Etiket: Uzmanından

  • Uzmanından Sınav Sabahı Kahvaltısı Uyarı Ve Önerileri

    Acıbadem Eskişehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Gözde Gence, Pazar günü yapılacak Lisans Yerleştirme Sınavı öncesi sabah kahvaltısıyla ilgili çeşitli bilgiler verip önerilerde bulundu.

    Gence, öğrencilerin tüm yıl bu sınav için çalıştığını ve emeğinin karşılığını alma vaktinin geldiğini belirtti. Öğrencilerin bu döneminde en büyük destekçilerinin aileleri olduğunu anlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Gözde Gence, “Şimdi de sınav sabahı size en güzel kahvaltıyı hazırlama telaşına düşecekler. Sadece sınav sabahı değil, günün altın öğünü aslında kahvaltıdır. Kahvaltı herkes için olmazsa olmaz. Sınavlara 1 hafta kala uyku ve yemek düzenini oturtmak çok önemli. Kahvaltı konsantrasyonu artırır, akılda tutma ve algılama konusunda yardımcı olur.

    Son 1 hafta için olabildiğince dışarıda yemek yememeye çalışınız. Ev yemekleri düzenin oturmasında ve fast food’tan uzak durmak adına bize yardımcı olacaktır” diye belirtti

    SINAVDAN ÖNCEKİ GÜN

    Ailelere seslenerek, kahvaltı hazırlarken; enerji içeriği yüksek karbonhidratlı bir öğün hazırlamak yerine çocuklara protein desteği de sağlayacak sağlıklı bir kahvaltı hazırlanması önerisinde bulunun Gence, “Sınav öncesi akşam yemeğinde aşırı tuzlu besinlerden uzak durunuz. Aşırı yağlı hazımsızlığa neden olacak yağ içeriği yemekler yemeyiniz. Daha hafif protein ve karbonhidrat değeri dengeli bir menü hazılayınız. Etli sebze yemeği, yoğurt, 1 kase sebze çorbası, peynirli salata iyi bir seçenek olabilir. Tatlı ihtiyacınızı gidermek için şerbetli bir tatlı yerine seçiminizi sütlü tatlı, dondurma veya kurutulmuş meyveden yana kullanabilirsiniz” şeklinde anlattı.

    Beslenme ve Diyet Uzmanı Gözde Gence, farklı kahvaltı mönü önerilerini de şöyle sıraladı;

    “3 dilim ekmek 1 adet haşlanmış yumurta, 1 -2 dilim peynir veya kaşar, 1 tatlı kaşığı bal veya pekmez veya 1 meyve, domates-salatalık-biber, 4 -5 zeytin veya 2 ceviz, daha önce de içme alışkanlığı varsa 1 bardak süt”

    “2 ince dilim tam buğday ekmek +1 ince dilim peynirli tost, 1 adet yumurta, 3-4 parça ceviz salatalık – domates, 1 bardak taze meyve suyu veya meyve, meyve suyunun içine 1 tatlı kaşığı pekmez atılabilinir”

    “1-2 dilim peynirli omlet,2 tam ceviz veya 5-6 badem veya 4-5 adet zeytin, 2 -3 dilim tam buğday ekmeği 1 kivi veya 1 yemek kaşığı kuru üzüm, domates, salatalık”

    “vejeteryan kahvaltı olarak da; 1 bardak taze sıkılmış meyve suyu, 1 porsiyon tofu (soya proteini), 1 tatlı kaşığı yulaf ezmesi, yeşil yapraklı sebzeler (roka, marul, maydanoz) 2 -3 dilim tam buğday ekmeği”

    SINAV ÖNCESİ AKŞAMI

    Acıbadem Eskişehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Gözde Gence, sınav öncesi akşamında kafain içeriği yüksek meşrubat, kahve tüketmemeye özen gösterilmesini tavsiyede ederek, “Bunun dışında daha rahat uyuyabilmek için melisa, papatya gibi bitki çayları içilebilir. Uyumadan 2-3 saat öncesinde ılık 1 bardak süt ve meyve ile ara öğün yapılabilir. Meyveleri seçerken özellikle c vitamini deposu kivi, portakal, çilek seçilebilir.

