Etiket: Uzmanından

  • Deprem uzmanından artçı uyarısı

    Ege Denizi’nde meydana gelen 6.2 büyüklüğündeki depremi değerlendiren Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümünden Prof. Dr. Süha Özden, 5.3-5.4 büyüklüğündeki artçıların sürebileceğini söyledi.

    6.2’lik sarsıntının önemli bir deprem olduğunu söyleyen Prof. Dr. Süha Özden, “Midilli Adası’nın güneyi ile Karaburun Yarımadası’nın hemen kuzeyinde yer alan bir alanda meydana geldi. Deprem biraz uzun sürdü. Yaklaşık 15 saniye, 20 saniyeye yakın bir süre aldı. Deprem sırasında gelen sismik dalgalar Batı Anadolu’daki birçok şehirde hissedildi. Özellikle yakın olan Çanakkale, İzmir ve zeminin daha kötü olduğu yerlerde açıkçası uzakta da olsa hissedildi deprem. Tabi bu depremle ilgili şunu söyleyebiliriz. Özellikle son 15 yıllık, 20 yıllık sürece baktığınız zaman Batı Anadolu’nun genelinde ve Ege Denizi içerisinde güneyinde bu tür depremlerle karşılaşıyoruz. Bugünkü olan deprem de doğu-batı doğrultulu bir normal fay üzerinde meydana gelmiştir” dedi.

    “Depremden sonra bir takım artçı depremler olacaktır” diyen Prof. Dr. Özden, “Bu tabi Ayvacık’ta meydana gelen deprem fırtınası, silsilesi gibi değil. Burada özellikle 6’dan büyük deprem meydana geldiği için enerji açığa çıktı net olarak. Bir kırılma meydana geldi ve dolayısıyla enerji açığa çıktı. Depremin olduğu merkezin doğusunda ya da batısında, kuzeyinde ya da güneyinde bir takım faylar var. Birçok kişi tabi ki bu endişeyi taşıyor. Acaba tetikleme mekanizması şeklinde bunlar da olabilir mi diye. Bunu söylemek mümkün değil. Yani öngörümüz olamaz bununla ilgili, çok zor gerçekten. Ancak şu bir gerçek ki, bu türden depremler çok dar zaman aralığında değil ama geniş zaman aralığında Batı Anadolu’yu ve Kuzey Ege’yi, Güney Ege’yi etkileyen depremler. Olacaktır, olabilir bu türden depremler. Bu depremden sonra 4.9 ilki olmak üzere artçı depremler başladı. Bu birkaç gün devam edebilir. Süresini tahmin etmemiz mümkün değil. Büyüklükleri bu ana depreme hiçbir zaman ulaşmayacak büyüklükte olacaklardır. 5.3’ü, 5.4’ü bulabilir ama hiçbir zaman o ana şok kadar olmayacaktır” diye konuştu.

    Yapılardaki sorunlara dikkat çeken Prof. Dr. Özden, “Tabi bizim özellikle sorunumuz yer üstündeki yapılarımız, kültürel eserlerimiz. Maalesef bugün yine depremden sonra ekranlara yansıdı. Bacaların duvarlarının çökmeleri şeklinde. Özellikle bizde en temel sorun yapı, yapısal sorunlarımız var. 6.2 de önemli bir deprem. Denizde olmuş olması, birazcık bizden uzak olması bir şans olarak değerlendirilebilir. Ama bu her zaman böyle olmuyor. Bu nedenle de temkinli olmamız ve yapısal hasarları mutlak süreç içerisinde çözmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.

  • Sınava günler kala uzmanından tavsiyeler

    10-11 Haziran günlerinde yapılacak olan LYS’lere; TS puan türünden öğrenci alacak bölümlere yerleşmek isteyen adaylar 10 Haziran Cumartesi Sosyal Bilimler sınavına, TM ve MF puan türlerinden öğrenci alacak bölümlere yerleşmek isteyen adaylar ise 11 Haziran Pazar günü Matematik-Geometri sınavına katılacaklar. Sınava sayılı günler kala Nişantaşı Üniversitesi Rehberlik Kariyer ve Daire Başkanı Nazik Kösegil de öğrencilere önerilerde bulundu.

