Etiket: Uzmanı

  • Ydü Hastanesi Çocuk Ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Yeliz Cengiz Otizm Hakkında Bilgilendirdi

    Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Yeliz Cengiz, her yıl tüm dünyada bilinirliği artırmak, erken tanı ve tedaviyi yaygınlaştırmak amacıyla Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen ’Otizm Farkındalık Ayı’ ve 2 Nisan ’Otizm Farkındalık Günü’ dolayısıyla, otizmin nedeni, belirtileri, erken tanı ve özel eğitimi hakkında bilgi paylaştı.

    “2014 VERİLERİNE GÖRE DÜNYADA 68 ÇOCUKTAN BİRİ OTİSTİK”

    Uzm. Dr. Cengiz, tüm dünyada otizmle ilgili araştırmaların teşvik edilmesi, otistik bireylerin sorunlarına çözüm bulunması ve toplumla bütünleşmelerini sağlamaya yönelik çalışmaların yapılmasının hedeflendiğini söyledi. Otizm Spektrum Bozukluğunun, sıklıkla yaşamın ilk 3 yılında saptanan, duygusal, sosyal gelişmede ve sözel, sözel olmayan iletişimin gelişiminde gecikme ya da sapma, tekrarlayıcı davranış ve kısıtlı ilgi alanları ile kendini gösteren nörogelişimsel bir bozukluk olduğunu belirten Uzm. Dr. Cengiz, “Dünyada otizm, 2014 verilerine göre 68 çocukta 1 görülmektedir. Erkek çocuklarındaki yaygınlığı, kızlardan 4 kat fazladır” dedi.

    “OTİZME HER COĞRAFYA VE TOPLUMDA RASTLANMAKTADIR”

    Otizmin genetik temelli olduğuna ilişkin bulgular olsa da hangi gen ya da genlerin sorumlu olduğunun bilinmediğini vurulayan Uzm. Dr. Cengiz, “Çevresel faktörlerin (özellikle ileri baba yaşı) etkisi ise oldukça tartışmalı bir konudur. Otizme her çeşit toplumda, farklı coğrafyalarda, ırkta ve ailede rastlanmaktadır” ifadelerini kaydetti.

    OTİZMİN BELİRTİLERİ

    “Bebekler, iletişim kurma becerisi ve sosyalleşme ihtiyacı ile doğar” diyen Uzm. Dr. Cengiz, “Sağlıklı bir bebek dış dünyaya tepki verir. Ebeveynler bebeklerinin normal gelişim sürecine uyum sağlayıp sağlayamadığını dikkatle gözlemlemelidir. Otizmde gelişim basamaklarında aksama gözlenir. Bebek becerilerden bazılarını hiç geliştirememiş olabileceği gibi kimi zaman kazanılan becerilerde gerileme ya da kayıp gerçekleşebilir. Otistik spektrum bozukluğu olan çocuklar çevreye ilgisiz olur, kısıtlı göz temasları vardır, ismi çağrıldığında tepkisiz kalır, güldürülmeye çalışılınca gülmezler, aynı yaş gurubundaki çocuklar gibi taklit becerileri gelişmemiştir, oyuncakları ile amacına uygun oynamazlar, el sallamaz ve öpücük göndermezler. Gelişimsel aksamaya ek olarak anlamsız el çırpma, sallanma, dönme gibi tekrarlayıcı hareketler de gözlenebilir.

    Bebek 6 aylık olduğu halde anne babasını tanımıyor, gülümsemiyorsa; 1 yaşını geçtiği halde işaret ile göstermiyor, ce-e oyunları oynamıyor, anlamlı birkaç kelime söylemiyor, adı ile seslenildiğinde bakmıyor, göz teması kurmuyorsa; 2 yaşını geçtiği halde oyuncaklarla amaca uygun şekilde (oyuncak bebeği uyutur gibi, uçağı uçurur gibi, arabayı ses çıkararak sürer gibi) oynamıyor sadece belli başlı parçaları ile ilgileniyorsa, taklide veya oyun kurmaya yönelik oynamıyor, hayali oyunlar kurmuyor, çevresinde olup bitenle ilgisiz görünüyor, yaşıtlarına karşı ilgisiz kalıyor, karşılıklı oyun oynamıyor, kendi halinde bir köşede oynuyorsa gelişim basamaklarında bir sorun yaşandığını düşünmek gerekir. Çocuklarının gelişimiyle ilgili bir farklılık gözlemleyen, bu belirtilerden herhangi birinin çocuklarında bulunduğunu düşünen ebeveynlerin, hangi yaşta olursa olsun zaman kaybetmeden, bir çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanına başvurmaları gerekmektedir” açıklamasında bulundu.