  • Deprem Uzmanından Meslektaşlarına Sert Tepki

    Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, İzmir ve Bursa’da meydana gelen depremleri değerlendirdi. Meslektaşlarını eleştiren Üşümezsoy, “Deprem konusunda yapılan, büyük depremleri çağrıştıran demeçler, yorumlar yanlıştır” dedi.

    İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, İzmir ve Bursa’da meydana gelen ve vatandaşlarda büyük paniğe neden olan depremlerle ilgili çarpıcı açıklamalar yaptı. Meslektaşları tarafından yapılan, büyük depremleri çağrıştıran demeçlerin ile yorumların yanlış olduğuna dikkat çeken Üşümezsoy, “İzmir ve Bursa havzasında, bölgeyi ve bölgedeki deprem riski olan fayları bilmeden açıklamalar yapıp, manşetlerde yer buluyor. Bursa havzasında olan deprem hakkında Kuzey Anadolu fayının güney kolunda olan yanal atımlı bir fay olduğu ileri sürülmektedir. Oysa bu tamamen yanlıştır. Bu deprem Uludağ fayının önündeki havzada çöküntüyle oluşan çöküntü fayları ile bağlantılıdır. 1855 yılında olan iki deprem Uludağ’ın batısında ve doğusunda olan faylarla ilişkidedir. Marmara denizindeki Kuzey Anadolu fayındaki depremsellik yanal atımlı faylarla bağlantılıdır. İmralı güneyinden Bandırma’dan geçen fay sistemi ile bağlantısı söz konusudur. Kuzey Anadolu fayı ile bağlantılı büyük depremleri çağrıştıran demeçler, yorumlar yanlıştır, bağlantısı yoktur” dedi.

    İZMİRLİLERİ RAHATLATAN AÇIKLAMA

    Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, şöyle devam etti:

    “İzmir konusunda da daha önce söylediğim gibi; Balçova’dan başlayarak Narlıdere’ye doğru giden fay hattındaki kırılmayla gerçekleşmişti. İlgili tarihsel kayıtları da ortaya koymuştuk. Kuzey Ege’deki fay sistemi güneydekinin stresini kısmen boşaltmaktadır. Bu düşey atımlı fay sistemidir. Bunlarda büyüklük genelde 6,5-7 arasında kalmaktadır. Daha sık ama birbirine paralel şekilde çökmeyle oluşan bir depremsellik vardır. Kuzeydeki ana kolların odaklandığı yerler Midilli çukurlarındaki tarihsel depremleri özetlersek, Kuzey Ege’de tek risk taşıyan alan olarak 6,5’lik bir deprem bu bölgede oluşabilir. Kimse endişe etmesin, araştırmadan büyük depremleri çağrıştıran demeçler yorumlar yapmak çok yanlış.”

  • Uzmanından Ramazan Ayında Beslenme Önerileri

    Şanlıurfa Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Gizem Sarıyıldız, Ramazan ayında nasıl beslenilmesi gerektiği konusunda vatandaşlara tavsiyelerde bulundu. Sarıyıldız, sahura kalkmanın da Ramazan ayında çok önemli olduğunu vurguladı.