    Kösegil; “Özellikle tüm testlere katılacak öğrenciler için heyecanlı bir süreç olacak. Sınav yaklaştıkça öğrencinin hem fiziksel hem psikolojik hem de akademik olarak hazır olmaları gerekiyor. Sınava fiziksel anlamda hazırlıklı girebilmek için uyku düzeni, yemek düzeni ve bedensel sağlığa dikkat edilmeli. Uykusuzluk sınav kaygısını tetikleyen en önemli unsurlardan biridir. Dolayısıyla sınavdan önce sağlıklı bir uyku düzeni kurmak çok önemli. Böylece sınav sabahı uykusuzluk problemi yaşanmayacaktır. Sınav öncesi yenilen yemekler de sınav kaygısını düzenlemekte etkilidir. Özellikle sınava katılan yaş grubunun fast food dediğimiz yemek alışkanlığı maalesef kaygıyı düzeyini direkt etkilemektedir. Sınav günü yaklaştıkça az yağlı, sebze ağırlıklı yiyecekler tüketilmeli ve kafeinli içecekler tüketmek yerine bol bol su içilmeli. Sınav sabahı ise öğrencinin doyurucu bir kahvaltı yaparak evden çıkmak, sınav anında acıkmasını önleyecek ve psikolojik olarak rahatlamasına destek olacaktır. Tüm bunlarla birlikte sınav öncesi günlerde öğrencinin fiziksel etkinliklerine dikkat etmesi gerekiyor. Sınav gününe fiziksel bir rahatsızlıkla (kol kırılması vs.) katılmamak için öğrencinin fiziksel etkinliklerde kendine çok dikkat etmesi önemlidir” dedi.

    Sınava psikolojik olarak hazırlanırken ise öğrenci kadar çevresinin de dikkat etmesi gereken durumlar olduğuna dikkat çeken Kösegil; “Sınav sürecinde bulunan herkesin ve çevresinin öncelikle sınav öncesi yaşanan kaygı-heyecan durumunun doğal olduğunu kabul etmek gerekiyor. Bu sınav kaygı düzeyinde öğrenciyi sınav anında olumsuz etkileyecek düzeye inmesi ya da çıkması gibi normal olmayan durumunu engelleyebilirsek kaygının öğrenciye olumlu etkileri olacaktır. Sınav kaygısının normal sınırları aştığını anlayabilmek için öğrencinin kendini dinlemesi gerekiyor. Sınav anında öğrencide ; hızlı kalp atışları / çarpıntı, terleme, üşüme, kızarma-sararma, telaş, mide bulantıları, baş ağrıları, sinirlilik, gerginlik, ağızda kuruluk, konsantrasyon bozukluğu vb. gibi değişiklikler yaşanmaya başlandıysa kaygı düzeyi değişmeye başlamıştır. Bu durumda öğrenci aklındaki tüm olumsuz düşünceleri bırakarak kendini motive edecek ve duruma çözümler üretebilecek durumları düşünmelidir. Her olumlu düşünce birçok olumsuz düşüncenin dağılmasına yardımcı olacaktır. Örneğin;

    Yapmam gereken nedir? Yapabildiğimin en iyisini yapmamın bana ne zararı olabilir? Ne kaybederim?

    Yeterli zamanımın olmadığı doğru, ancak olan zamanımı en etkili şekilde nasıl kullanabilirim?

    Tüm materyalleri çalışamasam bile, önemli bölümlere öncelik vererek sınava hazırlanabilirim, hiç olmazsa bu bölümlerden puan kazanırım.

    Hangi sorular sıklıkla soruluyorsa onlardan başlamalıyım.

