Etiket: Uzmanı

  • Seo Uzmanı Ali Değişmiş’ten Şirket Sahiplerine Uyarı

    Seo Uzmanı Ali Değişmiş, şirketlere, Türkiye’de yeni yaygınlaşan “Arama motoru optimizasyonu” konusunda uzman ekip kurmaları uyarısında bulundu.

    Seo Uzmanı Değişmiş, Türkiye’de pek bilinmeyen ve bilişim reklamcılığı alanında birçok internet otoriteleri tarafından henüz bir meslek olup olmadığı tartışılan “Seo” yani “Search engine optimization”, Türkçe tabiri ile “Arama motoru optimizasyonu” hakkında şirket sahiplerine bu alandaki yanlış anlaşılmalar ve doğabilecek sorunlar hakkında uyarılarda bulundu.

    “SEO HENÜZ MESLEK OLARAK KABUL EDİLMİYOR”

    Ali Değişmiş’e göre, “Seo” henüz bir meslek olarak kabul edilmiyor ancak internetin ekonomik anlamdaki gücünün artması neticesinde hızla yaygınlaşmaya başladı. Arama motorlarının, arama sonuç listesi için kaliteli web sitelerini seçerken özel geliştirilmiş algoritmik bir yapı kullandığını belirten Değişmiş, “Bu nedenle web geliştiricileri, yazmış oldukları sayfaları bu kritere dikkat ederek oluşturmak durumundadır. İşte bu noktada seo devreye girmekte ve tasarımsal departmandan ayrılmaktadır” dedi.

    SAHTE SEO’CULARA DİKKAT

    Seo’nun bir matematik olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Ali Değişmiş, Seo’nun artık bir meslek olması gerektiğini belirtti.

    Değişmiş, “Günümüzde şirketler daha düşük maliyet bütçesi ile tanınmak ve marka değerini artırmak için Google, Bing ve Yandex gibi arama motorlarında görünmek istiyorlar. Doğal olarak işin ehli olmayan ’merdiven altı’ diye tabir edilen sahte Seo’cular ile karşılaşabiliyorlar. Bu nedenle aslında düşük maliyet gibi görülen bu çalışmaların sonunda hem maliyetleri yükseliyor, hem de istedikleri sonuçları alamadan sonu hüsranla biten bir yolculuğu daha başlamadan sonlandırmak zorunda kalıyorlar. Bu nedenle sadece bu konuda çalışan seo firmaları ile çalışmalı ya da kendi bünyelerinde bilişim departmanlarında seo konusunda uzman ekip kurmalılar” dedi.

    Aralık ayında Ankara Congresium’da düzenlenen fuara katıldığını anlatan Değişmiş, şunları söyledi:

    “Görünen o ki bilişim sektöründe bu konuyu daha çok kalifiye çalışmalar ile geliştirmek gerekiyor. Öğrencisinden emeklisine, firma sahibinden çalışanına her kesimden büyük rağbet var, insanlar konuya ilgili ancak bilgi eksikliği azımsanmayacak sayılarda. Bazı web sitelerinin neden ilk sıralarda olduğunu merak eden ve en azından düşünen kişiler oldukça fazla. Seo sektörünün kalifiye ve işinde uzman olması için yakında Gazi Teknopark’ta vermeyi planladığımız eğitimler ile şahıs ve şirketlerin kendi seo çalışmalarında kalifiye departmanlar oluşumunda katkı sağlamak için var gücümüzle çalışmaktayız. Artık seo’nun bir meslek dalı olması için bir engel bulunmamaktadır. Gelecekte inanıyorum ki, ülkemiz seo sayesinde daha kaliteli ve daha iyi hizmet veren site üretir durumuna gelecektir.”

  • Fizik Tedavi Uzmanı Dr. Şahabettinoğlu: “Yüksek Topuk Kabusunuz Olmasın”

    Topuklu ayakkabıların, ayak anatomisini bozarak vücutta ciddi problemlere neden olduğu bildirildi.

    Ayakların yanı sıra yüksek topukların normal yürüyüş ve vücudun genel biyomekaniğinin bozulmasına sebep olduğunu ifade eden uzmanlar, bacaklar ve omurgada aşınma ve şekil bozukluklarına dikkat çekti. İnsanı ayakta tutan kas ve iskelet sistemi belli bir kasılmayla ayakta kalmayı, bu da omurga üzerinden vücudun dik durmasını sağlıyor. Yüksek topuklar vücudun kuvvet merkezini öne doğru kaydırarak kalça ve omurganın hizasını bozuyor.

