Etiket: Uzmandan

  • Uzmandan kuraklık uyarısı

    Dicle Üniversitesi (DÜ) Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mikdat Şimşek, bu yıl bölgede yaşanan kuraklıkla ilgili uyarılarda bulundu. Ağaç dikiminin önemine değinen Şimşek, “Ağaç sayısının arttırılması gerekiyor. Ağaç demek aynı zamanda yağışın çekimi demektir” dedi.

    DÜ Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mikdat Şimşek, bu yıl ortalamanın altında olan yağışlarla birlikte oluşan kuraklık riski nedeniyle suyun doğru kullanımı ve var olan suyun depolanması ile ilgili başta çiftçiler olmak üzere tüm vatandaşlara önerilerde bulundu. İnsanların kendinden başlayarak ortak akıl ile bu işe duyarlı olması ve gerekli önlemleri alması gerektiğini vurgulayan Şimşek, “İhtiyacımız olan suyu kullandıktan sonra hemen kapatmamız, duş alıyorsak fazla suyu israf etmememiz, sulama yapan çiftçilerin ihtiyacı olmayan suyu kullanmaması, su havzalarının belli bir potansiyelde belli bir alanda toplanması ve su kanallarının üstünün kapalı olması lazım. Yağışlarla gelen suların bir yerlerde depolanarak verimli hale getirilmesi, baraj sayılarının arttırılması gerekir” diye konuştu.

    “Ağaç sayısının arttırılması gerekiyor”

    Ağaç sayısının arttırılmasının önemine de dikkat çeken Şimşek, şunları kaydetti:

    “Ağaç demek aynı zamanda yağışın çekimi demektir. Dolayısıyla o alanda toprakta fazla nem kaybı olmuyor. Gölge yapıyor ve benzeri birçok konuda suyun tutulmasında yardımcı oluyor. Dolayısıyla mutlak surette alanın yeşillendirilmesi gerekiyor. Bunun yanında ülke bazında platformların düzenlenmesi ve küresel bazda alınan kararların yasal çerçeveler içerisine alınarak pratiğe konulması ve yasaların da o yönde zorlayıcı olması gerekiyor. İnsanların da eğitim noktasında bilinçlendirilmeleri lazım. Bir kişi çocuğunu nasıl eğitiyorsa kuraklık ile ilgili durumlarda o yönde eğitim alması ve pratiğe uygulaması lazım ki başarı bir bütün olarak ele alınsın. Çünkü biz sadece bulunduğumuz noktada yaşamıyoruz aynı zamanda evrende yaşıyoruz. Dolayısıyla da dünyada olup biten her şeyden insanlar etkileniyor. Söz konusu da kuraklık olduğu için onunla ilgili tedbirlerin de toplu halde alınması ve o konuda kişilerin de bilinçlenmesi gerekir ki çözümler ortaya çıksın.”

  • Uzmandan, “Çocuklarınızın sorumluluklarını üstlenmeyin” uyarısı

    Eğitimde yeni dönem 5 Şubat, Pazartesi günü başlıyor. Yaklaşık 18 milyon öğrenci ikinci döneme hazırlanırken, uzmanlar ailelerin sorumluluğu fazla yüklenip çocuklarının eğitiminin merkezine kendilerini aldıklarına dikkat çekti.

    İzmir Ekonomi Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Çocuk Gelişim Programı Öğretim Görevlisi Ezgi Oral, çocukla ilgili bütün ödevlerin, sınavların, derslerin ve hatta onların sosyal hayatının merkezinde bile ailelerin yer alabildiğini belirterek, “Ebeveyn müdahalesinin çocukların akademik başarısına çok az etkisi olduğu araştırmalarla ortaya konuluyor. Çocuğa kendi sorumluluklarını alma fırsatını vermek, hem onun akademik başarısına hem de sosyal başarısına çok büyük katkı sağlar” dedi.

    Çocukların kendi derslerinin ve ödevlerinin sorumluluğunu almasının onların gelişimi açısından önemli olduğunu, ailelerin sadece çocuklarının yanında yer aldığını hissettirmesi gerektiğini aktaran Oral, ebeveynlerin rehberlik etmesini isteyerek, “Unutmamamız gereken nokta ise çocuklarımız zaman zaman başarısızlıklar yaşayacak ve yanlışlar yapacaktır. Çocuğun bunları deneyimlemesine de fırsat verin. Çocuğun tamamen sizin desteğinizle kusursuz bir ödev hazırlaması ona bir şey kazandırmaz aksine kendi öğrenmelerini sekteye uğratır. Fakat bizim sadece rehberlik ettiğimiz hatalarının da olabileceği ödevler çocuğa yanlışlarını deneyimleyerek görme fırsatı sunar. İşte bu noktada çocuk yaşayarak öğrenmiş olur. Unutmayalım ki çocuklarınızın hayatta çeşitli riskler almasına izin verdiğiniz sürece onların yetişkin olduğunda başarılı ve kendi ayakları üzerinde durabildiğini görebilirsiniz” diye konuştu.