    Kösegil sınav yaklaştıkça yapılacak olan akademik hazırlıkta ise dikkat edilmesi gerekenleri ise şöyle özetledi; “En önemli nokta; kalan birkaç günün tüm eksiklikleri kapatmayacağını kabul etmektir. Son günlerde yoğun çalışmalar yapmak yerine deneme çözmeye devam etmek, bilinen konularda olabildiğince farklı soru çözerek bu konuları pekiştirmek, hiç bilinmeyen konuyu çalışmamak sınav motivasyon düzeyini olumlu etkileyecektir. Birden ders çalışmayı bırakmak da doğru değildir. Çalışma yoğunluğunu azaltmak ve sınav öncesi öğlenden itibaren ders çalışmayı sonlandırarak dinlenilmeli, sınavla konuları ile ilgili gergin ve olumsuz düşünceler bir kenara bırakılmalı. Bunun içinde bu vakitleri öğrenci sevdiği müzikleri dinleyerek, sevdiği filmi izleyerek ya da havaların güzel oluşundan faydalanıp açık hava yürüyüşü yaparak değerlendirebilir.”

    Sınav anına dair taktiklerle ilgili de, “Bir soruyu cevaplarken aklınıza başka bir soru ile ilgili bir bilgi ya da düşünce gelirse, başka bir kağıda kısaca not edin, o sorunun cevabını düşünerek vakit kaybetmeyin ve dikkatinizi dağıtmayın, dikkatinizin dağılması ve konsantrasyonunuzun bozulması yeniden kaygılanmanıza neden olur, konsantrasyonunuz bozulur ve kaygı düzeyiniz yükselirse, o ana kadar çok iyi gittiğinizi göz önünde bulundurun ve sınava devam edin, kaygınıza teslim olmayın ve bu durum ile baş edebileceğinizi unutmayın” diye tavsiyelerde bulundu.

  • Deprem uzmanından korkutan tahmin

    Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi (DAUM) Müdürü Prof. Dr. Hasan Sözbilir, “Gelecekte 7 büyüklüğünde depremlerin olması bekleniyor. Bunun zaman konusunda bilgimiz yok” dedi.

    Manisa’nın Salihli ilçesinde Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) İnşaat Mühendisleri Odası ve TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası işbirliğinde panel düzenlendi. Panele konuşmacı olarak katılan Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi (DAUM) Müdürü Prof. Dr. Hasan Sözbilir, yapılan araştırmalar hakkında bilgi verdi. Manisa bölgesindeki faylar hakkında basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Sözbilir “Manisa ve Alaşehir çevresinde tarihsel dönemlerden beri depremler meydana geliyor. Manisa’yı önemli anlamda etkileyen 1845 depremleri var. Bu depremlerde önemli can ve mal kayıpları olmuştur. Daha yakın olarak 1969 depremleri var ve bu depremlerde Alaşehir’de 50’ye yakın vatandaşımız hayatını kaybetmiş ve mal kayıpları olmuştur. Dolayısıyla bu bölgemizde diri faylarımız mevcuttur. Diri faylarımız çok sayıdadır ve bu faylarımızın uzunluğu ise 50-60 km civarındadır. Bu faylar geçmiş tarihlerde 7 büyüklüğünde depremler üretmiştir. Bu dönemde meydana gelen 5 büyüklüğündeki depremler ise bu fay ve buna bağlı kolların ürettiği depremlerdir. Bunlar olağan depremlerdir. Bu depremlerle birlikte gelecekte de 7 büyüklüğünde depremlerin olması bekleniyor. Bunun zaman konusunda bilgimiz yok” dedi.

    “Deprem fırtınası yaratabilir”

    Alaşehir’deki fayların birbirleri ile bağlantılı olduğunu ifade eden Sözbilir “Gediz graybeni fay sistemi var. Bu 150 kilometre uzunluğundaki bir fay sistemidir. Sarıgöl’den Manisa’ya kadar uzanmaktadır. Bu sistem içinde kendi başına deprem üreten çok sayıda fay segmenti var. Bu faylar birbirleriyle etkileşim halinde olan faylardır. Depremler olduğunda bu faylar birbirini tetikleyip, deprem fırtınası oluşturabilir” diye konuştu.

