Etiket: Uzaktan

  • Bu manzara için bin kilometre uzaktan Gümüşhane’ye gelip sabaha kadar beklediler

    Eskişehir’den bin kilometre uzaktaki memleketi Gümüşhane’ye gelen Osman ve kızı Beyzanur Nebioğlu, sabaha kadar bekleyip sis denizi eşliğindeki eşsiz manzaralı gün doğumunu izledi.

    Merkeze bağlı Dörtkonak köyünün 2 bin 225 metre rakımlı zirvesinden şehir merkezini ve güneşin doğuşunu kuş bakışı izleyen baba ve kızı, bu an için bir yıl beklediklerini belirterek bu eşsiz anı yaşamak isteyen herkesi Gümüşhane’ye davet ettiler.

    Bayram tatilini memleketlerinde geçirmek üzere Gümüşhane’ye gelen Osman Nebioğlu, önceki yıllarda fotoğraf tutkunları ile gerçekleştirdiği etkinliği bu kez kızıyla gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşadığını söyledi.

    Coğrafyasının yüzde 60’ı dağlardan oluşan ve bu nedenle de yüzlerce yayla ve zirveye ev sahipliği yapan Gümüşhane’nin bu özellikleriyle fotoğrafçılar için eşsiz manzaralar sunduğunu dile getiren Nebioğlu, anılan yere ulaşmak için Gümüşhane kent merkezinden 3 farklı alternatifli yol bulunduğunu ve şehir merkezinin kuşbakışı görülebildiği alanın merkeze 18 kilometre uzaklıkta olduğunu kaydetti.

    Zirvede kurdukları kamp çadırında sabaha kadar beklediklerini, ardından ufkun alabildiğinde görüldüğü bölgede gökyüzündeki değişimi gözlemlemeye başladıklarını kaydeden Nebioğlu, “İki yıl önce yaptığımız gündoğumu etkinliğini yeniden gerçekleştirdik. Şehir merkezinin üzerindeki bulut hareketlerini ve gündoğumunu izlemek için bizim için çok zevkli oldu. Hiç uyumadan bu anı izleyebilmek için sabaha kadar bekledik. Ama beklediğimize değdi” dedi.

    Özellikle gurbetten tatile memleketlerine gelen Gümüşhanelilerden şehir merkezlerine bağlı kalmamalarını, dağları ve yaylaları mutlaka gezerek, tadını çıkarıp güzel hatıralarla ayrılmalarını isteyen Nebioğlu, “Eskişehir’den geldik. Bin kilometre yol geldik ama geldiğimize fazlasıyla değdi” diye konuştu.

    Ordu Üniversitesi’nde okuyan ve oradaki dağcılık kulübünün üyesi olan Beyzanur Nebioğlu ise uzun ve yorucu bir gecenin ardından görüp, fotoğraf ve video kayıt altına aldıkları manzaranın tüm yorgunluklarını aldığını söyledi.

    Bulundukları alanın denizden yüksekliğinin 2 bin 225 metre olduğunu, güneşin doğduğu anda güneşle aynı seviyede olduklarını dile getiren Nebioğlu, “Ordu Üniversitesi dağcılık kulübünde başladım. Gümüşhane Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü (GÜDAK) aracılığı ile Gümüşhane’de ki yaz tatillerinde bu faaliyetlerimi devam ettiriyorum. Burada olmaktan mutluluk duyuyoruz. Şuan 2 bin 225 metredeyiz. Güneşle aynı seviyede, bulutların üzerindeyiz. İnanılmaz bir sis denizi manzarası var. Gümüşhane kent merkezinin bulunduğu Harşit vadisi şuan sis altında. Çok güzel görüntüler yakaladık. Burada bulunmaktan büyük keyif aldık, gelip görmenizi tavsiye ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    Fotoğrafların çekildiği yerin Süleymaniye Kayak Merkezi’nin başlangıç noktalarından birisi olduğuna değinen Nebioğlu, ortaya çıkan muhteşem görüntüleri hem fotoğraf hem de videosunu çekerek ölümsüzleştirdiklerini de sözlerine ekledi.

