlar düzenliyor. Bu ülkenin bir siyasi partisinin hem de Cumhuriyetle yaşıt olmakla övünen, Atatürk’ün kurmasıyla övünen bir siyasi partinin genel başkanı çıkıp ’PKK niye silah bıraksın’ diyebiliyor. Dikkat edin Pensilvanya medyası ile PKK medyası aynı dili kullanabiliyor. PKK ile DEAŞ aynı istikamet doğrultusunda hareket edebiliyor. Neden? Birbirine benzemez, acaba neden bir araya geldiler? Çünkü hedefler aynı, hepsinin de hedefi yeni Türkiye, hepsinin de hedefi güçlü, büyük, diklenmeden dik durabilen, Filistin mücadelesini yüreklice savunabilen, ’Dünya beşten büyüktür’ diyebilen bir Türkiye. Düşünebiliyor musunuz, dünyada 200’e yakın ülkenin kaderini beş ülkeden, daimi üyeden bir tanesinin dudaklarının arasından çıkacak sese mahkum eden bir anlayış. Böyle bir şey olabilir mi? Ama şuanda böyle. ’Erdoğan bunu söylüyor, seslendiriyor’ diye ’Çok ileri gidiyorsun’ diyenler olabilir, köşelerinde bunu yazanlar olabilir. Onlar ne derse desin Hakkı tutar, kaldırırız. O kadar. Sanmayın ki bunlar bana saldırıyor, sanmayın ki benim aileme, arkadaşlarıma saldırıyor. Bunların hedefi biz değiliz, bunların hedefi Türkiye’dir, millettir, bunların hedefi milli iradedir. Mısır’da da aynısını yapmadılar mı? Yüzde 52 halkın oyuyla Mursi işbaşına geldi ve işbirliği yaptılar, Mursi’yi indirdiler. Kim? Kendi kabinesine bakan yaptığı bir general. Hal bu.”

  • Memur-Senin Millete Vefa Yolunda 20 Yıl Programı

    Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, “İddiamız Kamu-Sen ve KESK Genel Başkanlarını da Memur-Sen’e üye yapacak iradenin bizde olduğudur” dedi.

    Ankara Arena Spor Salonunda bugün yapılacak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılacağı “Millete Vefa Yolunda 20 Yıl” programının ilk ayağı Ankara Büyük Anadolu Otel’de yapıldı. Eski ve yeni Memur-Sen yöneticilerinin bir araya getirildiği programda Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın eski ve yeni yönetime hitap etti. Programda Memur-Sen’in eski genel başkanları kısa sunum gerçekleştirdi.

    “YETER BİZE VEFA ELBİSELERİ”

    “Mensubu olmaktan onur duyduğumuz kadim medeniyet, insan tasavvurunu insani değerler ve erdemlilik üzerine bina etmiştir” diyen Yalçın, “İnsana eşrefi mahlûkat olma hazzını yaşatan bu değerler arasında vefa, vefalı olma, vefa gösterme şüphesiz ayrı bir öneme sahiptir. Erdemliler hareketinin öncüsü, Kudüs Şairi, Yedi Güzel Adam’ın sivil toplumcusu ve Memur-Sen’in kurucusu Mehmet Akif İnan ağabey de, ‘Bütün giysileri yırtsak yeridir. Yeter bana vefa elbiseleri’ derdi” şeklinde konuştu.

    “VEFA SINAVLARINDAN DAİMA BAŞARIYLA ÇIKTIK”

    Yalçın, Memur-Sen ailesinin her daim vefanın çocukları olduğunu gösterdiğini ifade etti. Memur-Sen’in vefa sınavlarından daima başarıyla çıktığını anlatan Yalçın, “Bu kapsamda, başta Mehmet Akif İnan, Ahmet Yıldız, İsmail Karakaya ağabeylerimizi, Erol Battal, İbrahim Keresteci, Tahsin Suda ve Zekeriya Ceyhan kardeşimizi unutmadık, unutmayacağız. Bu vesileyle bir kez daha bu kıymetli öncülerimizi rahmetle anıyorum” dedi.

