Etiket: Uygulamaları

  • Kuşadası’nda Güvenlik Uygulamaları

    Kuşadası polisi, turizm sezonu öncesi güvenlik uygulamalarını yoğunlaştırdı. Son bir hafta içerisinde yapılan uygulamalarda çeşitli suçlardan araran 50 kişi polis ekipleri tarafından yakalandı.

    Edinilen bilgiye göre, Kuşadası polisinin Kuşadası giriş ve çıkışları, şehir merkezi ve işyerlerine periyodik olarak yaptığı denetimlerde son bir hafta içerisinde 3 bin 974 araç ve 9 bin 80 kişi sorgulandı, 38 işyeri ise kontrol edildi ve evrağı eksik olan 6 işletmeye işlem yapıldı. Polisin uygulamalarında organize suç örgütü üyeliği, sahtecilik, uyuşturucu ve hırsızlık gibi çeşitli suçlarından aranan 50 kişi gözaltına alındı. Sorguları yapılan 50 kişiden 15’i çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanarak, cezaevine konuldu. Uygulamalarda ayrıca, 3 silaha, 2 tüfek ve bu silahlara ait mermiler ile çalıntı cep telefonları, 150 gram esrar maddesi, 50 gram kristal uyuşturucu hap, çok sayıda kesici satır, pala ve bıçak ele geçirildi.

    Kuşadası Emniyet Müdürü Özgür Batçıoğlu, turizm sezonu öncesi alınan güvenlik önlemlerinin ve uygulamaların 24 saat kesintisiz devam ettiğini belirterek, “ hem şehrin giriş ve çıkış noktalarında, hem şehir içerisindeki cadde ve sokaklarda hem de işyerlerinde uygulamalara devam edeceğiz. Uygulamalardan çok olumlu sonuçlar alıyoruz. Kuşadası her yönüyle turizm sezonuna hazırdır “ dedi.

  • Edremit’te İyi Tarım Uygulamaları Sertifikaları Dağıtıldı

    Edremit Kaymakamı Ali Sırmalı, İyi Tarım Uygulamaları kapsamında destek almaya hak kazanan üreticilerin sertifika dağıtım törenine katıldı. Toplam 160 üreticiye sertifikaları dağıtıldı.

    Edremit ilçesinde İyi Tarım Uygulamaları kapsamında 160 üreticiye sertifikaları düzenlenen törenle verildi. Edremit Tariş Cevdet Ercan Konferans Salonu’nda düzenlenen sertifika törenine Kaymakam Ali Sırmalı, Edremit Belediye Başkanı Kamil Saka, Edremit Ziraat Odası Başkanı Mehmet Ertaş, İlçe Gıda Tarım ve Hayvancılık ve İlçe Müdürlüğü yetkilileri, Ziraat Odası yetkilileri ve üreticiler katıldı.

    Edremit Ziraat Odası adına Oda Genel Sekreteri Ali Yılmaz Diker yaptığı konuşmada, İyi Tarım Uygulamaları kapsamında 2015 yılını kapsayan programda, toplam 160 üyelerinin sertifika almaya hak kazandığını belirterek, “ilçemizde iki yıldır İyi Tarım Uygulaması adı verilen program yürütülüyor. Sertifika alan üreticilerimiz 2015 yılı verilerine göre Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın farklı kalemlerde desteklerinden yararlanma hakkı kazandılar” dedi.

    Üreticilere sertifikalarını veren Edremit Kaymakamı Ali Sırmalı’da çalışmayı yürüten Gıda, Tarım ve Hayvancılık İlçe Müdürlüğü, Ziraat Odası yetkilileri ve uygulamaya katılan tüm üreticileri kutlayarak İyi Tarım Uygulamasının tüm üreticilere hayırlı olmasını diledi. İyi Tarım Uygulamaları kapsamında destek almaya hak kazanan 160 üreticiye sertifikaları Edremit Kaymakamı Ali Sırmalı, Edremit Belediye Başkanı Kamil Saka ve Edremit Ziraat Odası Başkanı Mehmet Ertaş tarafından verildi.

  • Beyşehir’de Kırsaldaki Tarımsal Ve Hayvancılık Uygulamaları Konuşuldu

    Konya’nın Beyşehir ilçesinde düzenlenen toplantıda, 1/25 binlik alt bölge planlama çalışmaları kapsamında, kırsal yerleşim alanlarındaki tarımsal ve hayvancılıkla ilgili uygulamalar masaya yatırıldı.

