Etiket: uzmanlar

  • Uzmanlar: “AIDS olmanız dışlanmanıza sebep olmasın”

    Uzmanlar, HIV virüsü taşıyan bireylerin toplumdan dışlanma veya görmezlikten gelinme, hastalığın saklanması veya son döneme kadar doktora başvurmama gibi nedenlerle bu hastalıkla mücadelenin zorlaştığına dikkat çekiyor.

    Medicana Konya Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Doğaç Uğurcan, 1 Aralık Dünya AIDS Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Yrd. Doç. Dr. Uğurcan, “HIV (human ımmunodeficiency virus) veya Türkçesi ile “insan bağışıklık yetmezliği virüsü”nün etken virüsün etkisiyle bağışıklık sisteminin giderek baskılandığı kronik bir enfeksiyon hastalığı olduğunu belirtti. Hastalığın etkeni olan virüsün bağışıklık sisteminin beyaz kan hücrelerine yerleşerek vücutta kalıcı hale geçtiğini belirten Yrd. Doç. Dr. Uğurcan, “Zaman içinde bu hücrelerin fonksiyon ve yapılarını bozarak iş yapamaz hale gelmelerine neden olurlar. Virüsün hedef hücreleri olan bu beyaz kan hücrelerinin sayılarının da azalmasıyla AIDS denilen klasik klinik hastalık formu oluşur. AIDS kliniği gelişen hastalarda olağan şartlarda hastalık yapmayan fırsatçı enfeksiyonlar gelişerek ağır, hatta ölümcül seyreder, ayrıca tüm vücutta yaygın kanser türleri gelişebilmektedir. Tanı konulamayan ve bu nedenle tedavisi geciken hastalarda ise maalesef ölüm kaçınılmaz olacaktır. Virüsün vücut içinde doğal seyri yedi evrede incelenir. Bulaş sonrası akut dönemde sadece grip benzeri hafif semptomlar izlenirken, ilerleyen dönemlerde, bağışıklık sistemi hücrelerinin etkilenmesi sonucu, 1-8 yıl gibi geç bir sürede AIDS kliniği gelişecektir” dedi.

    “Bir tek cinsel ilişki ile bulaşmıyor”

    HIV virüsünün esas olarak cinsel yolla, kan ve kan ürünleriyle ve anneden bebeğe olmak üzere üç temel yolla bulaştığına dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. Uğurcan, “Esas bulaşma yolu günümüz koşullarında korunmasız her türlü cinsel temasla olabilmektedir. Virüsü taşıyan kişiyle tek bir temas bile bulaşma için yeterlidir. Temas sayısı arttıkça bulaşma olasılığı da artacaktır. Birden fazla cinsel eşi olanlar, sık sık eş değiştirenler, erkekle cinsel temasa giren erkekler, damar içi uyuşturucu madde kullananlar, hemofili gibi kanama hastalığı olanlar, kronik böbrek hastalığı gibi çeşitli nedenlerle sık sık hazır kan alma ihtiyacı olan kişilerde cinsel yolla hastalığın bulaşma riski daha yüksektir. Oral, anal veya vajinal yolla yapılan cinsel temaslarda risk oranı değişse de en riskli temas anal cinsel ilişki olarak bilinmektedir” diye konuştu.

    “Kan ve kan ürünleri verme öncesi HIV taraması yasal zorunluluktur”

    Kan ve kan ürünleriyle bulaşmanın virüsün hasta kişilerin kanında çok yoğun oranda bulunması nedeniyle önemli bir bulaşma yolu olarak bilindiğini aktaran Yrd. Doç. Dr. Uğurcan, “Bu yüzden 1985 yılından itibaren kanda virüse karşı oluşan antikorlar test edilmeye başlanmış ve kan ürünleri diğer insanlara verilmeden önce HIV taraması yasal zorunluluk haline gelmiştir. Artık bu yolla bulaş günümüzde çok azalmıştır. Ancak halen damar içi madde bağımlılarında ortak enjektör kullanımı, kuaförlerde ortak sterilize edilmeyen manikür setleri ve jilet gibi aletlerin kullanılmasıyla da bulaş söz konusu olabilmektedir. HIV gebelik boyunca, doğum esnasında veya emzirme ile enfekte anneden çocuğuna bulaşabilmektedir. Ancak anneye HIV için ilaç başlanması, sezaryen ile doğum yapılması ve sonrasında bebeğe de ilaç başlanmasıyla çocukta enfeksiyon gelişme riski azalmaktadır. Hasta kişiler hastalığın her döneminde virüsü sağlam kişilere bu yollarla bulaştırabilirler” şeklinde konuştu.

