Etiket: Uzmanı

  • Terör Uzmanı Yarar: “ByLook’u MİT’in hacker grubu çözdü”

    Terör Uzmanı ve Yazar Mete Yarar, 15 Temmuz’un kahramanlarından bir tanesinin de ByLook operasyonlarını planlayan, bu operasyonu çok gizli bir şekilde yapan ve Türkiye’deki kripto örgütün ilk ana öğesini ve tüm mesajlaşmasını çözen MİT’in hacker grubu olduğunu söyledi.

    Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından “15 Temmuz Darbenin Kayıp Saatleri” konulu konferans düzenlendi. Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salon Şehit Ömer Halisdemir Salonu’nda düzenlenen ve Gazeteci Yazar Süleyman Özışık’ın moderatörlüğünü yaptığı konferansa Terör Uzmanı ve Yazar Mete Yarar konuşmacı olarak katıldı. Konferansta Samsun Valisi İbrahim Şahin, Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz, İlkadım Belediye Başkanı Erdoğan Tok, Atakum Belediye Başkanı İshak Taşçı, AK Parti İl Başkanı Muharrem Göksel ve çok sayıda vatandaş hazır bulundu.

    “ByLook’u MİT’in hacker grubu çözdü”

    FETÖ’nün kullandığı ByLook’u MİT’in hacker grubunun çözdüğünü belirten Terör Uzmanı ve Yazar Mete Yarar, “15 Temmuz’un kahramanlarından bir tanesi de bence ByLook operasyonlarını planlayan, bu operasyonu çok gizli bir şekilde yapan ve Türkiye’deki kripto örgütün ilk ana öğesini ve tüm mesajlaşmasını çözen MİT’in grubuna teşekkür etmek gerekiyor. Çünkü Aralık ayında bu operasyona başlıyorlar, Mart’a kadar bu örgütün Litvanya’daki serverından onların haberi olmadan yavaş yavaş bilgileri çekiyorlar. Bir günde çekseler anında server fark edecek. Çok dikkatli bir şekilde çekmeye başlıyorlar. Mart ayında hackerlendiklerinin farkına varıyorlar ve sistemi kapatıyorlar. Yani ByLook kullanımının en son tarihi Mart ayının sonudur. Arkasından başka bir sisteme geçiyorlar, o gece de kullanılan Eagle diye bildiğimiz bir sistemdir. İlk darbenin alındığı karar da bu ByLook operasyonu yüzünden oluyorlar. ByLook operasyonu ile deşifre olduklarının farkına vardıklarında Mayıs ayından itibaren 15 Temmuz sürecine götürecek olan toplantılar başlıyor. Aradan zaman geçiyor. Bu zamanın ötesinde Ağustos sonuna yani askeri şuradan sonra bir darbe ile ilgili planlama yapmak için karar alıyorlar. Ama bu arada başka bir şey daha gerçekleşiyor. Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve ikinci başkanı şu anda Jandarma Genel Komutanı olan Yaşar Güler’in ikili çalışmasıyla 120 generalin tasfiyesine karar veriliyor. Bunu da Genelkurmay karargahında olan darbeciler öğrenince bu sefer darbe kararını 16 Ağustos saat 03.00’e alıyorlar. Yani tasfiye edilmeden önceki zamana alıyorlar. Saat 14.45’te MİT’in binasına giden ve ‘bu gece MİT Başkanına bir saldırı olacak’ diyen şahıs da aslında darbenin olacağını bilmiyor. Çünkü herkese ne yapacaksa o söyleniyor. Bu itirafçı olarak giden şahıs rütbesi binbaşı, bir helikopter pilotudur. MİT’e darbe ihbarı gelmiyor, gelen ihbar akşam 21.00’de suikast yapılacağı ile ilgili ihbar. Bu ihbarı dikkate alan ekip, saat 16.30’da müsteşar yardımcısı, daha sonra 18.30’da kendisi Genelkurmay Başkanı’nın makamına gidiyor. Ondan sonraki süreçte devam ediyor” dedi.

