Etiket: UZMAN

  • Şehit Uzman Çavuş Caner Çelik Memleketi’ne Uğurlandı

    Hakkari Yüksekova’da sürdürülen operasyonlar sırasında çıkan çatışmada şehit olan Uzman Çavuş Caner Çelik’in cenazesi toprağa verilmek üzere memleketi Ardahan’a gönderildi.

    Şehit Uzman Çavuş Caner Çelik, Kafkas Üniversitesi Araştırma Hastanesi’nde protokol üyelerinin katıldığı törenle Ardahan’a uğurlandı. KAÜ’de düzenlenen törene Vali Günay Özdemir, Belediye Başkanı Murtaza Karaçanta, Garnizon Komutanı Ali Avcı, AK Parti Kars Milletvekili Selahattin Beyribey, çok sayıda asker, polis ve vatandaşlar katıldı.

    Kars Valisi Günay Özdemir, “Ülkemizin başı sağolsun. Hemşehrimiz Ardahanlı, ailesine başsağlığı diliyorum. İnşallah bundan sonra bu tür olaylarla karşılaşmayız, temennimiz bu. Ama şu ada bir gerçek ki, bu olaylar devam ettiği sürece kesinlikle devletin terörle mücadelesi de sonuna kadar devam edecektir. Bunda da hiçbir şekilde devletin geri durması, taviz vermesi mümkün değil ve sonuna kadar da devam edecektir” dedi.

    Hakkari Yüksekova’da şehit olan Uzman Çavuş Caner Çelik, Ardahan Belediyesine ait ambulansa konularak Ardahan’a gönderildi. Şehidin cenazesi Hanak ilçesinde toprağa verilecek.

  • Uzman Görüşü: “Sedef Hastalığı Bulaşıcı Değil”

    Psoriasis Derneği, 29 Ekim Dünya Sedef Hastaları Farkındalık Haftası dolayısıyla basın toplantısı düzenledi. Rahmi M. Koç Müzesinde düzenlenen toplantıya Psoriasis Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ali Gürer, Psoriasis Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Emel Bülbül Başkan, Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıkları A.B.D. Prof. Dr. Murat Borlu, Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıkları A.B.D. Doç. Dr. Savaş Yaylı, Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıkları A.B.D. Prof. Dr. H. Serhat İnalöz ve birçok basın mensubu katıldı. Dünyada 125 milyon insanı etkileyen, tedavisi bulunmayan ancak tıbbi yöntemlerle kontrol altına alınabilen sedef hastalığının gelişiminde güncel tedavi yöntemleri hakkında bilgi verildi, halktaki yanlış bilgilendirme nedeniyle hasta ve hasta yakınlarının yaşadıkları sosyolojik ve psikolojik sorunlar gündeme getirildi.

    Halkın büyük çoğunun mevcut olan algının aksine sedef hastalığının bulaşıcı olmadığına dikkat çeken Psoriasis Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ali Gürer, şöyle konuştu: “Sedef hastalığı, kronik inflamasyonla seyreden ve bulaşıcı olmayan bir hastalıktır. Bu hastalık en sık dirsek, diz, saçlı deri, el ve ayaklarda keskin sınırlı, kırmızı zeminde kepeklenme ile seyreden değişik  büyüklükte lezyonlar ile karakterizedir.”

    Hastaların hemen hepsinin kaşıntı, yanma, batma ve ağrıdan şikayet ettiğini anlatan Gürer, şunları söyledi: “Nadiren tüm deriye yayılıp, organizmanın genel metabolizmasını bozarak yaşamı tehdit edebilir. Şiddetli sedef hastalığı olan kişilerde sıklıkla ortaya çıkan tansiyon yüksekliği, şeker hastalığı, lipid metabolizması bozukluğu ve metabolik sendrom nedeniyle inme ve kalp krizi geçirme riski artmakta olduğundan sedef hastalarının ortalama yaşam süresinin beklenenden beş sene daha kısa olduğu bilinmektedir.”

