Etiket: vahdet nafız aksu

  • Erzurum’a yükte hafif, pahada ağır sanayi!

    Erzurum Milletvekili Prof.Dr. Recep Akdağ’ın ‘yerel kalkınma formülleri’ üzerinde kafa yormasını, proje üretmesini, fikir beyan etmesini son derece önemli buluyoruz.

     

    ‘Ben on sene büyük bir bakanlığı başarıyla idare etmiş bir siyasetçiyim, artık biraz dinleneyim, gündelik işlerle fazla haşır neşir olmayayım, sade milletvekilliği rolünü benimsemeyeyim’ yaklaşımına prim vermemesi örnek bir duruş, alkışı hak eden bir durum değil mi, sizce de?

     

    ***

    Sayın Bakan, siyasetçi kişiliğinin yanı sıra bir bilim insanı. Yıllarca bu memleketin havasını teneffüs etmiş, karında yürümüş, buzunda üşümüş, zemherisinde bıyıkları buz tutmuş bir hemşerimiz.

     

    Dolayısıyla bu konularda söz söyleme, fikir yürütme, elini taşın altına sokma keyfiyeti onun için sadece bir görev değil,  ihmali vebal olan bir sorumluluk.

     

     

    Kartvizitinde ‘Bakan unvanı’ yazarken, evet, o Türkiye’nin bakanı idi. Ama şimdi Erzurum Milletvekili ve Erzurum’a daha çok, daha yoğun vakit ayırması temel görevi, hakiki sorumluluğu…

     

     

    Hem, Parlamenter sistemde aslolan milletvekilliğidir, bakanlık gibi diğer ilave görevlerin bitmesi bu asli sıfatı önemsiz kılmaz. Bakanlık emaneti alınan bir zata ‘emekli siyasetçi’ nazarıyla bakmak ne kadar yanlış…

    Onun, on yıllık bir mesainin meyvesi olan siyasi, idari birikiminden şehrin istifadesini sağlamaya çalışmak lazımdır diye düşünüyoruz.

    ‘Proje demetini’ bu açıdan çok yararlı, gerekli buluyoruz.

     

     

    ***

    Bu vesileyle, yaza yaza sizi bıktırdığımız, ağzımıza sakız ettiğimiz, tazeleyip canınıza pek çok kez çektiğimiz bazı hususları tekrarlamış olalım.

     

     

    ***

    Şehrin kalkınmasını çerçeveleyen‘Kış ekonomisi’ diye bir kavram geliştirdiğimizi okuyucularımız bilirler.

    Bir müddet önce  ‘şehrin yeni bir kalkınma paradigmasına’ ihtiyacı var diye yazdığımda ‘Bu da nereden çıktı, paradigmayı bırak paradan haber ver’ diye latifeli bir yorumla muhatap olmuştum.

    Evet, şehrin yeni bir kalkınma paradigmasına ihtiyaç var.

     

     

    20. yüzyılın, belli yatırım ve sanayi tesislerini belli bölgelere hapseden kalkınma anlayışı çoktan değişti.

    Artık, özellikle ‘yükte hafif, pahada ağır’  ‘bilgi çağı sanayisi’ bize uzaktan göz kırpıyor. ‘Ben Erzurum için çok uygunum diyor. Kıştan, kardan, coğrafi uzaklıktan hiç ürkmem, rahatsız olmam, bu güzel şehir için biçilmiş kaftanım’ diyor…

    Bu köşede birkaç kere ifadeye çalıştım, ENER olarak projelendirdiğimiz üç önemli meseleyi.

     

     

    ***

    Birisi, Erzurum’a Hayvancılık Organize Sanayi Bölgesi Kurulmasına ilişkin önerimizdi. Hükümetin güzel bir uygulamasıydı, birçok şehre kurulmuş, hizmete geçmişti. Bugün değerli milletvekillerimizin, Sayın Başbakana dilekçe vererek ‘depolardaki etleri fakire verelim, EBK kesim yapsın’ diye haklı olarak çırpındıkları bir kadim meselenin ana çözümü bu değil midir? But but etleri, işleyip raf ürünü haline getirmeden, büyük market zincirlerinin itibar ettiği markalara dönüştürmeden, şehrin hayvancılıktaki iflasına nasıl çare bulabiliriz ki?

    Öyleyse, sanayileşme dersek, hareket noktamız yüksek teknolojiye dayalı gıda sanayii olmalı, hayvancılıkla ilişkili sanayi olmalı…

     

     

    ***

    Bir diğer önemli önerimiz şu idi;

    Erzurum Beyin Gücü Sektörlerine yatırım yapmalıydı. Doğu Anadolu adeta yeni bir Silikon Vadisi olmalıydı, Hindistan’da en ücra bölgelerin olduğu gibi.

     

     

    ***

    Daha geçen günkü açıklamamızda, Sağlık Bakanlığınca hayata geçirileceği açıklanan ‘Sağlık Organize Sanayi Bölgeleri’nden birisinin Erzurum’a kurulmasını önerdik.

    Bu köşede yazdık. ENER, önerisi olarak kamuoyuna duyurduk. Erzurum Vakfı, öneriyi desteklediğini açıkladı.