    Yalçın, konuşmasında, erdemli yolculuğa çıkarken ve bu yolda ilerlerken hep yanlarında gördüğü Hak-İş ve MÜSİAD yöneticilerini unutmadıklarını, unutmayacaklarını söyledi. Bu kutlu yolculuğa çıkma fikrini ateşleyen ve manevi önderlik yapan Prof. Dr. Necmettin Erbakan’a, büyüme ve yükseliş döneminde hep yanımızda olan, yol gösteren milletin adamı Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı hep hatırlayacaklarını anlatan Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü: “Küresel ve ulusal vesayetçilerle mücadelesinde hep yanında olacağız. Konfederasyon ve sendikalarımızın kuruculuğunu yapan, genel başkanlık, genel başkan yardımcılığı, il başkanlığı, şube başkanlığı, şube yönetim kurulu üyeliği, ilçe temsilciliği ve üyelik yapmış tüm dava arkadaşlarımızı unutmadık, unutmayacağız.”

    “DAVADA BULUŞANLAR DUADA BULUŞMALI”

    Erdemliler hareketi ve sevgi medeniyetinin mensupları olarak, öldükten sonra rahmetle anmanın kendilerine yetmeyeceğini, yaşarken muhabbetle buluşmanın ve kucaklaşmanın gerektiğini kaydeden Yalçın, “Kucaklaşmak, sohbetle dostluğumuzu ve davadaşlığımızı pekiştirmek yakışır bize. O zaman yaşarken, görüşelim, birbirimizi görelim, birbirimize görünelim. Hasret çekelim ama hasretle bitirmeyelim ömrümüzü. Davada buluşanlar dua da buluşmalı, duada buluşanlar yaşarken hep kucaklaşmalı dedik. Vefa buluşmaları başlattık” diye konuştu.

    Vefa ekenlerin vefa bulacaklarını vurgulayan Yalçın, bu gerçeklerin farkında bir teşkilat olduklarını söyleyerek, bu minvalde vefa toplantıları yaptıklarını belirtti. Bunu yaparken tek gayelerinin Allah’ın rızasını kazanmak olduğunu söyleyen Yalçın, “Bugün, ömürlerini, bedenlerini ve akıllarını Allah’ın rızasını kazanmaya adamış vefalı insanlar olarak bir kez daha kucaklaşıyoruz. Bir kez daha vefayı iliklerimize kadar yaşıyoruz. ama son kez yaşamayacağız. Bugün burada yaşanan bu sahneler biz yaşadığımız sürece Memur-Sen var olduğu sürece, yaşanmaya ve yaşatılmaya inşallah devam edecek” ifadelerini kullandı.

    “MEMUR-SEN DİĞER ÜLKELERDE YUVALAR KURUYOR, YARALAR SARIYOR”

    “Vefa insanları tarafından kurulan Memur-Sen, vefa rüzgârını sadece ülke sınırları içerisinde estirmekle yetinemezdi, yetinmedi” diyen Yalçın sözlerine şöyle devam etti:

    “İşte bu yüzden, Filistin’e destek vermek zorundaydık, verdik. Gazze’nin acılarına ortak olmamız gerekiyordu, olduk. Çin tarafından Uygurlu kardeşlerimize yapılan mezalimi haykırmak zorundaydık, haykırdık. Somalili çocuklara el uzatmak zorundaydık, uzattık. Kardeş ülke Pakistan halkının yardımına koşmak gerekiyordu, koştuk. Katil Esat’ın zulmünden kaçıp ülkemize sığınan Suriyeli kardeşlerimize ensar anlayışı ile sahip çıkmamız gerekiyordu, çıktık. Ortak kültür ve medeniyet dostlarımız ve kardeşlerimizle buluşmalar gerçekleştirdik. Ne benci olduk, ne de bencil olduk. Bütün bunları hep birlikte yaptık. Dün, genel merkezinde çay dahi demleyecek mali gücü bulunmayan Memur-Sen, bugün dünyanın başka ülkelerinde aş evleri kuruyor, kazanlar kaynatıyor, yuvalar kuruyor, yaralar sarıyor. Bu sonucun arkasında vefa var, adanmışlık var, sendikamızı zirveye taşıma kararlılığı var.”