  • Kendi Törenlerini Uzaktan İzlediler

    Erzurum’da 10-16 Mayıs Engelliler Haftası münasebetiyle düzenlenen çelenk töreninde rampa olmaması nedeniyle platforma çıkamayan bazı engelliler törene katılamadı. Kendi günlerini kutlayamadıklarını belirten engelliler, “Onlar orada fotoğraf çekilip bugünü kutluyorlar, biz sadece buradan izliyoruz” dedi.

    Erzurum’da 10-16 Mayıs Engelliler Haftası kapsamında, Havuzbaşı’ndaki Atatürk Anıtı’nda çelenk töreni düzenlendi. Tören öncesinde cadde üzerindeki rampadan polislerin yardımıyla inen engelliler, tören alanına gelince şokla karşılaştı. Atatürk Anıtına çıkmak için harekete geçen engelliler, rampanın olmadığını görünce geri dönmek zorunda kaldı. Yapılan hazırlıkların ardından Atatürk Anıtı’nın bulunduğu yere çıkan heyet, burada saygı duruşunda bulundu ve İstiklal Marşı’nın ardından çelenk koyarak basın açıklaması yaptı. Törene rampa olmadığı için katılamayan tekerlekli sandalyedeki engelliler, töreni uzaktan izlemek zorunda kaldı.

    Erzurum Emniyet Müdürü Kamil Karabörk’ün de katıldığı töreni uzaktan izleyen engelli vatandaşlar, çelenk bırakılmasına katılamadıkları için tepki gösterdi. Engelleri nedeniyle anıta çıkamadıklarını belirten tekerlekli sandalyedeki vatandaşlar, “Oraya çıkamadık buradan izliyoruz. Onlar gittiler biz de buradan sadece bakıyoruz” ifadelerini kaydetti.

    10 yaşındaki engelli Şayan Darabi ise, “Bugün bizim günümüz ama bekliyoruz. Onlar oraya gidip fotoğraf çekiliyorlar. Böyle yerlerde rampanın olmaması biz engelliler için en büyük sorun oluyor. Bir rampamız olsaydı hepimiz orada daha güzel bir şekilde bu günü kutlardık ama olmadı. Sağlık olsun onlar yapsınlar biz de buradan izleriz yapacak bir şeyimiz yok” diye konuştu.

  • Akan: “Uzaktan Eğitim Üniversiteleri Değişime Zorlayacak”

    Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Akan, uzaktan eğitimin üniversitelerin geleneksel eğitim yapılarını değiştirmeye zorlamakla kalmayacağını, aynı zamanda da eğitimcileri eğitim bilimlerini değiştirmeye ve yeni yaklaşımlara hazır olmaya zorlayacağını söyledi.

    OMÜ Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Akan, İstanbul Medeniyet Üniversitesi ve Arap Üniversiteler Birliği işbirliğiyle İstanbul’da düzenlenen 2. Türk-Arap Yükseköğretim Kongresi’ne (TACHE 2016) katılarak bir konuşma yaptı.

    Yükseköğretimin uluslararasılaşmasını amaçlayan, Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un yanı sıra Türk ve Arap üniversitelerinden birçok rektör ve akademisyenin katıldığı kongrede, Rektör Hüseyin Akan “Uzaktan Eğitim: Bugünü ve Yarını” başlıklı konuşma yaptı.

    “UZAKTAN EĞİTİM GELENEKSEL EĞİTİME ULAŞAMAYANLAR İÇİN FIRSAT SUNUYOR”

    Konuşmasına uzaktan eğitimin tanımını yaparak başlayan Rektör Akan, “Teknolojiyi eğitim ortamına entegre etme girişimleri arasında uzaktan eğitim, son zamanlardaki popüler yaklaşımlardan biri olmuştur. Uzaktan eğitim, dersliklerde verilen geleneksel eğitime çeşitli nedenlerden dolayı erişmekte zorluk çekenlere yeni fırsatlar sunmakta ve bu kişilerin eğitim ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Bu sebeple, birçok gelişmiş ülke uzaktan eğitimi geleneksel okul sistemlerine entegre etmeye çalışmaktadır” dedi.