    Ramazan’da uzun süre aç kalmanın metabolizmayı etkilediğini ifade eden Sarıyıldız, “Oruç tutanların ciddi sağlık sorunlarıyla karşılaşmamaları için beslenme konusunda bazı noktalara dikkat etmeleri gerekir. Ramazan boyunca tutulan oruçta uzun süre aç kalınması ve vücut hareketlerimizin yavaşlaması metabolizmayı yavaşlatır ve besinlerin yağ haline gelmesini kolaylaştırır. Ayrıca bu uzun süreli açlığa bağlı olarak kan şekeri düşmektedir. İftar sofrasında birden yemek yemeğe başladığımızda ise kan şekeri birden yükselmeye başlar. Düşüp çıkan bu kan şekeri de maalesef hastalarda titreme, üşüme hissi, baş ağrısı, baş dönmesi, dalgınlık, dikkatsizlik, uykuya eğilim, sinirlilik, hazımsızlık, şişlik gibi sorunlara da neden olur” dedi.

    “BOŞ MİDEYE BİRDEN YÜKLENMEK YAPILAN EN BÜYÜK YANLIŞTIR”

    Oruç tutacakların midelerine bir anda yüklenmemeleri gerektiğini söyleyen Sarıyıldız, “Uzun açlık sonrası yemeğe birden yüklenmek yaptığımız en büyük yanlışlardandır. Çünkü uzun bir açlık sonrası ağır yemekler yemek kalbin yükünü artırır. Bu durum yüksek tansiyona, beyin kanamasına ve felç geçirmeye de yol açabilir. Eğer Ramazan boyunca beslenme konusunda bazı noktalara dikkat edersek bu rahatsızlıklara karşı önlemimizi alabilir ve sağlıklı bir ay geçirebiliriz” şeklinde konuştu.

    “ÖĞÜNLERİ İKİYE BÖLMEK SAĞLIĞA FAYDALI OLUR”

    İftarda fazla yemeden öğünlerin ikiye ayrılması gerektiğini belirten Sarıyıldız, “Fazla miktarda yemek yemenin vücuda yükleyeceği yükü azaltmak için iftar iki öğüne bölünmelidir. İftarda hızlı ve fazla yemek tüketilmemeli, yavaş yavaş ve küçük porsiyonlar halinde yemek yenmelidir. İftar ile sahur arasına küçük ara öğünler eklenmelidir. Böylece hem fazla miktarda yemenin vereceği olumsuzlukları engeller hem de yavaşlayan metabolizmaya destek olur. Beyin, doyma hissini yemeğe başladıktan 15-20 dakika sonra verir. Bundan dolayı yemeklerin yavaş yenmesi gerekir. Yani çorbadan sonra midemizi 5 ya da 10 dakika dinlendirirsek beyne biraz daha izin vermiş oluruz. İftarda vücudunuzun sıvı ve elektrolit dengesini desteklemek için su ve hurma ya da zeytin ile başlayabilirsiniz. Özellikle hurma düşen kan şekerini yerine getirmektedir. Fakat hurmanın yüksek miktarda şeker içerdiği ve bu nedenle kan şekerini yükselttiği de unutulmamalıdır. Hurmadan sonra çorbamızı veya tam tahıllı ekmeğimizi tercih edersek daha uzun süre tok kalırız” ifadelerini kullandı.

    “YEMEKLERİN PİŞİRME YÖNTEMLERİ ÇOK ÖNEMLİ”

    Seçilen yemeklerin pişirme yöntemlerinin de önemli olduğunu söyleyen Gizem Sarıyıldız, “Özellikle ızgara, fırında veya haşlama tercih edilmelidir. Bu durum sizi mide krampları ve mide yanmalarından koruyacaktır. Ayrıca Ramazan’ın en önemli unsuru olan Ramazan pidesini de unutmayalım, beyaz unlu ve lezzetli olan Ramazan pidesinin bir avuç kadarının bir dilim ekmeğe denk geldiğini de hatırlatalım. Tatlıyı ise kesinlikle iftar sofrasında yememeliyiz. Yemekten bir buçuk ya da iki saat sonra ara öğün olarak tüketebiliriz. Aşırı şerbetli, yağlı, hamur işi tatlılar yerine ölçüyü kaçırmadan sütlü tatlılar veya meyve tatlılarını tercih etmeliyiz” dedi.