    Fizik Tedavi ve Manipülasyon Uzmanı Dr. Ali Şahabettinoğlu, yüksek topukların üzerinde durabilmek için ister istemez gövdenin geriye doğru atıldığını ve bu durumun bele binen yükü artırarak bel ağrıları ve omurgada şekil bozukluklarına yol açabildiğini söyledi.

    Omurgada oluşan bozukluğun zamanla vücut duruşunu olumsuz yönde etkileyerek bir takım rahatsızlıklara yol açtığını anlatan Şahabettinoğlu,

    şöyle konuştu: “Bu rahatsızlık arasında bel ve boyun ağrıları önemli bir paya sahiptir. Yüksek topuklu ayakkabıların verdiği zararla omurganın üzerinde oluşan ağrı belden bacağa yayılıyorsa bel fıtığı, boyundan kola-ellere yayılan bir ağrı mevcutsa boyun fıtığı olma ihtimali yüksektir.”

    Yüksek topuklu ayakkabıları mümkün oldukça kullanılmamasını tavsiye eden Şahabettinoğlu, rahat edebilecek ortopedik ayakkabılar giyilmesini söyledi. Bursa’daki merkezinde bel ve boyun fıtığı hastalarının uyguladığı manipülasyon yöntemi ile şifa bulmasını sağlayan Şahabettinoğlu, uyguladığı bu tedavi yönteminin Türkiye’de az sayıda uzman doktor tarafından bilindiğini bildirdi.

    Şahabettinoğlu, tedavinin 3-5 gün aralıklarla uygulandığını belirterek “Tedavi sırasında rahatsızlığın olduğu bel ve boyun bölgesine elle bir takım germe, bastırma ve döndürme gibi teknik uygulanırken, manipülasyon tedavisiyle hastalarda yüzde 98 iyileşme gösteriyor. Sadece yüzde 1-2 hastada ameliyat gerekebilir. Ameliyat, ayaklarda ilerleyen kas gücü kaybı, idrar-büyük abdest kaçırma şikayeti olan ya da ameliyatsız tedaviye cevap vermeyen hastalarda son çaredir” diye konuştu.

  • Beslenme Ve Diyet Uzmanı Dilara Yıldız, Aşırı Tuz Kullanımı Noktasında Uyardı

    Tuzun dengeli kullanılması gerektiğini ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilara Yıldız, aşırı tuz kullanımının birçok hastalığa davetiye çıkardığını belirterek, “Özellikle çocuklarınız için aldığınız yiyecekler konusunda daha hassas olmanızda yarar var. Tuzsuz yemeye küçük yaşlarda alıştırmak en doğru olanı” dedi.

    Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilara Yıldız, tuz tüketimine dikkat çekerek önemli uyarılarda bulundu. Tuzun içerdiği mineraller açısından vücudun normal işlevini yerine getirebilmesi için gerekli olduğunu ifade eden Yıldız, su tutulumu, antiseptik olması, kas ve sinirlerin çalışması için yeterli miktarda tuz tüketilmesi gerektiğini aktardı. Yıldız, “Bu miktar günlük 4-6 gram yani yaklaşık 1 çay kaşığı ölçüsündedir. Ancak yapılan araştırmalar, ülkemizde kişi başına düşen günlük tuz tüketiminin 18 gram olduğunu göstererek dünyanın en çok tuz tüketen ülkeleri arasında yer aldığımızı kanıtlıyor. Çoğumuz daha yemeğin, çorbanın, ayranın, salatanın tadına bile bakmadan tuz ilave ediyoruz. Aslında tuzun içeriğindeki mineraller besinlerin bileşiminde doğal olarak bulunduğundan fazladan tuz ilave etmemize gerek bile yok. Ancak damak tadımıza hitap etmesi açısından daha fazla tuz kullanımı yapılan yanlışlardan biri. Özellikle hazır gıdalarda yüksek oranda tuz bulunur. Bunlar ne yazık ki tat olarak tercih edilen, sevilen gıdalardır çoğu zaman. Bu gıdaları her yerde bulmak mümkün ve fiyatları da genellikle kolay alınabilir aralıkta” diye konuştu.