    ÇÖZÜM, ERKEN TANI VE ÖZEL EĞİTİM

    Otizmin tanısını koyduracak herhangi bir testin bulunmadığını söyleyen Uzm. Dr. Cengiz, şu ifadeleri kaydetti:

    “Sadece klinik muayene ile uzman hekimler tarafından tanı konulabilir. Otizmde erken tanı, uygun müdahale ve düzenli psikiyatrik takip, tedavi sonucunu etkileyen en önemli faktörlerdir. Çocuğun yeterli ve uygun sosyal uyaranlar içeren bir ortamda bulunup bulunmadığı da değerlendirilmelidir. Otizmin günümüzde bilinen tek tedavisi, erken tanı ile yoğun, sürekli özel eğitimdir. Erken tanı ve ardından gelecek haftada en az 20 saat özel eğitimle otizmli çocukların hayatlarında büyük fark yaratmak, yaşam kalitesini artırmak, sağlıklı gelişim gösteren yaşıtlarıyla birlikte aynı okulda okuyacak seviyeye getirmek mümkün olabilmektedir.”

  • Özel Adatıp Hastanesi’nde Yeni Dahiliye Uzmanı Görevine Başladı

    Uzman Doktor Halil Duran, Özel Adatıp Hastanesi’nde görev yapmaya başladı.

    2014 yılı Haziran ayından bu yana yeni yatırımlarıyla gelişen ve değişen Özel Adatıp Hastanesi, doktor kadrosunu Uzman Doktor Halil Duran ile güçlendirdi.

    HALİL DURAN KİMDİR?

    Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1989 yılında mezun olan Uzm. Dr. Halil Duran, İç Hastalıkları ihtisasını ise İstanbul Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yapmıştır. Ayrıca İstanbul Haseki Hastanesi’nde gastroskopi ve kolonoskopi eğitimi alan ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Nefroloji bölümünde çalışarak Diyaliz Uzmanlığı sertifikası alan Uzm. Dr. Halil Duran Cumartesi günleri dışında hafta içi her gün 09:00-17:00 saatleri arasında Özel Adatıp Hastanesi’nde çalışacağı öğrenildi.

  • Beslenme Ve Diyet Uzmanı Merve Ateş, YGS’ye Girecek Öğrencileri Uyardı

    Hafta sonu yapılacak olan Yükseköğretime Geçiş Sınavı’na (YGS) girecek olan öğrencileri beslenme konusunda uyaran Özel Medikar Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Merve Ateş sınav öncesi öğrencilerin şeker yiyerek yanlış yaptıklarını, balık, fındık, ceviz ve badem yemelerini ve güzel bir kahvaltı yapmalarını tavsiye etti.

    Beslenme ve Diyet Uzmanı Merve Ateş, üniversite adaylarının heyecanla beklediği YGS’ye sayılı günler kala adayların doğru ve sağlıklı beslenmesine dikkat çekerek, “Sınavlarda başarınızı etkileyecek hiçbir besinin tek başına mucizevi etkisinin olmadığı bilinmeli, sağlıklı ve başarılı olmak için yeterli ve dengeli beslenme kurallarına uyulması gerektiği unutulmamalıdır. Öncelikle doğru bilinen fakat çok yanlış olan bir bilgiyi düzeltmekle başlayalım. Sınavlardan önce şeker yemek genel olarak herkesin yaptığı büyük bir yanlıştır. Şeker zihninizi dinç tutmaz aksine tatlı yedikten sonra kan şekeriniz hızla düşer ve zihniniz bulanır” dedi.