    Uzaktan eğitim uygulamalarının gelişim evrelerinin geçmişini günümüzle kıyaslayan Akan, teknolojinin uzaktan eğitimin gelişmesindeki en kuvvetli güçlerden birisi olduğunu söyleyerek teknolojinin uzaktan eğitime olan katkılarını sıraladı.

    “UZAKTAN EĞİTİM GELECEKTE EĞİTİM SİSTEMİMİZİN BİR PARÇASI OLACAK”

    Uzaktan eğitime olan talebin günden güne arttığına dikkat çeken Akan, Amerika ve Güney Kore hükümetleri gibi Türk hükümetinin de mevcut okul sistemlerini daha üretken bir sisteme dönüştürmek ve okul sistemlerine teknolojiyi değişik şekillerde dahil etmek amacıyla çalışmaları olduğunu kaydetti. Akan, “Genel anlamıyla teknoloji kullanımı, spesifik olarak da uzaktan eğitim mevcut eğitim sisteminin bir parçası olmuştur diyebiliriz. Halihazırda eğitimciler bu teknolojilerden mümkün olduğunca maksimum seviyede faydalanmanın yollarını araştırmaya başladılar. Bu durum da uzaktan eğitim kavramının eğitimciler tarafından kabul gördüğü ve gelecekte de eğitim sisteminin bir parçası olacağı anlamına gelmektedir” diye konuştu.

    Konuşmasına New York Times Köşe Yazarı Thomas Friedman’ın konuyla ilgili farklı makalelerinden alıntı yaparak devam eden Rektör Akan, Friedman’ın Harvard, Berkeley, M.I.T. gibi dünya çapındaki büyük ve tanınmış üniversitelerin dünyanın farklı bölgelerindeki insanlara ulaşmak amacıyla uzaktan eğitimi kullandığına dikkati çektiğini belirtti.

    Uzaktan eğitimin bütün potansiyeline ve umut veren avantajlarına rağmen, teknolojiyi kullanmakta becerikli eğitimciler ve öğretmenler olmadan anlamsız olacağının altını çizen Akan, “Bu yüzden de, uzaktan eğitim üniversiteleri geleneksel eğitim yapılarını değiştirmeye zorlamakla kalmayacak, aynı zamanda da eğitimcileri eğitim bilimlerini değiştirmeye ve de eğitim bilimlerine yönelik yeni yaklaşımlara hazır olmaya da zorlayacaktır” ifadelerini kullandı.

    “UZAKTAN EĞİTİMDE ÖNCÜ KURUMLARDAN BİRİSİ HALİNE GELDİK”

    OMÜ’nün uzaktan eğitim merkezini, 2009 senesinde bir ulusal diploma programı ile kurduğunu hatırlatan Akan, “O tarihten bu yana OMÜ, teknik altyapısını geliştirmeye ve farklı alanlardaki personel kapasitesini arttırmaya çalışmaktadır. Günümüzde ise 15 diploma programında, sertifika ve kampüs içi kurslarda yaklaşık olarak 15 bin öğrenciye hizmet vermekteyiz. Bunlara ilaveten, üç farklı üniversiteye de uzaktan eğitim hizmetleri sağlamaktayız” şeklinde konuştu.

    OMÜ’nün yedi senede teknik ve organizasyonel yapısını kurma konusunda büyük ilerleme kaydettiğini belirten Akan, teknik kapasite, organizasyonel kapasite ve eğitim kalitesi olmak üzere üç ana unsurda yoğunlaşıldığını söyledi. Akan, “OMÜ olarak şu ana kadar, teknik ve organizasyonel kapasite olmak üzere, iki ana unsurda başarılı olduk. Ulusal ve uluslararası olarak bu sektörde öncü kurumlardan birisi haline geldik, ve sektördeki bu birikimimizi de diğer kurumlarla paylaşmaktayız” dedi.