    Konya Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanlığı tarafından Anamas Otel’de gerçekleştirilen toplantıya Beyşehir Belediye Başkanı Murat Özaltun, Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanı Nurullah Osmanlı, Konya İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürü Seyfettin Baydar, Beyşehir İlçe Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürü Nuretin Koçer, Konya merkez ve ilçelerindeki yerel yönetimlerin imar müdürleri, Konya’nın merkez ve taşra ilçelerinin ziraat odası, hayvancılık ve tarımsal kooperatiflerin başkanları katıldı.

    Toplantının açılışında konuşan Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanı Nurullah Osmanlı, yeni Büyükşehir Yasası ile birlikte Konya Büyükşehir Belediyesi olarak 2 bin 60 kilometrekare olan alanın 41 bin 50 kilometreye çıktığını belirterek, tüm ilçe belediyelerinin de metropolitan ilçe durumuna geldiğini anlattı. Bununla birlikte artık bütün planlama çalışmalarının birlikte ve bütün şehir mantığı içerisinde yapıldığı bir döneme girildiğini vurgulayan Osmanlı, “Bu yeni konsept köyleri mahalle yaptı. Kırsal alanlarımız da artık şehirle birlikte planlanan ve şehirle birlikte yaşaması ve korunması gereken, birlikte değerlendirilmesi gereken unsurlar haline geldi. Bizim yaklaşık 2,5 yıldan beri yapmakta olduğumuz 1/100 bin ve 1/25 binlik nazım imar planı çalışmalarında şu görüldü ki; gelecek 30 yıllık bir projeksiyonla yapıldı bu planlamalar” dedi.

    Osmanlı, konuşmasında kırsal kesimde önümüzdeki yıllarda arzu edilmese de ciddi anlamda nüfus azalışının öngörüldüğünü de belirterek, bununla birlikte tarımda istihdamın da azalacağını düşündüklerini söyledi. Bunun en aza düşürülmesi için birtakım çalışmalar içerisine girdiklerini anlatan Osmanlı, “Tabi bunun en aza düşürülmesi bir taraftan sağlanırken bir taraftan en az istihdamla aynı kalkınmayı, aynı ekonomik geliri sağlayacak, belki daha fazlasını sağlayacak modeller üretmemiz gerektiği konusunda da strateji ürettik ve buna göre çalışıyoruz. Bugüne kadar değişik vesilelerle İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürümüzle bir araya geldik. Sağ olsun onlar bizimle birlikte koordineli bir şekilde çalıştı. Bugünkü toplantımız da bu koordineli çalışmanın bir bereketi. İnşallah bundan sonra da bu iş birliği hareketi devam eder. Bu çalışmada biz şunları hedefleyeceğiz; tarım ve hayvancılığa verilen bütün teşvikleri konuşacağız, imar müdürleri burada, buralarla ilgili müracaat eden insanlar burada. Ne tür sorunlar var, bu sorunları nasıl aşabiliriz burada çevre düzenleme planımızın müellifi de var. Dolayısıyla yasal mevzuat altında kalmak kaydıyla bütün kararları birlikte alabilecek durumdayız” diye konuştu.

    “TARIM VE ÜRETİM ANLAMINDA ÇOK ÖNEMLİ BİR FIRSATI YAKALADIK”