    Açıklamadan sonra bir önemli metni inceleme fırsatı buldum. Hayıflandım. Keşke açıklamadan önce bu önemli, kapsamlı çalışmayı görmüş olsaydım da, bazı bölümlerini sizinle paylaşabilseydim.

     

     

    ***

    KUDEKA’nın ‘TIBBİ CİHAZ SEKTÖRÜ’ başlıklı raporundan söz ediyorum.

    Bu güzel çalışmanın sahiplerini ve kurumu kutluyorum. Okuyucularıma bu kapsamlı, yararlı çalışmayı incelemelerini öneriyorum.

    Bu güzel raporun son bölümünü dikkatinize sunuyorum:

     

     

    Sağlık Bakanlığımızın Sağlık Kentleri, Ar-Ge Merkezleri, NanoTeknoloji, biyo teknoloji gibi tıbbi teknolojilere yönelik “yap,kirala,devret” projelerini 16 ilde desteklemektedir. Yeni teknolojileri destekleyen AB Komisyonu; nanoteknoloji ile moleküler düzeyde teşhis ve görüntüleme sistemlerinin geliştirilmesine yönelik büyük ölçekli fonları hareketlendirmiş bulunmaktadır.

     

     

    Yerli sanayimizin bu fonlardan yararlanması veya yararlandırılmasına katkı sağlanmasında sayısız yararlar vardır. Bu kapsamda üreticilerimizin; mühendislerine nanoteknoloji eğitimlerini aldırmaları ve nanoteknoloji, biyoteknoloji ve mikroelektronik laboratuarlarını kurmaları gerekmektedir.

    ***

    Şimdi,

    Bakanlık sözü geçen uygulamaların merkezi haline gelecek ‘Yeni Bölgeler’ kuracağına göre…

    Yeni Kalkınma Paradigmasında, iklimin, bölgenin, coğrafyanın belirleyici olmadığına göre…

    Erzurum bilimsel, ulaşımsal olarak gerekli altyapıya sahip olduğuna göre…

    Ve bizim gözümüzde ’21. Asrın İpekyolu Merkezi’ olduğuna göre…

    Neden bu bölgelerden birisi bizim olmasın?

    Dedik ya… Yükte hafif, pahada ağır sanayi…

  • PKK, Çevre örgütü mü?

    Meğer bu PKK ne günahsız, ne masum, ne zararsız bir örgüt imiş…

    Militanları,  dağda dolaşırken karıncaya basmamak için seke seke yürürlermiş.

    Aaaa bu ne biçim laf VNA, hiç militan denir mi böyle insancıl, merhametli yavrulara…

    Onlar dağa niye çıktı biliyor musun?

    Çevre gönüllüleri bunlar, çevre gönüllüleri…

    Dağ bayır dolaşıp ekolojik faaliyet gösteriyorlar.

    Nesli tükenmek üzere olan hayvanlara yiyecek, içecek taşıyorlar.

    Güvercinlere, kargalara yem atıyorlar.

    Hangi duyarsız, kaba insan bunlara militan, terörist diyecekmiş şaşarım…

    ***

    Köşesinden, ekranlardan kovulan bir gazetecinin son açıklamasını okumasam bu gerçekleri bende öğrenemeyecektim.

    Hala PKK’ya terör örgütü deme talihsizliği ile malul olacaktım.

    Hepten cahil kalacaktım.

    Yaşa var ol, Mert Ablam benim.

    Sayende uykudan uyandım, müfteri bir adam yaftası taşıma utancından ikazın sayesinde kurtulmuş oldum.

    ***

    Kurtulmuş oldum…

    Da…

    Hanım abla…

    Otuz senedir birileri güneydoğu yollarını kesmede…

    Kendi ordusuna silah çekmede…

    Kardeşine kurşun yağdırmada…

    Devletine isyan etmede…

    Kalleş pusular kurmada…

    Bebekleri bile katletmede…

    Esrar eroin trafiğini, petrol kaçakçılığını yönetmede…

    Köyleri basmada…

    Şehirlere canlı bombalar sevk etmede…

    Devletin 500 milyar dolarının berhava olmasına neden olmada…

    ***

    Sahi kim bunlar?

    UFO’lar mı?

    Sicilya’dan gelmiş babalar mı?

    Ecinni taifesi mi?

    Bunları kamplarda eğiten, besleyen bir teşekkül yok mu?

    Varlığına itiraz etmiyor Ablam;

    Evet, vardır, adı da PKK’dır…

    Ama adına terör örgütü demek yanlıştır.

    Mert Ablam, buyurmuş ki;

    “Devletler kendilerine başkaldıranları ‘terörist’ diye tanımlar. Ama bunun kimseye faydası yoktur.’

    Yani ortada bir devlet var, kendine başkaldıranlar var, ama Devlet bunlara terörist demeyecek!

    E, ne denecek…

    Dedik ya…

    Gönüllü çevre koruma örgütü!

    ***

    Velhasıl…

    Mert demekle elbet namert mert olmaz

    Hainlere vatansızlık dert olmaz!

    ***

    Latifeyi Bir kenara bırakırsak…

    Düşmana düşman diyeceksin ki barış masasına oturasın.

    Teröriste terörist diyeceksin ki, müzakerenin bir mantığı olsun.

    Müzakerede yarar görenlerin de Nuray Hanım gibi müktesebatı bu konular için kâfi gelmeyecek kişileri sahneye sürmemesi gerekiyor.