    “YETERİ KADAR SIVI TÜKETİLMELİ”

    Sahur ve iftarda yeteri kadar sıvı alınması gerektiğini söyleyen Sarıyıldız, “Dikkat edilmesi gereken noktalardan bir diğeri de sahur ve iftarda yeterli sıvı alımıdır. Sıvı tüketimini artırmak için iftarda ilk yemek olarak çorba tercih edilebilir. Gün içinde susuz kalınacağından iftar ile sahur arasında da en az iki ya da iki buçuk litre su içilmelidir” dedi.

    “MUTLAKA SAHURA KALKILMALI”

    Sağlık için mutlaka sahura kalkılması gerektiğini söyleyen Gizem Sarıyıldız, “Sağlıklı bir Ramazan geçirmek için mutlaka sahura kalkmalısınız. Sahura kalkıp ufacıkta olsa bir şeyler yememiz, gün içerisinde daha rahat ve verimli geçirmeyi sağlar. Kişiler uzun süre tok kalabilmek için ve kan şekerinde ciddi problemler yaşamamak için sahurda kendilerini tok tutan besinleri tüketmeleri gerekmektedir. Bunun için kahvaltı niteliğinde geçirmek en doğrusu. Tam buğday ekmeği, peynir, yumurta, özellikle haşlanmış yumurta olarak, domates, salatalık biber ve mevsim yeşillikleri de mutlaka sofralarında bulundurmalılar. Posadan zengin olmalarından dolayı uzun süre tok kalmalarını sağlarlar. Daha çok acıkma hissi duyanlar ise kurubaklagil tüketebilir. Midede boşalma hızları daha yavaş olduğundan tokluğu daha uzun süre muhafaza ederler. Tuzlu peynir, zeytin, salam, sucuk gibi gıdalardan ise uzak durmalıyız. Bu tür besinler hem gün içerisinde susuzluk hissini artırır, hem de yağlı oldukları için kilo artışına neden olur” şeklinde konuştu.

  • Uzmanından ‘Belde Kireçlenme’ Rahatsızlığı İçin Öneriler

    Acıbadem Eskişehir Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Bülent Önal, ‘Çağın Hastalığı’ olarak nitelendirilen ve halk arasında ‘vitrin’ hastalığı olarak isimlendirilmiş ‘Belde Kireçlenme’ konusunda açıklamalarda bulundu.

    Bütün vücudun yükünü çeken omurgamızda, farklı nedenlerle sorunlar oluşabiliyor. Bunların başında gelen yaşlanma, bedeni iyi kullanamama, ağır işlerde çalışma, gün içinde çok fazla oturma, aşırı kilo alma ya da çok kilo verme, kemik erimesi, yetersiz beslenme gibi nedenler omurga şekil bozuklukları ve omurilik siniri üzerine baskı yapan darlıklara yol açabiliyor. Bu nedenlerin omurgada oluşturduğu ‘kireçlenme’, halk arasında yaygın bir deyişle ‘Vitrin Hastalığı’ olarak biliniyor. Acıbadem Eskişehir Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Bülent Önal, vitrin hastalığı isminin hastaların kendi hareketlerini gözlemlemesi sonucunda ortaya çıkan bir isim olduğunu belirterek, “Vitrin hastalığı, tıbbi bir tanımlama değil. Bu hastalığın en önemli belirtisi, yürüyüş sonrasında hissedilen bel ağrıları ve her iki bacakta uyuşmadır. Omurgasında kireçlenme olan kişiler yürüyüşe ara verip dinlenme ihtiyacı duyarlar. İşte bu durum, alışveriş merkezinde dinlenmek için vitrinlere bakma ihtiyacı duymaya benzetilmiş ve ‘vitrin’ hastalığı olarak isim verilmiş” dedi.