    “Manisa ve Salihli fayı merkezden geçiyor”

    Sarıgöl’den başlayıp, Manisa’ya kadar uzanan fay segmentlerinin yer aldığına vurgu yapan Prof. Dr. Sözbilir, “Bu bölgede Sarıgöl, Alaşehir, Killik, Salihli, Akçapınar fayları ile birlikte en önemli olan Manisa fayı var. Manisa fayının ve Salihli segmentinin önemli özellikleri var. Çünkü ikisi de kentin merkezinden geçiyor. Birçok yapıda bu fayların üzerine bulunmaktadır. Bu faylar deprem üretirse, bu fayların üzerindeki yapıların zarar görmesi olasıdır. Öncelikle yapılması gerekenler, bu fayların kent ölçeğinde 1/1000 ölçekli imar haritalarında, haritalanması gerekiyor. Kısacası faylar nerden geçiyor, hangi evin, sağından mı solundan mı geçiyor bu bilimsel verilerle ortaya konması gerekiyor. Bu çalışmaları Salihli Belediyesi yaptırıyor. Ayrıca hangi bina sıvılaşma üzerinde olduğunun belirlenmesi içinde envanteri çıkarılmalıdır” dedi.

    “Son depremler, sığı depremlerdir”

    Son Manisa depremlerinin geniş bir bölgede hissedilmesi ile ilgili olarak Prof. Dr. Sözbilir, “Bunlar depremlerin oluşum mekanizması ile ilgili olaylardır. Oradaki üst kabuğun kendi mitolojik ve yapısal özellikleri ile ilgilidir. Bunlar sığı depremlerdir. Ne kadar sığı deprem olursa, hissedilme oranı da o kadar artmaktadır” dedi.

  • Karnı guruldayan Nurgül’e biyoenerji uzmanından destek

    Mersin’in Silifke ilçesinde üç yıldır sürekli karnı guruldayan ve bugüne kadar hastalığına çare bulamayan 17 yaşındaki lise son sınıf öğrencisi Nurgül Tuna’ya Türkiye’nin dört bir tarafından yardım eli uzanıyor. Adanalı 7. Kademe Biyoenerji ve Metafizik Tedavi Uzmanı Yusuf Sağlam da Nurgül’ü iyileştirebileceğini iddia ederek, bir seansla enerji aktarımı yöntemini uyguladı.

    Silifke’de yaşayan ve karnının sürekli guruldamasından duyduğu rahatsızlıkla hayata küsen, sıkıntılı günler yaşayan ve giderek içine kapanan liseli Nurgül Tuna, bugüne kadar yaklaşık 20 doktor ve hastane gezerek derdine çare bulmaya çalışmış, ancak doktorlar hastalığına teşhis koyamamıştı. İHA’nın haberiyle tüm Türkiye’nin tanıdığı Nurgül’e yardım etmek için destekler gelmeye devam ediyor.

    Türkiye’nin dört bir tarafından Nurgül’e ulaşarak derdine çare olmaya çalışanlardan biri de 7. Kademe Biyoenerji ve Metafizik Tedavi Uzmanı Yusuf Sağlam oldu. Adanalı Sağlam, telefonla görüştüğü Nurgül ile İHA Mersin bürosunda bir araya gelerek, ilk seansı uyguladı. Nurgül’ün annesi Zeynep Tuna ile babası Yaşar Tuna’nın da katıldığı seansta Sağlam, karın gurultusu dışarıdan da net olarak duyulan genç kıza, ruhsal şifa ya da enerji tıbbı olarak da bilinen bir tür alternatif tıp dalı olan biyoenerji ile enerji aktardı.

    “Dakikalar geçtikçe guruldamaların azaldığını hissettim”

    Yaklaşık 40 dakika süren seansın ardından konuşan Nurgül, seans sonunda karnındaki gurultunun azaldığını söyledi. İlk görüşme sırasında karnının guruldadığını ve yine ses geldiğini ifade eden Nurgül, “Bu enerji verimi başladığı zaman azaldı ve bu azalırken ben vücudumda karıncalanma, ayaklarımda yanma, ellerimde titremeler hissettim. Şu an hala titriyorum. Seans sonunda şu an guruldama yok. Bir ara başka yerlere gittim gibi oldum, kafam burada değildi sanki. Dakikalar geçtikçe guruldamaların azaldığını hissettim” dedi.