    850 bini aşan üye sayısıyla hem genel de hem de hizmet kollarının tamamında yetkili olan Memur-Sen’in kuruluş hikâyesinin fedakârlıklarla ve kararlı mücadelelerle dolu olduğunu ifade eden Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kutlu idealler adına başlatılan bu soylu mücadelenin başlangıcından bu yana yaşananları anlatmaya ne sayfalar ne de burada birlikte geçireceğimiz süre yeter. Aynı şekilde Eğitim-Bir-Sen’imiz, Sağlık-Sen, Diyanet-Sen’imiz, Bem-Bir-Sen’imiz, Büro Memur-Sen’imiz, Toç-Bir-Sen’imiz, Enerji-Bir-Sen’imiz, Bayındır Memur-Sen’imiz, Ulaştırma Memur-Sen’imiz, Birlik Haber-Sen’imiz ve Kültür Memur-Sen’imiz zorlu yollardan geçerek, imkansızlıkları aşarak, sistemin koyduğu barikatları kaldırarak yetkili ve etkili oldular, üyelerine hizmet yolculuğunda gece gündüz yol aldılar.”

    “AKİF İSMİ GİBİ DİRENDİK, SEBAT ETTİK”

    Konuşmasına ‘Akif’ isminin anlamına değinerek devam eden Yalçın, şunları söyledi: “Akif direnen, sebat eden demektir. Bu nokta da, Memur-Sen’in kurucu genel başkanının Mehmet Akif İnan ağabey olmasına büyük anlamlar yüklemek mümkün. Haksızlıklara karşı direnmek için kurulan Memur-Sen’in kurucu genel başkanının ismiyle müsemma aksiyoner bir dava adamı olduğuna hem fikiriz. Milletle resmen çekişme halinde olan, millet düşmanlığı yapan sözde sivil toplum kuruluşlarıyla mücadele etti. 28 Şubat’ta 5’li çete gazete gazete, televizyon televizyon dolaşarak darbe çığırtkanlığı yapıp, generallerin brifinglerine katılmayı onur sayarken, Memur-Sen, Mehmet Akif İnan ağabeyin öncülüğünde Nemrut’un yaktığı ateşi söndürmek için su taşıyan karınca misali, 28 Şubat sürecinin ülkenin ve milletimizin başına açacak felaketlere dikkat çekti. Sendikamız ve konfederasyonumuz, başta İstanbul teşkilatları olmak üzere, yaptığı eylemlerle 28 Şubat sürecini boykot ediyordu. Tarih ve bu vefakâr millet; Memur-Sen’in 28 Şubat sürecindeki onurlu, soylu ve dik duruşunu, bu dik duruşun mimarı olan ve söz konusu millet iradesiyse dik başlılık yapmayı görev sayan onurlu, soylu insanları yani sizleri unutmayacaktır.”