    Her bakımdan nazik, hassas bir dönemden geçiyoruz.

    Mikrofon şehveti, nesebi gayrisahih fikirlerin, sözlerin, kavramların doğmasına neden olabilir ve bunun telafisi mümkün değildir;  çünkü savaşı top tüfek değil, kelimeler başlatır! Barışı da!

  • ENER Başkanı Vahdet Nafiz Aksu’dan öneri var

    Erzurum Düşünce ve Strateji Merkezi (ENER) Başkanı Vahdet Nafiz Aksu, “Erzurum’a Sağlık Organize Sanayi Bölgesi Kurulmasında şehir ekonomisi açısından büyük yarar görüyoruz, bu konuda girişimlerde bulunulmasını bekliyoruz” dedi.
    ENER’in Erzurum’a sağlık organize sanayi bölgesi kurulmasına ilişkin teklifine Erzurum ve Erzurum dışında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlardan destek istediğini belirten Aksu, şöyle dedi:
    “Sağlık Bakanlığı tarafından ilaç, makine, tıbbi cihazda dışa bağımlılığın azaltılması için Sağlık Organize Sanayi Bölgeleri kurulması kararlaştırıldı. Bu bölgelerde üniversite ve eğitim araştırma hastanelerinin talep ettiği tıbbi malzemeler üretilecek. Bu Erzurum için büyük bir fırsat. Erzurum; altyapısı, ulaşım imkânları, Üniversiteleri, bilimsel altyapısı, teknokenti ile böyle bir bölgenin kurulması için son derece elverişli.
    Bölgenin ‘üreten ekonomiye’ geçişini hızlandıracak, yüksek teknolojiye dayalı üretim biçimlerine kapı aralayacak, istihdama katkı sağlayacak böyle bir proje için ilgili herkesi göreve davet ediyoruz.”
    ENER, ANKARA ERZURUM VAKFI GÖRÜŞMESİ
    Ankara Erzurum Vakfı Başkanı Süreyya Güngör, Ener Başkanı Vahdet Nafiz Aksu’yu ziyaret ederek, bazı ENER Projelerine destek verdiklerini ifade etti.
    Görüşme esnasında ENER’in Erzurum’a sağlık organize sanayi bölgesi kurulmasına ilişkin teklifine Erzurum Vakfından da destek istediğini belirten Aksu, şöyle dedi: “Bölgenin ‘üreten ekonomiye’ geçişini hızlandıracak, yüksek teknolojiye dayalı üretim biçimlerine kapı aralayacak, istihdama katkı sağlayacak Salık Organize Sanayi Bölgesi projesi için ilgili herkesi göreve davet ediyoruz. Öneri hakkında Erzurum Vakfı Başkanı Sayın Güngör de bizimle aynı görüşleri paylaştı.”
    GÜNGÖR ‘ENER’İN PROJELERİNİ DESTEKLİYORUZ.’
    Ener Başkanı Aksu ile yaptıkları proje değerlendirme toplantısından sonra bir açıklama yapan Ankara Erzurum Vakfı Başkanı Süreyya Güngör, Erzurum’un ilk Düşünce ve Strateji Merkezi olan ENER’İN açıklama, öneri ve projelerini ilgiyle takip ettiklerini belirterek “Bu ilginin desteğe ve ortak çalışmaya dönüşmesinin zamanı geldi, Ener’in Erzurum için çok yararlı projelerinin düşünceden eyleme geçmesi için üzerimize düşeni yapmaya hazırız.” şeklinde konuştu.
    Güngör şöyle dedi: “Ener’in projelerini dikkatle inceledik. Erzurum’a Hafif Raylı Sistem, Hayvancılık Organize Sanayi Bölgesi, Nenehatun Savunma ve 23 Temmuz İstiklal Müzesi projeleri başta olmak üzere bugüne kadar açıkladıkları tüm projeleri çok yararlı, Erzurum gerçeklerine uygun ve desteklenmesi gereken projeler olarak görüyoruz. Erzurum’a Sağlık Organize Sanayi Bölgesi Kurulmasına ilişkin öneriyi destekliyoruz, altına imzamızı atıyoruz. Bu projeler konusunda yeterli toplumsal talebin oluşması konusunda müşterek çalışma yapmaya hazır olduğumuzu ENER Başkanımıza ifade ettim. Sayın Başkan da Vakfımızın tarihi birikimi ve prestiji ile bu önemli projelerin gerçekleşmesine büyük katkıda bulunabileceğini ifade etti. Erzurum’un geleceği için işbirliğimiz devam edecek. Ümit ediyorum ki Erzurum, bu projelerle, atağa geçecek ve başka illerimiz için de örnek olacak. Ayrıca projenin hayat bulması ile sürdürülebilir bir istihdamın sağlanacak olmasını da göz ardı etmememiz gerektiği kanaatindeyim”
    AKSU’DAN, SİVİL KURULUŞ VE MEDYAYA TEŞEKKÜR
    Erzurum ve Erzurum dışında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının Erzurum için birbirinden değerli hizmetler verdiğine değinen Aksu, yerel Medyanın bugüne kadar açıkladıkları projelere büyük ilgi gösterdiğini ifade etti. Aksu, “Bu işbirliği, akıl birliği, görül birliğini çok önemli buluyoruz. Sivil kuruluşlara ve medyamıza şükran borçluyuz.” dedi.

