Etiket: uzmanlar

  • Uzmanlar: “Çocuklarla duygu eşitlemesi yapmak çok önemli”

    Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Uzmanı Özge Selçuk Bozkurt, “Bizim çocuğumuza vermemiz gereken mesaj, ‘evet seni anlıyorum’ diyerek duygu eşitlemesi yapmaktır” dedi.

    Özel Teknoloji Fen Okulları tarafından her ay düzenli olarak gerçekleştirilen seminerlerin bu ayki konusu ‘Mutlu aile için önce iletişim’ oldu. Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Uzmanı Özge Selçuk Bozkurt, seminerde alt ve üst beyin arasındaki eğitime değindi. Çocukla iletişimde aslında çocuğun beyin gelişiminin önemli olduğunu belirten Bozkurt, “Çocuğa ilk olarak onu rahatlatacak kelimeleri ve cümleleri vermeliyiz. Eskiden çocuk gelişimi için eşler arasındaki iletişimden yola çıkardık. Ama son yapılan araştırmalara göre çocuğun evdeki uyum durumu bile aile içi iletişimi etkilemektedir. O yüzden çocuk merkezli aileler olduktan sonra sistem ve eğitim teknikleri bile değişmektedir. Çünkü gelişen teknoloji artı bize çocuğun da artık bir birey olduğunun önemini vurgulamaktadır” diye konuştu.

    Çok farklı kuşakların şuanda birlikte yaşadığını belirten Bozkurt, “Biz büyükler ailelerimiz tarafından bu şekilde eğitilmedik. Bambaşka bir çocuk eğitiyoruz. Alışık olmadığımız tepkiler almamız normaldir. Çünkü kendi çocukluğumuzda göstermediğimiz tepkileri kendi çocuğumuzdan görüyoruz. Çok fazla çocuğun bireyselleşmesine önem verdiğimizde çocuğun haz alma mekanizmasını aslında biz harekete geçiriyoruz. İşte bu süreçte de ‘istediğim istediğim zaman olsun’ diyen bir çocuk dünyaya gelmiş durumdadır. Bizim çocuğumuza vermemiz gereken mesaj, ‘evet seni anlıyorum’ diyerek duygu eşitlemesini yapmalıyız. Sonrasında ise açıklama cümleleri ve mantık temeliyle üst beyini harekete geçireceğiz. Bu şekilde çocuğumuzu anladığımızı ve ona nasıl yön verilmesi gerektiğini hissettirebiliriz. Çocuklar eve girdiği zaman ilk olarak olan emir cümleleriyle, ‘ayakkabını çıkar’, ‘montunu çıkar’ ve onu yap bunu yap diyerek onun düşünmesini engelliyoruz. Onun düşünmeden eyleme geçmesini sağlıyoruz. Çocuğun üst beynini harekete geçirmeyen cümlelerdir bunlar. Oysa ki eve girdiğimiz zaman hatırlatma cümleleri kursak, çocuğun üst beynini ve konsantrasyon mekanizmasını harekete geçirmiş olacağız. Çocuğumuza ‘eve girdiğimiz zaman ne yapıyorduk’ diye sorduğunuzda kendisi muhakkak hatırlayacaktır. Yapması gereken eylemi biz ona direktif vererek yaptırmadık. Sadece ipuçları verdik ve uygulamayı onun yapmasını sağladık” dedi.

    Salonu dolduran ailelerin sorularını da cevaplayan Bozkurt, katılımlarından dolayı herkese teşekkür etti.

  • Uzmanlar uyarıyor: “Diyabet gözde önemli hasarlara yol açıyor.”

    14 Kasım Dünya Diyabet Günü nedeniyle açıklamalarda bulunan Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Yusuf Durlu, 20 ile 65 yaş arasındaki kişilerde en sık görülen körlük nedeninin diyabet olduğunu söyledi.

    Durlu, yüzyılın en önemli sağlık sorunlarının arasında yer alan diyabetin, ülkemizde de çok sık görüldüğünü ve yaklaşık 8 milyon kişinin diyabetli olduğunu kaydetti.

    Diyabetin, başka bir çok hastalığa zemin hazırladığını ve bazı organlarda kalıcı hasarlara yol açtığını vurgulayan Durlu, gözde de önemli hasarlar yaptığını söyledi.