    “DİK DURUŞUMUZU BOZMADIK”

    Kendilerinin de Akif İnan’ın izinden gittiğini, dik duruşlarını hiç bozmadığını vurgulayan Yalçın, sözlerine şöyle devam etti:

    “Ayışığı, Balyoz, Sarıkız, Yakamoz, Eldiven darbe girişimleriyle başlayan, ülkemize büyük zarar veren 367 kriziyle devam eden, 27 Nisan e-muhtırasıyla zirve yaptırılmak istenen Ergenekon darbe sürecini, ortak akıl mitingleriyle püskürten Memur-Sen oldu, siz oldunuz. Darbelerle vesayetlerini güçlendirmek isteyenlerin heveslerini, ortak akıl mitingleriyle kursaklarında bıraktınız, boğazlarında düğümlediniz. 12 Eylül referandumunda taraftar değiliz milletin tarafıyız diyerek, demokrasiden yana olduk, darbecilerin hayalini kurduğu vesayet iklimine karşı birlikte mücadele verdik, yüzyıllık vesayetin kalıntılarını yüzde 58’le temizledik. Darbeciler adına sendikacılık yapanları deşifre ettik, emeğin gücünü darbeciler adına, vesayetçiler namına kullanan sendikaların, milleti hedef alan kirli senaryolarda figüranlık yapan sendikacıların ipliğini pazara çıkardık. Vesayetin artçıları olan Gezi kalkışması, 6-8 Ekim Kobani ayaklanması, 17-25 Aralık darbe girişimiyle amansız mücadele eden Memur-Sen oldu, siz oldunuz. 7 Haziran seçimlerinden sonra terörü devreye sokan iç ve dış güçlere karşı Diyarbakır’da yaptığınız mitingle, ‘Teröre hayır kardeşliğe evet’ eylemleriyle en güçlü sesi yükselten Memur-Sen oldu, siz oldunuz. Millet için, milletle birlikte, milletin gücüyle ve milletin iradesiyle, millet adına sendikacılık yapmanın hazzını yaşadık, onurunu paylaştık.”

    Yalçın, konuşmasının sonunda millete ve ülkeye vefa borçlarını ifa ettiklerini vurgulayarak, “Milletimizin huzur ve refaha kavuşmasını engelleyen, ülkemizin kalkınması ve dünyada söz sahibi olması noktasında barikat oluşturan yasakların, vesayetlerin kalkmasına öncülük ettik” diye konuştu.

    Yalçın, konuşmasına Türkiye’nin yakın siyasi, sosyal, ekonomi ve iş dünyasında meydana gelen değişimleri şöyle sıraladı:

    “Darbecilerin sanık kürsüsüne oturtulması yetmez dedik. Darbeci üretme çiftliği işlevi gören TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesi kaldırılmalı ve bu çiftlik kapatılmalı dedik, kapandı. Mühendislik projesi olarak kullanılan Emasya protokolü yırtılıp atıldı. 28 Şubat sürecinde generallerin emir eri YÖK yöneticilerinin “sınır tanımaz yasaklarından” başörtüsü yasağı kaldırıldı. Kamu kurum ve kuruluşlarındaki kılık kıyafet dayatması büyük oranda kaldırıldı.”

    TBMM’nin, öncelikle içtüzüğündeki “tayyör dayatmasından” ve “başörtü yasağından” kurtulması gerekir dediklerini anlatan Yalçın, şunları söyledi: “Meclis’te başörtüsü yasağı kaldırıldı. Böylece Türkiye kamusal alan yalanından kurtuldu. Yargılanamaz denilen generaller ve darbeciler yargılandı. Okulları kışlayan çeviren, fişleme apoletine dönüşen, Milli Güvenlik dersine son verildi. Anadolu çocuklarının önünde dağ gibi engel oluşturan katsayı adaletsizliği tarihin çöp sepetine atıldı. Çocuklarımız ve gençlerimiz 28 Şubat mekanizmasının dayattığı ucube kesintisiz eğitimden kurtuldu. İmam hatiplerin orta kısımlarının yeniden açılması sağlandı. Tüm okullarda Kur’an ve siyer öğretimi getirildi. Kur’an kurslarında yaş sınırlaması kaldırıldı. Medeniyet ve kültür dillerimizden Osmanlı Türkçesi seçmeli ders olarak müfredatta yer aldı. Tek tip insan yetiştirmek ve vesayet aracı olarak kullanılan andımız zorunlu olmaktan çıkarıldı. Değerler eğitimini geleceğe taşımak, medeniyetle bağımızı sürdürmek ve inşacı süreci devam ettirmek için gençlere büyük bir önem verdik, bu anlayışla Genç Memur-Sen’i kurduk. Bu noktada teşkilatlarımızın özel bir hassasiyet göstermesini, gençlere sahip çıkmasını bekliyorum.”