  • Haram

    Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, “Türk’ün, Kürt’e, Kürt’ün Türk’e kurşun sıkması haramdır. “ dedi.

    Açıklamayı okur okumaz ‘bu iyi bir şey ‘ diye düşündüm.

    Hoşlanmadığım, bu sütunda aleyhine defalarca yazılar yazdığım bir kişi söylemiş olsa da bu açıklamadan çok hoşlandığımı hissettim.

    ***

    Hissiyatımı dostlarımla paylaştım. Kandan, gözyaşından, hoyrat örgüt efelenmelerinden canı yanmış arkadaşlarımın çoğu ihtiyatlı bir iyimserlik içindeydiler.

    Birisi şöyle dedi telefonda “O söyledi sen de inandın he… Bunlar bir propagandanın, çok yönlü bir algı yönetiminin bir parçası, görmüyor musun, idrak edemiyor musun?”

    Dedim ki : “Hüküm zahiredir, biz sözü, sözün içerdiği manayı sevdik… Kim söylerse söylesin, hangi ağızdan çıkarsa çıksın böyle bir beyanı ömür boyu alkışlarız, çerçeveletip hem gönül duvarımıza, hem kıblegâh gibi evimizin başköşesine asarız. ”

    Sonra ona çok bilindik şu menkıbeyi hatırlattım:

    Bir gün Şems, malum dedikodulardan sıkılarak ortadan kaybolmuştu. Mevlâna bu duruma çok üzülmüş, hatta iki kere Şems’i aramak için Şam’a gidip; bulamadan, geri dönmüştü.

    Bu arayış gezilerinin birinde, bir adam hızla kapıdan girerek, “Şems geldi” müjdesini getirmişti. Mevlâna, o kişiye hırkasını hediye etmişti. Yalancı müjdeciyi tanıyan birisi de “Efendim, bu adam sizi mutlu etmek için yalan söyledi” demişti. Mevlâna da, “Biz o işin yalanına hırkamızı verdik, doğru olsaydı canımızı verirdik” demişti.

    ***

    Türk’ün, Kürt’e kurşun sıktığı nerde görülmüş?

    İmkân harici bir şey bu… Akla hayale gelmez bir durum bu.

    Epey evvel zamanın birinde… Güneydoğu’dan Erzurum’a geliyoruz. Bir baktım Yüzü nurlu Kürt Emicem ceketini çayıra sarmış namaz kılıyor.

    İnip yanına vardım. Selam vermesini bekledim. Amcamı, dayımı, babamı kucaklar gibi bir güzel kucakladım. Terörün alev ateş günleri… Kardeş kavgası canıma tak etmiş. Şehit cenazelerini gördükçe allak bullak oluyorum. O ruh hali beni böyle bir kucaklamaya sevk etmişti.

    Konuştuk, halleştik, helalleştik, yolumuza devam ettik. Arkadaşlara “çayırını ortak seccade, kuranını ortak kitap, ezanını müşterek inanç haykırışı yapmış; tarihini bin sene boyunca vatan gergefinde özenle beraberce örmüş bu milletin arasına kim girebilir, kim attığı nifak tohumunu besleyip ağaç haline getirebilir?” diye sormuştum da “Elbette hiç kimse” cevabını almıştım.

    “Elbette hiç kimse” cevabı, sadece o an arabamda bulunan yoldaşlarımın değil, milletin müşterek cevabıydı.

    Bu milletin her ferdi, otuz senedir, köye- kasabaya-kente bayrağa sarılı tabutların geldiği günlerde ‘Kardaş kardaşı vurur mu? Türk Kürt’e kurşun sıkar mı’ sorusunu sorup durdu. En acılı günlerinde bile Kürt kardeşine asla yan gözle bakmadı.

    ***

    Evet, yıllardır Güneydoğu’dan böyle bir seda bekledi kulağımız.

    Ama ne yazık ki, biz kardeşlik nidaları bekledikçe, silah sesleri uğuldadı kulaklarımızda.

    Müjde umduk, şehit haberleri dağladı yüreğimizi.

    Biz etle tırnağız dedik. Ayrılamayız dedik. Et tırnak ne demek, ruh ile bedeniz dedik. Kardeşiz dedik. Binlerce yıllık tarih yoldaşıyız dedik.

    Milyonlarca Kürt kardeşimizden ‘Beli, hem de kalubeladan beri, biriz, aynıyız, kardeşiz ’ cevabını aldık. Ama lisan-ı hal ile…Bazen kısık bir sesle…Bazen kulağımıza fısıldanır şekilde…Çünkü örgüt tehditi altındaydılar, hür iradeleri, sözleri, sesleri silahların gölgesindeydi. Malesef devlet olarak güvenliklerini sağlamakta zorlanıyorduk. O nedenle, Kürt tabanı çoğu kez kendi sözünü değil, örgütün sözle dediğini söyleyebildi. Ya da yanlış bir şey söylememek için sustu.

    Örgüt ve onun siyasi uzantısı BDP çizgisi hep savaş, kan, pusu, katliam diliyle konuştu. Çoluk, çocuğu, genci dağlara çıkardı, cepheye sürdü, kendi ordusuna kurşun sıktırdı. Ezanı susturdu, kendi bayrağını yaktırdı.