    Şeker hastalığında, kontrolü yapılmayan hastaların daha yüksek risk altında olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Yusuf Durlu, “Şeker hastalığının süresi arttıkça gözde hasar yapma riski artıyor. Bu risk özellikle diyabet hastalığının onuncu yılından sonra ortaya çıkıyor. Öncelikli olarak gözün ağ tabakası (retina) etkileniyor. Katarakt, diyabetli hastalarda daha sık ve erken yaşlarda ortaya çıkıyor. Diyabet, göz kaslarının sinirlerini tutarak felçlere, göz içi kanamalara ve ileri evrelerde göz içi basıncının artması yani glokoma yol açabiliyor” diye konuştu.

    Hastalarda genellikle yavaş ilerleyen görme azalması ve bazen de ani görme kayıplarının da olabileceğini vurgulayan Doç. Dr. Yusuf Durlu, şunları söyledi:

    “Hastaların gözlerinde hasar oluşmasına karşın görmeyle ilgili önemli şikayetleri de olmayabilir. Bu durum şeker hastalarının muayenelerinin, diyabet uzmanıyla beraber göz doktoru tarafından yapılmasının önemini gösteriyor. Erken tanı, sık kontroller ve uygun tedaviyle birçok diyabetli hastada ciddi görme kayıpları engellenebiliyor. Bu nedenle şeker hastalarının görmelerinde azalma olmasını beklemeden ilk tanı konulduğu zaman ve daha sonra en az yılda bir kez damlalı göz dibi muayenesi yaptırmaları çok önemli.”

  • Uzmanlar meme kanserine karşı korunmanın yolları hakkında uyardı!

    Meme Kanserinde Farkındalık Ayı kapsamında meme kanseri hastalığı hakkında bilgiler aktaran Uzman Dr. İnci Kızıldağ Yırgın, 40-44 yaş arası her yıl mamografinin şart olduğunu ifade ederek, “2018 yılı içinde 40 bin 920 kadının meme kanseri nedeniyle hayatını kaybedeceği öngörülmektedir” dedi.

    40-44 yaş arası her yıl mamografi şart

    VM Medikal Park Kocaeli Hastanesi Radyoloji Bölümü hekimlerinden Uzm. Dr. İnci Kızıldağ Yırgın, Meme Kanserinde Farkındalık Ayı kapsamında meme kanseri hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Amerikan Kanser Birliği verilerine göre 2018 yılı içinde 266 bin 120 kişiye meme kanseri tanısı konulacağını belirten Uzman Dr. İnci Kızıldağ Yırgın, 40 bin 920 kadının meme kanseri nedeniyle hayatını kaybedeceği öngörüldüğünü açıkladı. Alkol kullanımının meme kanseri riskini arttırdığını kaydeden Yırgın, meme kanserlerine en çok 55 yaş üzerindeki kadınlarda görüldüğünü aktardı. Hastalığın tedavisinde erken tanının önemli olduğunu vurgulayan Yırgın, yaşam kalitesinin arttırılması ile meme kanseri riskinin azaltılabileceğini ve teşhisi için hastaların hekime erken başvurmalarında büyük faydası olduğunu ifade etti.

    2018 yılı içinde 266 bin 120 yeni meme kanseri tanısı konulacak

    Meme kanserinin özellikleri hakkında bilgiler aktaran Yırgın, “Meme kanseri sıklıkla meme başına doğru süt taşıyan süt kanallarından kaynaklanan bir kanser türüdür. Bu durumda duktal kanser adı verilir. Daha nadir görülen ve memenin süt salgısı üreten bölümlerinden de kaynaklanır ki bu durumda lobuler kanser adını alır. Daha nadir alt tipleri de mevcuttur. Birçok meme kanserine tarama mammografisi ile daha muayene bulgusu vermeden, elle fark edilebilir hale gelmeden tanı konulabilir. Ancak bu noktada bilmek gereken en önemli noktalardan biri memede ele gelen çoğu şeyin kanser olmadığıdır. Vücudun diğer bölgelerine yayılma göstermeden büyüyen iyi huylu kitlelerin de teşhisi için hastaların hekime başvurmalarında büyük fayda vardır. Amerikan Kanser Birliği verilerine göre 2018 yılı içinde 266 bin 120 yeni meme kanseri tanısı konulacağı ve 40 bin 920 kadının meme kanseri nedeniyle hayatını kaybedeceği öngörülmektedir” dedi.