    BEL VE BOYNU VURUYOR

    Spinalstenoz en sık boyun ve bel bölgesinde görülüyor. Doç. Dr. Önal, omurgada kireçlenme; yani spinalstenozun omurgadaki sinirlerin geçtiği boşluklarda daralma anlamına geldiğini, bunun sonucunda da omurilik (spinalkord) üzerinde ve omurilik kanalında bulunan spinal sinirler üzerinde bir baskının ortaya çıktığını söyleyerek, hastaların yaşadığı durumu şöyle açıklıyor:

    “Bir odaya girdiğinizde, lambanın düğmesine basarsınız, duvardan tavana ilerleyen bir elektrik kablosu tavandaki ampulün yanması için gerekli olan elektriği ulaştırır. Omurilik siniri de beyinden aldığı emirler doğrultusunda gelen aktiviteyi doğruca ilgili kas gruplarına iletiyor. Elinizi sıkmanız gerekiyorsa doğruca el sıkma kaslarına giden sinir kökü buraya elektrik taşıyor ve böylece elimizi sıkıyoruz. Ama kireçlenme, bu iletinin aksamasına oluyor.”

    YÜRÜYÜN VE YÜZÜN

    Omurga kireçlenmesine karşı alınabilecek önlemlerin başında, omurga kaslarını güçlendirdiği için düzenli ve tempolu yürüyüşler ile yüzme geliyor. Bunun yanı sıra dengeli beslenme, normal kilonun korunması da önemli faktörler arasında. Ancak bunlara ne kadar dikkat edilirse edilsin, genetik geçişli hastalıklar ve özellikle kadınlarda menopoz sonrası kemik erimesi sonucunda omurga kireçlenmesinin oluşabileceğini akılda tutmak gerekiyor.

    HASTALIĞIN DERECESİ TEDAVİ ŞEKLİNİ DEĞİŞTİRİYOR

    Tedavide hastalığın derecesinin çok önemli olduğunu söyleyen Doç. Dr. Bülent Önal, hastanın öncelikle bir beyin ve sinir cerrahisi uzmanına başvurması gerektiğini belirtiyor. Eğer hastada dar kanal tanısı tespit edilirse, hastalığın ilerleme durumu göz önüne alınarak fizik tedavi ve ilaç tedavisi gibi konservatif yöntemlerden cerrahi gibi invazif işlemlere kadar farklı tedavi seçenekleri uygulanabiliyor.

    NE ZAMAN AMELİYAT?

    Genellikle dar kanal hastalarının fizik muayeneleri normale yakın olduğunu belirten Doç. Dr. Bülent Önal, buna rağmen hastaların uzun mesafe yürüyememekten, yokuş çıkamamaktan, yolda sürekli dinlenmekten, sabah yorgun ve bel ağrısı ile uyanmaktan ve uzun süre oturduktan sonra kalkmakta güçlük çekmekten yakındıklarını vurguluyor. Bu şikayetleri olan hastaların şikayetlerinin değerlendirilmesi ve MR tetkiki sonuçlarına göre ameliyat kararı verildiğini söyleyen Dr. Önal; “Örneğin, bir hastam 2 yıl önce evinden camiye kadar rahatlıkla yürüdüğünü ancak 1.5 yıl önce yolda 2-3 kez dinlenmeye başladığını, 1 yıl önce baston kullanmaya başladığını 6 aydır da camiye oğlunun arabası ile gittiğini, yürüyemediğini, artık son zamanlarda evinden pek dışarı çıkamadığını söylemişti. Lomberdar kanal ilerleyici bir hastalıktır. Ameliyat bu hızda ilerleyen bir hastalıkta hastanın yürüme becerisinin devam etmesi amacı ile yapılmaktadır. Bu tip ameliyatlar sonrasında hastalar hem yürüme mesafesinin uzadığını hem de radikuler ağrı dediğimiz bacak ağrılarının geçtiğini görürler” diyor.