    Biz kulaklarına sevgi sözcükleri fısıldadıkça, onlar keleş homurtusuyla, bomba gürültüsüyle cevap verdi yıllarca.

    Velhasıl, yüzbinlerce Kürt kardeşimiz, silahı ve gözyaşını değil, barışı ve kardeşliği tercih etse de…

    Gönlü, kalbi gizli bir çığlıkla böyle haykırsa da…

    Örgütün silahla kelepçelediği dili, “Kürt’ün Türk’e silah sıkması haramdır.” Demedi… Diyemedi… Dedirtmediler.

    İşte Baydemir’in o çizgiden bu noktaya gelmiş olmasıdır hoşuma giden, beni heyecanlandırıp, umutlandıran.

    ***

    Tekrarlaya tekrarlaya ezberlediğim o sözü çerçeveletip, yazının bitimine de asmak istiyorum:

    Mayası aynıdır Türk ile Kürt’ün

    Kürt’ün Türk’e yüz dökmesi haramdır

    Ortak sahibidir ikisi yurdun

    Türk’ün Kürt’e hor bakması haramdır 

  • ENER’den büyük tepki

    Erzurum Düşünce ve Strateji Merkezi (ENER) Başkanı Vahdet Nafiz AKSU, Birinci Dünya Savaşı sonrasında İtilaf Devletleri ile Osmanlı İmparatorluğu arasındaki Sevres (Sevr) Antlaşması’nın imzalandığı kasabada Avrupa’nın ilk “Ermeni Soykırımı Anıt Müzesi”nin kurulması için çalışmalara başlandığına dikkat çekerek; “Bu hasmane plana dur dememiz lazım, millet olarak harekete geçme zamanı” dedi…

     
    ENER UYARDI…
    Ermeni diasporasının, sözde soykırım iddialarının yüzüncü yıldönümü olan 2015 yılında dünya çapında bir eylem seferberliği başlatacağını belirten AKSU, Türkiye’nin geç kalmadan karşı ataklar yapması gerektiğini söyledi. 2015 için şimdiden kolların sıvanması gerektiğini kaydeden Aksu, çalışmaların ağırlıklı olarak sivil toplum örgütleri ve gönüllü kuruluşlarca yürütülmesi gerektiğini dile getirdi.

     
    NENEHATUN SAVUNMA VE 23 TEMMUZ İSTİKLAL MÜZESİ’ ÖNERİSİ
    ENER Strateji Merkezi’nin bugünleri görerek, Ağustos 2010 tarihinde ‘Nenehatun Savunma ve 23 Temmuz İstiklal Müzesi’ önerisini kamuoyu ile paylaştığını hatırlatan AKSU, ‘Maalesef bu önemli milli meseleye kayıtsız kalındı, önerimiz hak ettiği ilgiyi görmedi’ şeklinde konuştu.

     
    ENER YAZILI AÇIKLAMA YAPTI
    Aynı öneriyi bu son gelişme nedeniyle tekrarladıklarını söyleyen Aksu, yaptığı yazılı açıklamada “Geçtiğimiz gün Avrupa gazetelerinde ve Türkiye medyasında çok önemli ve ibretle karşılanması gereken bir haber yer aldı. Bu haberden öğreniyoruz ki, Fransa’daki Ermeni diasporası kuruluşları, Sevres kasabasındaki bir Ermeni kolejini Anıt-Müze’ye dönüştürmek için girişim başlatmışlar.
    Paris’in kuzeybatısındaki Sevres kasabasında Ermeni cemaati tarafından kullanılan tarihi Samuel Moorat Koleji’nin bulunduğu alana Anıt-Müze’nin yanı sıra konferans ve araştırma merkezleri de inşa edilmesi planlanıyor. Araştırma merkezinin soykırımlar ve insanlığa karşı işlenmiş suçlar konusunda
    uzmanlaşacağı açıklamalarda yer alıyor. Diasporanın “soykırımın 100’üncü yıldönümü” kapsamındaki en önemli girişimlerinden biri olarak gösterilen proje için geçen yıl Eylül ayında “Sevres 2015” adlı bir dernek kurulmuştu. Derneğe uluslararası hukuk doktoru Ermeni kökenli Fransız akademisyen Gerard Guerguerian başkanlık ediyor. “ifadeleriyle Fransa’daki gelişmelere dikkat çekti.

     
    HEZEYAN DOLU AÇIKLAMA..
    Guerguerian’ın hezeyan dolu açıklamasına değinen Aksu, “ Guerguerian, proje hakkında yaptığı ilk basın açıklamasında, bugünkü Türkiye’nin doğusunda bir “Ermeni devleti” kurulmasını öngören antlaşmanın Sevres kasabasında imzalanmış olmasının “sembolik” önemine de vurguda bulunmuş. Bu semboliklik vurgusu, Sevri hortlatma emellerinin dışavurumundan başka bir şey değil. Birçok kişinin açık şekilde dillendirdiği gerçek düşüncesi bu. Girişimin hemen sonrasında Anıt-müze projesine diasporaya yakınlıklarıyla tanınan Fransız siyasilerden de destek geldiğini görüyoruz. Açıklamalardan Anıt müzenin 2015 yılında açılmasının planlandığı anlaşılıyor.” kaydını düştü.