    Mayıs 2014’te Stokholm’da düzenlenen 67. Dünya Sağlık Örgütü toplantısında üye ülkeler tarafından sedef hastalığının kronik, bulaşıcı olmayan, ağrılı ve dış görünümü etkileyen bir hastalık olarak kabul edildiğini belirten Gürer, sözlerine şöyle devam etti: “Toplantıda, hastalığın psiko-sosyal yüküne ek olarak sedef hastası pek çok kişinin bilinçlenme konusundaki eksiklikler ve yeterli tedaviye erişimde yaşadıkları sıkıntılardan dolayı olumsuz etkilendikleri de kabul edildi. Toplantıda görüşülen bu önemli konular ülkelere, sedef hastalığı ile ilgili olarak daha fazla eğitim ve daha fazla bilgilenme için büyük bir fırsat sunmasının yanında bu kronik inflamatuvar hastalığın yıkıcı etkilerini azaltmaya yönelik ortak bir adım atma fırsatını da yaratmış oldu. Alınan kararlar çerçevesinde Dünya Sağlık Örgütü’ne üye ülkeler kendi planlarını oluşturup, acil olarak harekete geçmeye davet edildi.  Ancak üzülerek belirtmeliyim ki; Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı yetkililerinin de bu toplantıya katılmasına karşın ilerleyen zamanlarda bu konuda hiçbir aktivite gösterilmediği gibi Psoriasis Derneği ve Hasta Dayanışma Derneği’nin bu konu ile ilgili olarak Sağlık Bakanlığı’nda yaptığı girişimlerde bugüne kadar olumlu bir sonuç verilmedi.”

    SEDEF HASTALIĞINI GÜNÜMÜZDE TAMAMEN ORTADAN KALDIRAN BİR TEDAVİ YÖNTEMİ MEVCUT DEĞİLDİR’’

    Sedef hastalığının henüz bir tedavisi olmadığını vurgulayan Gürer, bu sorunlu hastalığın tedavisinin de özenle yapılması gerektiğini ifade ederek tedavi süreci ile ilgili şu bilgileri verdi:

    “Sedef hastalığını günümüzde tamamen ortadan kaldıran bir tedavi yöntemi mevcut değildir. Tedavi, belirti ve semptomları azaltmak veya ortadan kaldırmaya yöneliktir. Bu tedavi yöntemleri topikal ilaçlardan günümüzde biyolojik tedavilere kadar uzanan geniş bir spektrumu kapsar. Sedef hastalığının uzun süreli yönetiminde “bireye göre özelleştirilmiş tedavi” son derece önemlidir. Sedef hastaları ile yapılan araştırmalarda, birçok hasta için uzun vadeli çözümlerin olmaması gibi karşılanmamış tıbbi ihtiyaçların varlığı ve mevcut tedavilerin etkisizliği ile hayal kırıklığı yaşandığını gösteren önemli sayıda rapor dikkat çekicidir.”

    Psoriasis Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Emel Bülbül Başkan ise, Psoriasis görülme oranlarının ülkeler arasında farklılık göstermekte olduğunu belirtti. Prof. Dr. Başkan, yetişkinlerde psoriasis prevalansı %0.91 ile 8,5 arasında, çocuklarda %0-2,1 arasında değiştiğini belirterek şunları söyledi:

    “Ortalama görülme sıklığı %1-3 tür. Ekvator çizgisinden uzaklaştıkça sedefin görülme oranı artmaktadır. Cinsiyetler arasında ayırım yoktur. Herhangi bir yaşta görülebilirse de 30-39 ve 50-69 yaşları arasında pik yapmaktadır. Dünyada yaklaşık 125 milyon psoriasis hastası olduğu tahmin edilmektedir. Hastalığın kişi başı yıllık maliyeti yurt dışı kaynaklara göre yaklaşık 26.000 $ olup iş gücü kaybı gibi diğer maliyetler de eklendiğinde 30.000 $’a ulaşmaktadır. 1970-74 yılları arasında 100 bin kişide 50,8 olgu görülürken bu oran 1995-99 yılları arasında 100,5 çıkmıştır. Bu durumun sebebi tanının daha erken konulabilmesi ile ilişkili olabilir. Şubat 2015 itibariyle Sağlık Bakanımız Mehmet Müzezzinoğlu’nun açıklamalarına göre Türkiye’de sedef hastalarına ilişkin “2012 yılında 290 bin 349 tanı sayısı;  2013 yılında 538 bin 682 tanı sayısına; 2014 yılında 540 bin 485 tanı sayısına ulaşmıştır. Psoriasis hastalarının %60’ı yılın ortalama 26 günü hastalığı nedeniyle işe gidememektedir’’ diye konuştu.