    Konya İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürü Seyfettin Baydar ise, GAP, DOKAP ve KOP illerine ilişkin hayvancılık işletmelerine yönelik yüzde 50 hibe destekli programdan söz ederken, Konya olarak bekledikleri tarım ve üretim anlamında çok önemli bir fırsatı yakaladıklarını dile getirdi. Ancak bölge olarak en hassas ve büyük ümit olan bu hususun ıskalandığını vurgulayan Baydar, “Iskalıyoruz, ıskaladık. 2014 yılında başladı bu çalışma, 2014’ün Temmuz ayında bu GAP, DAP ve DOKAP illerine yönelik yüzde 50 hibe desteği içerisine biz de alındık. Çok güzel. KOP idaresinin de işte çalışmalarına eşgüdümlü olarak gidilmişti. 2014 Temmuz’un da aldığımız toplam proje talebimiz 28. Altı aylık bir süre vardı, hadi duyuramadık sesimizi dedik. Hadi anlatamadık biz derdimizi, 2015 yılında çok çalıştık. 1 Ocak’ta başladı. 30 Mart’a kadar, 1 Nisan’a kadar süresi vardı. Bu süre içerisinde biz dedik ki en az 500-1000 tane ahır yaparız. Yaparız ki üretimimiz kaliteli olur. Yaparız ki biz nitelikli, sağlıklı kaliteli üretimden sağlıklı gıda, sağlıklı gıdadan sağlıklı insan ve toplum oluştururuz diye düşündük. Ve şu anda ülkemizin en önemli konularının başında sağlıklı süt ve süt ürünleri, sağlıklı et eldesi gibi bir zorunluluğumuz var. Bazı ülkelere ihraç edemiyoruz, sütte ki durumumuz bu diyerekten. Ahırlarımızın mevcut durumları ortada, tamam son zamanlarda nispi anlamda bir değişiklik var, bir taraftan da hayvan hastalıkları ile mücadelede had safhadayız halen. Yani bakanlığımızın bu mücadeleleri doğrudan tüm bireyi ilgilendiriyor çünkü gıda. Bu bir otel yapımı değil, bu bir okul yapımı değil. Şurası eğri olabilir, burası büğrü olabilir ama bu gıdayı, gıda sorumluluğunu, hassasiyetini herkesin hep beraber üstlenmesi gerekiyor. O bakımdan diyoruz ki gıda dediğiniz nesne olgu birinci üretimden başlar. Buğdayınız eğer ilaçlı ise içinde kalıntı varsa sebzeniz de, sütünüzde veya etinizde siz ne kadar sucuk yaparsanız yapın, ne kadar güzel un yaparsanız yapın, ne kadar güzel meyve suyu işlerseniz işleyin hepsi beyhudedir. Birincil üretimden gelen sağlık ve kalite standartlarıyla gitmesi gerekiyor. Dedim ki biz hani bulduk dediğimiz, yakaladık dediğimiz o dezavantajlı illerin arasına girmişiz, dediğimiz konuda 2015’de 249 adet proje var. Şimdi projesi devam eden 110 tane projemiz var. Bunun geri kalanının tümü gitti. Yani 140 tane projeden vazgeçti sahipleri. Zaten müracaatı az aldık, ümitlendirdik şimdi 140’ı da gitti. Bu sene 2015’de hadi düzelteceğiz dedik inşallah ama 45 proje alabildik ancak” ifadelerini kullandı.

    Beyşehir Belediye Başkanı Murat Özaltun da, konuşmasında, yürütülen çalışmalarla Konya’nın imarının yapıldığını belirterek, “Konya’nın 1/100 binden sonra 1/25 bin ve artık 1/5 binlik imarı derken devam edecek inşallah. Tabi biz Beyşehir ölçeğine gelirsek geçmiş dönemde bazı imarla ilgili sıkıntılar yaşanmış. Bundan sonra inşallah profesyonel desteklerle birlikte bir düzene oturacağını ümit ediyoruz. Dün imar planını konuştuk, bugün imar planına dayalı tarım ve hayvancılık alanında ki sıkıntıları konuşacağız. Hedefimiz tek ve yatırımcının önünü ve ufkunu açmak. Beyşehir Belediyesi olarak veya belediyelerin ortak düşüncesi yatırımcının önünü açma noktasındadır ama bazı problemler yaşanabilecektir. Bu problemleri karşılıklı istişarelerle çözmek istiyoruz. Dertlerin çözümü için buradayız, inşallah ortak bir çözüm yolu buluruz diye düşünüyorum” dedi.

    Toplantının kalan kısmında ise katılımcılar kırsal alanlardaki tarımsal ve hayvancılıkla ilgili yaşanan imar konularıyla ilgili sıkıntı ve sorunlar konusunda düşüncelerini dile getirirken, çözüm önerileri üzerinde görüş alışverişinde bulundular.

  • Niğde Üniversitesinde, Gıda Güvenliği Uygulamaları Ve Süt Sektörü Konulu Panel

    Niğde Üniversitesi, Ayhan Şahenk Tarım Bilimleri ve Teknolojileri Fakültesi ve Mühendislik Fakültesi aracılığıyla “ Gıda Güvenliği Uygulamaları ve Süt Sektörü” konulu bir panel düzenledi.

    Niğde Üniversitesi Kongre ve Kültür Merkezi Salon 1071’de gerçekleştirilen ve Ankara Üniversitesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Mesut Türkoğlu, Prof. Dr. Nevzat Artık ve Prof. Dr. Atila Yetişemeyen ile Niğde Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Metin Yıldırım, Ambalajlı Süt ve Süt Ürünleri Sanayicileri Derneği Danışmanı Dr. İsmail Mert’in konuşmacı olarak katıldığı programa Ayhan Şahenk Tarım Bilimleri ve Teknolojileri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zafer Ulutaş, akademik personel, davetliler ve öğrenciler katıldı.