    MİT’in hacker grubunun çok başarılı çalışmalarının olduğunu ifade eden Yarar, “Darbeci grup deşifre olduğunu anlayınca bu sefer darbe saatini saat 03.00’ten akşam saat 21.00’e çekiyorlar ve 21.00’de darbe yapmanın kararını alıyorlar. Bu süreçler içerisinde MİT’i ‘neden darbenin olacağını bilemediniz’ diye suçlayabilirsiniz ama 3 tane önemli kritik hamlenin yapılmış olması darbenin ayarını da bozmuştur. Bir tanesi ByLook, ikincisi bunların tasfiye kararının bildirilmesi ve MİT’in kendisine gelen suikast ihbarını dikkate alarak Genelkurmaya gitmiş olmasıyla beraber bütün ayar bozulmuştur. Ben 15 Temmuz’un başarılı listesine hiç isimlerini öğrenmeyeceğiz, hiçbir zaman açıklanmayacak olan MİT’te çalışan hacker grubunun çok önemli başarılarının olduğunu da unutmayalım” diye konuştu.

    “Milletvekilinin ayağını ısıranı komando yaparım”

    TBMM Genel Kurulunda anayasa değişikliği teklifi görüşmelerinde bir milletvekilinin AK Parti Trabzon Milletvekili Muhammet Balta’nın ayağından ısırılmasına anlam veremediğini belirten Yarar, “Ben kavganın olduğu görüntüyü seyrettim. Orası inanılmaz bir kalabalık. Nasıl yerden sürünerek gittin de adamın ayağını ısırdığını ben anlamadım. O ayak o adamın ayağı olduğunu nereden bildin. Nasıl süründün, sen sürünürken niye kimse üzerine basmadı. Bilemiyorum. Türkiye’deki bütün sorunları çözeriz ama bu adamın bu ayağı nasıl ısırdığını anlamadım. Çünkü o kadar kalabalığın arasında tekme yemeden oraya gidip onu ısırdıysa ben onu komando olarak alırım. Bundan daha büyük sızma görmedim” şeklinde konuştu.

    “15 Temmuz darbe girişimi kontrollü darbe değil”

    Kontrollü darbe iddiasına da değinen Yarar şöyle devam etti:

    “Kontrollü darbe denilen şeyin içinde Cumhurbaşkanımızın evladı gibi sevdiği en yakın arkadaşları, onların çocukları, en yakın danışmanının abisi, yüzlerce vatandaşımız hayatını kaybediyor. O gece darbe kullandığı şiddetin boyunu attırıyor. İşin ilginç tarafı müebbet habise çarptırılacağını bilen 20 bin figüran da bulabiliyorsunuz. Dünyanın böyle bir senaryosunu başaran bir ülke varsa ben tebrik ederim. Yani bir darbeyi kontrollü yapabilmeyi kim becermiştir, bizim o akşam kontrollü darbe yapma teşebbüsü devlet tarafından organize edilsin. Eğer Cumhurbaşkanımız Marmaris’e gitmemiş olsaydı, Marmaris ziyareti spontane gelişmeseydi o gece bu adamların yapacağı ilk hamle Cumhurbaşkanı’nın ya İstanbul’daki evini ya da Ankara’daki ikametgahını bombalamak olacaktı. Ama Marmaris’teki ikamet ettiği yeri belirleyemedikleri için bu olayı gerçekleştiremediler. İnançlıysanız, ’Allah’ın planından daha büyük bir plan yok’, diyebiliyorsunuz. İkincisi inançsızsanız, ’Ne kadar sürpriz ve şans ne kadarda Türkiye’nin yakınındaymış’ diyebilirsiniz. Ama ne olursa olsun art arda koyduğunuz bu kadar olayın gerçekleşmesi bir kontrollü darbe arasında olamaz. Benim seçeneklerim içinde hiç olmadı.”

    “Kazandığım paralarla Samsun’da bir okul yaptıracağım”

    Kitaplardan kazandığı paralarla Samsun’un bir dağ köyünde okul yaptırmayı istediğini ifade eden Yarar sözlerini şöyle tamamladı:

    “Arkadaşlarım bir gün bana ‘ağabey biraz birikilmiş paran var, ne yapacaksın, dolar alacak mısın?’ dediler. Onara almayacağımı söyledim. Niye almayacağımı sordular. Yarın sabah ben dolardan yüzde 30 para kazansam ve ben milyarder olsam, aynı Suriyelilerin ülkesine vermiş olduğu zarar gibi yapmış olsam, dönemeyecek bir ülkem olsa bu paranın bana ne faydası var. Adam Suriye’nin en zenginiydi geçen gün öldü ve ülkesine gömülemedi, başka bir ülke topraklarına gömülmek zorunda kaldı. Bugün yüzde 30 kazanabilirsiniz, yüzde 40’da kazanabilirsiniz, yüzde 100 de kazanabilirsiniz ama harcayacağınız bir toprak olmayacaksa, gömülecek bir toprağınız olmayacaksa, üzerinde yaşayacağınız bir toprak olmayacaksa, ben sizlerin arasına gelebileceğim bir yer olmayacaksa ne yapayım. Biz bir kitap yazdık. Sizler sayesinde okundu. Bize ‘helal olsun, 15 Temmuz’un ekmeğini sizler yediniz’ diyenler de oluyor. Evet, ben o ekmeği sizin için yiyorum. Bugün valimizle de konuştum. 15 Temmuz’dan sonra ki kitap gelirim ve diğerlerinden kazandığım kitap gelirlerimdeki parayla memleketim olan Samsun’da bir dağ köyünde okul yapma kararı aldığımı söyledim. Bir gün Samsun’da bir dağ köyüne gitmiştim. Oradaki o okulun halini görünce çok üzülmüştüm. Şimdi öyle bir okul yoktur. Hep içimde kalmıştı. Ben bu memleketin evladı olmaktan o kadar memnunum.”

    Başkan Yılmaz’dan katılanlara teşekkür

    Konferansa katılan vatandaşlara teşekkür eden Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz, “Darbenin Kayıp Saatleri söyleşi programı için Çok Amaçlı Salonumuzu doldurup taşıran vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum. Terör Uzmanı Samsunlu hemşerimiz Mete Yarar’ın Türkiye’nin yurt içi ve yurt dışı politikaları hakkındaki engin bilgilerinden faydalandık. Kendisine katılımcıların ilgisi yoğundu. Allah nasip ederse Mete Yarar’ı daha uzun süreli bir programda tekrar sizlerle buluşturacağız” dedi.

  • İletişim Uzmanı Karadağ: “Geleceği milli iletişim ve sanat takımı ile yönlendireceğiz”

    İletişim Uzmanı Harun Emre Karadağ, geleceği milli iletişim ve sanat takımı ile yönlendireceklerini belirterek, “Dünya bizim değerlerimizden, kahramanlarımızdan çok şey öğrenecek. Markalarımıza değer katıp, değerlerimizi marka yapalım” dedi.

    Seçim, referandum, darbe gibi gündemdeki çok önemli zamanlarda ve dönemlerde topluma ciltlerce makaleler yazılarak anlatılabilecek bilgi ve yönlendirmeleri karikatürlerle, mizahla, caps ve animasyonlar yaparak doğru algı yönetiminin gerçekleştirilebileceğini kaydeden İletişim Uzmanı Harun Emre Karadağ, bilişim teknolojilerinin günlük hayatımızı hızla işgal etmesinin ardından başta çocuklar ve gençlerin bu alandan gelen bilgilere yoğun bir şekilde maruz kaldığını söyledi. Karadağ, “İletişimin algı üzerinden yürüdüğü bu dönemde ülkemiz ve değerlerimizin doğru algıyla sunulması bir zaruret ifade etmektedir. Bu da en iyi mizahla yapılır. Mizah görseldir. Görülür ve beyne işler. Sürekli tekrar da mesajınızı yerleştirir ve kabullendirir. Toplumun bilinçaltını doldurur. Mesela yabancı film ve animasyonlarda kahramanlık üzerine beyne işleyen iki unsur vardır. Bunların birisi, başına bir kaza gelerek süper güçlerine kavuşursun. İkincisi, teknolojiden faydalanarak süper kahraman olursun. Başka hiçbir şekilde süper kahraman olunmuyor bu evrenlerde. Dikkat edin, her ikisi de dışa bağımlı kader çizgileri çiziyor. Hiçbiri ‘sahip olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur’ gibi değil. Her ikisi de dış etkenlerden ötürü yapabileceğini öğütlüyor çocuklara, gençlere. Oysa bizim tarihimiz bu değil. Bizim kahramanlıklarımız inançla şekilleniyor. İster Bedir Savaşı’nı al, ister Çanakkale. Her ikisi de yoktan var edilen bir inancın ürünü. Algıyı yöneten dünyayı yönetir” dedi.