    Belirtiler nelerdir?

    Hastalığın belirtileri hakkında da bilgi veren Yrd. Doç. Dr. Uğurcan, “AIDS kliniğine ait ilk bulgular hastada lenf bezelerinde üç aydan uzun süren tedaviyle düzelmeyen şişlikler, halsizlik, şiddetli baş ağrısı, hiçbir neden bağlı olmadan vücut ağırlığının yüzde 10’undan fazlasını kaybetmek, nedeni açıklanmayan ateş, bir aydan uzun süren şiddetli ishal, vücutta yaygın döküntü ve pullanma, ağız içinde uçuk ve mantar olarak sıralanabilir. İlerleyen dönemde ortalama 1-8 yıl içinde bağışıklık sisteminin çökmesiyle fırsatçı enfeksiyonlar ve kanserler görülmeye başlar. Hastalığın işte bu son basamağı AIDS dönemidir. Bu dönemde her türlü virüs, bakteri, mantar ve parazit enfeksiyonu kişide çok ağır seyreder, müdahale edilmezse ölümcüldür. Ayrıca sarkom, lenfoma gibi kanser türleri de sıkça izlenir. Bu dönemde, deri, sindirim sistemi, solunum sistemi, beyin, kan ve kemik iliği ile kalp gibi organlarda fırsatçı enfeksiyonlar izlenebilir” ifadelerini kullandı.

    “Her hastalıkta olduğu gibi AIDS için de erken teşhis ve tedavi fayda sağlıyor”

    HIV enfeksiyonunda virüsü ortadan kaldıran bir tedavi metodunun henüz olmadığını kaydeden Uğurcan, “Ancak virüsün çoğalmasını kontrol eden ilaçlar vardır. Bu ilaçların genel adı ’antiretroviral ilaçlar’, bu ilaçlarla yapılan tedavi de antiretroviral tedavidir. Tedavi ile HIV ile ilgili şikayetler başlayana kadar geçen sürenin uzadığı, bağışıklık sistemi hücre sayısının yükseldiği ve özellikle yoğun tedavi ile yaşam süresinin uzadığı tespit edilmiştir. Yani artık günümüz koşullarında HIV enfeksiyonu ölümcül değil, etkin tedavi ve yakın takiple kontrol altında tutulabilen, kişinin günlük aktivitelerini yerine getirebildiği, yaşam süresinin uzadığı, diyabet veya yüksek tansiyon gibi kronik bir hastalık kategorisine alınmıştır. Hastalığın son döneme gelmeden erken tanı alması, etkin tedavinin erken dönemde başlaması ve düzenli hekim kontrolleri ile sağkalım önemli ölçüde artmıştır. Tüm dünyada 1988 yılından bu yana HIV’in yayılımını ve HIV ile yaşayanlara yönelik ayrımcılıkları engellemek amacıyla 1 Aralık Dünya AIDS Günü’nde birçok kampanyalar, etkinlikler ve çalışmalar yürütülmektedir. Bu gün HIV’in yayılması ve AIDS hastalığının artışına karşın bilincin yükseltilmesi amacına adanmıştır” dedi.

    “Etkin tedavi ile ölümler azalıyor”

    Yrd. Doç. Dr. Uğurcan, hastalıkla etkin tedavi yapıldığı takdirde ölüm riskinin azaldığını ifade ederek, “2016 yılı BM güncel HIV/AIDS raporuna göre, halen tüm dünyada 160 ülkede HIV görülmektedir. Etkin tedavi ile ölümler yüzde 43 oranında azalmıştır. Ülkemizin de içinde olduğu Doğu Avrupa ve Ortadoğu ülkelerinde ise maalesef hasta sayısı öngörülenden çok daha fazla sayıda artmaktadır. Bunun en önemli nedeni AIDS hakkındaki bilgisizlik, korunmasız cinsel ilişkideki hızlı artış ve yeni olguların kendini saklaması olarak gösterilebilir. Etkili tedaviyi düzenli alan hastalarda ölüm riski oldukça düşüktür. Hastalığın hedefinde esas riskli yaş grubu 15-24 yaş arası gençlerdir. Bu yaş grubu tüm hastaların yüzde 25’ini oluşturmaktadır. Kadınlar bu hastalıktan daha çok etkilenmektedir, olguların yüzde 56’sı kadındır” diye konuştu.