    “BESLENME ALIŞKANLIĞINIZI DEĞİŞTİRMEYİN”

    Sınav gününe sayılı günler kala farklı ya da içeriği bilinmeyen besinler denenmemesi gerektiğini de anlatan Ateş, “Bu dönemde beslenme alışkanlıkları değiştirilmeden devam edilmeli ve uyku düzenine dikkat edilmelidir. Sınava hazırlanan öğrencilerin o hafta 2-3 kez balık tüketmesi önemlidir. Omega-3 açısından zengin gıdalarla beslenmek; hem öğrenmeyi kolaylaştırır hem de hafızayı güçlendirir. Balık dışında omega-3 açısından zengin olan ceviz, fındık ve badem ara öğünlerde ve kahvaltıda tercih edilebilir. Sınav öncesindeki hafta kafein alımı azaltılmalıdır. Yüksek kafein alımı öğrencilerde odaklanma sorunu yaşatmaktadır. Bu yüzden günde 2 fincandan fazla kahve tüketilmemelidir. Onun yerine rahatlatıcı bitki çayları tüketilebilir. Papatya, rezene, adaçayı gibi antioksidan içeriği de olan çaylardan tüketilebilir. Böylece sıvı alımı da arttırılmış olur” diye konuştu.

    CUMARTESİ GÜNÜNE DİKKAT

    Sınavdan bir gün öncesine dikkat çeken Ateş, “Sınav öncesindeki akşam yağlı ve şekerli yiyeceklerden uzak durulmalıdır. Hafif bir akşam yemeği uykudan 4 saat önce tüketilmiş olmalıdır. Ağır yiyecekler uyku kalitesini bozar ve sınav esnasında odaklanmayı azaltabilir. Ayrıca son ara öğün olarak uykudan 2 saat önce taze meyve ve ceviz tercih edilebilir. Kaliteli bir uyku için sınav öncesindeki gün kalitesiz besinlerden uzak durulması gerekir. Kahvaltı yapmak, güne sağlıklı başlamanın en önemli kuralıdır. Kahvaltı yapan öğrencilerin öğrenme, okuduğunu anlama ve başarı oranları kahvaltı yapmayanlara göre daha yüksektir. Haşlanmış yumurta, beyaz peynir, ceviz ve tam buğday ekmeği ile yapılan kahvaltı sınav sabahı için idealdir. Sınav sabahı kahvaltıdaki sıvı alımı çay ya da kahveden değil 1 bardak sütten karşılanmış olursa tansiyon ve şeker dengelenir böylece odaklanma arttırılabilir. Süt, protein içeriği sayesinde midenin geç boşalımını sağlar ve acıkmayı geciktirir. Bu sayede sınav esnasında öğrencilerin dikkati dağılmaz ve sınava odaklanabilir” dedi.

  • (Özel Haber) Bomba Uzmanı Aleks Görev Başında

    Muş’ta, patlayıcı madde dedektörü olarak kullanılan polis köpeği Aleks asayiş uygulamasında iş başına geçti.

    Muş İl Emniyet Müdürlüğü, Muş-49 Huzur Uygulaması isimli asayiş uygulamasına devam ediyor. Her türlü suç ve suç oluşumlarına karşı kesintisiz devam eden asayiş uygulamalarında patlayıcı madde dedektörü olarak kullanılan polis köpeği Aleks ile özellikle miting ve basın açıklamalarının olduğu bölgeler kontrol edildi.

    Belediye meydanında olay yeri incelemeye bağlı patlayıcı şubesi ekiplerine eşlik eden Aleks araçları tek tek kontrol etti. Yapılan kontrollerden sonra Aleks tekrar görevli aracına bindirildi.

    Muş-49 Huzur Uygulamasında 880 kişi sorgulandı, 2 şahısta 5 gram esrar ele geçirildi, 12 kişiye kumar oynatmaktan ceza kesildi. 63 araç sorgulanırken, eksik ve kusurlu olanlara cezai işlem uygulandığı belirtildi.

  • Afrika Uzmanı Yıldırım, Cumhurbaşkanı’nın Batı Afrika Ziyaretini Değerlendirdi

    KAFKASSAM Afrika Çalışmaları Uzmanı Huriye Yıldırım, “Türkiye Cumhuriyeti uzun yıllar boyunca etkin olarak var olamadığı Afrika’da son dönemde yeni girişimler yaparak, kıtadaki önemli dış aktörlerden biri olmayı amaçlamaktadır”dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Batı Afrika ziyareti sonrası değerlendirmede bulunan Yıldırım, Afrika kıtasının, sahip olduğu ekonomik ve jeopolitik önemi hasebiyle uzun yıllardır birçok ülkenin dış politika gündeminde büyük harflerle vurgulanmasına karşın, Türk dış politikasında daha henüz yer almaya başladığına dikkat çekti.