     
    ÜZÜCÜ SUSKUNLUK…!
    Aksu açıklamasında, “Biliyorsunuz, Başta ABD olmak üzere birçok Ülkede benzer çalışmalar daha önce de yapılmıştı. Ne yazık ki ülkemizde Ermeni diasporasının bu yoğun çabalarını boşa çıkaracak, mesnetsiz iddiaları çürütecek yeterli çabaya tanık olamıyoruz.2015 ve öncesinde yoğun bir şekilde Ermeni mezalimine maruz kalmış bulunan başta Erzurum olmak üzere birçok ilimizde de üzücü bir suskunluk gözleniyor. Mazlum bir millet, dünya iftira korosu tarafından zalim olarak ilan edilirken, tehcirin adına soykırım denilirken, yanık dereden cayır cayır yakılan ecdadın kemikleri sızlarken, karnı şişlenen hamile kadınların acısı evlatlarını hala dağlarken, kentlerimizde, köylerimizde toplu mezarlar üzeri gaflet ve cehalet sisiyle örtülen gerçeği haykırırken sergilenin bu anlamsız ve derin suskunluğu anlayabilmek mümkün değil.” Vurgusunu yaptı.

     
    İFTİRA BOMBALARINA DİKKAT..!
    Açıklamasında, “2015 zorlu bir süreç olacak. Tıpkı Sevr öncesinde olduğu gibi tüm emperyalist güçler, yedi düvel olarak zihnimizde yer etmiş tescilli müfteriler yine üzerimize iftira bombaları savuracaklar.” Uyarısına yer veren Aksu, “ Şimdiden uç veren bu hücumlara zamanında karşı koymamız gerekiyor. Onlarla onların silahlarıyla mücadele etmemiz gerekiyor. Müze kuruyorlarsa bizim de kurmamız gerekiyor, onlar yüz kitap çıkarıyorsa bizim bin çıkarmamız gerekiyor. Sinema, tiyatro ve diğer kültürel alanları onlara bırakmamamız gerekiyor.” dedi.

     
    İLK ADIM ERZURUM’DAN ATILMALI
    Bu tür bir bilinçli ilk adımın Erzurum’dan atılmasını öneren Aksu açıklamasında şu görüşlere yer verdi, “ Bu da içinde birçok tarihi ve kültürel aktiviteyi barındıracak olan ‘Mezalim Müzesi’nin bir an önce kurulması ve 2015’te açılmasıyla mümkün olabilir.Bu konuda sözünü ettiğimiz ENER raporu, böyle hayırlı bir teşebbüse niyet edecek olanlara iyi bir rehber, mükemmel bir yol haritası olacak niteliktedir. ENER, diasporadan önce meseleyi bizim açımızdan düşünmüş, önermiş ama taraftar bulamamış. Diasporanın farkı aksiyoner oluşu, davasına sahip çıkışı. Haksız davasında sebat edişi… Bu nedenle 2010 tarihli raporumuzu kamuoyu ile bir kere daha paylaşmayı yararlı görüyoruz.

     
    Bu arada şu konunun altını önemle çizmek istiyorum. Üniversitemizin, bizim de başlangıcından beri desteklediğimiz Erzurum Bilim, Müze, Doğa ve Eğitim parkı projesini önemsiyoruz. Bu nedenle 2013’te açıkladığımız müzeler demeti içinden ‘Ermeni Mezalimi’ müzesinin müstakilen değerlendirilmesini doğru buluyoruz. “

     
    AMAÇ HUSUMET UÇURUMLARINI BÜYÜTMEK DEĞİL…!
    Açılmasında öneri ve tespitlerinin amaçlarını ifade eden ENER Başkanı Aksu, “Amacımız, yüzyıllarca birlikte barış içinde yaşamış iki millet arasında sonradan meydana gelen husumet uçurumlarını büyütmek değil. Türkiye sınırları içinde vatanlarına bağlı olarak yaşayan ve yurt dışında bu millete muhabbetlerini hala yitirmemiş Ermeni dostlarımızla bu millet kucaklaşmaya hazırdır. Milletimize her fırsat ve mahfelde utanıp sıkılmadan iftira atan diaspora ile Ermeni dostlarımızı aynı kefeye koymadığımızı bir kere daha belirtiyoruz. Sivil toplum örgütlerini ve gönüllü kuruluşları, milli bilinci ve tarih şuurunu ayağa kaldıracak anlamlı faaliyetlerle 2015 musibetine karşı ortak bir seferberliğe çağırıyoruz. Türkiye Ermenilerini, diasporanın bu gibi hasmane ve düşmanca tavırlarına karşı alınacak tedbirleri desteklemeye davet ediyoruz. Dostluğumuzu zedeleyecek SEVR müzesi gibi saçmalıklara ilk karşı çıkanlar Türkiye Ermenileri olmalı.” çağrısında bulundu.