    Yeni fikirleri tecrübe etmek ve öğretme konusunda yenilikçi yöntemler geliştirmek için zaman ve çaba gerektirdiğini vurgulayan Akan, bu sebeple OMÜ kadrosunun, mesleki gelişimi hususunda çalışmalarını sürdürmekte olduğunu belirtti.

    Akan, “OMÜ olarak uzaktan eğitim alanındaki gelecek hedeflerimiz programlarımızın kalitesini arttırmak; kampüs içi kurslarımızla ilgili bilgiyi mümkün olduğunca yaymak ve son olarak da uluslararası platformda dersler ve programlar sağlamak adına diğer üniversitelerle işbirlikleri yapmaktır” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

  • Uzaktan Görüntülü Muayene

    Gelişen teknoloji doktor hasta ilişkilerini daha farklı boyutlara taşıyor. Artık internet üzerinden doktor hastalarına el değmeden ön muayanesini gerçekleştirebiliyor. Özellikle tüp bebek tedavisi gibi yurt dışından gelen hasta potansiyeline sahip ülkemizde bu konu ayrı bir önem taşıyor. Bahçeci Sağlık Grubu tarafından gerçekleştirilen bu uygulama sayesinde hastanın ön muayene için Türkiye’ye gelmesine gerek kalmıyor, daha önceki tedavilerine ait sonuçları değerlendiriliyor, hasta tedavi için uygunsa Türkiye’ye davet ediliyor. Tüp bebek tedavisine başvurmak isteyen yurt dışındaki hastalar hem zaman hem de maddi açıdan büyük kazanım elde ediyor.

    Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Türkiye, tüp bebek konusunda dünyadaki ilk 5 ülke arasında yer alıyor. Türkiye, gelişen tüp bebek yöntemi ile dünya ülkelerinden gelen birçok hastaya ev sahipliği yapıyor. Geliştirilen yeni uygulamalar bu sayının artmasına sebep oluyor. Bahçeci Sağlık Grubu Umut Tüp Bebek Merkezinin uzak muayene uygulamasıyla yabancı hasta sayısında ciddi artış yaşanıyor.

    Tedavi için kliniğe gelen hastalardan muayene ücreti almadıklarını belirten Bahçeci Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Bahçeci: “Yurt dışındaki hastalarımız için ücretiz uzaktan görüntülü muayene imkanı sağlıyoruz. Ön görüşmeleri Skype, Facebook gibi uygulamalarla buraya gelmelerine gerek kalmadan gerçekleştiriyoruz. Daha önceki tedavilerine ait sonuçları değerlendiriliyor, hasta tedavi için uygunsa Türkiye’ye davet ediliyor ve burada onların tedavisi için yol haritası çiziliyor” dedi.

    Tüp Bebek Konusunda Türkiye Yoğun İlgi Görüyor

    Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 2 milyon çift, bebek sahibi olamıyor ya da olmakta zorlanıyor. Kadın ya da erkekten kaynaklanan sağlık sorunları nedeniyle çocuksuzluk sorunu yaşayan çiftlerden bazıları çareyi tüp bebek merkezlerinde arıyor. Sorunu gizlemeyip tedavi için çözüm arayan çiftler, yılda yaklaşık 42 bin tüp bebek tedavisi yaptırıyor. Bu sayı, Türkiye’yi dünya sıralamasında ilk 5’e yükseltiyor. Çeşitli nedenle çocuk sahibi olamayan çiftler için umut kaynağı olan tüp bebek tedavisinde kadının yaşı, yumurta rezervi ve kalitesi ile erkeğin sperm kalitesi başarıyı etkileyen faktörlerin başında geliyor.