    “Dışlanma korkusu tedaviyi geciktiriyor”

    Yrd. Doç. Dr. Uğurcan, HIV enfekte bireylerde toplumdan dışlanma veya görmezlikten gelinme, hastalığın saklanması veya son döneme kadar doktora başvurmama gibi nedenlerle AIDS ile savaşın büyük ölçüde sekteye uğradığını dile getirerek, “Uğurcan HIV virüsünün zaten doğal olarak zor tedavi edilen bir mikrop olmasının yanında hasta bireylerin sosyal hayatta arkadaş ortamından dışlanması, iş bulamaması veya işten olması hastalıkla mücadelede çıkmaza girmemize neden olmaktadır. Dünya genelinde her 10 enfekte bireyden dördü hastalığından dolayı işinden ayrılmaktadır. Özellikle sosyal medyanın kitlesel iletişimde ön plana çıktığı günümüzde geniş çaplı kampanyalarla ayırım yapılmaksızın halkın tümüne ulaşılabilmesi, cinsel eğitimin etkili yapılması, HIV enfekte bireylerin toplumdan dışlanmadan etkin tedavisinin yapılarak bulaşın önüne geçilmesiyle hastalık kontrol altına alınabilir” şeklinde konuştu.

  • Uzmanlar uyardı: “Kredi kartı alırken dikkatli olun”

    Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) kredi kartlarına limitin aylık gelirin dört katıyla sınırlandırılmasını Tüketicileri Koruma Derneği Genel Sekreteri Halil Çamalan ve Gelişim Üniversitesi Uluslararası Ticaret Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Murat Akkaya değerlendirdi.

    “Kredi kartı limit sınırı tüketiciyi değil, bankayı koruyor”

    Tüketicileri Koruma Derneği Genel Sekreteri Halil Çamalan, BDDK’nın kredi kartına dört aylık gelir limitinin tüketiciyi koruma gibi görünse de bankaların riskini azaltan bir uygulama olduğunu söyledi.

    Türkiye’de yaklaşık 58 milyon kredi kartı olduğunu ve neredeyse her yetişkine bir kredi kartı düştüğünü hatırlatan Tüketicileri Koruma Derneği Genel Sekreteri Çamalan,”Tüketiciler aslında biraz kredi kartlarından uzaklaşmak istiyorlar ama bunu yapma şansları yok. Bir bankanın limiti dolduysa bir başka bankadan alıyorlardı. Hükümet BDDK kanalıyla buna bir sınırlama getirdi. Bu sınırlama tüketici açısından bir çözüm değil. Çünkü asgari ücretle çalışan bir kişinin maaşı bin 300 TL ise 5 bin 200 TL’ye kadar kredi kartı hakkı var. Asgari ücretle geçinen birine 5 bin 200 TL limit verip harcamaya teşvik edilmesi tüketici açısından da banka açısından da bir risk olduğundan bankalar bu konuda kendilerini korumaya aldılar. Bu durum tüketiciyi koruyormuş gibi görünse de aslında bankalar kendilerini koruyor. Bugün 78 milyon nüfuslu ülkemizde yüzde 25’i genç ve çocuk. Kredi kartı sahibi ise 57 milyon 800 bin civarında yani neredeyse her yetişkine bir kredi kartı düşüyor.” dedi.

    “Rekabet sorunu devreye giriyor”

    Gelişim Üniversitesi Uluslararası Ticaret Bölümü Öğretim Üyesi Yard.Doç. Murat Akkaya ise bankarın tüketiciler farkına varmadan dört maaş gelirini tanımladığını söyledi.

    Yard. Doç. Akkaya, “Bankalar yoğun rekabet nedeniyle bazen dört maaş limitini tek başına tanımlamaktadır. Tüketiciler de bunun farkında olmamaktadır ve diğer banka kartlarından da faydalanamamaktadır. Bu nedenle de rekabet sorunu devreye giriyor. Tüketicinin korunması açısından tüketici bilinçli bir şekilde limitini ayarlarsa diğer banka kartlarından da faydalanabilir. Bu durumda kart kullanıcıları kartın, bankanın özelliklerine bakarak limitlerini kendileri doğru bir şekilde ayarlamaları gerekir.” ifadelerini kaydetti.