    Meme kanseri en çok 55 yaş üstü kadınlarda görülür

    Meme kanserini artıran etkenler hakkında da önemli bilgiler aktaran Yırgın, kanser türünün en çok 55 yaşından büyük kadınlarda görüldüğünü belirterek, “Meme kanseri en çok 55 yaş üstü kadınlarda görülür. Meme kanserini riskini artıran değiştirilebilir risk faktörleri; alkol kullanımı obezite, hareketsiz yaşam, çocuk sahibi olmamak, emzirmemiş olmak, uzun süre doğum kontrol hapı kullanmak, menopoz sonrası hormon replasman tedavisi almış olmak. Meme kanserini riskini artıran değiştirilemeyen risk faktörleri ise kadın olmak, ileri yaş, genetik mutasyonlar, ailesinde meme kanseri olmak, hastanın kendisinde teşhis edilmiş meme kanseri olması, erken yaşta adet kanamasının başlamış olması, geç yaşta menopoza girmek, göğüs bölgesine radyoterapi-radyasyon almaktır” diye konuştu.

    Vücudun başka bir yerine yayılmamış kanserin tedavisi daha kolaydır

    Meme kanserinin erken tanıda farkına varılmasının sağladığı yararlara da vurgu yapan Yırgın, “Meme kanserinden ölümleri ve hastalıklı sağ kalımı azaltmanın en önemli yolu kanseri erken teşhis etmektir. Erken teşhis edilen, henüz vücudun başka bir yerine yayılmamış kanserin tedavisi ve tedavinin başarı ile sonuçlanması daha kolaydır. Erken evre teşhis konusunda ise şu ana kadar en yüksek etkinlik saptanan yöntem düzenli mamografi taramasıdır. Meme kanseri taraması demek hiçbir semptomu, şikâyeti olmayan insanları düzenli aralıklarla radyolojik olarak değerlendirmek demektir. Erken tanı ise hiçbir şikâyeti olmayan bir meme kanseri hastasının kanserini vücudun başka bir yerine yayılmadan bulmak demektir” şeklinde konuştu.

    40-44 yaş arası gurubundakiler kesinlikle her yıl mamografi yaptırmalı

    Hasta gruplarının yapması gerekenler hakkında da önemli bilgilere veren Yırgın, “Bu konuda hem Amerikan Kanser Birliği hem de Türk Radyoloji Derneği’nin önerileri vardır. Meme kanseri açısından normal risk faktörlerine sahip kadınlardan 40-44 yaş arası gurubundakiler kesinlikle her yıl mamografi yaptırmalı, 45-54 yaş arası kadınlar her yıl mamografi yaptırmalı, 55 yaş ve üstü kadınlar peş peşe iki yıl normal mamografi saptanırsa 2 yılda bir yaptırmalı ve hastanın 10 yıllık yaşam beklentisi olana kadar bu aralıkta devam etmelidir. Meme kanseri açısından yüksek risk faktörlerine sahip kadınlar ise 30 yaşından itibaren her yıl meme MR ve mamografi yaptırmalıdır” ifadelerini kullandı.

    Emzirme koruyucu bir faktör diyebiliriz

    Meme kanserinin kadınlarda görülme olasılığının erkeklere göre 100 kat daha fazla olduğunu kaydeden Dr. Yırgın, emziren kadınların meme kanserine karşı korunduğunu belirterek, “Bebeğini aylarca emziren kadınlar meme kanseri olma riskini bir miktar azaltıyorlar; ancak meme kanseri birçok faktöre aynı anda bağlı olduğu için ne yazık ki bu noktada riski sıfırlama söz konusu değildir. Emzirme koruyucu bir faktör diyebiliriz. Aslında kanserden korunmanın şu ana kadar kanıtlanmış kesin bir yolu yoktur; ancak bizler yapabileceğimiz bazı değişiklerle kansere yakalanma riskimizi azaltabiliriz. Yapabileceklerimizi şöyle sıralayabiliriz; sabit ve uygun bir kiloda kalmak, düzenli fiziksel aktivite, alkol kullanımından kaçınmak, mümkün olduğunca uzun emzirmek, menopoz sonrası hormon replasman tedavisinden kaçınmak” dedi.

