Etiket: Uyarıyor

  • Siirt Belediyesi vatandaşları korona virüse karşı levha ve pankartlarla uyarıyor

    Siirt Belediyesi vatandaşları korona virüse karşı levha ve pankartlarla uyarıyor

    Siirt Belediyesi tarafından korona virüse karşı vatandaşların uyarılması amacıyla şehrin muhtelif yerlerine uyarıcı levhalar konuldu ve pankartlar asıldı.

    Siirt Valisi ve Belediye Başkan Vekili Osman Hacıbektaşoğlu’nun talimatıyla sigara içilmesinin yasaklandığı alanlara ‘Sevgili Siirtliler tedbiri elden bırakmayın, evden çıkarken maskenizi takmayı unutmayın’ yazılı pankartlar yerleştirildi. Ayrıca korona virüs psikolojik destek hizmeti hattının yaygınlaştırılması amacıyla da insan yoğunluğunun bulunduğu bölgelere de pankart asıldı.

  • Adli bilimciler yeni nesil terör saldırılarına karşı uyarıyor

    Adli Bilimciler Derneği Başkanı Prof. Dr. İ. Hamit Hancı, yeni nesil terör saldırılarına karşı uyararak, bilişim sistemleri ile siber saldırılarla gerçekleşebilecek terör saldırılarına hazır olunması gerektiğini bildirdi.

    Adli Bilimciler Derneği Başkanı Prof. Dr. İ. Hamit Hancı, yaptığı açıklamada, “Ulaşım araçlarımız, evimizdeki elektronik eşyalar, tıbbi sistemler, insansız hava araçları, uçaklar, sinyal sistemleri, boru hatları hatta kalp pilleri risk altında mı? Bilgisayar sistemleri günümüzde tamamıyla hayatımızın içinde ve doğru şekilde ve insanlığın hizmetinde kullanıldığı sürece fayda da sağlıyorlar. Ancak bu sistemlerde bulunan açıklar kullanılarak kötü amaçlı kullanılabilir mi? Daha da ötesi bu yolla cinayet ya da terör saldırıları gerçekleşebilir mi? Özellikle, tıbbi, otomotiv, havacılık sistemlerinde risk değerlendirmelerini yeterince yapabiliyor muyuz? Öncelikle şu soruyu sormak gerekiyor gerçekten bilişim sistemi kullanılarak cinayet işlenebilir mi? İnternet ortamında varlık gösterebilecek şekilde teknik donanıma sahip olan ve sanal olarak tanımlanabilir nesnelerin oluşturduğu ağ yapısı kolaylığın yanı sıra tehlikelere de açık. Yapılan tahminlere göre 2020 yılında yaklaşık olarak 26 ya da 37 milyar nesne yani akıllı cihaz bu şekilde internet ağında yer alacak. Nesnelerin internet üzerinde var olabilmesiyle geliştirilebilecek olan yenilikler sayısızdır. Bir mağazada ayakkabı reyonunu gezerken kişiye özel indirimleri ve tekliflerin aktarılması, evdeki klimanın eve gelmeden önce açılabilmesi ve eve gelindiğinde evin istenilen sıcaklıkta olması, sıkça kaybedilen veya nereye konulduğu unutulan eşyaların yerinin kolayca tespit edilebilmesi, evdeki ocağın veya fırının uzaktan istenilen bir zamanda açılıp yemek yapma zamanından tasarruf edilebilmesi. Arabanızla yolda giderken karşılaştığınız bir sorun ya da arızanın direkt olarak ilgililere aktarılarak sorunların çözülmesi. Tıbbi cihazlara uzaktan erişerek ayarlarının yapılması. Diğer bir deyişle hayatımızın her alanında akıllı cihazlarla yaşayacağız. Bu cihazlar art niyetli olarak kullanılırsa ne olur? ABD güvenlik firması IID’nin 2013 yılındaki raporuna dayanarak Europol’ün tehdit değerlendirme raporu, çevirim içi (on-line) cinayetlerin olabileceğini iddia etmiştir” ifadelerini kullandı.