     
    ENER’in 2010 yılında gündeme getirdiği önerisi şöyle;
    Erzurum, tarihi ve kültürel zenginliği itibariyle Türkiye’nin önde gelen illeri arasında yer almaktadır.
    Şehirde bulunan eşsiz tarihi eserler, Müslüman Türk’ün birer tapu senedi hükmündedir. Bu eserlerin korunup kollanması, ulusal ve uluslararası düzeyde tanıtılması öncelikle şehir halkının görevidir.
    Şehirlilik bilincini dünden bugüne, bugünden yarına aşılamanın bir yolu da genç hemşehrileri, şehrin kültür varlıklarıyla tanıştırmaktır. Bu tanışıklığı sağlayabildiğimizi söylemek şu haliyle mümkün değildir.
    Şehir gençliği, kendi tarihi ve kültürel birikimden habersiz yetişmiş ise… O gençlikten bu değerleri ulusal ve uluslararası çapta tanıtımını beklemek gerçekçi bir yaklaşım değildir.
    ENER olarak, Tarihi eserlerimizin korunması ve teşhiri yolunda bilimsel ve uygulamaya yönelik çalışmalara zaman geçirmeden başlamamız gerektiğine inanıyor; bu çalışmaların iki ana hedefinin olması gerektiğini düşünüyoruz:

     
    • Erzurum, makul bir sürede “Müzeler Şehri” olmalıdır,
    • Erzurum “Müze Şehir” haline getirilme potansiyeline sahiptir. Bu potansiyelin harekete geçirilmesi için gerekli çalışmalara vakit geçirilmeden başlanmalıdır.
    “NENEHATUN SAVUNMA ve 23 TEMMUZ İSTİKLAL MÜZESİ”
    Osmanlı Beyliği’nin imparatorluk haline gelmesi aşamasında şanlı zafer destanlarına imza atan milletimiz, İmparatorluğu’nun son dönemlerinde de emsalsiz savunma destanlarıyla tarihe geçmiştir.
    Erzurum, İmparatorluğun aşılmaz/geçilmez/yenilmez muhkem doğu kalesi olmuş, bir askeri dalgakıran şeklinde Moskof taarruzları karşısında milletin haysiyetini kurtaran şehir hüviyetini kazanmıştır.
    Batı da Çanakkale neyse, Doğu’da Erzurum o’dur.
    Ama önemli bir fark vardır:
    Çanakkale’nin destanı yazılmıştır;
    Kanıyla, canıyla destan yazan Erzurum’un destanı yazılmamıştır.
    Çanakkale savunması; Müzeleri, Anıtları, Şehitlikleri, Yoğun tanıtımıyla
    sadece ülkenin değil, dünyanın da gündemine oturmuştur. Bu çok önemli ve olumlu bir durumdur.
    İmparatorluğun son elli yılında yıkıcı Moskof saldırılarına uğrayan Erzurum’un savunma destanlarını canlı tutacak, teşhir edecek, tanıtacak bir SAVUNMA MÜZESİ kurulması, şehrin kısa vadeli hedefleri arasında mutlaka yer almalıdır.
    Bunun için en elverişli mekân, kuşkusuz bu savunma destanlarının yazıldığı TABYALAR dır.
    Öte yandan, biliyoruz ki tarihi eserlerin en iyi korunma şekli, onların uygun amaçlar doğrultusunda kullanılmasıdır.
    Boş olarak bırakılan eserlerin zamanla harabeye dönüştüğünün çok örnekleri bulunmaktadır.
    ENER olarak tarihi kimliklerini göz ardı etmeden tabyalarımızı sonsuza dek yaşatmanın tek yolunun bu mekanları “SAVUNMA MÜZESİ” haline getirmek olduğu kanaatindeyiz.
    Bu mübarek yapılar, çok büyük fakr-u zaruret içinde bunaldığımız bir tarihi süreçte binbir meşakkatle inşa edilmişlerdir. İmparatorluğun en muhkem savunma mevzileri olarak nice kahramanlık destanını tarihe armağan edildiği geçilmez surlar buralardır.

     
    Bu nedenle kurulmasını önerdiğimiz müzenin adının; “NENEHATUN SAVUNMA ve 23 TEMMUZ İSTİKLAL MÜZESİ” konulması uygun olacaktır.
    Erzurum, diğer kahraman illerimize meclis kararlarıyla unvanlar verilirken unutulmuştu. Gerçi, gerçek kahramanlığının ayrıca tebcil ve tasdike ihtiyacı yoktur. Erzurum’a bu amaçla verilecek unvan, malumu ilam olurdu ki, gerçekten olmasa da olur…

