Etiket: “Uzlaşma

  • Yeni Anayasa’da Uzlaşma Yerine Kamplaşmayı Tercih Eden Kaybeder

    Memur-Sen Genel Başkanı, Türkiye Anayasa Platformu sözcüsü Ali Yalçın, Yeni Anayasa Uzlaşma Komisyonu 3. toplantısında CHP’nin masadan kalkması üzerine yazılı bir açıklama yayımladı.

    Yalçın, “Yeni anayasa sürecinde katkı yerine süreçten kaçmayı tercih eden siyasi aktörler siyasi arenada figüran olmaktan öteye geçemeyecektir” dedi.

    “Millet darbe anayasası ayıbından kurtulmak, kendi iradesinin hakim olduğu yeni bir anayasa yapmak ve yazmak konusundaki kararlığını deklare etmiştir” diyen Yalçın, “Gereğini yapmak ve milletin beklentilerini karşılamak siyasi partilerin ve Meclis’in öncelikli görevidir. Bu görev yerine getirmek için çalışmalara başlayan Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun dağılmasını ve dağıtılmasını doğru bulmuyoruz. Uzlaşma masasından kalkan millete rest çektiğini bilmelidir. Bu masa milletin masadır. Gerekçesi ne olursa olsun, neyi hedeflerse hedeflesin masadan ayrılanlar, mızıkçılık yapanlar, millete de tarihe de hesap vermekten kurtulamazlar” şeklinde konuştu.

    Yalçın, “Tartışmak yerine masadan kalkmayı, uzlaşmak yerine kutuplaşmayı tercih eden kim olursa olsun anayasa engelleyici olacaktır. Hükümet modelleri konusunda fikir beyan etmek, seçenek sunmak, diğerlerinin önerilerini medeni bir üslupla eleştirmek yerine ‘ben yokum’ pozisyonu alanlar yeniden düşünmeli ve masaya dönmelidir” ifadelerini kullandı.

    Memur-Sen Genel Başkanı Yalçın, “35 yıldır darbe anayasasına tahammül edenlerin, üç beş toplantı sonrasında yeni anayasa yapma iradesine tahammül edilmemesi millet tarafından not edilmiştir. Millet bizzat kendisinin direktifi olan yeni anayasada uzlaşma yerine kamplaşmayı tercih edenleri, masayı devirenleri muhatap almayacaktır, masada devrilse de millet yeni anayasasını bizzat kendi yapacaktır. Yeni anayasa sürecinde katkı yerine süreçten kaçmayı tercih eden siyasi aktörler siyasi arenada figüran olmaktan öteye geçemeyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

  • Anayasa Uzlaşma Komisyonu İkinci Kez Toplandı

    Anayasa Uzlaşma Komisyonu ikinci kez toplandı. AK Parti Genel Sekreteri Abdülhamit Gül, “Başkanlık gündemi, 82 Anayasası’nı değiştirme ve makyaj yapmak için bir araya gelmiyoruz. Toplumun bizden beklentisi yeni Anayasa’dır” dedi.