    “Cihazlardaki güvenlik boşlukları ortadan kaldırılmalı ve milli yazılımlar oluşturulmalıdır”

    Sağlık merkezlerinin siber saldırıların kurbanı olma riski taşıdığını bildiren Hancı, şunları kaydetti:

    “Ünlü bilgisayar korsanı (Hacker) Ekim 2011’de düzenlenen McAfee FOCUS 11 konferansında insülin pompası aletlerine uzaktan saldırarak insülin miktarını değiştirmeyi başarmıştır. Şubat 2012 yılında ise San Francisco’da RSA Güvenlik Konferansında transparan bir manken kullanarak 90 metre uzaklıktan yüksek kazançlı anten yardımıyla insülin pompasını kontrol etmiştir. Bu durumda şeker hastası olan bir kişi rahatlıkla suikast kurbanı olabilir. Bir diğer saldırıya uğrayabilecek medikal cihaz ise uzaktan kontrollü kalp pilleridir. Barnaby Jack 2012 yılında kalp pili üzerinden nasıl suikast yapılacağını göstererek anlatmıştır. Bu durum ayrıca Homeland dizisinde de konu edinmiştir. Jack blog sitesinde, filmdeki suikast sahnesinin kendi yöntemine göre daha zor olduğunu, ayrıca kalp pillerine erişmek için seri numarasına ihtiyaç olmadığını belirtmiştir. Jack 2013 yılında ölmeden bir hafta önce Las Vegas’ta düzenlenen Black Hat 2013 konferansında kalp implantları ile ilgili sunum yapmıştır. Bu konferansta Jack 50 feet yarıçap alanında herhangi bir kalp pili takılı insanlara uzaktan elektro şok dalgaları göndermiştir. Ayrıca 300 feet uzaklıktan insülin pompaları taratmış ve cihazların seri numarası olmaksızın cihazlara bağlanmış ve bu cihazlar insülin miktarını ayarlayarak hastalar üzerine şok göndermiştir. Amerika Bileşik Devletleri Gıda-İlaç İdaresinin 2015 yılında cihazlar üzerinde yaptığı bir araştırmada Hospira Life Care PCA3 ve PCA5 bilgisayarlı infüzyon pompa sistemlerine hackerlar tarafında kablolu veya kablosuz ağ kullanılarak uzaktan erişilebileceğini ve verilen ilaç dozlarında değişim yapılabilineceğini belirtmiştir. ABD’de doktorun uyguladığı ilaçların takibi için kullanılan sistemdeki teknik hataları tespit eden Charles Cullen isimli hemşire sistemdeki açığı kullanarak 2006 yılında yakalanana kadar 16 yılda en az 40 hastayı ölümüne neden olduğunu kabul etmiştir. Dikkat çeken bir husus olarak 2007 yılında, dönemin Amerika Birleşik Devleti Başkan Yardımcısı olan Dick Chenney’in kalbine takılı kalp pilinin kablosuz erişim özelliğinin devreden çıkartılmasıdır. Bu nedenle ilk olarak cihazlardaki güvenlik boşlukları ortadan kaldırılmalı ve milli yazılımlar oluşturulmalıdır.”

    Otomotiv

    Bir başka suikast yönteminin ise arabalar üzerinden olduğunu kaydeden Hancı, “Bu yöntemle ilgili en revaçtaki tartışma Rolling Stone and Buzzfeed gazetecisi Michael Hastings’in 18 Haziran 2013’te aracıyla hızla bir ağaca çarpması sonucu ölmesidir. Eski ABD Ulusal Güvenlik, Altyapı Koruma ve Terörle Mücadele Koordinatörü Richard Clarke, kazanın bir otomobil siber saldırısıyla yapıldığını açıklamıştır. Çinli Keen güvenlik laboratuvarı araştırmacıları Samuel LV, Sen Nie, Ling Liu ve Wen Lu bazı araçların modellerini fren sistemleri de dahil olmak üzere hackleyerek kontrol altına aldıklarını duyurmuşlardır” açıklamasında bulundu.

    Akıllı ev sistemleri

    “Evlerinizde bulunan tüm aletler, havalandırma sistemleri ve kapı sistemlerinin bilgisayar sistemlerine bağlandığı ve bu sistemlerin ele geçirildiğini düşünürsek ölümcül sonuçlar doğurabilir” diyen Hancı, “Michigan Üniversitesinden profesör Atul Prakash ve çalışma ekibi Mayıs 2016 tarihinde yapılan bir araştırmayla akıllı ev sistemlerine bağlanarak evlere ait kapı sistemlerini açabildiklerini deney yaparak göstermişlerdir. Bu aynı zamanda bir saldırı da insanlar içerdeyken kapıların üstlerine kapatılmasını da sağlayabilir” ifadelerini kullandı.