    Yalçın, “20 yıllık dönemde siyasal reformlara ve sistemsel dönüşümlere katkı yapmanın yanında ekonomik ve sosyal kazanımların altına imza atarak kamu görevlileri için rekor sayıda kazanımlar ürettik, enflasyonun üzerinde mali haklara kavuşturduk. Kamu görevlilerine vefa anlayışımızın sonucunda yüzlerce insani ve vicdani kazanımlar elde ettik” diye konuştu.

    Yalçın, kamu görevlilerine toplu sözleşme hakkı elde ederek çalışma hayatında büyük bir sosyal devrim gerçekleştirdiklerini söyledi. Yıllardır mücadelesini verdiği sözleşmelilerin kadroya geçirilmesi talebini büyük oranda gerçekleştirdiklerini anlatan Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü: “4/C’lilerin mali, soyla ve özlük haklarında ciddi iyileştirmeler sağladık. Birinci ve ikinci toplu sözleşmelerde elde ettiğimiz kazanımların üzerine bu yıl üçüncü toplu sözleşmeyle 213 yeni kazanım üreterek tarihi başarının altına imza attık. İnsanların cuma namazı ibadetini özgürce yerine getiremediği 28 Şubatlardan cuma namazı izninin toplu sözleşmeyle belirlendiği demokratik bir zemine kavuştuk. Necip Fazıl Kısakürek’in Sakarya Türküsündeki ifadesiyle “Öz yurdunda garip, öz vatanında parya!” muamelesine tabi tutulanlara öncülük yaptık, hak ettikleri yerlere taşıdık. 28 Şubat’ta bedel ödemiş kamu görevlilerinin mağduriyetlerini giderdik.”

    Yalçın, 20 yılda büyük mesafe kat ettiklerini belirterek şöyle konuştu: “Ancak yetmez diyoruz. Yeni hedeflerle yeni yolculuğumuza devam ediyoruz. Sivil, demokratik, özgürlükçü ve milleti kucaklayan anayasa yapılması, kamu görevlilerine yönelik siyaset yasağının kaldırılması, toplu sözleşmenin parçası olan grev hakkının verilmesi, emeklilere sendika hakkının tanınması, örgütlenmenin önündeki tüm engellerin kaldırılması, tercih hakkını yok eden karma eğitime son verilmesi, üniformalı kamu görevlilerine uygulanan başörtüsü yasağının kaldırılması, Filistin’e yönelik ambargoya son verilmesi, İsrail işgalinin bitirilmesi, Mısır’da Sisi darbesinin son bulması, kanlı terör örgütlerinin imha edilmesi, tüm dünyadaki sömürünün ortadan kaldırılması için soylu mücadelemizi artırarak devam ettireceğiz.”

    “İDDİAMIZ KAMU-SEN VE KESK GENEL BAŞKANLARINI MEMUR-SEN’E ÜYE YAPACAK İRADENİN BİZDE OLDUĞUDUR”

    Yalçın, bunun içinde öncü medeniyet, güçlü sendikacılık ve büyük Türkiye parolası ile 1 milyon üyeye ulaşmayı hedeflediklerini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “1 milyon varış noktamız değil, yeni başlangıç noktamızdır. Hedefimiz bütün kamu görevlilerini Memur-Sen’in üyesi, soylu mücadelemizin ortağı yapmaktır. İddiamız Kamu-Sen ve KESK Genel Başkanlarını da Memur-Sen’e üye yapacak iradenin bizde olduğudur. Zirveden yeni ufuklara misyonumuz budur. Kararlı adımlarla güvenli yarınlara vizyonumuzun sonucu budur. Biz rakiplerimizi yok ederek değil, Memur-Sen ailesine dâhil ederek büyüyeceğiz.”