    AK Parti Genel Sekreteri ve Gaziantep Milletvekili Abdülhamit Gül ve CHP Aydın Milletvekili Bülent Tezcan, TBMM Ek Hizmet binasında gerçekleştirilen Anayasa Uzlaşma Komisyonu toplantısı öncesi basın mensuplarının sorularını cevapladı. Bugün usul ve esasları konuşacaklarını belirten Gül, yeni Anayasa yapımına yönelik 4 partinin önerileri çerçevesinde yol haritalarını belirleyeceklerini ifade etti. “Başkanlık gündemi, 82 Anayasası’nı değiştirme ve makyaj yapmak için bir araya gelmiyoruz” diyen Gül, “Toplumun bizden beklentisi yeni Anayasa’dır. Şuan mevcut anayasadan bağımsız, inşa haklarına dayalı, çoğulcu özgürlükleri artıcı ve hükümet sistemi olarak 3 tane demokratik sistem var. Demokratik sistem, parlamenter sistem ve yarı başkanlık sistemi. Bunlarla ilgili konuların da konuşulması doğaldır, gereklidir. Türkiye’de sistem değişikliği ihtiyacı vardır. 2007’de yapılan referandumla Cumhurbaşkanının seçim kararı Türkiye’de sistem değişikliği ortaya çıkarmıştır. Şuanda yürütmede bir belirsizlik söz konusu. Bu belirsizliğin giderilmesiyle amacıyla istikrarlı bir siyasal yönetim anlamında meselenin konuşulması lazım. Muhalefet partilerinin sisteme yönelik önerileri varsa, parlamenter sistem eğer çok iyi ise bunları izah edecekler. Bizde Başkanlık sistemini masaya getireceğiz, önerilerimiz sunacağız. Türkiye’nin siyasi, ekonomik istikrarı açısından çok önemli olduğunu görüyoruz. 7 Haziran tablosu bunu ortaya koymuştur. Parlamenter sistem Türkiye’nin gelişmişliğini, demokratik kazanımlarını artık taşıyamamaktadır. Bu nedenle bizim birçok konuyla beraber sistem anlamında üniter yapıyı koruyan, asla federal sisteme kapı aralamayacak bir şekilde, üniter sistemi koruyan, muhafaza eden ama hükümet sistemi olarak da bir başkanlık sistemini Türkiye için bir zaruret olarak görüyoruz. Bunu da arz edeceğiz. Umarız ki güzel bir uzlaşma gerçekleşir” dedi.

    “6 AYLIK BİR SÜREDE BU ANAYASA YAPIMININ, METNİN ORTAYA ÇIKACAĞINI DÜŞÜNÜYORUZ”

    Yeni Anayasa’nın yapım süresi hakkında konuşan Gül, “Süreyi de belirleyeceğiz. Daha önce bir yıllık, 14 aylık bir süre öngörülmüştü ama dört evre var. Katılım verilerinin toplanması, tarafların dinlenmesi, geçen Uzlaşma Komisyonu’nda sona erdirildi. Biz sürenin makul bir süre olarak bir yasama yılının tatili 1 Temmuz olabilir. Ama çok uzun bir süreyi öngörmeksizin 6 aylık bir sürede bu anayasa yapımının, metnin ortaya çıkacağını düşünüyoruz” şeklinde konuştu.

    “BİZ TÜRKİYE’NİN DARBE HUKUKUNDAN ARINMASINI İSTİYORUZ”

    Süreç hakkında değerlendirmelerde bulunan CHP Aydın Milletvekili Bülent Tezcan ise şunları kaydetti:

    “Şimdi biz daha önceki tutumumuzu geçen haftaki toplantımızda söylemiştik. Bu sürece salt bir Anayasa süreci olarak bakmıyoruz. Bu çerçevede bugün çalışma yönergesi hazırlanırken de bu görüşümüz doğrultusunda hazırlık yapılmasını söyleyeceğiz. Biz Türkiye’nin darbe hukukundan arınmasını istiyoruz. Bu çalışmanın da darbe hukukundan arınma çalışması olarak ele alınmasını istiyoruz. Bu komisyonun adı da bir Anayasa Mutabakat Komisyonu ya da uzlaşma komisyonu değil ‘Türkiye’yi Darbe Hukukundan Arındırma Komisyonu’ olması gerekir. Bu çerçevede görüşlerimizi ifade edeceğiz. Bu noktada çalışma bütün alt mevzuatla birlikte sadece Anayasa değil, Seçim Kanunu, Ceza Muhakemeleri Kanunu, mahkemelerin kuruluşu hakkında kanunlar, bu çerçevede Türkiye’de yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü ve parlamenter demokrasiyi güçlendirecek bir çalışma olmasını arzu ediyoruz. Mesele darbeyle yüzleşmek. Bu çalışmanın sonunda gerçekten kim darbe kültürüyle hareket ediyor, kim darbe hukukuna sarılıyor, kim darbe hukukuna karşı, darbe kültürüne karşı Türkiye’yi gerçek bir demokrasiye taşımayı amaçlıyor bu ortaya çıkacak. Bizim arzumuz uzlaşmanın bu çerçevede ortaya çıkmasıdır.”