    Program Ayhan Şahenk Tarım Bilimleri ve Teknolojileri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zafer Ulutaş’ın açılış konuşmasıyla başladı. Prof. Dr. Zafer Ulutaş; “Gıda işlemi ve tüketiciye sunma yaklaşımlarında, gerek tüketicinin bilinçlenmesi gerekse ülkelerin gıda yasalarını’’daha sağlıklı ve daha güvenli gıda üretme ’’ doğrultusunda güncellemeleri nedeniyle çok önemli değişimler meydana gelmiş ve Gıda Güvenliği son yılların en önemli toplumsal konusu olmuştur. Gıda güvenliği kavramı, gıda kaynaklı hastalıklara neden olan biyolojik, fiziksel ve kimyasal etkenleri önleyecek şekilde gıdaların işlenmesi, hazırlanması, depolanması ve son tüketiciye sunulmasını tanımlayan bilimsel bir sistem döngüsüdür. Güvenli gıda ise her türlü bozulma ve bulaşmaya yol açan etkenden arındırılarak tüketime uygun hale getirilmiş gıdadır.

    Dünyanın en yararlı içeceklerinden olan süt, yeni doğmuş bir yavrunun bütün besin ihtiyacını karşılayan mükemmel bir gıda maddesidir. Süt bebeklikten yaşlılığa vücudun gelişmesi, güçlenmesi ve sağlığın korunması için gereken besin öğelerini bünyesinde bulundurmaktadır. Bugün itibari ile dünyada yaklaşık 760 milyon ton, Türkiye’de ise yaklaşık 18 milyon ton süt üretilmektedir. Bu üretim kapasitesi ile ülkemiz dünyada 9.sırada yer almaktadır” dedi.

    Ankara Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mesut Türkoğlu’nun panel başkanlığını yaptığı programın ilk konuşmacısı Ankara Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Nevzat Artık oldu.

    AB ve Türkiye Gıda Güvenliği Uygulamaları konusunda sunum yapan Prof. Dr. Artık; “Gıda zinciri stratejisi oluşturulmasında; tüketicilerin artan bilinci, sağlığa yönelik tehditlere ilişkin kaygılar ve gıda güvenliği risklerini yönetmedeki yeterliliğine giderek azalan güven, dikkate alınması gereken faktörlerdir.

    Prof. Dr. Artık; “Dünyada gıda güvenliği konusunda, tüm gıda zincirini içine alan yeni bir yaklaşım benimsenmeye başlanmıştır. Gıdaların güvenli, sağlıklı ve besin değeri yüksek bir şekilde tüketiciye arz edilmesinde sorumluluğun üretim, işleme ve ticarette yer alan herkes tarafından tüm zincir boyunca paylaşılmasının önemi benimsenmektedir.

    Gıda güvenliği, risk değerlendirmesi, risk yönetimi ve risk iletişimini dikkate almalıdır. Birincil üretimden geriye dönük izleme teknikleri geliştirilmelidir. Uluslararası kabul görmüş ve bilimsel olarak geliştirilmiş gıda güvenliği standartlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Özellikle DTÖ Anlaşmaları gereğince, gıda kaynaklı tehlikelere karşı aynı seviyede koruma sağlayan gıda güvenliği sistemlerinin denkliği kavramının geliştirilmesi gerekmektedir. Çiftlikten sofraya tüm gıda zincirinde risklerin, kaynağında önceden önlenmesi veya engellenmesine önem verilmelidir” dedi.

    Prof. Dr. Nevzat Artık konuşmasını, AB gıda mevzuatı ve denetim yetkisi ve gıda güvenliği etkinliğinin arttırılması projesi konularına değinerek bitirdi.

    Sütün Beslenmedeki Önemi başlıklı sunumuyla bilgilendirme yapan Üniversitemiz Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Yıldırım; “Dünyanın en yararlı içeceği süt, yeni doğmuş bir yavrunun bütün besin ihtiyacını karşılayan mükemmel bir gıda maddesidir. İçerdiği besin öğeleri insan vücudunda kolayca sindirilebilir ve kullanılabilir. Süt içen toplumlarla içmeyen toplumların fiziksel gelişme bakımından farklı oldukları dikkat çekmektedir. Japonların ve Çinlilerin çok az süt içtikleri ve kısa boylu oldukları bilinmektedir. Ancak, ABD de yaşayan Japonların ve Çinlilerin ikinci ve sonraki nesillerinin daha uzun boylu oldukları görülmüştür” dedi.