    Hastalara ümit vaat eden tıp dışı uygulamaların zaman ve para kaybı olduğuna dikkat çeken Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıkları bölümünde görevli Prof. Dr. Murat Borlu da, şöyle konuştu: “Sedef hastalığı gibi yaygın hastalıklarda paramedikal ve ümit vaat eden tıp dışı uygulamaların insanları boş yere zaman ve para harcamaya ittiğini görüyoruz. Bu sözde tedaviler içinde sedef hastalığına iyi gelen hiçbir yöntem kanıtlanmamıştır. Akupunktur ve kaplıcalar gibi yöntemler de buna dâhildir. Bunlar yalnızca hastalar üzerinde maddi ve manevi kayıplara neden olmakla kalmayıp bazen ters etkilerle kötüleşmeye de neden olabiliyor. Tabii ki psoriasis güneş ışığıyla ve mevsimsel özelliklerle iyileşmeler gösterebilir ve tatil içerikli yer değişiklikleri hastalığa geçici de olsa iyi gelebilir. Tıp dışı uygulamaların hiçbiri tedavide etkinliği kanıtlanmış yöntem değildir. Bu konuda insanlara bitkisel ürünler ya da paramedikal uygulamalar sunuluyor fakat bunların hiçbiri gerçekten etkili ve yararlı olduğu net gösterilmiş tedavi yöntemleri değil. Hastalar için en doğru yaklaşım hekimlere başvurmak ve ciddi tedaviler uygulamaktır.”

    “SEDEFLE MUTLU BİR YAŞAM ELİNİZDE”

    Sedefle iyi bir yaşamın ilk kuralının hastalığın seyrini iyi anlamak olduğunu ifade eden Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıkları bölümünden Doç. Dr. Savaş Yaylı ise; şunları söyledi:

    “Hastalığın yaşam boyu sürme potansiyeli var, ancak uzun süre hastalıksız veya çok az lezyonlu dönem mümkün. Bu, çoğu zaman tetikleyici olarak sıralanan faktörlerin kontrol altına alınabilmesi ile yakından ilişkili. Uzun yıllardır, psoriasis, ‘tedavisi olmayan bir hastalık’ olarak hafızalara kazınmıştır. Öncelikle halkımıza, sedefin dermatoloji uzmanlarınca, uygun ilaçlarla kontrol altına alınabilen ve tedavi edilebilen bir hastalık olduğunun iyice aktarılabilmesi gerekli. Hastalığın seyrini kavramış ve onunla barışık olan, tetikleyicilerden uzak, uygun tedavi altında olan sedef hastalarımız daha mutlu ve sağlıklı bir yaşam süreceklerdir. Sedefle barışık, sağlıklı ve mutlu bir yaşam için hastalarımıza, sigara, aşırı alkol ve aşırı yeme davranışından uzak durmalarını, kilo kontrolünü iyi yapmalarını öneriyoruz. Sedef hastalarımızın yaşam kalitesini arttıracak, sedefin kontrol altında tutulabilmesinde yardımcı olacaktır.”

    Basın toplantısında konuşan Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıkları bölümü doktorlarından Prof. Dr. H. Serhat İnalöz de, Güneydoğu Anadolu Bölgesi kırsal kesimlerinde sedef hastaları sayısının diğer bölgelere oranla nispeten daha fazla olduğunu belirtti.

    Dünya üzerinde yaklaşık 75 milyon sedef hastası bulunduğunu anlatan İnalöz, sözlerine şöyle devam etti: “Sedef, muzdarip olanları son derece rahatsız eden, gerçek anlamda maddi ve manevi çöküntüye uğratan bir hastalıktır. Genetik kökenli diğer bir deyişle irsi olan bu hastalık, akraba, özellikle kuzen-kuzen evliliklerinin yoğun olduğu bölgemizde erken yaşta ortaya çıkıp, çok şiddetli seyretmektedir. Bölgemiz kırsal kesimlerinde böylesi hastaların sayısı diğer bölgelere oranla nispeten daha fazladır. Bu şiddetli hastaların tedavisi için biyolojik ajanlar dediğimiz daha güçlü ilaçlara ihtiyaç duymaktayız. Bu tür hedefe yönelik ilaçlar, çok şiddetli sedef hastalarını bile başarılı bir şekilde tedavi etmektedir. Dolayısıyla bu ilaçlarla sedefi tedavi etme imkanımız varken, hastaların ‘sedefin tedavisi yok’ diye düşünerek umutsuzluğa kapılmasının yersiz olduğunu belirtmek isterim.”

  • Uzmanından dolar uyarısı

    Dolardaki inanılmaz yükselişle ilgili açıklamalrada bulunan KTÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim üyesi Doç. Dr. Fazıl Kırkbir, “Benim vatandaşlarımıza tavsiyem; siz siz olun bu oyuna gelmeyin. Elinizdeki dolarlar çok kötü patlayabilir. Benden uyarması” ifadelerini kullandı.