    Tezcan, süre konusundaki görüşleri hakkındaki soruya, “Süre meselesini görüşürüz, daha süreyle ilgili bir şey yok. Mesele çalışmanın kapsamı; asıl olan budur. Yani süreyle bir şeyleri bir an önce bir süreci tamamlayıp bir hedefe ulaşmak mı, yoksa asıl hedef Türkiye’yi darbe hukukundan arındırmak mı? Biz o yüzden meseleye bu çerçevede bakıyoruz” karşılığını verdi.

  • HDP Uzlaşma Komisyonuna Üye Verecek

    HDP Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş, yeni anayasa çalışmaları için TBMM’de kurulması muhtemel Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na üye verecekleri mesajını verdi.

    HDP Grup Başkanvekili Çağlar Demirel, HDP’li Meclis Başkanvekili Pervin Buldan, HDP Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş ile birlikte TBMM’de düzenlediği basın toplantısında Silopi’de Seve Demir, Pakize Nayır ve Fatma Uyar’ın ölümü ile sonuçlanan oyala tepki gösterdi. Toplantı sonrasında gazetecilerin gündeme ilişkin sorularına cevap veren HDP Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş, Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na üye verip vermeyecekleri konusunda, “Bizim demokratik bir anayasa talebimiz hiç ortadan kalkmadı. Ama şuanda bizim sözümüzü söylememiz gereken her yerde var olacağız, var olmaya devam edeceğiz. Bizim anayasa yapım sürecine dair daha sonra basın ve kamuoyunu bilgilendirme toplantımız olacak. TBMM Başkanlığı nezdinde bu girişimler devam edecek. Geçmişte de biz Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda vardık. Bizim orada da bölge yönetimleri, öz yönetimler ve özerkliğe ilişkin, yerel demokrasiye ilişkin ayrıntılı önerilerimiz var, onları tekrar güncelleyip kamuoyuna sunacağız” açıklamasında bulundu.

    Doğu ve Güneydoğu’da yaşanan sokağa çıkma yasakları ve diğer olaylarla ilgili HDP’nin AİHM nezdinde bir girişimi olup olmayacağı sorusu üzerine Beştaş, “Nasıl ki Paris katliamı 3 Ocak’ta İmralı’da ilk kez bir heyet ziyareti olmuştu, 2013’te Öcalan’la hemen bir hafta sonra bu katliam olmuştu. Şuanda da bu sürece denk gelmesi sadece bir işaret değil, buradan kadın hareketine, kadın özgürlük mücadelesine verilmek istenen açık bir mesaj var. Bu mesajı aldık, bizde bugün bu mesaja cevap veriyoruz. Bu özgürlük mücadelesinde kadınların yürüyüşünü devam ettireceğiz. Zergele ve Roboski dahil diğer bütün meselelerde aslında uluslararası başvurularımız oluyor. Şuanda uluslararası ceza mahkemesinde de aslında başvurularımız var. Bundan sonraki sürece ilişkin hem BM mekanizmaları ve AB mekanizmaları, Avrupa Konseyi’ne, Cenevre’ye ve uluslararası ceza mahkemesi nezdinde hepsine birden hem ziyaretlerimiz olacak. Dosyalarımız hazır, daha önce de göndermiştik fakat maalesef her gün yeni olaylar, yeni ölümler, yeni ihlaller yaşanıyor. Bunları güncelleyip bu başvuruları yapmaya devam edeceğiz” dedi.

  • Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı: “Kıbrıs’ta Uzlaşma Çok Yakın”

    Kadir Has Üniversitesi’nde bir konferans veren Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile yürütülen müzakerelerde altı ana başlıkta çalıştıklarını, birçok başlıkta uzlaşma noktasına geldiklerini açıkladı. Cumhurbaşkanı Akıncı, “Uzlaşma olması halinde Kıbrıs’ta yıllar değil, aylar içerisinde çözüme ulaşılabilir” dedi.

    Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, 10 Aralık Perşembe günü Kadir Has Üniversitesi’nde “Uluslararası Dinamikler Işığında Kıbrıs Müzakereleri ve Geleceği” başlıklı bir konferans verdi. Program Kadir Has Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Aydın’ın açılış konuşmasıyla başladı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Türkiye için son derece önemli olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Aydın, Kıbrıs ve KKTC’nin tarih boyunca, özellikle de 1980’lerden bu yana çok önemli dönemeçlerden geçtiğini belirterek, “Kıbrıs ve KKTC şimdi de çok önemli bir dönemeçte. Umarım bu son dönemeç olur ve en hayırlısı olur” dedi.