    Pastörize ve özellikle de UHT süte değişik katkı maddelerinin ilave edilmesiyle raf ömrünün uzatıldığı doğrultusunda yanlış bir düşünce bulunduğunu vurgulayan Prof. Dr. Metin Yıldırım; “Sokak aralarında, hiçbir kontrole tabi tutulmayan ve çeşitli hilelere maruz kalan çiğ sütlerin satışı yapılabilmektedir. Sağlık açısından tehlikeli olan çiğ süt tüketilmemeli; pastörize ya da UHT süt tercih edilmelidir.

    Çocuklara ve gençlere süt içme alışkanlığının kazandırılması devlet politikası haline getirilmelidir. Toplumumuz süte çocuk içeceği gözüyle bakmaktadır. Laktoz oranı azaltılmış içme sütleri gibi süt çeşitleri yeterince tanınmamaktadır. Meşrubat ile süt rekabet edememektedir. Eğitim ve reklam çalışmaları yetersiz kalmaktadır diyerek konuşmasına devam etti.

    Sütün, insan ve birçok canlı için yaşamın ilk gıdası olduğu gibi insan yaşamının her evresinde tüketilmesi gereken “mucizevî” bir gıda maddesi olduğunu ifade eden Ambalajlı Süt ve Süt Ürünleri Sanayicileri Derneği Danışmanı Dr. İsmail Mert, beyin gelişimi bakımından hayati öneme sahip elzem amino asitlerin, başta süt ve süt ürünleri olmak üzere sadece hayvansal kökenli proteinlerde bulunduğunu, insanların da sağlıklı olarak büyümek ve gelişmek için süt ve süt ürünleri tüketmek zorunda olduğunu söyledi.

    Türkiye’de hayvan varlığına dair istatistiksel bilgiler vererek konuşmasını sürdüren Dr. İsmail Mert, süt ve süt ürünleri değer zinciri, Türkiye’nin çiğ süt üretimi ve dünyadaki yeri, Türkiye’de süt sanayi, süt ve süt ürünleri dış ticareti başlıklı konular hakkında da kısa bilgiler verdi.

    Panelin son konuşmasını Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi ve aynı zamanda da Ulusal Süt Konseyi Yönetim Kurulu Üyesi Olan Prof. Dr. Atila Yetişemeyen yaptı. Ulusal Süt Konseyi hakkında genel bilgiler veren ve bu kurumun 2009 yılında Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına bağlı olarak kurulan ve herhangi bir resmi yaptırımı olmayan bir konsey olduğunu ifade eden Prof. Dr. Yetişemeyen; “Özellikle birlik başkanlarımız ve sanayici kardeşlerimiz daha iyi bilirler. Bu konsey değişik kesimlerden oluşmaktadır. Bunların bir tarafı kamu yani Tarım Bakanlığı şemsiyesi ve patronajı altında kurulmuştur. Diğeri de sanayici kesimi, üretici kesimi, araştırma kurumları ve sivil toplum kuruluşlarıdır. Araştırma kurumları içerisinde üniversitelerde var” dedi.

    Ulusal Süt Konseyinin 12 kişilik yönetim kurulu olduğunu ve bunların 3 tanesinin kamular yani Tarım Bakanlığından, 3 tanesinin üretici birliklerinden, 3 tanesinin sanayici kesimden diğer 3 tanesinin de araştırma kurumları ve sivil toplum kuruluşlarından oluştuğunu sözlerine ekleyen Prof. Dr. Yetişemeyen, konseyin en önemli görevlerinden birinin Türkiye’deki süt üretimini artırmak olduğunu da ayrıca ifade etti.

    Soru cevapla devam eden programın sonunda Ayhan Şahenk Tarım Bilimleri ve Teknolojileri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zafer Ulutaş tarafından panel başkanına ve panelistlere teşekkür belgesi takdim edildi.

  • Sigarayla Mücadelede Kontrol Uygulamaları Ele Alınacak

    Türkiye’de kapalı alanlarda sigara ve diğer tüm tütün ürünlerinin tüketilmemesine yönelik yasanın uygulanmasında yaşanan sorunlar, “Tütün Kontrolü Denetimlerinde Neredeyiz” başlıklı çalıştayda ele alınacak.