    “Yoğun bakımdaki insana bile yardımcı olabiliyoruz”

    7. Kademe Biyoenerji ve Metafizik Tedavi Uzmanı Yusuf Sağlam ise haberi ilk kez televizyonda izlediğinde vakayı anladığını ve yardım etmek için Nurgül’e ulaştığını belirtti. Telefon konuşmasında Nurgül’e ilk sorduğu sorunun, “Psikolojik bir sıkıntı geçirdin mi” olduğunu aktaran Sağlam, genç kızın da ‘evet’ dediğini söyledi. Daha önce farklı rahatsızlıkları olan başka insanlara da biyoenerjiyle yardımcı olduğunu ve Nurgül ile bir araya gelmeye karar verdiklerini anlatan Sağlam, “’Eğer biz yoğun bakımdaki bir insana yardımcı olabiliyorsak sana da yardımcı oluruz’ dedim. Bu bir şifa sonuçta. Genç bir kızımızın bu durumda olması üzücü bir olay” diye konuştu.

    Sağlam, seansta uyguladığı yöntemi de şöyle anlattı: “Rahatsızlık olan bölgeye biyoenerji aktarımı yaptık. Bu enerji aktarımı oradaki rahatsızlığı enerji transferiyle toparlamaya başladı ve şifasını buluyor. Gördüğünüz gibi şu anda bir guruldama yok. İlk geldiğinde karnı oynuyordu ve guruldama vardı.”

    “Biyoenerji birçok insana şifa olabilir”

    Biyoenerjinin, Allah’ın insanlara verdiği çok büyük bir nimet olduğunu vurgulayan Sağlam, “Dünyada çok iyi biyoenerji yapan insanlar var, Türkiye’de de biz de varız. Eğer bu nimeti iyi niyetle kullanırsanız biyoenerji birçok insana şifa olabilir. Biyoenerji öğrenilemez, öğretilemez ve kendi arasında kademe kademedir, gücüne göre ayrılır. Ya doğuştan gelir ya da Cenabı Allah tarafından size verilirse alırsınız bunu, bu bir şifa yöntemidir. Amerika’da, Rusya’da, Çin’de bu tedavi sistemi hastanelerde uygulanmaktadır. Özellikle de ağır vakalarda uygulanmaktadır ve çok iyi sonuçlar alınmaktadır. Biyo hayat demek, enerji yaşam demek. Şu gördüğünüz ellerde aktarılan bir enerji var. Bunu Kirlian Tekniği ile görebiliyorsunuz, çektiğiniz zaman görünüyor. Bunu Ruslar yapmış ve görmüş. Biyoenerji o kadar muhteşem bir şifa yöntemi ki, ister yanınızda olsun ister uzak mesafede olsun şifa yönlendirebilirsiniz” ifadelerini kullandı.

    “Tıbbın çaresiz kaldığı yerlerde biyoenerjiyi devreye sokmak gerekiyor”

    Biyoenerjinin tıbbın çaresiz kaldığı durumlarda devreye sokulması gerektiğini savunan Sağlam, “Tıbbın yeri çok ayrıdır. Tıbbın yapması gereken müdahaleler mutlaka vardır ve olması gerekir. Bizim yaptığımız yöntem daha farklıdır. Tıbbın çaresiz kaldığı yerlerde biyoenerjiyi devreye sokmak gerekiyor. Eğer tıp, ‘artık buna müdahale etmiyorum’ derse, bizim gibi insanları devreye sokmasını isteriz. Ben Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi’nde hocaların gözetiminde tıbbi bir çalışma yapmak istedim, bunu insanlar görsün ve biyoenerjinin varlığını herkes bilsin diye. Çünkü insanlar çaresiz kalabiliyor. İnsanlara bir noktada birinin yardımcı olması gerekiyor. Aslında bütün ortak fayda bu. Biyoenerjiyi gerçekten yapan üstatlar varsa size şifada yardımcı olabilir ve hiçbir hastalık şifasız değildir. Bunun ayet açıklaması vardır. Biyoenerjide şifaya ulaşmak mümkün ama tıbbı da bir tarafa atmamak, ikisini birleştirmek gerekiyor. Modern tıpla birlikte yürümesi muhteşem şeyler oluşturur, çünkü bir ekip çalışması en güzel şeydir. İnsanların sadece içinde iyilik ve güzellik olursa her zaman şifayı bulursunuz” şeklinde konuştu.