    Daha sonra kürsüye gelen ve sözlerine Kadir Has Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Aydın’a ve katılımcılara teşekkür ederek başlayan KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, ilk olarak Kıbrıs sorununun tarihi geçmişiyle ilgili, kendi yaşamıyla da paralel gidecek şekilde özet bilgiler verdi. “Ben 68 yaşındayım. Kıbrıs sorunu da aşağı yukarı benle yaşıt” diyen Cumhurbaşkanı Akıncı, “1 Nisan 1963’te Kıbrıs’ta ilk bomba patladı. EOKA’nın patlattığı bu bomba, aynı zamanda EOKA’nın Enosis için attığı ilk adım oldu” dedi. Kıbrıs sorununda toplumlar arası ilk görüşmelerin 1968’de başladığını hatırlatan Cumhurbaşkanı Akıncı, “2004 yılına geldiğimizde ise Annan Planı ve referandumu gündemimize girdi. Ve referandum sonunda, dünyanın hiçbir yerinde görülemeyeceği şekilde, Annan Planı’na hayır diyen Rumlar tüm Kıbrıs’ı temsilen Avrupa Birliği’ne (AB) üye olurken, plana evet diyen KKTC AB dışı kaldı ve izolasyon süreci devam etti” diye konuştu.

    “GÖRÜŞMELERE GEÇMİŞİ SİLMEDEN BAŞLADIK”

    Annan Planı’ndan sonra da görüşmelerin Mehmet Ali Talat-Dimitris Hıristofyas, Derviş Eroğlu-Nikos Anastasiadis isimleri çerçevesinde devam ettiğini ve 2015 yılında kendisinin cumhurbaşkanı seçildiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Akıncı, “Bu tip durumlarda bazen daha önce yapılanlar bir kalemde silinerek sıfırdan başlanır. Ancak yine de o başlanan noktaya geri dönülür. Ben gelirken, daha önce yapılan görüşmeleri ve yakınlaşan ilişkileri çöpe atmama sözü vererek geldim. 11 Şubat 2014’te imzalanan metni ana metin olarak benimsedim. Şimdi bu metin üzerinde müzakerelerimiz devam ediyor. Ben bu şekilde davranarak Kıbrıs Türk ve Rum toplumlarına da kendimize de zaman kazandırdığımı düşünüyorum. Zira yeni bir bina inşa etmeye başlamak yerine, zaten inşa edilen bina üstüne devam ettik” ifadelerini kullandı.

    DÖRT MADDELİK VİZYON

    Altı aydır devam eden görüşmeler sürecinde KKTC adına dört maddelik bir vizyon belirlediklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Akıncı, bu vizyonu “çözüm odaklı siyaset, iç politikaya duyarlılık, Türkiye ile daha sağlıklı ve kişilikli ilişkiler ve bağımsız-tarafsız cumhurbaşkanlığı” olarak sıraladı. “Bu vizyon aslında sadece bizim değil, Kıbrıs Türk halkının da vizyonu” diyen Cumhurbaşkanı Akıncı, “Aslına bakarsanız benim aktif siyasete dönmemin en önemli sebebi de Kıbrıs’ın çözüme olan ihtiyacıdır. Bunun için de her iki taraf da geçmişle yüzleşmek durumunda. Bizim yüzleşmemiz gereken nokta, 1983’te kurduğumuz KKTC’yi Türkiye’den başka kimseye tanıtamamış olmamızdır. Türkiye de KKTC’yi tanımış olsa da tanımanın gereklerini yeteri kadar yerine getiremedi. Aynı şekilde Güney Kıbrıs’ı tanımıyor olsa da, tanımamanın gereklerini yerine getiremiyor. Rumların yüzleşmesi gereken nokta da şudur ki, 1960’ta umutla kurulan ortak devleti 1963’te kendi elleriyle yıkmış olmalarıdır. Bunun sonucu olarak da 1974’te Kıbrıs’ın kuzeyini kaybettiler. Ayrıca Rumlar 2004’te AB’ye girdiklerinde en geç bir yıl içinde sorunu lehlerine çözebileceklerini düşünüyorlardı ama bekledikleri olmadı. AB konusunda ev ödevlerini iyi yapmadıkları için ekonomi başlarına çöktü. Bugün Güney’de dükkanların neredeyse yarısı boş” dedi.