    Modern mamografi cihazlarında daha düşük radyasyon maruziyeti olmaktadır

    “Mamografi çekimi sırasında meme düşük dozlu bir radyasyona maruz kalır” diyen Yırgın şunları söyledi; “Meme kanseri teşhisi olasılığında hastaya sağladığı fayda göz önüne alındığında, düşük doz radyasyon göz ardı edilir. Modern mamografi cihazlarında eski cihazlara oranla daha düşük radyasyon maruziyeti olmaktadır. Her iki memenin de görüntülendiği ortalama bir mamografik incelemede hasta 0.4 mSv radyasyon alır. Her yıl ortalama 3 mSv doğal radyasyona maruz kaldığımızı ve mamografi çekiminde aldığımız radyasyonu aslında 7 haftada doğal ortamdan aldığımızı da düşünürsek bu dozun kabul edilebilir sınırlarda olduğu anlaşılmaktadır. Gebelik durumunda fetüsün alacağı radyasyonu dozu çok az olmasına rağmen gebelere rutin mamografi çekimi yapılamamaktadır.”

  • Kadınlar sordu uzmanlar cevapladı

    Pembe İzler Derneği tarafından düzenlenen etkinlikte uzmanlar, kadınları kanser türleri hakkında bilgilendirdi.

    Türkiye’de her yıl 5 bine yakın kadına rahim kanseri, yaklaşık 3 bin kadına yumurtalık kanseri ve bin 500 civarında kadına da rahim ağzı kanseri teşhisi konuyor. Kanser türlerinde erken teşhisin, tedavi başarısını yükseltmesinden yola çıkan Pembe İzler Derneği ise Bodrum’dan sonra Bursa’da uzmanlarla kadınları bir araya getirdi. Pembe Rota Projesi kapsamında Ayşe Arman moderatörlüğünde düzenlenen etkinliğe, Pembe İzler Derneği Başkanı Arzu Karataş’ın yanı sıra Acıbadem uzmanlarından Tıbbi Onkolog Prof. Dr. Gökhan Demir ve Prof. Dr. Bülent Orhan ile Jinekolog Onkolog Prof. Dr. İlkkan Dünder ve Prof. Dr. Tufan Bilgin konuşmacı olarak katıldı. Uzmanlar, jinekolojik kanserlerden korunma ve yeni tedavi yolları hakkında kadınların yönelttiği soruları cevapladı.

    Bursa’da olmaktan dolayı duyduğu mutluluğu dile getiren Arman, “Burada çok özel bir projeyle vatandaşları bir araya getirdik. Kadın kanserlerini hem bilgilendirmek hem erken teşhisin önemini vurgulamak için çaba sarf ediyoruz. Türkiye turuna çıktık. Şimdi Bursa’dayız. Çok değerli hocalarımızdan kanser hakkında bilgi alıyoruz. İyilik kolyeleri tam gaz devam ediyor. Şu ana kadar 25 sivil toplum örgütüne destekte bulunduk. 500 bin liraydı. UNICEF ile birlikte 650’ye doğru gidiyor. Hedefimiz 1 milyon liradır. Hayatta yaptığım en anlamlı şeylerden biri oldu. Bir başkası için bir şeyler yapabilmek kadar güzel bir şey yok” dedi.

  • Uzmanlar sosyal medyanın gençler üzerinde oluşturduğu tehlikelere karşı uyardı

    Gelişen teknolojinin gençler üzerine oluşturduğu tehlikeler konusunda uyarıda bulunan Uzman Klinik Psikolog Ece Çalışkan Subaşı, “Sosyal medyada gördükleri ışıltılı hayatlar gençlerin ruh sağlığını etkiliyor” dedi.

    10 Ekim Ruh Sağlığı Günü kapsamında bu yılın ruh sağlığı teması “Değişen Dünyada Gençler ve Ruh Sağlığı” olarak belirlendi. VM Medical Park Kocaeli Hastanesinden Uzman Klinik Psikolog Ece Çalışkan Subaşı, Ruh Sağlığı Günü kapsamında yaptığı açıklamada “Değişen Dünyada Gençler ve Ruh Sağlığı” teması hakkında önemli bilgiler aktardı. Gençlik döneminin sağlıklı bir biçimde tamamlanabilmesinin önemini kavramanın oldukça hayati olduğunu belirten Çalışkan, sosyal medya ve teknolojinin gençler üzerinde oluşturduğu tehlikeler hakkında önemli bilgiler verdi. Gençlerin hayatında oldukça büyük yer kaplayan teknolojinin hızlı gelişiminin pek çok değişimi de beraberinde getirdiğini kaydeden Subaşı, “Bu değişen ortamda gençlerin doğru yönlendirilmemesi, teknolojinin olumsuz etkilerine maruz kalmalarına dolayısıyla da ruh sağlıklarının buna oranla olumsuz etkilenmesine sebep olabilir” dedi.