    Sonuca olumsuz etkisi olabilecek faktörlerin tedavi öncesi iyi değerlendirilmiş ve giderilmiş olması, embriyo transferinin en uygun teknikle yapılması da sonuca etki ediyor. Transfer edilecek embriyonun gelişimi ve kalitesi yüksek,  embriyo transferi yapılan rahmin durumu tutunmaya elverişli ise, tüp bebek tedavisinde başarı artıyor. Son yıllarda tüp bebek tedavisinde geliştirilen yeni yöntem; sperm ve yumurta seçiminde başarıyı artırmaya, embriyo gelişimi için vücudu en iyi şekilde taklit edebilecek uygun koşulları oluşturmaya, embriyo seçiminde dinamik ve genetik parametreleri etkin kullanmaya ve transferin yapılacağı rahmin tutunmaya elverişli olduğu dönemi tespit etmeye yönelik alanlarda gerçekleşti. Bunun yanında transfer sonrası artan iyi kalite embriyolar ile ‘endometrial reseptivite’ denilen rahmin tutunma potansiyelinin uygun olmaması nedeniyle transfer edilmeyen embriyoların dondurulma tekniğinde uygulanmaya başlanan  yeni teknikler, ‘kümülatif gebelik’ denilen toplam tüp bebek başarısının artmasına katkıda bulunuyor.

    Kişiye özel doğru tekniğin seçilmesi önemli

    Tedavide asıl başarı doğru kişi de doğru tekniğin seçimi ile gerçekleşmekte. Tetkiklerin tamamı tüm infertil çiftler için gerekli olmadığı gibi, her yeni gelişme her hastada arzu edilen sonucu vermeyebilir ve maliyeti artırabilir. Bu noktada kişiye özel bireyselleştirilmiş tüp bebek tedavisi uygulayarak tedavi öncesi detaylı değerlendirme yapmak ve çiftin durumuna uygun doğru yöntemin seçimi başarıda büyük önem taşıyor.

    Sperme bağlı problemler için IMSI

    Tedavide yeni yöntem hakkında bilgi veren Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Bahçeci, bunlardan  kısa adı IMSI  olan (Intracytoplasmic Magnified Sperm Injection-Yüksek Mikroskobik Büyütmeyle Seçilmiş Sperm Mikroenjeksiyonu) yönteminin, spermde klasik incelemede gözden kaçabilecek anomalileri tespit ettiğini kaydetti.

    Klasik tüp bebek tedavisinde spermlerin mikroskopta yaklaşık 400 kat büyütülerek seçildiğini belirten Bahçeci, bu yöntemde spermlerin özel mikroskoplarda 8000 kat büyütülebildiğini vurgulayarak şunları söyledi:

    “Bu yolla, özellikle sperm başında daha küçük büyütmelerde gözden kaçabilecek yapısal anomali tespit edilebiliyor ve yapısal, genetik olarak daha sağlıklı spermlerin seçilmesi sağlanıyor. IMSI yöntemi, ciddi sperm problemi olan ve beraberinde sınırlı sayıda yumurtası elde edilebilen hastalarda, daha önce tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı yaşamış çiftlerde özellikle sperme bağlı bir problem tespit edildiğinde tedavideki şansı ve başarıyı arttırabilmek için kullanılabilecek önemli bir araç.’’

    Embriyonun gelişimi ‘film şeridi gibi’ takip ediliyor

    Bahçeci, bu yöntemin başlıca avantajlarından birinin; transfer edilecek embriyo seçiminde daha isabetli karar verebilmek olduğunun altını çizdi. Prof. Dr. Mustafa Bahçeci, transfer öncesinde embriyoların, gelişimlerinin takibi açısından her gün en az bir kez inkübatörlerin dışına alınmaları gerektiğini, ancak bu durumun embriyolar üzerinde stres oluşturarak embriyo kalitesini etkileyebildiğini vurguladı.