    “Seanslara devam edeceğiz”

    Nurgül’e yaptıkları ilk seansta bir sonuç aldıklarını belirten Sağlam, “Allah izin verirse birkaç seans daha yapıp tamamen şifaya ulaştırmak istiyorum. Belki birkaç seans daha bir araya geleceğiz, birkaç seans uzaktan yönlendirme yapacağım. Nurgül’de sonuç aldık, birkaç seans sonra komple keseceğim. İnsandan insana değişiyor, kaç seans sürecek Nurgül ile onu değerlendirip tedavimize devam edeceğiz” dedi.

  • (Özel haber) Uzmanından konserve tüketimi için uyarılar

    Adana’da yaşanan ve 4 kişinin ölümü ile sonuçlanan konserve faciasının ardından konuyu değerlendiren Uzman Diyetisyen Ümran Canlı, “Besin zehirlenmelerinin yüzde 52’si toksit madde içeren sebze konservelerinden meydana geliyor” dedi.

    Adana’da el yapımı domates konservesinden yapılan menemeni yedikleri iddia edilen anne, baba, oğul ve teyze 1.5 ay içerisinde hayatını kaybetti. Sadece menemeni yiyen 4 kişinin ölmesi nedeniyle evde yapılan konservelerin nasıl yapılıp ne şekilde tüketileceği sorusu sorulurken Uzman Diyetisyen Ümran Canlı konuya ilişkin açıklamalarda bulundu. Diyetisyen Canlı, “Besin zehirlenmelerinin yüzde 52’si toksit madde içeren sebze konservelerinden meydana geliyor” şeklinde konuştu.

    Besin zehirlenmelerinde sebze konservelerinin rolü

    Besin zehirlenmelerinde konservelerin önemli bir bölümü oluşturduğuna dikkat çeken Diyetisyen Ümran Canlı, “Besin zehirlenmelerinin yüzde 52’si toksit madde içeren sebze konservelerinden meydana geliyor. Konserve hazırlarken sebzelere dikkat etmemiz gerekiyor. Meyve ve sebzelerimizin taze ve küflü olmaması gerekiyor. Bunları temizleyip parçaladıktan sonra gerekirse pişirme işlemi yapılmalıdır. Pişirme işleminin ardından konulacak cam kaplar ve kapakları kontrol edilerek saklama koşullarına göre hazırlanmalıdır. Konserveyi açtıktan sonra da uzun süre açık kalmamalıdır. Gün içinde yahut birkaç gün içerisinde tüketilmelidir. Çünkü bakteri üremesi fazlaca oluşmaktadır” dedi.

    Konserve yaparken ve alırken kapağa dikkat

    Oluşan bakterinin konservede bombe meydana getirdiğini belirten Diyetisyen Canlı, “Clostridium Botulinum dediğimiz bir bakteri var ve bu konservelerin baş düşmanıdır. Bunlar konservelerde fazlaca üreyebiliyorlar ve konservede bombe şeklinde oluştuğu gözlemlenebiliyor. Özellikle satın alırken ya da evde yaptığınız konserveleri kapak kısımlarına bakmamız gerekiyor. Bombe varsa kesinlikle tüketmemeliyiz, bu bakteri oluştuğunun işaretidir. Bunu tüketirsek zehirlenme kaçınılmaz olacaktır” diye konuştu.

    “Evde yapılan konservelerde kapağın şişmemesi gerekiyor”

    Zehirlenmenin çeşitli belirtileri olduğunu vurgulayan Canlı, “12 ile 36 saat arasında bağırsak fonksiyonlarında bozulmalar ve kusmalar gerçekleşebilir. Bu durumda hastaneye başvurmak gerekiyor. Bunun sebebi de Clostridium Botulinum denilen bakteriden kaynaklıdır. Evde yapılan konservelerde kapağın şişmemesine dikkat etmek gerekiyor. Kapağı açarken suyun fışkırmaması önemli. Konservenin kendine has kokusu ve tadında olduğu kontrol edilmelidir. Herhangi bir şüphe unsuru varsa konserve kesinlikle tüketilmemelidir. Botulinum denilen bakterinin ortadan kalkması için de 80 derecede 10 – 30 dakika arasında pişirilmesi gereklidir” ifadelerini kullandı.