  • Uzmanlar mevsimsel hastalıklara karşı uyardı

    Nevşehir Devlet Hastanesinde görevli Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Bayram Uğurlu, mevsimsel hastalıklara karşı çeşitli uyarılarda bulundu.

    Bu dönemlerde hastalıkların artış gösterebileceğine dikkat çeken Dr. Bayram Uğurlu, basit gibi görünen korunma yollarının etkili çözümler getirebileceğini bildirdi. Nevşehir Devlet Hastanesinde görevli Uzman Dr. Bayram Uğurlu, mevsimsel geçişlerde artan salgın hastalıklar ve bu hastalıklardan korunma yolları ile ilgili şu bilgileri verdi:

    “Özellikle bahar aylarından sonbahar ve kış aylarına geçerken ani hava ve ısı değişikliklerine bağlı olarak vücut direncimizde azalmalar meydana gelir. Buna bağlı olarak vücudun buna alışması belli bir zaman alır. Bu zaman içerisinde gribal ve viral enfeksiyonlar çok daha fazla artmaya başlamaktadır. Özellikle küçük çocuklarda, anaokulu ve kreş çocuklarında ve yaşlı hastalarda, kapalı ve kalabalık ortamlarda bu hastalıkların yayılma oranı çok daha fazla olmaktadır. Damlacık yoluyla bulaşan bu enfeksiyonların en önemli bulaşma yolu yakın temas ve hapşırık yoluyla havaya yayılan mikropların insanlara bulaşması ile olabilmektedir. Bundan dolayı özellikle kapalı ortamlarda bulunan insanların hastalık durumlarında birbirleri ile yakın temasta bulunmamaları gerekmektedir. Özellikle hapşırırken ağız kapatmaya ve elleri yıkamaya, hijyene dikkat etmeleri çok önemlidir. Çocuklarımıza el yıkamayı ve hijyeni çok iyi öğretmeli, özellikle tuvalet eğitimini vermeyi ve tuvalet sonrasında el yıkamayı çok iyi öğretmeliyiz. Yine bu aylarda vücut dengesi değiştiğinden dolayı çocuklar özellikle yaz döneminden kış dönemine geçtiklerinde uyku düzeni değişebilmekte ve bozulabilmektedir. Bundan dolayı yazdan dolayı kalan alışkanlıkları çocuklarda bıraktırmaya çalışmalı ve düzenli bir uyku süresine geçiş sürecini yaptırmaya çalışmalıyız. Mevsime uygun olarak bol şekilde meyve ve sebze yedirmeye çalışmak ve bol sıvı tüketmeye yöneltmek çocuklarımız için çok iyi çok önemli olacaktır. Bu hem çocuklar için hem de bütün yetişkinler için çok önemlidir. Yine bu mevsimlerde yapılan yanlışlardan biri de çocuklarımızı çok kalın giydirmektir. Üst üste kalın kıyafetler giydirerek çocuklarımızı bunaltmaktayız. Bu da yapılan yanlışlardan birisidir. Çok kalın giysiler yerine birkaç kat orta kalınlıkta giysiler giydirerek vücut sıcaklığını dengede tutmaya ne üşüyecek kadar ne de çok terleyecek kadar giydirmeye özen göstermemiz gerekmektedir. Kış aylarında ve nispeten bahar aylarında mevsim değişikliklerinde alerjik reaksiyonlar çok fazla artmaktadır. Bunlarda viral enfeksiyonların geçmesine zemin hazırlamaktadır. Alerjik reaksiyonu olan hastaların mutlaka bir hekime başvurması reaksiyonların başladığı zaman tedavi almasını önermekteyiz. Bir diğer önemli hususta bu mevsimde başlayan enfeksiyonların çoğu viral enfeksiyon olduğu için mutlaka hekime danışmak hekim önerisi olmadan antibiyotik kullanmamız gerekmektedir.”

  • Uzmanlar, kurban etinin kesimi ve saklanması ile ilgili uyarılarda bulundu

    Kurban Bayramı’na bir gün kala, uzmanlar kurban kesildikten sonra neler yapılması ve etinin nasıl saklanması konusunda vatandaşları uyardı.