    Klasik yöntemde ayrıca embriyoların gelişim evrelerinin bir bütün olarak takip edilemediğini, sadece anlık görüntü alınarak değerlendirilebildiğini vurgulayan Prof. Dr. Bahçeci, sözlerini şöyle sürdürdü: “Embriyoskopi denilen özel inkübatörlere yerleştirilen kamera sistemleri yardımıyla, embriyolar sürekli kamera ile izlenebilmektedir.  Her 20 dakikada bir embriyoların farklı düzlemlerde fotoğraflarını çekiyor. Bunlar daha sonra hızlandırılmış video görüntüsü olarak izlenebiliyor. Bu yolla embriyoların inkübatörden dışarı çıkarılmasına gerek kalmadan tüm gelişim aşamaları, gelişim hızı adeta bir film şeridi gibi izlenmekte, gelişim potansiyeli en yüksek embriyolar transfer için seçilebilmektedir.’’

    aCGH ile genetik bozukluk olan embriyoyu tespit mümkün

    İnsan embriyoları üzerinde yapılan araştırmalarda, rahme tutunma aşamasında olsalar bile pek çok embriyonun yapısal veya sayısal kromozom bozuklukları nedeniyle tutunma potansiyellerinin olmadığını gösteriyor. Preimplantasyon genetik Tanı (PGT) adı verilen yöntemle embriyo gelişiminin herhangi bir aşamasında alınan biyopsi örneğinde kromozom sayı ve yapısına bakılabiliyor.

    Bugüne kadar PGT amacıyla daha çok FISH yönteminin kullanıldığını ve en fazla 12 kromozoma bakılabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Bahçeci, yeni yöntem aCGH’nin ise tüm kromozomlara bakma imkanı tanıdığının altını çizerek “Günümüzde aCGH yöntemiyle, embriyo gelişiminin 5. gününde yapılan blastokist biyopsisiyle alınan hücrelerde tüm kromozomlara bakılabilmektedir. Böylece preimplantasyon genetik tanı  (PGT) işleminin tanısal gücü artmıştır.  Bu şekilde incelenebilen embriyoların genetik bozukluk taşımadıkları tespit edildiğinde ve doğru zaman ve şekilde rahme nakilleri yapıldığında artık daha yüksek gebelik oranları elde etmek mümkün olabilmektedir’’ dedi.

    ERA Testi ile rahmin, embriyonun tutunmasına en uygun dönemi belirleniyor

    Tüp bebek tedavisinde yüksek başarı, iyi kalitede embriyonun, tutunma için uygun zamanda rahme transfer edilmesiyle gerçekleşiyor. Yakın bir zaman öncesine kadar, klasik bir tüp bebek tedavisinde rahim dokusunun döllenme sonrası 5. ve 6. günlerde embriyonun tutunmasına uygun hale geldiği düşünülüyor ve neredeyse tüm embriyo transfer bu düşünceye göre planlanıyordu. Son yıllarda yapılan moleküler genetik çalışma, rahim iç dokusunun kişiden kişiye değişebilen bir şekilde embriyo için farklı zamanlarda hazır hale gelebildiğini, bu hazırlık sürecinin doğru planlanamadığı durumlarda ise gebeliğin gerçekleşemediğini ortaya koymuştur. ERA testi sayesinde kişisel embriyo transfer gününü belirleyerek ve doğru zamanda doğru embriyonun transferi yapılarak gebelik oranlarında artış sağlanabilmektedir.  Özellikle tekrarlayan embriyo tutunma başarısızlığı olanlarda, birden çok defa iyi kalitede embriyo verilmesine rağmen gebelik elde edilemeyen çiftlerde bu yöntemin kullanılması yararlı oluyor.