    “İyi rehberler olun”

    Çocukların ilgisinin ve yeteneğinin olduğu alanlarda ek desteklerin onların motivasyonunu ve başarısını arttıracağını vurgulayan Oral, şunları söyledi: “Tüm bu destekleri sağlarken çocuğunuzun fikirlerini de almaya onun da çeşitli riskler ve sorumluluklar almasına izin verin. Sizler sadece çocuğunuz için iyi rehberler olun. Sorumlulukları için onlar mücadele etsin. İyi rehberler olduğunuzda çocuğunuzdaki değişimi ve gelişimi mutlaka gözlemleyebileceksiniz.”

  • Uzmandan ‘kurban eti’ uyarısı

    Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Gülnihal Hazar, yanlış şekilde ve koşullarda saklanan etlerin ölümcül gıda zehirlenmelerine yol açabileceğine dikkat çekti.

    Özel Genesis Hastanesi Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Gülnihal Hazar, kurban etinin korunması ve saklanmasına ilişkin önerilerde bulundu. Etin doğru yöntemlerle, doğru koşullarda saklanması gerektiğini belirten Hazar, yanlış saklama koşullarında gıda içerisinde bakterilerin üremeye başlayabileceğini ve bunun ölümcül gıda zehirlenmelerine yol açabileceği uyarısında bulundu. Hazar, dondurulmuş gıda etlerinin ise mutlaka buzdolabında çözülmesi gerektiğini de vurguladı.

    Et için doğru saklama koşulları

    Kurban kesimi yapıldıktan sonra etin çeşidine göre saklama koşulları ve saklama gününün de arttığını ifade eden Hazar, “Eğer dana eti ise 0-4 derece arasında buzdolabında 4 gün saklanabilir. Derin dondurucuda ise 8 ay saklanabilir. Kuzu eti dana etine göre biraz daha yağlı olduğu için buzdolabında 2 gün, derin dondurucuda ise 6 ay saklanabilir. Kıymanın ise biraz daha bozulma riski yüksek. Bu nedenle dana kıyma buzdolabında 2 gün, derin dondurucuda ise 3 ay, kuzu kıyma ise buzdolabında 1 gün, derin dondurucu da ise 3 ay saklanabilir. Derin dondurucuda saklanan ürünler, marketten veya kasaptan alınan ürünler için de geçerli bu. Eğer kanlı ve sulu ise ambalajı açılıp kanı ve suyu süzüldükten sonra tekrar ambalajlanıp öyle derin dondurucuya atılmalı” dedi.

    “Gıda zehirlenmesi ölüme kadar götürebiliyor”

    Etler derin dondurucudan çıkarıldıktan sonra bakterilerin nemli veya sulu ortamlarda, ısının uygun olduğu koşullarda çoğalabileceğini vurgulayan Hazar, “Bu nedenle etler mutlaka buzdolabında çözdürülmeli. Çünkü 10 derecenin altındaki ısılarda bakterilerin, mikropların faaliyetleri yavaşlamaya başlar. Yoksa aksi taktirde tek bir mikrop birkaç saat içerisinde milyonlarca bakteri oluşturabilir. Ama buzdolabında çözdürdüğümüz zaman bakteri oluşum riskini minimuma indireceğiz. Derin dondurucundan çıkarılan et kesinlikle çözdürüldükten sonra tüketilmeli tekrar derin dondurucuya atılmamalı. Çünkü çoğalan bakteriler maalesef 18 derecenin altında artık ölmüyor sadece mikropları belli bir süre uyutmuş oluyoruz. 65 derecenin üzerinde pişirince bakteriler ölüyor ama bakteri miktarı çok olunca bazı bakteriler bu ısıda da ölmüyor o yüzden gıda zehirlenmelerine yol açabiliyor. Yapmamız gereken kurban etini kestikten sonra sindirim zorluğunu önlemek için eti 1 gün dinlendirdikten sonra pişirilmeli. Eğer bu eti saklamayı düşünüyorsak belirttiğimiz koşullarda ve ürüne uygun olarak saklanmalı. En önemlisi de derin dondurucudan çıkarılan et buzdolabında çözdürülüp bir gün içerisinde tüketilmeli. Gıda zehirlenmesi ölüme kadar götürebiliyor o yüzden bu kurallara mutlaka dikkat edilmesi gerekiyor” diye konuştu.