    ALTI BAŞLIKTA MÜZAKERELERE DEVAM

    Görüşmelerde bugün gelinen noktayı “Her iki taraf olarak mümkün olanın en iyisini elde etme noktasındayız” diye tanımlayan Cumhurbaşkanı Akıncı, “İki kurucu devlet olarak coğrafi esasa dayalı federatif sistem üzerinde bir çözüm arayışı üzerindeyiz. Zira Rumlar da artık adaya tek başlarına hakim olamayacaklarını, örneğin Kıbrıs’a çok yakın konumda olan Doğu Akdeniz doğalgazına da tek başlarına sahip olamayacaklarını gördüler. Ya da artık görmüş olmaları lazım. İki kurucu devlet olarak adil bir çözüm arayışı üstünde görüşmelere devam ediyoruz” şeklinde konuştu.

    Müzakerelerin altı başlık üstünden devam ettiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Akıncı, “İlk üç başlık olarak sıralayabileceğimiz yönetim ve güç paylaşımı, ekonomi ve Avrupa Birliği konularında birbirimizin tezlerine çok yakınlaştık. Diğer üç başlıkta da bu seviyede yakınlaşmayı sağlayabilirsek, bu ilk üç başlıkta kısa sürede uzlaşma sağlarız. Devlet başkanlığı noktasında, dönüşümlü başkanlık sisteminde henüz uzlaşıya varılmamış olsa da ben o yönde bir umut görüyorum” dedi. Diğer üç müzakere başlığının ise “mülkiyet, toprak düzenlemeleri ve garantörlük hakları” olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Akıncı, “Son zamanlarda bu başlıklardan mülkiyet başlığı üzerine yoğunlaştık. Önemli ölçüde de ilerleme kaydettik. Toprak düzenlemelerini ve garantörlük konusunu ise en sona bırakıyoruz. Zira bu konular hem her iki toplumun da hassas olduğu noktalar, hem de bu noktada görüşülenler maalesef gizli kalmıyor. Biz Rumlarla bu konuyu görüşüyoruz, ertesi günü görüştüklerimizi Rum basınında manşetten okuyoruz. Bu yüzden son aşamaya toprak ve garantörlük konularını bıraktık” ifadelerini kullandı.

    “PAPA SEÇİMİ” BENZETMESİ

    Müzakerelerin “bütünlüklü çözüm anlayışı” ile yürütüldüğünü belirten Cumhurbaşkanı Akıncı, “Bu şu demek: Bütün başlıklarda uzlaşma sağlanması halinde anlaşma olacak ve iki toplumlu, iki kurucu devletli Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti kurulacak. Ancak başlıklardan birinde bile uzlaşma sağlanmaması halinde, bu devlet kurulamayacak. Bu noktada belki de bir aşamadan sonra Papa seçimine benzer bir şekilde, bir yere kapanıp, uzlaşana kadar oradan çıkmama durumuna benzer bir görüşme usulüne de geçebiliriz” dedi.

    Mülkiyet konusunda toprak değişimlerini mümkün olduğunca az tutacaklarını, çünkü kimseyi yerinden etmek istemediklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Akıncı, “Ben bu görüşmeleri bizim neslimizin son çözüm denemesi olarak görüyorum. Zira yeni yetişen gençler giderek birbirine yabancılaşarak yetişiyor. Düşünün; benim babam mükemmel Rumca konuşuyordu. Ben çat-pat biliyorum. Benim çocuklarım ise kelime bilmiyor. Dolayısıyla bu hem bizim neslimiz için, hem de federasyona dayalı yapı için son çözüm denemesi. Bu olmazsa bizden sonra gelenler başka formüllere dayalı çözümler geliştirebilir. Ancak ben inanıyorum ki, eğer ortada çözüm iradesi varsa, bu sorun aylar içinde çözülebilir” ifadelerini kullandı.