    “Birey, sosyal medya aracılığıyla gördüğü hayatların etkisinde kalıyor”

    Gençlerin ruh sağlığını olumsuz etkileyen faktörlerin başını internet ortamında kurulan sanal ilişkilerin çektiğini söyleyen Uzman Klinik Psikolog Ece Çalışkan Subaşı, “Bu durum gençlerin sosyal ortamlarda gerçek ilişkiler kurma becerilerini ve kendilerini doğru ifade etme yeteneklerini azaltıyor. Yine, sosyal medyanın günümüzde bu denli popüler hale gelmesi ile insanların hayatlarına, doğru/yanlış bilgiye, habere, insanların olaylar hakkındaki düşünce ve yorumlarına ulaşmak çok kolay hale geldi. Zaten içinde bulunduğu dönem itibariyle kimlik arayışı içerisinde olan birey, sosyal medya aracılığıyla gördüğü, izlediği hayatların etkisinde kalarak, kendine özgü olan kişiliğini geliştirmekte zorlanabilir. Diğer yandan, başkalarının kimi zaman gerçek dahi olmayan, sadece sosyal medyada artı bir çaba ile güzel gösterilmiş kusursuz ve muhteşem hayatlarını takip ederek, kendi hayatındaki olumsuzlukları gözünde büyütebilir. Bu durum kaygı ve depresyon gibi ruhsal hastalıkları tetikleyebilir” diye konuştu.

    “Sağlıksız bir durumu kabullenmek, uzman yardımı almayı düşünmenin önündeki en büyük engeldir”

    Teknolojinin hızlı gelişiminin gençler ile ebeveynlerinin, yaşam ve anlayış tarzı arasındaki mesafeyi de arttırdığını söyleyen Subaşı, “Ebeveynin bu durumun farkında olması ve onları anlamak için ayrıca çaba göstermesi gerekir. Ebeveynlerin dikkat etmesi gereken en önemli konulardan biri de çocuğun veya gencin etiketlenmesi sorunudur. ‘Bizim çocuk hiçbir şeyden mutlu olmuyor’, ‘Yalnız kalmayı seviyor’, ‘Bizim çocuk sosyal değil’ gibi etiketlemeler, çocuğa bu sağlıksız durumun sanki onun karakteriymiş gibi yansıtmak ve bu şekilde bu durumu kabullenmek izlenebilecek en yanlış yollardan biridir. Sağlıksız bir durumu kabullenmek, bu durumu çözmek için uzman yardımı almayı düşünmenin önündeki en büyük engeldir. Belki de ilk fark edildiğinde çok daha kolay bir çözümü olan problemin kabullenme ve etiketleme ile pekiştirilmesi ileride ruhsal problemlere yol açabilir. Bir kanser hastalığında erken teşhis ne kadar önemliyse, ruhsal hastalıklarda da o kadar önemli ve hayatidir” şeklinde konuştu.

    “En doğru şey yeni insanlarla gerçek ilişkiler kurabilecekleri ortamlar oluşturmaktır”