     
    Ama bu müze işi olmazsa olmazlardandır.
    “NENEHATUN SAVUNMA ve 23 TEMMUZ İSTİKLAL MÜZESİ” kurulur kurulmaz birkaç ana bölüm süratle inşa edilmelidir.
    Belirttiğimiz gibi ilk bölüm SAVUNMA MÜZESİ başlığını taşıyacak ve kendi arasında iki ana bölüme ayrılacaktır:
    Birinci bölümde Osmanlı-Rus savaşlarındaki savunma destanlarımıza ilişkin belgeler sergilenmelidir.
    İkinci bölümde ise, ERMENİ MEZALİMİNE ait tüm bilgi, belge ve kalıntılara yer verilmelidir.
    İkinci ana bölüm “İSTİKLAL MÜZESİ” olarak düşünülmelidir.
    Bu bölümde Kongre öncesi, Kongre aşaması ve bütünüyle İstiklal Mücadelesi’ne ilişkin bilgi, belge ve eserler teşhir edilmelidir.
    Müzede, SARIKAMIŞ ŞEHİTLERİ için ayrı bir bölüm tanzimi çok uygun olacaktır.
    Savunma müzesi için Rusya Savunma müzesi, İstiklal müzesi için Washington’daki Amerikan Tarihi Müzesi örnek alınabilir. Ermeni mezalimi müzesi için dünyada sayısız örnek bulunmaktadır.
    “NENEHATUN SAVUNMA ve 23 TEMMUZ İSTİKLAL MÜZESİ” tüm görsel ve dijital imkânlarla mükemmelen donatılmış bir müze şeklinde inşası planlanmalıdır.
    Erzurum’un muhtelif şanlı savunmaları heykel, yüksek kabartma rölyef, büst, portre, harita, kroki ve bilgi panolarıyla anlatılmalıdır. Ermeni mezalimine ilişkin tüm bilgi ve belgeler kısa filmler halinde çekilmeli ve bunlar sürekli olarak gösterimde tutulmalıdır. Bunun için müzenin uygun yerlerine dev LCD ekranlar kurulmalıdır. Milyonlarca cd yapılıp ziyaretçilere armağan edilmelidir.
    Bu müze aynı zamanda MÜZEKÜTÜPHANE işlevine sahip olmalıdır. Tüm belge ve bilgiler kitap, dergi, broşür ve cd şeklinde çoğaltılıp hem teşhir edilmeli hem dağıtılmalıdır.
    Bu müze sayesinde Erzurum “ERMENİ TEZLERİNİ ÇÜRÜTME” misyonunu yüklenip, bu alanda uluslararası merkez haline gelebilir.
    Üniversitemizin bu bilimsel altyapıyı hazırlaması mümkündür. Rektörlük şimdiden atağa geçip, tüm üniversite, enstitü ve strateji merkezleri arasında KOORDİNATÖRLÜK misyonunu üstlenmelidir. NENEHATUN SAVUNMA ve 23 TEMMUZ İSTİKLAL MÜZESİ’nin süratle kurulup, sonra ülke ve dünya çapında bir müze haline gelmesinden sonra… Bu mekanın adeta ziyaretçi rekorları kırması için;
    • Her yıl, bölge ve tüm ülke ilköğretim ve ortaöğretim öğrencilerine düzenli gezi programları düzenlenmesi konusunda… Milli Eğitim Müdürlüğü’ne görev verilmelidir.
    • Müzeye, bölgedeki askeri birilikler düzenli geziler düzenlenmelidir. Belli dönemlerde Harp Okulu ve Akademi öğrencilerine burada dersler verilmesi için Kolordu Komutanlığı’ndan yardım alınmalıdır… • Özellikle müze ağırlıklı organizasyonlara ülke çapındaki üniversitelerin iştiraki görevi Rektörlüğe verilmelidir… Yılda birkaç kere, her üniversitenin en az bir inkılâp tarihi dersini müzemizde vermesini sağlamanın yolları da Rektörlüğümüzce aranmalıdır. • Ticaret Odası şehre gelen konuklar için müzemize ziyaret turları düzenlemeli, turizm müdürlüğümüz turistik otellerimizde konaklayan misafirleri buraya yönlendirmelidir. • Gazeteciler Cemiyeti, şehre gelen gazetecileri müzeye yönlendirmekle kalmamalı, her yıl mesela Kongre’nin yıldönümünde yaygın basına yönelik gezi turları tertip etmelidir. Bu konuda Erzurumlu topyekûn bir seferberliğin tabii gönüllüsü olmalıdır.
    Bu çerçevede;
    “Erzurum Panoramik Müze” projesi de devreye sokulmalıdır.
    Panoramik Müze İstanbul Topkapı surları için yapıldı. Harp sahası efektleriyle, sanki canlı olarak cereyan eden bir harp sahnesi seyredilmektedir. Aynı uygulamanın Tabyalar ve diğer tarihi eserlerimizde gerçekleştirilmesi sağlanmalıdır.

     
    “MÜZE ŞEHİR ERZURUM” PROJESİ İÇİN ÖNERİLERİMİZ;

    Erzurum sahip olduğu eserler sayesinde doğal bir MÜZE ŞEHİR görünümündedir.

    Ancak, şehrin bu potansiyeli bugüne kadar göz ardı edilmiştir.
    Tarihi binalar hoyratça elden çıkarılmıştır.
    Tarihi evler muhafaza edilememiştir. Konaklar yerle bir edilmiştir.
    Tarihi binaların dış yüzeyleri sıvanıp, zevksiz şekilde boyanmıştır.
    Tarihi eser restorasyonlarında akıl almaz hatalar yapılmış, tamir edelim derken tarihi birçok değer heba edilmiştir.
    Erzurum’da tarihi bir sokaktan bile söz edemez durumdayız.
    Bu nedenle, elde kalan varlıklardan “Erzurum Sokağı” oluşturulması yolunda acil adım atılması gerekmektedir.
    Yakutiye Belediyesinin, Yakutiye Medresesi’nin çevresini açma çalışmaları takdire şayandır. Büyükşehir Belediye Başkanı’nın yakın zamanda yaptığı açıklamada dile getirdiği “Tarihi binaların etrafının açılmasına ilişkin projenin” bir an önce hayata geçirilmesi, şehrin MÜZEKENT haline getirilmesi açısından önemli bir gelişme olacaktır.