    “Kızartma yerine ızgara ve haşlama tercih edilmeli”

    Bayramda en çok ihmal edilen konulardan birinin de sağlık olduğunu belirten Hazar, “Kırmızı et tüketimini çok arttırmak diyabet, kardiyovasküler hastalıklar ve tansiyon için risk faktörü. O yüzden tüketimine mutlaka dikkat edilmeli. Öğle yemeğinde et tüketiliyorsa akşam yemeğinde en azından sebze yemeği tüketilerek bu dengelenmemiz gerekiyor. Kızartma şeklinde değil de fırında, haşlama veya ızgara şeklinde yapılmalı. Izgarada da en önemlisi et kömürden en az 15 santimetre yükseklikte olmalı yoksa kömürleşme yani yanma oluşabiliyor. Yanma dediğimiz olayda akrilamid denilen bir madde oluşuyor ve kanserojen riski artabiliyor. O yüzden kömürden 15 santimetre yükseklikte ve et yanmadan veya haşlama şeklinde tüketilmesine özen gösterilebilir. Onun dışında öğünlerde etin yanında bol salata tüketimine özen gösterilmeli ve tatlı tüketimine de mutlaka dikkat edilmeli. Şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlılar tercih edebilirsek sağlığımız açısından daha faydalı olacaktır” ifadelerinde bulundu.

  • Uzmandan sağlıklı kilo almanın yolları

    Niğde Halk Sağlığı Müdürlüğü Diyetisyeni Zeynep Kaveloğlu, kilo almak isteyenler için sağlıklı kilo almanın yollarını anlattı.

    Kilo alabilmek için doğal, yüksek kalorili gıdalar olan kuru baklagiller ve et gruplarının tüketilmesi gerektiğini söyleyen diyetisyen Zeynep Kaveloğlu, vatandaşları düzenli beslenmeleri konusunda uyardı. Diyetisyen Kaveloğlu, “Kilo alamamak bir çok sebepten kaynaklı olabilir. En başta tiroit bezlerindeki ve tiroit fonksiyon bazlarındaki bozukluklar olabilir. Bağırsaklarda emilimler olmuyorsa bu da bireylerin kilo alımına engel olabilir. Sık sık ishal ve kabız olmada bunun göstergesidir. Eğer böyle bir problem varsa bir doktora başvurmak gerekir. Kilo alamamanın başlıca sebeplerinden biri de düzensiz beslenmektir” dedi.

    “Kilo almak için sık ve düzenli beslenin”

    Kilo almak için sık ve düzenli beslenmenin gerektiğini değinen diyetisyen Kaveloğlu, açıklamasını şu şekilde sürdürdü: “’Kilo almak isteyen vatandaşlarımızın sık ve düzenli beslenmesi gereklidir. Kilo alamayan insanlar iştahsız oldukları için bir öğünde tüketebileceği ürün çok fazla olmuyor. Bu sebepten dolayı da sık aralıklarla ve düşük hacimli kalorisi fazla olan yiyecekleri tüketmeleri gerekmektedir. Kilo alayım diye de çok ambalajlı, aşırı şekerli, aşırı yağlı, çikolata, gofret, bisküvi ya da kızartma, kavurma gibi ürünleri de tüketmek doğru değil. Fakat bunların dışında yüksek kalorili doğal gıdalar olan kuru baklagiller, tahin, pekmez ve sütlü tatlılar tercih edilebilir. Bunlarla birlikte de karbonhidratlı yemekler olan pilav, makarna ve börek gibi gıdalarda kilo alımında etkili rol oynamaktadır”.

    “Karbonhidrat ve protein tozları kilo almada sağlığa uygun değil”

    Karbonhidrat ve protein tozları kilo almada sağlığa uygun olmadığını vurgulayan Kaveloğlu, “İhtiyacımız olan karbonhidratları suni yapı ile değil de doğal yiyeceklerle alırsak vücudumuz için daha kullanışlı olur. Diğerlerinin zararları uzun dönemlerde mutlaka karşımıza çıkacaktır. Bunlar aşırı böbrek yükleri ve karaciğer yükleri olarak karşımıza çıkarak kişinin sağlığını bozacak yönde etkileşim gösterebilirler” şeklinde konuştu.