    ‘YENİDEN KİREÇLENME OLUŞUR MU’ KORKUSUNA KAPILMAYIN

    Doç. Dr. Önal, bu ameliyatların, yapılacak ameliyat kapsamına göre değişmekle birlikte, genellikle ortalama 2 saat sürdüğünü belirtiyor. Genellikle ameliyatlarda omurga arkasında omuriliğe baskı yapan kemikler tamamen alındığını ve ön tarafta kireçlenmiş eklem ve fıtıklar mikroskop altında mikrocerrahi ile tamamen temizlenerek yerlerine protez konulduğunu belirten Acıbadem Eskişehir Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Bülent Önal “Daha sonra da omurgayı stabilize etmek amacıyla halk arasında platin denilen titanium alaşımlı sistemler bu bölgeye röntgen yardımı ile yerleştiriliyor. Platin ve protez takılan hastalarda ameliyat uygun şekilde yapılmış ve mesafeler mikroskop altında temizlenmiş, vidaların kaynaması için gerekli cerrahi koşullar sağlandığında ameliyat bölgesinde tekrar kireçlenme oluşmuyor” diyor.

    KISA ZAMANDA NORMAL HAYATA DÖNEBİLİYOR

    Bu ameliyat sonrasında, iyileşme süresinin çok uzun olduğunu sanan birçok hasta korkuya kapılıp ameliyat olmaktan çekindiklerini vurgulayan Doç. Dr.Önal, ameliyat korkusu ile ilgili şunları söylüyor:

    “Sanılanın aksine hastalar ameliyatın sonrasındaki sabah yürütülüp ertesi gün taburcu ediliyor. Hastalar platin sözcüğünden çok korktuklarından yatalak, hatta sakat kalacaklarını düşünüyor. Fakat bu hastalıkta ameliyat düşünülenin aksine daha iyi olmak, daha uzun süre yürüyebilmek ve bunu idame ettirebilmek için yapılıyor. Genellikle 10. günde açık havada yürüyüşlere başlayan hastalar, 3 hafta içerisinde ameliyata bağlı ağrılarından kurtulabiliyor.”

  • Uzmanından Annelere Öneriler

    Berko İlaç, bebeklerde ‘infantil kolik’ olarak bilinen gaz sancısıyla ilgili “Bebeklerde Beslenme ve Sık Karşılaşılan Sorular” konulu bir toplantı düzenledi. Çocuk Gastroentereloji ve Beslenme Uzmanı Prof. Dr. Benal Büyükgebiz, annelere önerilerde bulunarak “infantil kolik durumlarında strese girmeyin” dedi.

    Berko İlaç, yenidoğan bebeklerde en sık rastlanan sağlık problemlerinden biri olarak öne çıkan infantil kolik (gaz sancısı) ile ilgili toplantı düzenledi. Uzun süredir yeni doğan, bebek ve çocuk sağlığı ile ilgili alanlarda birçok çalışmaya imza atan Berko İlaç, gerçekleştirdiği basın toplantısıyla Zinco Damla’nın yeni formülü hakkında basın mensuplarını bilgilendirdi.

    Bebeklerde Beslenme ve Sık Karşılaşılan Sorular başlığının ele alındığı toplantıda, Çocuk Gastroentereloji ve Beslenme Uzmanı Prof. Dr. Benal Büyükgebiz, bebek beslenmesinde anne sütünün önemi, bebeklerde sindirim sisteminin gelişimi ve gaz oluşumu, gaz sancılarında kullanılan doğal ve bitkisel ürünlerin faydaları ve ACD3 vitaminlerinin önemi konularına değindi.