    İnsansız hava araçları

    İnsansız hava araçlarının genel olarak drone ismiyle bilindiğini, keşif gözetleme, yangın söndürme amacının yanında silahlı olarak da kullanılabileceğini belirten Hancı, şu ifadelere yer verdi:

    “Texas Üniversitesinden Todd Humphreys ve ekibi Radionavigation Laboratuvarında GPS bağlantılı insansız hava araçlarının nasıl hacklendiğini göstererek durumun ciddiyetini göstermiştir. 2011 yılında İran, ABD’nin ait insansız hava aracını elektronik olarak kontrol ederek ele geçirdiğini duyurmuştur. Bu haberler göz önüne alındığında, insansız hava araçları da bilişim yoluyla ele geçirilerek özellikle silahlandırılmış İHA’lar terör ya da suikast amacıyla kullanılabilir. Ya uçaklara, boru hatlarına, doğalgaz ya da nükleer santrallere gerçekleştirilebilecek saldırlar. Bilgisayar sistemleri sürekli olarak gelişmekte ve hayatımızın her alanında artık kullanılmaktadır. Bu durumdan kaçmak neredeyse imkansızdır. Hayatımızın her alanına getirmiş olduğu kolaylıklar bakımından değerlendirildiğinde pozitif yönden katkısı muhakkaktır. Ancak bu durumun bilgisayar korsanları tarafından da takip edildiğini ve kullanıldığını göz ardı etmemek gerekir. Tıbbi cihazların, kablolu ya da kablosuz bağlantıları ve güvenlik denetlemeleri periyodik olarak yapılmalı, kullanılacak taşıtların uzak bağlantı güvenliği konusunda yeterli bilgi sahibi olunmalı, akılı ev sistemlerinde mevcut güvenlik denetlemeleri yapılmalı, güvenlikle ilgili şifreler standart halde bırakılmamalı, insansız hava araçlarında güvenlik seviyesi üst seviyede olmalı, yerli yazılımlar desteklenmesi sağlanmalıdır.”

  • Uzmanlar uyarıyor: “Diyabet gözde önemli hasarlara yol açıyor.”

    14 Kasım Dünya Diyabet Günü nedeniyle açıklamalarda bulunan Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Yusuf Durlu, 20 ile 65 yaş arasındaki kişilerde en sık görülen körlük nedeninin diyabet olduğunu söyledi.

    Durlu, yüzyılın en önemli sağlık sorunlarının arasında yer alan diyabetin, ülkemizde de çok sık görüldüğünü ve yaklaşık 8 milyon kişinin diyabetli olduğunu kaydetti.

    Diyabetin, başka bir çok hastalığa zemin hazırladığını ve bazı organlarda kalıcı hasarlara yol açtığını vurgulayan Durlu, gözde de önemli hasarlar yaptığını söyledi.

    Şeker hastalığında, kontrolü yapılmayan hastaların daha yüksek risk altında olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Yusuf Durlu, “Şeker hastalığının süresi arttıkça gözde hasar yapma riski artıyor. Bu risk özellikle diyabet hastalığının onuncu yılından sonra ortaya çıkıyor. Öncelikli olarak gözün ağ tabakası (retina) etkileniyor. Katarakt, diyabetli hastalarda daha sık ve erken yaşlarda ortaya çıkıyor. Diyabet, göz kaslarının sinirlerini tutarak felçlere, göz içi kanamalara ve ileri evrelerde göz içi basıncının artması yani glokoma yol açabiliyor” diye konuştu.

    Hastalarda genellikle yavaş ilerleyen görme azalması ve bazen de ani görme kayıplarının da olabileceğini vurgulayan Doç. Dr. Yusuf Durlu, şunları söyledi:

    “Hastaların gözlerinde hasar oluşmasına karşın görmeyle ilgili önemli şikayetleri de olmayabilir. Bu durum şeker hastalarının muayenelerinin, diyabet uzmanıyla beraber göz doktoru tarafından yapılmasının önemini gösteriyor. Erken tanı, sık kontroller ve uygun tedaviyle birçok diyabetli hastada ciddi görme kayıpları engellenebiliyor. Bu nedenle şeker hastalarının görmelerinde azalma olmasını beklemeden ilk tanı konulduğu zaman ve daha sonra en az yılda bir kez damlalı göz dibi muayenesi yaptırmaları çok önemli.”

  • Uzmanlar uyarıyor: “Lütfen bu çok basit yöntemi kullanın”

    Op. Dr. Servet Kocaöz, elleri yıkayarak büyük hastalıklardan korunulabileceğinin altını çizdi.