    Kurban Bayramına bir gün kala Gıda Mühendisleri Odası Kocaeli Temsilcisi Dr. Mehmet Akif Şen, kurban kesecek olan vatandaşlara güvenli gıda tüketmeleri noktasında bazı önemli konularda uyarılarda bulundu. Kurbanların strese sokulmaması gerektiğini söyleyen Şen, “Hayvan strese girerse eti kalitesiz olur” dedi

    “Hayvan kesim sırasında strese sokulmamalıdır”

    Gıda Mühendisleri Odası Kocaeli Temsilcisi Dr. Mehmet Akif Şen, “Kurban Bayramı gelmesi vesilesiyle dini vecibelerimizi yerine getirirken, gıda olarak evde tüketilecek olan etlerin saklanma koşulları hakkında bilgilendirmeler yapmak gerekmekte. İlk olarak hayvan kesim alanına getirilirken strese sokulmaması gerekiyor. Hayvan strese girdiği zaman eti kalitesiz oluyor. Hayvan, dövülerek getirildiği zaman, koşturularak getirildiği zaman, yere yatırılırken sert bir şekilde yere yatırılırsa strese girer ve bu da et kalitesinde sıkıntılar meydana getirir. İkinci olarak hayvan kesildiğinde et steril bir ortamdır. Steril bir besindir. Hayvanın derisi yüzülürken, iç organları çıkarılırken ete bağırsak, dışkı, toprak gibi mikroorganizmalar geçebilir. Bunlara vatandaşlar dikkat etmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.

    “Hayvanı keser kesmez mutlaka askıya almak gerekiyor”

    Kurban kesildikten sonra iç organların dikkatli bir şekilde çıkarılması gerektiğini belirten Şen, “İyi bir şekilde deriyi soymaları iç organları çıkarmaları gerekiyor. Aksi takdirde iç organları çıkarırken patlama delinme olduğu zaman ette mikroorganizma kontaminasyonu meydana geliyor. Bunu vatandaş suyla beraber kesim esnasında yıkadığında daha büyük mikroorganizma kontaminasyonları meydana gelebiliyor. Hayvanı keser kesmez mutlaka askıya almak gerekiyor. Mümkünse kurban yerinde askıda kesilmesi gerekiyor. Çünkü kan kesildikten sonra yüksek oranda mikroorganizma üretebilen bir ortamdır. Hızlı bir şekilde kanın vücuttan süzülmesi ile et daha kaliteli ve daha hijyenik olmaktadır” ifadelerini kullandı.

    “Et artı 4 santigrat derece 24 saat dolapta bekletilmeli”

    Kurban etinin mümkün olduğunca kesildiği gün tüketilmemesi gerektiğini söyleyen Şen, “Etin doğal yapısından kaynaklı beklemeyle sertleşmesi, olgunlaşması gibi bir olay bulunmaktadır. Et kesildiği gün doğranmaya çalışılırsa hem fire artar hem de düzgün bir şekilde et pişirilecek yemeğe göre işlenemez. Düzgün kuşbaşı yapılamaz. 1 gün 24 saat civarında ve artı 4 santigrat derecede dolapta tutulursa et daha iyi işlenebilir. Evlere normal zamandan fazla et girdiğinden dolayı vatandaşların dolapları etle doldurması vuku buluyor. Vatandaşlar etleri pişirecekleri yemeğe göre porsiyonlayıp dolaba atmaları gerekiyor. 300 gramlık 500 gramlık ambalajlarda kuşbaşı, kıyma gibi hangi ürünü kullanacaksa yemekte ona göre dolaba koyulması gerekiyor. Çünkü eti dondurduktan sonra çözündürüp fazlasını tekrar dondurup çözündüğü zaman mikroorganizmaların ette bozulma yapması meydana geliyor. Bu şekilde olan et insan sağlığına sakıncalı bir besin halini alıyor. Bunu vatandaşlarımıza öneriyoruz” dedi.

    “Kıyma, soğutuculu makinelerde çekilmelidir”

    Kurban etinden kıyma yaptıracak olanlara da uyarılarda bulunan Şen, “Vatandaşlar 1 gün sonra evde etini parçalara ayırırken kuşbaşı yaptığı gibi kıyma da yaptırıyor. Kıyma yaparken dikkat edilmesi gereken konular var. Kıyma evde yapılmaz. Ya bir kasaba ya da bir markete yaptırılıyor kıyma. Oralarda çekilmesi gerekiyor. Kıymayı çekerken mutlaka kasabın makinesi kontrol edilmeli. Özellikle etin kızışmasını önlemesi için soğutuculu makine olması gerekiyor. Bazı marketlerde sırf Kurban Bayramına özel kıyma makinesi çıkarıyorlar. Bunların bir özelliği olmuyor. Daha profesyonel kasaplarda soğutuculu makinelerde etin iç sıcaklığını düşüren teçhizatlar mevcut. Bunlarda çekilmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.