    “Kimseyi küçümsemeyeceğiz, hiç kimseye büyüklenmeyeceğiz. Sadece ve sadece emeğin mücadelesini vererek ekmeğimizi büyüterek hakkı kuşanıp hakkımızı isteyerek büyümeye, devam edeceğiz” diyen Yalçın, “Ahde vefa ile çıktığımız bu yolda feda ettiklerimiz, bedel ödediklerimiz bizim için hakikat yolculuğunun sermayesidir” ifadesini kullandı.

    Memur-Sen’in sendikal mücadelede istikrarın adresi olduğunu anlatan Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ancak istikrar sadece Memur-Sen’e mahsus olmamalıdır. Siyasette, istikrar, ekonomide istikrar, diplomaside istikrar ve nihayetinde ülkede istikrar için sorumluluk almalıyız. Bu yüzden 1 Kasım seçimlerinde istikrarı sürdürecek, parlak bir istikbali üretecek, istiklalden taviz vermeyecek iradenin yanında olacağız. Kim bu ülkeyi güçlü Türkiye’ye dönüştürecek ise, kim bu ülkeyi eski Türkiye’den kurtaracaksa, kim Anadolu’yu yeniden Büyük Türkiye’nin kuruluş merkezi yapacaksa onu destekleriz. Kim dünyadaki zulme direnecekse, vahşet erbabına haddini bildirecekse, daha adil bir dünya için yola düşecekse onunla o yolda oluruz, yol arkadaşlığı yaparız. Taraftarlık yapmayız, ancak hakkın tarafında yer alırız. 10 yılda bir vesayet ayarı çekenlere her seçimde demokrasi ayarı çeken milletimiz 1 Kasım’da da gerekli cevabı verecektir. Bu düşüncelerle, milletimizin bin yılı aşkın süredir müntesibi olduğu değerlerin ışığında 1995 yılının 9 Haziran’da hak için yola düşen Memur-Sen’in siz değerli öncülerini, saygıyla selamlıyorum. Allah yar ve yardımcımız olsun.”

    “MEMUR-SEN MÜCADELENİN ADIDIR”

    Memur-Sen Onursal Başkanı, AK Parti Milletvekili ve Meclis İdare Amiri Ahmet Gündoğdu, “Vefa’nın İstanbul’da bir semt olarak kalmaması ve yaşatılması en çok Memur-Sen’e yarar. Herkesten Allah razı olsun, Akif İnan ağabey başta olmak üzere vefat etmiş bütün öncülerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Memur-Sen, mücadelenin, davanın ve duruşun adıdır, bu duruşu daima göstereceğine inanıyorum. Akif İnan ağabeye bıraktığı bu değerli miras için bir kez daha teşekkür ediyorum” dedi.

    “SILA-İ RAHİM BİZİ MEMNUN ETTİ”

    Sıla-i Rahimin dinimizde önemli bir değere sahip olduğunu kaydeden Memur-Sen Eski Genel Başkanı Ahmet Aksu ise, “Bu değeri yaşatan değerli genel başkanımıza teşekkür ederim. Aynı davaya baş koymuş arkadaşlarımızı bir kez daha gördüğümüz için çok memnun oldum. Hepimize ilk önce Peygamber Efendimizin, daha sonra da Hz.Hüseyin efendimizin yolundan ayrılmamaya davet ediyorum” diye konuştu.

    “MEMUR-SEN DAİMA HAKKIN YANINDA OLMUŞTUR”

    Kısa bir selamlama konuşması yapan eski Memur-Sen Genel Başkanı Fatih Uğurlu, “850 bine gelmiş bir Memur-Sen var, 1 milyon üye hedefinin de kısa zamanda gerçekleşeceğine inanıyorum. Memur-Sen her zaman hakkın yanında haksızlığın karşısında olmuştur, daima da olacaktır” ifadelerini kullandı.