     

    Dolardaki son dönemdeki inanılmaz yükselişin ekonomik olarak açıklamanın pek mümkün olmadığı belirtildi. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi (İİBF) Öğretim üyesi Doç. Dr. Fazıl Kırkbir, geçtiğimiz Kasım ayında 2,20 TL’ler civarında olan doların 3-4 ay gibi bir sürede 2,60’lara çıkmasının ekonomik olarak açıklamanın pek mümkün olmadığını söyledi. Kırkbir “Fiyatın serbest piyasada arz talep dengesi ile belirlendiği söylenir. Tabi ki bu özellikle ülke paralarının değerini belirlemede tek unsur değildir. Ancak sonuçta yapılan işlem budur. Yani normalde bir ülkenin parası o ülkenin ekonomik gücü ölçüsünde ekonomik verileri (GSMH, Ödemeler dengesi, cari açık vb.) doğrultusunda talep görür ve talep o paranın değerinin belirlenmesine sebep olur. Bu arada paranın basılma miktarı ise kağıt üzerinde en önemli konudur. Çünkü profesöründen lise talebesine kadar herkes bilir ki karşılıksız para basılması paranın değerini düşürür” dedi.

    “DOLARIN SON GÜNLERDEKİ ÇIKIŞI ÇOK KARMAŞIK”
    “Ancak tüm bu iktisat kanunları mevzu bahis dolar olunca nedense işlemiyor” diyen Doç. Dr. Fazıl Kırkbir “Yıllık basılan dolar miktarında bile piyasada çok değişik rakamlar telaffuz ediliyor. Diğer taraftan cari açığı dünyada en çok olan ülkelerden biri ABD. Türkiye’nin bir yıllık cari açığı onların bir aylık cari açıklarına dek geliyor nerdeyse. Borçlanma durumu ise çok kötü durumda. Ama tüm bu kötü durumlara rağmen dolar uluslararası piyasada değer kazanıyor. Bunun en büyük sebebi altın gibi hemen hemen tüm dünyada itibar görmesidir. Son günlerdeki çıkış ise çok daha karmaşık” şeklinde konuştu.

    “ELİNİZDEKİ DOLARLAR ÇOK KÖTÜ PATLAYABİLİR”
    Rusya’nın petrol fiyatları ile cezalandırılmaya çalışıldığını ve bundan Rus ekonomisinin büyük yara aldığını hatırlatan Kırkbir “Eğer Putin’e yani Rusya’ya olan baskı biraz daha devam ederse intikamını çok kötü alabilir. İlişkileri iyi olan Çin’in Merkez Bankası rezervlerini dolardan Euro’ya dönüştürme sinyali vermesi hatta düşündüğünü söylemesi bile doların tepe taklak olmasına sebep olabilir. Tabi bu açıklamayı yapmadan önce elindeki dolarların büyük kısmını elden çıkarmış yada yasal olmayan yollardan risk swapı yaptırmış olmalılar. Belki de öyle bir şey var ve sırf yüksek fiyattan ellerindeki doları elden çıkarmak için şişiriyorlar. Benim vatandaşlarımıza tavsiyem; siz siz olun bu oyuna gelmeyin. Elinizdeki dolarlar çok kötü patlayabilir. Benden uyarması” ifadelerini kullandı.

    “DAĞI TANIYAN NASIL TANIMAZ UÇURUMU, MADEMKİ YÜKSELİŞ VAR, İNİŞ OLMAZ OLUR MU?”
    Uyarılarına ünlü şair Necip Fazıl Kısakürek’ün 2 satırlık ‘Mantık’ şiiri ile devam eden Kırkbir “Üstad, ‘Dağı tanıyan nasıl tanımaz uçurumu. Mademki yükseliş var, iniş olmaz olur mu?’ diyor. Yani dolardaki bir çıkışın mutlaka bir inişi olacaktır, bu kaçınılmazdır. Vatan millet sevgisi olan birinin şu ortamda mecbur olmayıp da dolar alması biraz manidar. Hatırlıyorum 90’lı yıllarda bir ülkede doların ateşini düşürmek için halk seferber olmuştu; çocuklar bile 1 dolar azdır bile demeyip bulabildikleri dolarları döviz bürolarına götürüyordu. Bu hareket bir seferberlik ilanı gibiydi ve döviz büroları önünde kuyruk olan resimler basında çıkıyordu. Sonuçta bu eylem, o ülkede doların ateşinin düşmesine sebep olmuştu” diye konuştu.