  • Uzmandan “Boy kısalığında gecikmeyin” uyarısı

    Çocuk Endokrin Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Erdem Durmaz, boy kısalıklarının önemli bir bölümünün ailesel ve yapısal olduğunu belirterek, “Az bir kısmı da hormonlardan kaynaklanır. Anne veya baba çok kısa boyluysa çocuğunda çok kısa olması her zaman normal bir durum değildir” dedi. Dr. Durmaz, kısa boylu çocukların ailesi tarafından erken tanınıp doktora götürülmesi durumunda tedaviyle boyunun uzayabileceğini söyledi.

    Anne veya babası kısa boylu olan çocukların da kısa boylu olmasının genelde beklenen bir sonuç olduğunu ama her zaman normal olmadığını söyleyen Çocuk Endokrin Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Erdem Durmaz, “Bizler çocukların büyüme oranlarına ilişkin bir grafik çıkartıyoruz. Bu grafiklerde 3-97 persentive (yüzde) aralığını normal olarak tanımlıyoruz. Grafikteki bu ölçü 3’ün altına indiğinde boy kısalığı var diyoruz. Anne veya baba çok kısa boyluysa çocuğunda çok kısa olması her zaman normal bir durum değildir. Belki ebeveynlerden birinde veya ikisinde de gizli kalmış bir hormon eksikliği olabilir. Bu eksiklik genetik olarak çocuğa geçmiş olabilir” diye konuştu.

    Çocuğun boyunun kısa veya uzun olmasının yanı sıra büyüme hızının da önemli olduğunu açıklayan Durmaz, “Çocuğun boyunun uzama hızı da göz önünde bulundurulmalı. Bir çocuğun boyu son 1-2 yıldır uzamıyorsa bu gelişimde bir problem olduğunu gösterir. Uzama hızı azalmış çocukların da doktor tarafından kontrol edilmesi gerekir” dedi.

    Doç. Dr. Durmaz, boyu kısa olan çocukların tedavisinde balık yağı ve vitaminlerin her zaman yeterli olmadığını söyledi. Dr. Durmaz ailelere, “Bu takviyeleri alan çocuklarınızda 3-6 ayda boy uzaması olmazsa mutlaka uzman bir doktora başvurun” uyarısında bulundu. Çocuklarda olması gereken boy uzunluğunun yaşa, cinsiyete ve popülasyona göre değişiklik gösterdiğini söyleyen Durmaz, “Çocukları boyunun uzaması için dışarıdan ek takviye gıdalar veriliyor. Bunlardan en yaygın olanı ise balık yağlarıdır. Balık yağlarında bulunan Omega 3 ve Omega 6 yağ asitlerinin birçok alanda faydalı özellikleri bulunuyor. Özellikle sinir sistemine olumlu etkileri var. Son yıllarda da kemik yapısını geliştirdiği ortaya kondu. Lakin kısa boylu çocukta bir büyüme hormonu veya tiroit hormonu eksikliği varsa sadece balık yağı bu sorunlara çözüm değildir” dedi.

    “Balık yağının faydası olmuyorsa bırakılmalıdır”

    Balık yağı kullanılmasına rağmen ilk 3-6 ay içerisinde sonuç alınmamışsa bir hekime başvurulması gerektiğinin altını çizen Durmaz, “Balık yağ kullanmasına rağmen 3-6 ayda sonuç alınmamışsa, boy uzaması için daha fazla balık yağı kullanılmasını önermiyoruz. Balık yağının bir faydası olmuyorsa bırakılmalıdır. Balıkyağı mucize bir ilaç değildir. Yaşına göre belirgin boy kısalığı olan ki biz buna çizelgede yüzde 3’ün altı diyoruz herkesin en az bir kere çocuk endokrin uzmanı tarafından ileri tahlillerinin yapılmasını tavsiye ediyorum” diye konuştu.

    “Kemikler kapanmadan tedavi edilmeli”

    14-16 yaş aralığında çoğu çocuğun kemiklerinin kapanmaya başladığını ve uzamanın durduğunu söyleyen Durmaz, geç kalınmadan tedaviye başlanması gerektiğini belirtti. Durmaz, “Büyük çocuklarda, belli bir yaştan sonra kemikleri kapanıyor ve daha fazla uzamıyor. Genellikle kızlar adet gördükten 2-3 yıl sonra erkeklerde 15-16 yaşından sonra büyüme hızları çok azalır veya durur. Eğer hormonal eksiklik varsa kemikler kapanmadan tedaviye başlamak gerekiyor” dedi.