    “TUZ KONUSUNDA ÖLÇÜYÜ AYARLAMAK LAZIM”

    Abur cubur olarak adlandırılan gıdalara dikkat çeken Diyet Uzmanı Dilara Yıldız, cips, kraker çeşitleri, tuzlu kuruyemişler, patlamış mısır, bisküviler, tuzlu pastaların bu kategori arasında yer aldığını kaydetti. Özellikle uzun kış gecelerinde atıştırmalık olarak tüketilen bu gıdaların sağlığı olumsuz yönde etkilediğini ifade eden Yıldız, yüksek tansiyona, şişkinliğe, kalp damar hastalıklarına sebebiyet verdiğini söyledi. Yıldız, “Vücudumuz için oldukça elzem olan kalsiyumun idrar ile dışarı atılmasına yol açarak kemiklerdeki kalsiyumu azaltıyor. Bunun sonucunda kemik erimesi, kemik kırılmaları gibi olumsuz durumlar ortaya çıkıyor. Bu nedenle hazır gıdalar satın alınırken içeriğindeki yüksek tuz oranı göz önünde bulundurularak bilinçli davranılmalıdır. Özellikle çocuklarınız için aldığınız yiyecekler konusunda daha hassas olmanızda yarar var. Tuzsuz yemeye küçük yaşlarda alıştırmak en doğru olanıdır. Ayrıca çocuklarda olduğu gibi hamile ve emziren kadınların da bu konuda dikkatli olması gerekir. Çok tuzlu besin tüketimi anne ve bebeğin sağlığını ciddi anlamda tehdit eder. Gebelikte tansiyonun yükselmesine, bacaklarda şişmelere yol açar. Ayaklarda ödem oluşur ve annenin yaşam kalitesini düşürür. Böbrek, karaciğer, kalp hastaları da tuz tüketimine dikkat etmesi gereken gruplar arasında yer alır. Aslında çalışarak veya sporla aşırı terleyerek mineral kaybı yaşayanlar ve tiroit bezinin çalışmasında problem olan kişiler hariç herkesin tuz konusunda ölçüyü ayarlaması lazım. Böylelikle ilerleyen zamanlarda oluşabilecek sağlık problemlerinin önüne geçmiş olacaksınız” ifadelerini kullandı.

    BU ÖNERİLERE DİKKAT!

    Aşırı tuz tüketiminden mutlaka uzak durulması gerektiğini vurgulayan Dilara Yıldız, çok tuzlu peynir, zeytin, salamura, ketçap gibi hazır soslar, abur cuburlar, soda gibi gıdalardan mümkün olduğunca uzak durulması gerektiğini belirtti. Yıldız, “Maden sularının sodyum içeriği düşük olanları tercih edilmelidir. Yiyecek ve içeceklere tadına bakmadan tuz ilavesi yapılmamalıdır. Bol su içilmeli. Tuzlu gıdalar yerine sebze ve meyve tüketimi artırılmalıdır. Tuz yerine dereotu, kekik, nane, fesleğen, maydanoz, sarımsak tercih edilmeli. Kısacası az tuzlu yemeyi alışkanlık haline getirmeliyiz” şeklinde konuştu.

  • Acıbadem Ankara Hastanesi Estetik, Plastik Ve Rekonstrüktif Cerrahisi Uzmanı Dr. Can Öztekin:

    Acıbadem Ankara Hastanesi Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahisi Uzmanı Dr. Can Öztekin, üst ve alt göz kapağındaki sıkıntıların giderildiği ve yeniden genç, aktif imajın restore edildiği estetik ameliyat olan “blefaroplasti” ameliyatına ilişkin, “Blefaroplasti ameliyatları bizleri daha genç ve dinamik gösteren “kariyer estetiklerinin” en sık başvurulan ameliyatıdır” dedi.

    Yaş almanın ilk belirtilerinin yüz ve göz çevresinde kendisini gösterdiğini kaydeden Acıbadem Ankara Hastanesi Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahisi Uzmanı Dr. Can Öztekin “Blefaroplasti” ameliyatları ile ilgili bilgi verdi.

    Karşımızdakinin genç-yaşlı, mutlu-mutsuz, yorgun-dingin, aktif-bezgin, güvenilir-güvenilmez, olduğuna orta yüz bölgesine bakarak karar verildiğini ifade eden Öztekin, “Orta yüz bölgesi kaşı, gözü, göz çevresini, burunu içeren; tabanı yukarıda kaş hizasında, tepesi dudak orta noktasında bulunan bir üçgen alandır. Bu alan karşımızdakine baktığımızda bilinçsiz olarak gördüğümüz asıl bölge olup, kim olduğumuz ile ilgili doğru ya da yanlış bilgiler verebilir. Aynı zamanda bu bölge genetik mirasımızın da göstergesidir. Sadece burun değil, göz çevresi de çok yoğun ailevi özellikler taşır, hatta yaş alma şekli dahi ailemizinkine benzer. Anne ya da babamızın gözaltları çok erken torbalanmışsa, bunu kendimizde de daha otuzlu yaşlarımızda gözleyebiliriz. Ailemizdeki göz kapağı profiline uygun olarak erken yaşta dahi kapak düşüklüklerini gözleyebiliriz” ifadelerini kullandı.