    İstanbul Aydın Üniversitesi Florya Yerleşkesi’nde gerçekleştirilecek çalıştaya İstanbul Vali Yardımcısı Hasan Öztürk, İstanbul’daki ilçe kaymakamları ve İstanbul Valiliği, İl Halk Sağlığı, Tütün Kontrol Kurulu, Türkiye Sigarayla Savaş Derneği üyeleri katılacak. Çalıştayda sigaraya yılda yaklaşık 40 milyar lira ödeyen ve ortalama her 3 yetişkinden birinin sigara ile diğer tütün ürünlerini tükettiği Türkiye’de kapalı mekanlarda tütün ürünleri tüketilmesiyle mücadelenin detayları görüşülecek.

    Çalıştaya ev sahipliği yapacak olan İstanbul Aydın Üniversitesi’nin Mütevelli Heyet Başkanı ve Türkiye Sigarayla Savaş Derneği Genel Başkanı Dr. Mustafa Aydın, “Tütün endüstrisinin tütün kontrolündeki çabaları bozma ve yıpratma girişimlerine rağmen ülkemizde mücadelede sevindiren gelişmeler kaydedilmiştir. Ancak tütün endüstrisinin tütün kontrolü çabalarında olumsuz etkilere yol açacak faaliyetler de tüm hızıyla devam ediyor” dedi.

    Sigarayla savaşmada ilk günkü kararlılığın sürdüğünü vurgulayan Dr. Aydın, “Sigara dünyada yok oluncaya kadar sigarayla savaşacağız. Ve biz bu mücadeleyi Allah’a ibadet eder gibi yapıyoruz. Tüm yasaklamalara rağmen sigara yasağının delindiğini de görmekteyiz. Nargile bu konudaki en çarpıcı örneği oluşturuyor. Gençler arasında gittikçe popülerleştirildi. Nargile gençlere çok masum sergileniyor. Sigarada nikotin varken nargilede hem nikotin hem de bağımlılık yapan kimyasallar var. Gençler nargile partisi yapıyor. Bu büyük bir problem” şeklinde konuştu.

    “SİGARA, YAŞAM HAKKIMIZA VE GELECEĞİMİZE KURULAN BİR TUZAKTIR”

    Sigaranın hem maddi hem de manevi zararlarına da değinen Dr. Aydın, “Dünya Sağlık Örgütü tespitine göre sigaraya verilen her bir doların karşılığı yaklaşık 1,5 dolarlık sağlık harcamasına yol açıyor. Sigara, yaşam hakkımıza ve geleceğimize kurulan bir tuzaktır. Can düşmanımızdır. Ya öldürür ya da süründürür. ‘Sigara sağlığa zararlıdır’ söylemi, topluma mal olmuş bir slogandır. Ancak, bu sloganın doğruyu ne ölçüde yansıttığı sorgulandığında, sigaranın gerçek etkilerini maskelemek ve sigarayı masum göstermek amacı ile uydurulan bir slogan olduğu anlaşılacaktır” diye konuştu.

    Türkiye’nin yakın dönemlere kadar dünyanın başlıca tütün tüketen ülkelerinden biri olduğunu hatırlatan Dr. Aydın, “Ülkemizde 1998 yılında çıkan 4207 sayılı Yasa’nın 2008 yılından itibaren kapsamı genişletildi ve ceza sistemi de ağırlaştırıldı. Bu sayede tütün kontrolünde kısa süre içerisinde çok önemli ve de takdire şayan gelişme kat edildi. Sağlık Bakanlığı’nın 1980’lerin sonlarında başlattığı çabalar, Türkiye’nin Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi’ni 2004 yılında onaylamasıyla güç kazanmıştır. 2008 yılından beri dünyanın en gelişmiş tütün kontrolü yasalarından birine sahibiz. Ancak tüm çabalara rağmen, tütün kullanımı halen Türkiye’nin başlıca sağlık sorunlarından birisini oluşturmaktadır. Nüfusun yaklaşık üçte biri maalesef halen tütün kullanmaktadır. Sigaranın yol açtığı sağlık sorunlarının tanı ve tedavisi için yapılacak harcamalar da dikkate alındığında tütün kullanımının ekonomik yükü daha da artacaktır. İnsanlar beslenme, eğitim, giyim, eğlence vb. çeşitli amaçlarla para harcarız. Bu tür harcamalar insanların yaşamı ve gelişmesi için gerekli olan harcamalardır. Buna karşılık sigara satın almak için yapılan harcama sağlığı bozan harcama olup kabul edilemez bir harcama şekli olarak düşünülmelidir” diyerek sözlerini sonlandırdı.