  • Uzmanlardan ‘Kıl dönmesi’ uyarısı

    Medical Park Ordu Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Nihat Polat, tıp dilinde ‘pilonidal sinus’ olarak adlandırılan kıl dönmesi hastalığının, genellikle kuyruk sokumunda görülen bir veya birkaç adet deriye açılmış delik, enflamasyon, şişlik veya apse şeklinde kendini gösterdiğini belirterek, vatandaşların bu konuda hassas olması gerektiğini söyledi

     

    Kıl dönmesinin kuyruk sokumu bölgesi dışında kasık bölgesinde, koltuk altlarında ve göbekte de görülebilen bir hastalık olduğunu belirten Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Nihat Polat, kıl dönmesinden korunma yolları ve tedavisi hakkında bilgiler verdi. Kil dönmesinin erkeklerde görülme sıklığının belirgin olarak daha fazla olduğunu belirten Polat, doğuştan gelen bir rahatsızlık olmamasına rağmen bazı kişilerin cilt ve kıl tipi nedeniyle kıl dönmesi oluşumuna genetik olarak daha yatkın olabildiğini vurguladı.

    “KIL DÖNMESİ SESSİZ İLERLEYEN BİR HASTALIKTIR”

    Kıl dönmesinin belirtilerinin küçük bir çukurdan büyük ağrılı bir kitleye kadar değişebileceğini dile getiren Opr. Dr. Nihat Polat, “Kıl dönmesi olan bölgede koyu renkli ya da kanlı akıntı olabilir. İltihaplanma ile beraber bölgesi kırmızı, hassas hale gelebilir ve akıntı olabilir. Enfeksiyon şiddetli olursa ateş, halsizlik ve bulantıya da yol açabilir. Hastalık, birçok değişik tablo ile karşımıza çıkabilir. Kuyruk sokumundaki kıl dönmesi genellikle enfeksiyon oluncaya kadar kendisini pek belli etmez. Bu hastalarda tipik öykü özellikle kuyruk sokumunda ağrılı şişlik, oturamama, yürüyememe gibi yakınmalardır. Bu şikayetlerle doktora giden bir genç erişkinde, tedavi şikayetlerin olduğu bölgede apse saptanması ve bu apsenin açılarak drene edilmesi ile başlar. Apsenin drene edilmesi acil durumun tedavisidir. Eğer hasta ameliyat olmaz ise bu bölgede zaman zaman akıntı olması dışında yakınması olmadan bir süre yaşantısını sürdürebilir. Ancak bir kaç hafta veya ay sonra yine aynı tablo tekrarlar. Her apse tekrarında ise ağaç kökü şeklindeki sinüsler daha ileriye gider ve çıkarılacak olan enfekte doku miktarı daha da büyümüş olur” dedi.

    “KİŞİSEL TEMİZLİĞE ÖZEN GÖSTERİN”

    Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Nihat Polat, “Sessiz ilerleyen bir hastalık olduğu için korunmak akla gelmez ve genellikle hastalık ortaya çıktıktan sonra fark edilir. Kıl dönmesinden korunmak istiyorsanız dikkat etmeniz gereken bir takım hijyen kuralları bulunmaktadır. Tabii bu hijyen kurallarını uyguluyor olmak kişinin kıl dönmesi rahatsızlığını hiçbir zaman yaşamayacağı anlamına gelmez. Ancak en azından bir şekilde korunuyor olmak ve hijyen kurallarına kişinin kendi sağlığı için dikkat ediyor olması kıl dönmesi riskini oldukça azaltacaktır” şeklinde konuştu.

    Kıl dönmesinin en iyi yapılmış bir operasyondan sonra bile tekrarlama ihtimali olan bir hastalık olduğunun altını çizen Opr. Dr. Nihat Polat, şu bilgileri verdi: “Bu nedenle hastaların ameliyat öncesi iyi değerlendirilmesi, uygun ameliyatın seçilerek, titizlikle yapılması kadar ameliyat sonrası hastanın doktorunun önerilerine uyması da önemlidir. Ameliyat sonrası erken devrede yaranın iyi korunup bakılması, uzun dönemde ise o bölgenin hijyenine dikkat edilmesi gereklidir. Ameliyat sonrası dönemde doktorun uygun gördüğü andan itibaren ve belirttiği süre ile o bölgedeki kıllar traş edilmeli veya tüy dökücü ilaçlarla temizlenmelidir. Ayrıca bu bölge mutlaka temiz tutulmalı, temiz iç çamaşırı giyilmeli, düzenli olarak duş alınmalı, bu bölgenin terli ve nemli kalması engellenmelidir. Kıl dönmesi ameliyatından sonra, rahatsızlığın tekrarlamayacağını düşünerek hareket etmemeli dolayısıyla uzun saatler boyu oturmamaya dikkat etmelisiniz.”