    Çocuklara ‘süper kahraman olmak istiyorsan ya teknolojiye sarılacaksın ya da başına radyoaktif bir kaza gelmesini bekleyeceksin’ teması sunulursa o çocuğun içe kapanık, pasif biri olarak ortaya çıkacağını kaydeden Karadağ, “Oysa bizim milletimizde ‘kahraman beklemek’ yerine ‘kahraman olmak’ var. İnanç ve milli değerlerden kuvvet alan süper kahramanlarımız yok veya vardı. Veya unutuldu diyelim. Süperman’in pelerininden, Batman’in batmobil’inden göremedik. Fetihteki isimsiz lağımcılar olmalı mesela, Çanakkale’de 300 kiloluk top mermisini taşıyan çavuş, Sırp Sındığı savaşının kahramanları. Neden gerçek kahramanlarımızla beslenmiyoruz. Çocukluğumuzda izlediğimiz Teksas, Zagor, Süperman, Batman, Temel Reis, Şirinler, Casper, gibi kahramanlar hayal ürünüdür. Bu hayal kahramanının filmini izlemek, çizgi romanını ya da kitabını okumak bizim bilgi, hayal dünyamızı şekillendirir. Hayatımıza yön vermemizde farkında olmadan etkiler. Bize çok şey katan, öğreten, en yakın olan, model olan bu hayal kahramanlarıdır. Bu öğrenmeyi, bu beslenmeyi bizim kültürümüzden, değerlerimizden gerçek kahramanlarla beslenmeliyiz” diye konuştu.

    Bununla ilgili önemli çalışmaları bulunduğunu hatırlatan Karadağ, şunları söyledi:

    “Bunun için de kültürümüzden, değerlerimizden beslenelim, üretelim. İnanın çok fazlası var. Türkiye’nin Disney’i yapacak maskot ve çizgi roman kahramanlar mevcut. Fırsat verilmesi halinde Tantana ekibi olarak hazırız, abartı değil bir yılda bakın neler oluyor. Bu ülke için, dünya için, bir adım ileri gidebilmek için, insanlık için yani yine kendimiz için. Büyük kahramanları öğrenmek demek ‘büyük bir Türkiye demektir.’ Geleceği milli iletişim ve sanat takımı ile yönlendireceğiz. Ülkemizin özel projelerin, kriz yönetimin yapıldığı ve kurumsal tüm metin, görsellerin hazırlandığı görsel, yazılı, basılı, internet ve sosyal medya iletişim takımıdır. Özel projeler ve kabul edilen projelerin marka olma yolunda stratejilerini belirleyen, görsellerini hazırlayan ve tüm sosyal medya etkinlikleri düzenleyen, paylaşım yapan, kriz iletişimini yönlendiren çalışmalarını yaptığı milli iletişim, sanat takımını oluşturmalıyız. Dünya bizim değerlerimizden, kahramanlarımızdan çok şey öğrenecek. Markalarımıza değer katıp, değerlerimizi marka yapalım. Şimdi çocukların, gençlerin, ailelerin Türkiye’nin kahramanlarıyla, değerlerimizle hayatlarına değer, güç, renk ve mutluluk katma zamanı.”

  • Sosyal medya uzmanı engelli genç, ’Dolarınızı bozdurun’ çağrısını Türkiye gündemine taşıdı

    15 Temmuz darbe girişimi sırasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ’Meydanlara inin’ çağrısını sosyal medya aracılığıyla yüz binlere ulaştırarak adından söz ettiren Engelliler Derneği Platformu Başkanı ve aynı zamanda sosyal medya uzmanı olan Barış Amcalar, sosyal medyada başlattığı ’Dolarınızı bozdurun’ kampanyası ile daha şimdiden binlerce kişiye ulaştı.

    Siirt Zübeyde Hanım Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde görevli Amcalar, Türk Lirası’nın dolar karşısında değer kaybetmesiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ’Dolarınızı bozdurun’ çağrısı üzerine harekete geçerek, bu kez de sosyal medyada kampanya başlattı. Amcalar, “Sosyal medya fenomeni ve aynı zamanda Engelliler Platformu Derneği Başkanıyım. Daha önce sayın Cumhurbaşkanımızın, 15 Temmuz’da ’Meydanlara inin’ çağrısını Facebook ve Twitter adlı sosyal medya sayfalarında yüz binlere ulaştırmıştık. Doların son zamanlarda yükselişe geçmesi ve sayın Cumhurbaşkanımızın tekrardan çağrı yapması bizi harekete geçirdi. Özellikle sosyal medyada çok kitleye ulaşmak için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Doların çok yükselmesi Türkiye’nin ekonomisini kötü etkilemektedir. Biz de bunun için “Haydi Türkiyem dolarınızı bozdurun” kampanyası oluşturup bu mesajı kitlelere ulaştırıyoruz. İnşallah bu çaba fayda sağlar. Herkes kendince bir şey yaparsa belki Türkiye’nin ekonomisi birazcık canlanır ve eski durumuna gelir” dedi.