    Kur’an tilavetiyle başlayan program, belge takdimi ve akşam yemeğiyle sona erdi.

  • Gazi Ve Şehit Çocuklarından Gazilere Vefa Ziyareti

    Kredi ve Yurtlar Kurumu (KYK) Ankara İl Müdürlüğüne bağlı yurtlarda kalan şehit ve gazi çocukları, gazilerle buluştu.

    KYK Ankara İl Müdürlüğü ve Türkiye Gaziler Vakfı işbirliği ile Enerji Bakanlığı Sosyal Tesislerinde düzenlenen kahvaltı programına Kore Gazileri, Kıbrıs Gazileri, Güneydoğu Gazileri ile KYK Ankara yurtlarında kalan gazi ve şehit çocukları katıldı.

    Kahvaltının ardından Cebeci Askeri Şehitliği ziyaret edildi, şehitler için dualar okundu. Programda konuşan KYK Ankara İl Müdürü Ferhat Türkoğlu, Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç ve KYK Genel Müdürü Sinan Aksu’nun desteği ile bu tür sosyal projelerle gençleri bir araya getirmeye devam edeceklerini belirterek, “Siz bu vatan için verilebilecek en değerli şeyleri verdiniz. Biz de sizin için ne yapsak azdır. Kredi ve Yurtlar Kurumu her zaman sizin yanınızda olmaya devam edecektir” dedi.

    Böyle bir program düzenlendiği için çok mutlu olduklarını belirten şehit ve gazi çocukları, kendilerini özel hissettiklerini ifade etti.

  • Havranda Vefa Etkinliği

    Balıkesir’in Havran İlçesinde Havran Ak Parti İlçe Teşkilatı tarafından düzenlenen AK Parti Balıkesir İl Başkanlığı Vefa Toplantısı’na, AK Parti Balıkesir İl Başkanı Dinçer Orkun, Havran Belediye Başkanı Emin Ersoy, AK Parti Havran İlçe Teşkilatı Başkanı Erdal Önder, partililer ve vatandaşlar katıldı.

    Ak Parti Havran İlçe Başkanı Erdal Önder “Partimizde görev almış emek vermiş tüm Başkanlarımızdan Allah razı olsun. AK Parti büyük bir aile Ülkemize İlçemize hizmet etmek için tüm kadrolarımız gece gündüz çalışıyor” dedi. İl Başkanı Dinçer Orkun ise, “3’ncü hava limanından, 3’ncü köprüden rahatsız olanlar olacaktır. IMF’ye borcu olmayan bir ülkeden rahatsız olacaklardır. Çünkü onlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin IMF’ye borcu olsun, her zaman gelsin bizle stand by anlaşması yapsın. Türkiye Cumhuriyeti Başkanı’nın, bize geldiği zaman önünü iliklesin, boynunu büksün, belini büksün ve öyle karşımızda dursun istiyorlar. Ama Elhamdülillah başımızdaki kişi, kendisi dik, bizi de dik gösteren Recep Tayyip Erdoğan’dan Allah razı olsun. 7 Haziran seçimleri yaşadık. Halkımız koalisyon istedi. Koalisyon sonucuna ulaşılamadı. Ama bir mübarek adam, bize hayır dedi ve CHP’nin teklifine de hayır dedi.” diye konuştu. Havran Ak Parti İlçe Başkanlığı görevini önceki yıllarda yapmış olan İbrahim Tuna, Osman Faik Buğdaycı, Muharrem Aydınlıoğlu, Havran Belediye Başkanı aynı zamanda eski ilçe başkanı Emin Ersoy’a plaketlerini İl Başkanı Dinçer Orkun takdim etti.