    Uzman Dr. Öztekin, açıklamalarına şöyle devam etti:

    “Yüzümüzdeki yaş alma sürecinin de ilk başlangıcı da göz çevremizden olmaktadır. Kaz ayakları, üst göz kapağındaki fazlalıklar, çoğu zaman ailevi olan alt kapaktaki torbalanmalar genelde yüzümüzdeki ilk yaş alma belirtileridir. Bunun yanında orta ya da ileri yaşlarda da göz çevresi ilk gözümüze batan alanlardır. Üst ve alt göz kapağındaki sıkıntıların giderildiği ve yeniden genç, aktif imajın restore edildiği estetik ameliyatlara “blefaroplasti” ameliyatı denilir. Günümüzdeki kariyer estetikleri içindeki en sık yapılan operasyonlardır. Sadece üst kapağa yönelik olarak üst blefaroplasti yapılabildiği gibi, sadece alt kapağa yönelik olarak alt blefaroplasti veya bunların birlikteliği olarak üst-alt blefaroplasti şeklinde de yapılabilmeleri mümkündür. Günümüzde orta ve ileri yaş grubunda kadınların yanı sıra erkeklerinde en sık başvurduğu estetik ameliyattır. Blefaroplasti ameliyatları bizleri daha genç ve dinamik gösteren “kariyer estetiklerinin” en sık başvurulan ameliyatıdır. Bize en erken ihanet eden bölge avantaja çevrilmekte, genç ve dinamik bakış yeniden restore edilmektedir. Blefaroplasti ameliyatlarında kabaca üst göz kapağındaki fazlalıklar alınmakta, üst göz kapağının iç kısmındaki yağ fıtıklaşması nedeniyle olan kabarıklıklar giderilmekte, alt göz kapağında da aynı şekilde yağ fıtıklaşmalarıyla oluşan torbalar giderilmekte ve sarkan fazla deriler alınmaktadır. Göreceli olarak ağrısız ameliyatlar grubundadır ve yirmi-otuz günlük bir iyileşmeyi takiben sebebini kimsenin anlayamadığı bir genç huzurlu görünüme kavuşursunuz.”

  • Beslenme Ve Diyetetik Uzmanı Nurten Gündüz: Zihnini Yönet, Hayatını Yön Ver

    Kütahya Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği tarafından düzenlenen Dumlupınar Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nde gerçekleştirilen ’Zihnini yönet, hayatına yön ver’ konulu seminere konuşmacı olarak Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Nurten Gündüz, konuşmacı olarak katıldı.

    İnsan beyninin çok büyük bir hafızaya sahip olduğunu söyleyen Gündüz, “Beyin biz farkında olmadan bir çok şeyi bilinç altına yerleştirir. Zamanı gelince bunları olumlu veya olumsuz yönde kullanır. Böylece bilinç altımız düşünce ve davranışlarımıza yön vermiş olur. İlk önce bilinç altımızı kontrol ederek kendimizi iyi tanıyarak sağlıklı düşüncelerle doğruyu bulabiliriz.”

    Hastalıklarda da böyle olduğunu belirten Gündüz, hastalıklarda beyin ve düşünce gücünün önemli etkisi olduğunu belirterek, “İnsanın kendisini nasıl hissettiği çok önemlidir. Bir İnsan kendisini iyi hissettiği sürece direnci daha güçlü durumda olacaktır. Fakat tam tersi kendini kötü hisseden ve devamlı hasta olarak kabul eden kişilerin hastalıklara karşı dirençleri düşük olacaktır” diye konuştu.

    Öğrencilere örnekler verilerek yapılan seminerde sınavlarda ki başarısızlığında beyin ve düşünce gücünün olumlu olarak kullanıldığında başarıya dönüşeceğini ifade eden Gündüz, “Bu konuda öncelikle herkesin mutlaka bir hedefinin olması gerektiğini, yeteneklerinizi ve var olan potansiyelimizi tam anlamıyla kullanmanız, hayatta başarılı olmanız açısından çok önemli olduğunu, benzer şekilde mevcut durumumuzu yani zayıf noktalarınızı bilmemiz, hayatınızda yaşadığınız problemleri en aza indirecektir” ifadelerini kullandı.(EFE)