    Türkiye gündemi sayfası oluşturmakla yüz binlerce kullanıcıya ulaşmanın mümkün olduğunu dile getiren Amcalar, böyle bir platform üzerinde özellikle engelliler ve insanlara ulaşabildiklerini, en azından ülkenin geleceği ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mesajını ulaştırmak için kendi çabalarıyla böyle bir çalışma yürüttüklerini açıkladı.

  • Göz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Hülya Deveci:

    Türkiye’de yaklaşık 10 yıl sonra insanların yüzde 50’sinin gözlerinde miyopi gelişeceği öngörülürken, Göz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Hülya Deveci, “Türkiye’de her 2 kişiden 1’i gözlük takacak” dedi.

    Yurt dışında yapılan bilimsel araştırmalar sonucu Avrupa ve Amerika’da cep telefonu, tablet ve bilgisayar kullanımına bağlı olarak, uzağı görememe olarak tanımlanan miyopi hastalığının nüfusun yüzde 40’ından fazlasını etkilediği ortaya çıktı. Türkiye için de durumun aynı olduğu belirtilirken, yaklaşık 10 yıl sonra Türkiye’de yaşayan insanların yüzde 50’sinde miyopi gelişeceği öngörülüyor. Deveci, eskiden 9-10 yaşlarında başlaması beklenen miyopinin 5’li yaşlara kadar düştüğünü, yakın bir gelecekte her 2 kişiden 1’inin gözlük kullanacağını söyledi.

    İngiltere’deki Focus Kliniği’nde yapılan araştırmalar ve bilimsel çalışmalar miyopi hastalığının çok fazla arttığını gösterdi. Avrupa ve Amerika’da yakın bir geçmişte yüzde 20’ler seviyesinde olan miyopi oranı, günümüzde yüzde 40’ların üzerine çıkarak yüzde 50’ye yaklaştı.

    Göz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Hülya Deveci, eskiden 9-10 yaşlarında başlaması beklenen miyopinin 5-6’lı yaşlara kadar düştüğünü, 20’li yaşlarda duraklaması beklenirken de 40-50’li yaşlara kadar arttığının görüldüğünü söyledi. Avrupa ve Amerika’ya benzer bir durumun Türkiye’de de yaşandığını ifade eden Opr. Dr. Deveci, “Şu an günümüzde Türkiye’de yüzde 40’lar seviyesinde miyopi oranı var. Yaklaşık 10 yıl sonra bu oranın yüzde 50’ye çıkması bekleniyor. Bu da demek oluyor ki, çok yakında her 2 kişiden 1’i gözlük takmak zorunda kalacak” dedi.

    Uzak Doğu ülkelerinde göz yapılarından dolayı yüzde 90 seviyesinde miyopi olduğunu vurgulayan Opr. Dr. Hülya Deveci, bu durumun kalıtsal olduğunu ancak bir de çevresel etkenler olduğuna dikkat çekerek, “Bunlar içinde en önemli kısmı cep telefonları, bilgisayar ve tabletler. Uzun bir süre gözlerimizi bu teknolojik aletlere odakladığımızda bu sorun ortaya çıkıyor. Diğer etmenlerden biri de karbonhidrat ağırlıklı beslenme ve strestir. Ayrıca çocukların gün ışığına maruz kalmamaları da önemli bir etken. Çalışmalar, cep telefonu, tablet, kitap ve bilgisayar gibi nesnelere 30 cm yakından bakmanın miyopiyi artırdığını söylüyor” ifadelerini kullandı.

    20’ye 20 kuralı

    Opr. Dr. Hülya Deveci, bu durumun önüne geçmek için, 3 yaşın altındaki çocuklara kesinlikle telefon ve tablet verilmemesi gerektiğini, daha büyük çocuklarda mesafenin uzatılmasının şart olduğunu ve günde 30 dakika ya da 1 saatten fazla bu aletlere maruz kalmalarının önüne geçmek gerektiğini ifade etti. Yetişkinlerin de dikkatli olması gerektiğini söyleyen Opr. Dr. Deveci, “20’ye 20 kuralı var. Bilgisayar kullanırken her 20 dakikada bir 20 saniye uzağa bakarak gözümüzü dinlendirmeliyiz. Böylece gözün yoğun kasılmasını engellemiş oluruz. Ayrıca çocuk ya da yetişkin televizyonla aramızdaki mesafenin en az 3 metre olmasına özen göstermeliyiz” diye konuştu.