    “Türkiye Cumhuriyeti uzun yıllar boyunca etkin olarak var olamadığı Afrika’da son dönemde yeni girişimler yaparak, kıtadaki önemli dış aktörlerden biri olmayı amaçlamaktadır” diyen Yıldırım, şunları kaydetti:

    “AK Parti Hükümeti döneminde sayısı 39’a kadar yükseltilen büyükelçiliklerin haricinde Afrika ülkeleriyle ilişkileri geliştirmek adına birçok siyasi, toplumsal ve ekonomik girişim de mevcuttur. Bu amaçlar çerçevesinde son birkaç yılda Türkiye Cumhuriyeti tarafından Afrika’nın değişik bölgelerindeki ülkelere üst düzey ziyaretler düzenlenmektedir. Hatırlayacağımız üzere geçtiğimiz yıl Recep Tayyip Erdoğan Doğu Afrika ülkelerine üst düzey bir seyahat gerçekleştirmişti. Bu yıl ise 29 Şubat-3 Mart tarihleri arasında ECOWAS üyesi 4 Batı Afrika ülkesi Fildişi Sahili, Gana, Gine ve Nijerya’ya kapsamlı bir ziyaret gerçekleştirdi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a Batı Afrika Turunda eşi Emine Erdoğan, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Çevre ve Şehircilik Bakanı Fatma Güldemet Sarı, Ekonomi Bakanı Mustafa Elitaş, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz ve 150 civarında iş adamının da bulunduğu bir heyet eşlik etmiştir. Türk heyetinin Batı Afrika’daki ilk durağı Fildişi Sahili olmuş ve burada iki ülke arasında 9 önemli anlaşmaya imza atılmıştır. Abidjan’daki temasları boyunca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan iki ülke arasındaki yaklaşık 390 milyon dolar olan ticaret hacminin 2020’de 1 milyar dolara yükseltilmesinin amaçlandığını ifade etmiştir. Ardından Türkiye’nin Sahraaltı Afrika’da 4. Büyük ticari ortağı olan Gana’ya geçen Erdoğan ve heyeti, burada da önemli ikili anlaşmalara imza atmıştır. Türk heyetinin üçüncü durağı ise yaklaşık 1 milyar 145 milyon dolar ikili ticaret hacmine sahip olduğumu Nijerya olmuştur. Nijerya’da yine önemli temaslarda bulunulmasının ardından son olarak Gine’nin başkenti Konakri’ye geçilerek Batı Afrika turu sonlandırılmıştır.”

    Gine’nin Batı Afrika’da kıtanın en hızlı gelişen ülkeleri yer aldığını vurgulayan Yıldırım, “Burada uzun yıllardır süren iç savaşlar, askeri darbeler ve salgı hastalıklara rağmen sahip olunan yeraltı ve yerüstü kaynaklarıyla önemli potansiyel barındıran ülkeler birçok küresel aktörün ilgisini çekmektedir. Eski sömürgeci ülkelerin yanı sıra son dönemde gelişmekte olan Çin, Hindistan gibi bazı Asya ülkeleri de son dönemde buradaki varlıklarını arttırmaktadır” diye konuştu.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan ve heyetinin ziyaretlerini gerçekleştirdiği 4 Batı Afrika ülkesi incelendiği zaman birtakım benzer özelliklerin göze çarptığını vurgulayan Yıldırım, “Öncelikle bu ülkeler altın, elmas, petrol, doğal gaz gibi önemli yeraltı kaynaklarıyla kakao, kahve, palmiye gibi değerli tarımsal ihracat ürünlerine sahiptir. Nijerya topraklarında petrolün bulunmasının ardından uluslararası piyasada birtakım aktörlerin ilgisini çekmiş ve endüstriyel anlamda kayda değer gelişmeler yaşamıştır. Sadece Çin ile 2015 yılında 23,5 milyar dolarlık ticaret hacmine sahip Nijerya Türk yatırımcılar için de önemli fırsatlar barındırmaktadır. Gine, Gana ve Fildişi Sahilleri de benzer şekilde sahip oldukları hammadde ve pazar olanakları ile Türk ekonomisi için yeni fırsat kapıları aralayabilir. Bu kapsamda Recep Tayyip Erdoğan heyetindeki 150’ye yakın iş adamı bu seyahate dahil edilmiş ve bu ülkelerle ticaretin geliştirilmesi adına önemli anlaşmalara imza atılmıştır” şeklinde konuştu.