    Sosyal medyanın konusu hakkında ebeveynlere de önemli bilgiler aktaran Subaşı, “Asla unutmayın ki, çocuğunuza ne kadar onun ne olduğunu söylerseniz, çocuğunuz nihayetinde o söylediğiniz şey haline gelecektir. Bu sebeple ebeveyn, kelimelerin gücünün farkında olmalıdır. Söylenen tek bir kelime, sıfat ve etiketleme dahi benlik yapılanmasına etki etmektedir. Olumsuz etiketlemeler, bireyin benlik saygısında düşüklüğe yol açmaktadır. Bu durum ebeveyn kadar, gençlerle çalışan eğitimciler için de geçerlidir. Erken dönemde öğretmenleri tarafından gerek söylem gerek davranış yolu ile başarısız, yeteneksiz olarak etiketlenmiş olan bireyler, bu etiketi hayatları boyunca taşır. Bu olumsuz etiketi taşıyan bireyin ruh sağlığı ise çok daha hassas ve olumsuzluklara açık hale gelir. Bireyin, günümüz çağında gençlik dönemini en sağlıklı şekilde geçirebilmesi adına yapılabilecek en doğru şey, yetenekleri doğrultusunda sanata veya spora yönlendirmek, onlara kendilerini ve yeteneklerini keşfedebilecekleri, yeni insanlarla gerçek ilişkiler kurabilecekleri ortamlar oluşturmaktır. Okuldan, derslerden sonra eve gidip bilgisayar başına oturan gençlerden çok, sanata, spora ilgi duyan, sosyal ilişkilerini, yeteneklerini ve karakterlerini bu ortamlarda geliştiren gençler yetiştirilmesi oldukça önemlidir. Yapılan araştırmalar, gençlerin spor ve sanatla ilgilenmesinin kendilik algısını olumlu yönde etkilediğini göstermiştir” ifadelerini kullandı.

    “Sanal ortamlarda gördüğünüz, takip ettiğiniz hayatların etkisinden kurtulmalısınız”

    Gençlerin sosyal ortamlara yönelmesinin sosyal medya nedeni ile yaşanan olumsuzlukların azalmasına katkıda bulunacağını ifade eden Subaşı, “Yine gençler, kendilerini ruhsal yönden zayıf hissettikleri dönemlerde gerekli psikolojik desteği nereden bulacaklarını bilemiyor. Bu dönemlerde gençlerin kötü alışkanlıklara ve sağlıksız arkadaş ilişkileri kurmaya eğilimli hale gelebiliyor. Ebeveyn, eğitimci yönlendirmesi haricinde, gençlerin de kendi ruh sağlıklarını korumaları ve gözetmeleri çok önemlidir. Peki, ruh sağlığınızı güçlendirmek için nelere dikkat etmelisiniz, birkaç madde ile bunlardan bahsedelim. Öncelikle sanal ortamlarda gördüğünüz takip ettiğiniz hayatların etkisinden kurtulmalı, kendinize özgü tek ve eşi benzeri bulunmayan kişiliğinizi keşfetmelisiniz. Sosyal ağlarınızı arttırın, sosyal ortamlarda gerçek ilişkiler kurun. Sağlıklı beslenme ve egzersizi hayatınızın olmazsa olmazı haline getirin. Hayatta sizden ne kadar çok şey beklenirse beklensin, kendi sağlığınızın, kendinizin bunların hepsinin önünde, hepsinden önemli olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Gerçekçi hedefler belirleyin ve bu hedefleri sırayla gerçekleştirmek için harekete geçin. Hedeflerinizi kolaydan zora doğru planlayın. Her basamağı tek tek sonuçlandırdığınız zaman motivasyonunuzun arttığını gözlemleyeceksiniz. Duygularınızı ifade etmekten kaçınmayın. Öfke, üzüntü, korku, sevinç gibi duygularınızı uygun bir dille kelimelere yansıtmalı ve dışarı vurmalısınız” dedi.

    “Ebeveynin, gencin ruhsal durumunu iyi gözlemlemesi ve uzmana yönlendirmesi çok önemlidir”

    Ruhsal hastalıkların toplumun bütününü ilgilendiren bir sorun olduğunu belirten Subaşı, “Gençlerin ruh sağlığı, huzur ve mutluluğu, toplumun geleceğini doğrudan etkileyecektir. Özellikle konu ruhsal hastalık olduğunda toplumun ciddi genelleme ve etiketlemeleriyle karşılaşan kişi, tedaviden kaçınabilir. Bu sebeple ebeveynin, gencin ruhsal durumunu iyi gözlemlemesi ve gerektiğinde uzmana yönlendirmesi çok önemlidir. Yine unutulmamalıdır ki, ebeveynin kendi ruhsal sağlığı da çocuğunu, aile yaşantısını etkiler. Her nasıl ki bedensel hastalıkların önlenmesi bağışıklığın güçlendirilmesine bağlıysa, ruhsal hastalıklar için de bu durum geçerlidir. Ruhsal hastalıklarda da erken teşhis oldukça önemlidir. Sağlığın bir bütün olduğunu, ruh sağlığının da bu bütünün bir yarısı olduğunu hiçbir zaman unutmayın” ifadelerini kullandı.