    “SORUN ÜRETEN ADADAN ÇÖZÜM ÜRETEN YAPIYA”

    Çözüm için özellikle mülkiyet ayağı sırasında kapsamlı finansal desteğe de ihtiyaç duyulacağını ifade eden Cumhurbaşkanı Akıncı, “Bunun için uluslararası finans kuruluşları şimdiden sözler vermeye başladı. Bu sözlere inanmak istiyorum ancak ben bu konuya son derece temkinli bakıyorum. Zira 2004 referandumu sürecinde de bu sözler verildi ama bir sonuç çıkmadı. Aslında önümüzde bu ayağa yönelik fırsatlar da var. İşte Türkiye’den su geldi. Bu noktadaki kapasite artırılıp Rum tarafının da yararlanması sağlanabilir. Yine Türkiye’den elektrik de getirilebilir. Doğu Akdeniz doğalgazı birlikte işletilebilir. Kıbrıs’ı elektrik, su ve doğalgaz hatlarıyla çevirebiliriz. Bu büyük bir ekonomik gelişme getirir ve çözüm için gereken finansman desteğini sağlar. Bu süreçte Suriyeli mülteciler nedeniyle de olsa yaşanan Türkiye-AB yakınlaşması da önemli. Son dönemde Rusya ile yaşanan krizin de AB ilişkilerinin ne derece önemli olduğunu ortaya koyuyor” diye konuştu.

    Konferans gününü (10 Aralık) Dünya İnsan Hakları Günü olduğunu da hatırlatan Cumhurbaşkanı Akıncı, “Umuyorum, bundan sonra dünya halkları, insan haklarına saygılı, demokratik ve çoğulcu bir dünyada yaşar” dedi. Sözlerini Kadir Has Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Aydın’a teşekkür ederek noktalayan Cumhurbaşkanı Akıncı, “Kadir Has Üniversitesi için bir yerlerde ‘tütün üreten fabrikadan bilim üreten üniversiteye’ gibi bir ifade okumuştum. İnşallah Kıbrıs da ‘sorun üreten adadan çözüm üreten yapıya’ dönüşecek” şeklinde sözlerini noktaladı.

  • “Uzlaşma Terfi Sebebiyle İşlemiyor”

    Yargının etkin işlemesine yönelik alternatif çözüm yollarından biri olarak Ceza Muhakemesi Kanunu 253. maddede yer verilen uzlaşma mekanizması uzmanlarca tartışılıyor. Uzlaşma kapsamında yer alan suçlar uzlaşmayı zorlaştırıyor, uzlaşmada uygulayıcılar ve uzlaşacak taraflar için de uygun koşulların sağlanmaması da düşük uzlaşma oranlarına neden oluyor.

    Uzlaşmanın 2010 yılından beri Ceza Muhakemesi Kanunu’nda düzenlenmeyle birlikte artması umulan bir yöntem olduğunu söyleyen İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bahri Öztürk, Avukatlık Kanunu’nda da bu yöntemin yer aldığını ancak uygulanmadığını söyledi.

    Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesinde yer alan uzlaşmanın etkili yürütülememe nedenlerini aktaran Prof. Dr. Bahri Öztürk, uzlaşmanın yargı yükünü azaltmak amacıyla getirilen bir sistem olduğunu da ekledi:

    “Yargının, savcının, mahkemenin iş yükü azalsın diye getirilen sistem çok basit bir sebeple işlemiyor: Terfi…”

    “ADİL YARGILANMA NASIL YAPILSIN?”

    Öztürk, uzlaşmanın ‘iş’ sayılmamasının uygulayıcıların isteksizliğine yol açtığını ifade etti. Yargının iş yükü de göz önüne alınması gerektiğini irdeleyen Öztürk,

    “Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’nun uzlaşmayı işten sayması gerekir. Uzlaşmaya ön ayak olması gereken savcıların bu konuda isteksiz davrandığını görüyoruz. Halbuki savcıların bunu teşvik etmesi lazım ki savcının iş yükü azalsın. Mahkemeye iş gitmeyeceği için de mahkemenin iş yükü azalsın, oradan da Yargıtay’a iş gitmeyeceği için de onun da yükü azalsın. Yargıtay’da şu an 1 buçuk milyona yakın dosya var. Bu ortamda adil yargılamayı nasıl temin ederiz? Yerel mahkemelere de gelen işlerin sayısı inanılmaz boyutta” dedi.