  • AB hukuk uzmanı Kutucu: “Şangay 5’lisine girmemiz, AB ile müzakere vazgeçmemiz demek”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Şanghay 5’lisi içinde Türkiye niye olmasın?” demesiyle birlikte gündeme gelen Şangay 5’lisi ile ilgili merak edilenleri İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve Avrupa Birliği Hukuku Uzmanı Serçin Kutucu yanıtladı.

    Türkiye, Şangay İşbirliği Örgütü Enerji Kulübü’nün 2017 dönem başkanı da olduktan sonra art arda gelen Şangay 5’lisi ile ilgili gelişmeler doğrultusunda insanların kafasında birçok soru oluştu. İşte o soruların yanıtlarını İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve Avrupa Birliği Hukuku Uzmanı Serçin Kutucu şu şekilde yanıtladı;

    Şangay 5’lisine girebilmek için ne gibi şartlar vardır? Bu süreç Türkiye’yi AB gibi zorlar mı?

    “Şangay 5’lisi 2001 yılında Özbekistan’ın katılımıyla Şangay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) dönüştü. Hâlihazırda 6 üyesi var (Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan). ŞİÖ Şartı’ndan güç ve güvenlik işbirliğine dayalı bir örgüt olduğu görülüyor. Enerji, ekonomi, bilim ve toplumsal alanda da işbirliği öngörülmüş. Türkiye şu anda diyalog ortağı. Gözlemci statüsünde olan devletler de var.

    “Çin ve Rusya’nın ikna olması örgüte girmemiz için yeterli olur”

    ŞİÖ Şartı’nın 13. maddesi diğer bölge devletlerin üyeliğine açık olduklarını ifade ediyor. En güçlü karar organı Devlet Başkanları Konseyi. Üyeliği de bu organ ele alacaktır. Kararlar oy kullanmadan anlaşmayla alınıyor, eğer karar alma sırasında hiçbir üye devlet itirazda bulunmazsa, oybirliğiyle alınmış sayılıyor. Zaten toplamda 6 üyesi var. AB’de olduğu gibi farklı menfaatleri temsil eden kurumlar arası bir denge politikası söz konusu değil. Çin ve Rusya’nın ikna olması yeterli olacaktır.”

    AB ile ŞİÖ arasında ne gibi belli başlı yapısal farklar var?

    “ŞİÖ’nün yapılanması AB’den oldukça farklı. AB, uzun yıllara dayalı siyasi müzakereler ve Adalet Divanı’nın birleştirici içtihatları üzerine kurulu uluslar-üstü nitelik taşıyan kendine has bir hukuk yapılanması. Üye devletlerarasında sıkı bir bütünleşme öngörüyor. ŞİÖ, klasik anlamda devletlerarası bir örgüt. Toplam 26 maddelik bir kurucu antlaşması var. Alınan kararlara uyulup uyulmadığı yine örgüt organları tarafından denetleniyor.”

    Şangay ilk kez üye olmayan bir ülkeye yani Türkiye’ye Enerji Kulübü Başkanlığı verdi. Bunu bir yeşil ışık olarak değerlendirebilir miyiz?

    “Enerji Kulübü’nün Örgüt yapılanmasındaki yerine bakmak gerekir. ŞİÖ genç diyebileceğimiz bir bölgesel örgüt. Güçlü liderliği benimseyen devletlerden oluşuyor. Daha esnek veya kuralsız olabilir. Diğer tarafta Türkiye de bulunduğu konum itibarıyla önemli bir ülke, neden yeşil ışık yakılmasın?”

    Eğer Türkiye Şangay 5’lisine girerse neler olabilir (olumlu ya da olumsuz) ve nasıl etkileniriz?

    “AB ile yürüttüğü müzakerelerden ve ortaklıktan ayrılması gerekir. ŞİÖ bir işbirliği. AB bir ortaklık. AB, küçük devletlerin de seslerini duyurduğu bir mekanizma üzerine kurulu. Üstelik mekanizmanın işleyişini bir yargı organı denetliyor. ŞİÖ’de Çin ve Rusya gibi iki dev ülke var. Diğer 4 ülke; Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan. Rusça konuşan ülkeler. Diyalog halinde olunması önemli. Fakat Türkiye, Avrupa Kıtası’na Çin’e olduğundan çok daha yakın. Bugün Türkiye’nin toplumsal hayatı, ekonomisi, kültürü, hukuku, dili Avrupa’ya itiraf etmek isteyeceğimizden çok daha fazla bağlıdır.”