    “Ticari ve ekonomik anlamda büyük önem taşıyan Batı Afrika seyahatinin perde arkasındaki bir diğer önemi ise bu ülkelerde uzun zamandır var olan paralel yapıya hükümet eliyle bir alternatif oluşturulmasıdır” ifadesini kullanan Yıldırım, şöyle devam etti:

    “Son dönemde hükümet ile paralel yapı arasında yaşanan kritik gelişmelerin ardından, buradaki paralel yapı tarafından desteklenen girişimciler yerine hükümetin teşvik ettiği girişimcilerin varlığı önemsenmektedir. Zira yıllardır din, eğitim ve insani yardım gibi unsurlarla Afrika’da bulunan paralel yapı temsilcileri çoğu zaman sahip oldukları kişisel ve örgütsel bağlarla burada birtakım siyasi ve ekonomik çıkarlar elde etmişlerdir. Örneğin paralel yapı örgütlenmesi tarafından “Türk Okulu” adıyla açılan eğitim kurumlarına kayıt ücretleri çok yüksek tutulurken, burs verilen çoğu öğrencinin ülkenin ileri gelen isimlerinin çocukları olması dikkat çekmiştir. Bu yapının faaliyetleri çoğu zaman Afrika ülkelerinin büyükelçileri ve diğer dışişleri temsilcileri tarafından şiddetle eleştirilmiştir. Bugün gelinen noktada Türk hükümeti, Afrika hükümeti temsilcilerinin desteği ile burada çeşitli ideolojik amaçlar güden paralel yapıyı bertaraf edecek girişimler hedeflemektedir.”

    Batı Afrika turunun dikkat çeken bir diğer özelliğinin ise Türk Savunma Sanayi için yeni fırsatların oluşturulmaya çalışılması olduğuna dikkat çeken Yıldırım, “Son yıllarda hükümet tarafından savunma sanayinin geliştirilmesi için birçok girişim gerçekleştirilmiştir. Uluslararası piyasada henüz hedeflediği yere varmaya uzak olan Türk Savunma Sanayi için, Savunma Sanayisi gelişmiş ülkeler tarafından henüz kapatılmamış gelişmekte olan ülkelerin pazarları büyük önem arz etmektedir. Bu kapsamda güvenlik açısından zaafları bulunan Batı Afrika ülkeleriyle savunma alanında güçlü ilişkiler geliştirilmesi Türkiye için büyük kazanımdır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan savunma ve güvenlik alanındaki hedefleri kapsamında, seyahati boyunca Türkiye gibi terör tehdidiyle mücadele elen Batı Afrika ülkeleriyle işbirliğine açık olduklarını defalarca vurgulamıştır” değerlendirmesini yaptı. Yıldırım şunları dedi:

    “Cumhurbaşkanı Erdoğan ve heyeti tarafından gerçekleştirilen Batı Afrika seyahati Afrika ile siyasi, askeri, ekonomik ve sosyo-kültürel açıdan ilişkilerin geliştirilmesi adına önemli unsurlar barındırmaktadır. Bilhassa 2019’da gerçekleştirilmesi planlanan Türkiye-Afrika Ortaklık Zirvesi hazırlığı için de önemli bir adım olan bu ziyaretler serisinin önümüzdeki süreçte devam ettirilmesi Türk dış politikası açısından hayati öneme sahiptir. Böyle geliştirilmesi amaçlanan Türkiye-Afrika ilişkileri sadece büyükelçilik açılmasından ibaret olmaktan kurtulup, siyasi ve sosyo-ekonomik açıdan büyük gelişmelerin yaşanmasına olanak verecektir.”