    UZLAŞMA KÜLTÜRÜ DE ETKİLİ

    Yargının iş yükünü hızlı ve maliyetsiz azaltmak için getirilen uzlaşma uygulamasını aktaran Prof. Dr. Öztürk, uzlaşmaya dâhil edilen bazı suçların bu kapsamdan çıkarılması gerektiğini vurguladı:

    “Uzlaşma uygulaması, terfide, atamada yükseltmede işe yaramadığı için işlemiyor. Bu uygulamanın işlememesinin bir diğeri sebebi ise uzlaşma kültürünün olmaması… Bazı suçları bunun dışına çıkarmak lazım, yaralama gibi suçların uzlaşmaya dahil edilmesi mümkün değil. Mal aleyhine işlenen suçlarda uzlaşma uygulanabilir. Uzlaşmayla ilgili listeye bakıldığında hakaret, sövme, basit yaralama suçlarında uzlaşma var”.

    UZLAŞMAYI KOLAYLAŞTIRAN UNSURLAR

    Türkiye’de uzlaşmanın mahkemelerde yapılmasının olumsuz etkilerine değinerek uzlaşmanın uygulanmasındaki fiziki şartlara da değinen Öztürk, kolaylık sağlayan yöntem örneklerini dile getirdi:

    “Uzlaşmanın yargının dışına çıkarılması gerekiyor. Örneğini Almanya’da gördüğümüz gibi uzlaşmayı sağlayan bazı sivil toplum örgütleri var. Sivil toplum örgütlerinde uzlaşmanın sağlanması için psikolog, sosyal hizmet uzmanı gibi uzmanlar çalışıyor. Bu şekilde yargıyı uğraştırmıyorsunuz, hem de uzlaşacak kişiler için nezih bir ortam oluşturuyorsunuz, bu da uzlaşmayı kolaylaştırıyor. Türkiye’de ise uzlaşma mahkemede yapılıyor, bu da olumlu sonuç vermiyor, uzlaşma oranları düşük durumda…”

    EN YÜKSEK UZLAŞMA ORANI İZMİR ADLİYESİ’NDE

    Pilot bölge seçilen İzmir Adliyesi’nin Türkiye’de en yüksek başarıya ulaşarak yüzde 38 uzlaşma oranına ulaştıklarını kaydeden Öztürk, uygulamanın henüz gerektiği gibi işlemediğini ifade etti:

    “İki başarılı örnekten söz edebiliriz. Pilot bölge seçilen İzmir’de iki kadın savcıya bu görev verildi, savcılar çok titiz çalıştı ve bunun alt yapısını da kurdular. İzmir Adliyesi’nde uzlaşma yüzde 38’e ulaştı ve uzlaşma konusunda en başarılı adliye oldu. Diğer başarılı bir yer ise Tokat… Bu örneklere baktığımızda uzlaşma hiç işlemiyor değil ancak gerektiği gibi işlemiyor. Önemli bir filtre olabilecek bir mekanizma ne yazık ki kendinden beklenen faydayı sağlamıyor. Sadece İzmir ve Tokat da değil, Türkiye genelinde özellikle de İstanbul’da yaygın olması lazım”. Öztürk, “Yeni yasama döneminde yeniden reform çalışmaları başlayacak. Bu reform çalışmaları çerçevesinde alternatif çözüm yollarıyla ilgili önemli işler olacak” diye konuştu.

    UZLAŞMA NEDİR?

    Uzlaşma, mağdur ve failin, özgür iradeleriyle kabul etmeleri hâlinde, tarafsız bir üçüncü kişinin yardımıyla, suçtan ortaya çıkan sorunların çözümüne aktif olarak katıldıkları bir süreçtir. Uzlaşmada taraflar, mağdurun zararının giderilmesi hususunda bir anlaşmaya varmaya çalışırlar.

    5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesinde uzlaşma düzenlenmiştir. Uzlaşma, sanık ile mağdurun rızası dâhilinde ortak bir kararda anlaşmak üzere uzlaştırmacı eşliğinde gerçekleşir.