    “BİTKİLERİN VARLIĞI ÖNEMLİ”

    Prof. Dr. Büyükgebiz, toplantıda, kolik bir başka ifadeyle infantil kolikin sağlıklı pek çok bebekte hayatın ilk üç ayı içinde sıklıkla görülen bir durum olduğunu belirterek şöyle konuştu:

    “Bebek gaz sancıları nedeniyle sık sık ayaklarını karnına çekerek çok canı yanıyormuş gibi tiz perdeden ve yüksek sesle ağlar. Ebeveynler için de çok huzursuz edicidir. İnfantik koliğin önlenmesi için doğru beslenme teknikleri ve emzirme sırasında hava yutmaması önemlidir. İnfantil kolite her zaman ve bebekte olumlu sonuç veren kabul gören bir yaklaşım yoktur. Pek çok değişik yaklaşım denenir. Sıklıkla tercih edilen bir yaklaşım da bitkisel içerikli ürünlerin kullanılmasıdır. Bu ürünlerin içeriğinde, mide-bağırsak sistemi üzerinde etkili olduğu çok iyi bilinen ve uzun yıllardan bu yana da geleneksel olarak yaygın kullanılan bitkilerin varlığı önemlidir.”

    “KOLİK’İN NEDENİ ANNE DEĞİL”

    İnfantil kolik hakkında basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Pediatrik Gastroentereloji ve Beslenme Uzmanı Prof. Dr. Benal Büyükgebiz, infantil kolik esnasında yapması gerekenler hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Kolikli bebeğin annenin yaptığı ya da yapmadığı bir şeyden kaynaklanmadığının altını çizen Büyükgebiz, konuşmasında şu ifadelere yer verdi;

    “Kolikli bebeklerin anneleri ne yapsın ne yapmasın bu hep sorulur. Aslında kolik ağlamaları annenin yaptığı ya da yapmadığı bir şeyden kaynaklanmaz. Sadece bebeğin gaz yaptığını düşündüğü, kendisinde de gaz yapan besinlerden uzak durabilir bu dönemde. Bebek emzirme pozisyonunun doğru olup olmadığını denetleyebilir. Çünkü bebek yanlış pozisyonda emzirilirse daha çok gaz yutabilir. Bunların dışında yapabileceği çok fazla bir şey yoktur ama sakin olmalıdır. Hayatı hakikaten alt üst eden bir durumdur. Derdini ifade edemeyen bebeğin çok tiz sesle bazen çığlıklar atarak ağlaması aile bireylerini özellikle anneleri çok telaşlandıran bir durumdur. Ama anneler bu durumun geçici olduğunu bilsin. Bunun bir hastalık olmadığından emin olsunlar. Bunun infantil kolik dediğimiz bu döneme özgü ağlamalar olduğuna emin olarak sakin olsunlar, strese girmesinler ve bu dönemi mümkün olduğu kadar rahat bir şekilde geçirmeye çalışsınlar.”

    ZİNCO DAMLA’NIN FORMÜLÜ YENİLENDİ

    Toplantıda ayrıca, Berko İlaç firmasının kullanım alanı yaygın olan Zinco Damla’nın formülü yenilendi. İnfantil kolik şikayetleri göz önüne alınarak yapılan formül yenileme ile ilgili bilgi veren Berko İlaç Pazarlama Müdürü Gözde Özbilgen, şunları söyledi:

    “Berko İlaç pediatri alanında öncü firmalardan. Üretim tesislerinde inovatif ürünleri sürekli olarak geliştirmeye çalışıyoruz. Dönem dönem kendi üretim tesislerimizdeki AR-GE laboratuvarlarımızda ürünlerle ilgili inovatif çalışma yapılıyor. Bu kapsamda Zinco Damla’nın formülü yenilendi. Yeni formülünde, çinko ve sindirime yardımcı olan kimyon ve dere otu bitkisel yağları bulunuyor. Tamamen doğal ve bitkisel içeriğe sahip yeni formülüyle Zinco Damla’yı, anneler bebeklerinde oluşan gaz sancılarını azaltmaya yardımcı olmak amacıyla güvenle kullanabiliyor. Kimyon ve dere otu çocuklarda özellikle yenidoğan gurubundaki bebeklerde kolik şikayetlerinde son derece etkisi olan bir bitki.”