  • Uzmanlar vatandaşlara haftada en az 2 defa balık tüketmelerini öneriyor

    1 Eylül itibarıyla balık sezonunun açılması ile birlikte Gıda Mühendisleri Odası Kocaeli Temsilcisi Dr. Mehmet Akif Şen, vatandaşlara haftada en az iki defa balık yemelerini tavsiye etti.

    1 Eylül itibariyle av yasağının kalkmasının ardından Gebze’de bulunan balıkçılarda hareketlilik başladı. Tezgahların adeta balıklarla süslendiği balıkçılarda, vatandaşlar balık hasretini giderdi. Gıda Mühendisleri Odası Kocaeli Temsilcisi Dr. Mehmet Akif Şen balığın faydaları ve vatandaşların balık alırken nelere dikkat etmeleri gerektiğini anlattı.

    “Vatandaşlar haftada en az iki defa balık yemeli”

    Gıda Mühendisleri Odası Kocaeli İl Temsilcisi Dr. Mehmet Akif Şen, “Ülkemiz üç tarafı denizlerle çevrili olduğundan dolayı vatandaşlarımız bol miktarda balık tüketmelidir veya tüketmektedir. Balığın insan sağlığına birçok faydası bulunmaktadır. Bunların başında çok yüksek oranda protein gelmektedir ve bu protein insan vücudunda kolay sindirilebilir proteindir. Balıkta vitamin olarak A ve D vitaminleri ile birlikte B grubu vitaminlerinin de yüksek oranda bulunmasından dolayı dengeli beslenmede kaçınılmazdır. Uzmanlar olarak vatandaşlara haftada iki defa birer porsiyon balık tavsiye etmekteyiz. Bir porsiyonu yaklaşık 140-150 gram civarında olmaktadır” dedi.

    “İthal balıklar satılırken, bunların dondurulmuş olduğunu balıkçılar vatandaşa söylemeli”

    Tezgahta satılan balıkların buzluğa konup tekrar tezgaha sunulmasının tehlikeli olabileceğini belirten Şen, “Mevsimsel şartlardan, hava sıcaklığının yüksek olmasından dolayı balıkta çabuk bozulma meydana gelmektedir. Özellikle yakalandığında eti steril olan balık vatandaşa sunum şartlarıyla mikrobiyal bozulmaya maruz kalabilmektedir ve bu insan sağlığı açısından sıkıntılar ortaya çıkarmaktadır. Özellikle tezgahlarda satılan balıkların dolaba kaldırılıp tekrar tezgaha sunulması problem olabilir. Vatandaşların ve satıcıların bunlara dikkat etmesi gerekmektedir. Aynı zamanda ithal olarak satılan bazı balıklar var. Bu balıkların dondurulmuş olarak tezgahlarda satılmasından ötürü vatandaşın bunları alırken dondurulmuş olduğunu balıkçıların vatandaşı uyarması gerekmektedir” şeklinde konuştu.

    “Bozulmuş balık kötü koku ve tat oluşumuna sebebiyet verir”

    Vatandaşlar tezgahlardan balık alırken dikkat etmesi gereken bazı hususlar olduğunu belirten Şen, “Balığın solungaçlarının parlak kırmızı renkte olup olmadığına bakılması gerekmekte ve balıkçılardan, kendilerine bunu göstermelerini talep etmeliler. Bozulmuş balık kötü koku ve tat oluşumuna sebebiyet verir. Tat hemen anlaşılmaz, eve gidip balık kızartıldığında kötü tat alınıyorsa balığın tüketilmemesi gerekiyor. Balığın bağırsaklarında ki floradan dolayı karnında gaz oluşumuna sebebiyet vermekte ve buda karnının şişmesine neden olmakta. Karnı şiş olan balık alınmamalıdır. Balığın üzerine bastırıldığı zaman, parmak çekildiğinde et geri geliyorsa balığın taze oldu anlaşılmaktadır. Balığın gözlerinin parlak ve saydam olması gerekmektedir. Gözleri donuk ve mat olan balıklar tüketilmemelidir” ifadelerini kullandı.