    Vitrifikasyonla embriyo başarının en yüksek olacağı zamanda nakledilebiliyor

    Vitrifikasyon, gamet hücreleri (yani sperm ve yumurta) ile tüm gelişim aşamalarındaki embriyoların yüksek başarı ile dondurulup çözülmesine olanak veren yeni bir dondurma tekniği olarak görülüyor. Bu teknikle dondurma sonrasında, özellikle yumurta ve embriyolar çözüldüğünde yüksek canlılık oranları yakalanmakta, hatta aynı embriyo birden çok dondurulup çözüldüğünde bile canlılığını koruyabilmekte ve gebelik elde edilebilmektedir. Vitrifikasyon tekniğindeki başarı nedeniyle seçkin merkezlerde tedavilerin yarısından fazlasının donmuş embriyo transferiyle uygulandığı bir döneme girildi. Bu teknikle dondurulmuş embriyolar, tedavinin mecbur bıraktığı bir zaman değil, başarının en yüksek düzeyde olacağı  zamanda rahme nakledilebiliyor. Kanser gibi hastalıklar veya kariyer nedeniyle bebeği ertelemek isteyenler için avantaj sağlıyor.

    Vitrifikasyon yönteminin, iyi kalitede embriyoların dondurularak saklanması sayesinde kümülatif gebelik oranlarının artmasına katkıda bulunduğunu anlatan Prof. Dr. Mustafa Bahçeci, “Bunun yanında üreme sağlığının korunmasına ihtiyaç duyan kadınlarda başarılı bir çözüm fırsatı sunuyor. Kanser veya başka nedenle üreme potansiyelini kaybetme riski taşıyan kadınlar ile kariyer veya başka nedenle çocuk sahibi olmayı erteleyen kadınlar için yumurtalar veya embriyolar vitrifikasyon yöntemiyle dondurularak üreme sağlıkları güvence altına alınabiliyor’’ dedi.

  • Ahmet Yesevi Üniversitesi İle Uzaktan Eğitim Avantajı

    Ahmet Yesevi Üniversitesi, örgün eğitimin yanında Türkiye Türkçesiyle Uzaktan Eğitim Programları (TÜRTEP) ile eğitilen kitlenin mekân, yaş ve özel koşullarını da dikkate alan, bu suretle daha geniş eğitim imkânları sunan uzaktan eğitimde de farkını ortaya koyuyor.

    Ön lisans, lisans ve yüksek lisans alanında uzaktan eğitimin verildiği Ahmet Yesevi Üniversitesi TÜRTEP programlarında YÖK denkliğinin mevcut olması, öğrencilerin yoğun olarak üniversiteyi tercih etmelerinde öncelik sağlıyor. Türkiye’de uzaktan eğitim konusunda öncü bir kurum olduklarını söyleyen Ahmet Yesevi Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Prof. Dr. Musa Yıldız, Ahmet Yesevi Üniversitesi’nin uzaktan eğitim uygulamasıyla öğrenci ve öğretim elemanlarının mekân engelini kaldırdığını ve bu uygulamaları ile uzaktan eğitim alanında Türkiye’de âdete bir marka haline geldiklerini belirtti. Prof. Dr. Yıldız, bu yıl yeni açılacak olan yüksek lisans programlarından iş sağlığı ve güvenliği bölümünün sektördeki yoğun talebe cevap olacağının altını çizdi.

    TÜRTEP Başkanı Prof. Dr. Halil İbrahim Bülbül ise ön lisans, lisans ve yüksek lisans programı olmak üzere 19 ayrı bölümde eğitim verdiklerini ve Türkiye’nin 35 farklı üniversitesinden ve 3 devlet kurumundan alanında en iyi hocaların canlı olarak öğrencilere ders anlattığını söyledi.

    TÜRTEP ile eğitim 7 gün 24 saat canlı tutulurken, öğrencilerin danışman öğretim üyesiyle istenildiğinde iletişim içinde bulunulması sağlanıyor. Senkron dersler eğitim dönemi içerisinde hafta içi 18.00-24.00 saatleri arasında internet tabanlı sanal sınıflarda sesli ve görüntülü olarak gerçekleştiriliyor. Canlı olarak gerçekleştirilen dersler kayıt altına alınıyor ve öğrencilerin kayıtlara istedikleri zaman sınırsız bir şekilde ulaşımları sağlanıyor. Devlet memuru ve işçilerine yüzde 20 indirimin yapıldığı programlarda engelliler de engelleri oranında seçtikleri programlarda indirimli olarak okuyor.