    Op. Dr. Servet Kocaöz mikropların çevremize yayılmasını önlemede en etkili, en ucuz, en kolay yöntem el yıkaması olduğuna değinerek “El yıkamanın önemi bazı yabancı ülkelerde çocuk yuvalarında eğitim vererek başlar ve bir çok devlet ve özel sektörlerde her yaşa ve kişiye eğitimle devam eder. Bizim ülkemizde de Sağlık Bakanlığı olarak yıllık faaliyetlerimiz içerisinde sık sık yer verdiğimiz, önemini mutlaka vurguladığımız bir konudur. Biz sağlık kurumlarımızda sağlık personellerimize yönelik hizmet içi eğitim programlarımızda “el hijyeninin” önemini sürekli vurguluyoruz. Okullarımızda öğrencilerimize el hijyeni eğitimleri düzenliyoruz. Bu konunun ülkemizde sağlık sektöründe ve gıda sektöründe ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. El hijyeni yalnız belli sektörlerde çalışanların değil tüm vatandaşlarımızın sağlığı için önemli bir konudur” dedi.

    Koca öz el yıkamanın neden önemli olduğuna değinerek “Peki, neden el yıkama bu kadar önemli? Ellerimizde oldukça yüksek sayıda mikroorganizma vardır. Vücudumuzdaki dağılım oranı Elde %40, Koltuk altı %15-25, Bel altı %30-39 dur. Mikroorganizmalar bizlere bulaşır. Hastalık yaparlar. Bakteriler, mayalar, küfler, mantarlar uygun ortam bulduklarında çoğalarak zararlı hale gelirler. Ellerimizle her şeye dokunarak, mikropları ellerimize almış oluruz. Böylece mikropları yayarız ve başkasından da alırız. Kirlenmiş ellerle kendi sağlığımızı ve başkalarının sağlıklarını da tehlikeye sokarız. Solunum yolu, soğuk algınlığı, bronşit, grip, ishal,verem gibi hastalıklar bulaşıcıdır. özellikle bu tarz hastalıklarda el hijyeni daha da büyük önem kazanır. Ellerin sık yıkanması sağlığımız için önemlidir. Hastalıkları yaymaktan ve hasta olmaktan korur. En az el yıkama alışkanlığı Gençlerde %22”dedi.

    Op. Dr. Servet Kocaöz “ellerimizi ne zaman Yıkamalıyız?” sorusuna ise “Her tuvalete gidişten sonra, Ellerinizi çok kirli görürseniz hemen, Yemek yemeden ve yemek hazırlamadan önce, Kirli gıdalara, et, tavuk,balık, sebze, meyve gibi gıdalara dokunduktan sonra, İşten evinize dönmeden önce,evinize vardıktan sonra, Hapşırdıktan, öksürdükten, burun, kulak artıkları ile temastan sonra, Vücudunuzun herhangi bir kirli bölgesine dokunduktan sonra, Vücudunuzdaki kesik veya yaralara dokunduktan sonra, Gözünüze ve yüzünüze dokunmadan, makyaj yapmadan önce, Hayvanları sevdikten ve dokunduktan (kafes, malzeme dahil) sonra, Hasta kişilere dokunduktan ve el tokalaştıktan sonra, Para saydıktan ve çöplere dokunduktan sonra ellerimizi yıkamalıyız”dedi.

    Balıkesir İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Servet Kocaöz “nasıl el Yıkamalıyız?” sorusuna da, “Eller akan su altında iyice ıslatılarak, avuç içine alınan sabunun iyice yayılması sağlanır. En az 15-20 saniye süresince ellerimizin üstü, altı, parmak araları, tırnak altları, avuç içi, dirsek hizaları iyice ovuşturulur. Çok iyi bir şekilde sabun ve köpük gidene kadar durulanır. Kağıt havlu ile veya şahsi havlu ile iyice kurulanır” şeklinde cevap verdi.

  • Uzmanlar güneş alerjisine karşı uyarıyor

    Medova Hastanesi Cilt Hastalıkları Uzmanı Dr. Ezgi Ulu, havaların ısınmasıyla birlikte vatandaşları güneş alerjisine karşı dikkatli olmaları konusunda uyardı.

    Güneşten bilinçli bir şekilde korunmanın yollarını aktaran Uzman Dr. Ezgi Ulu, “Kış günlerini geride bıraktık artık yaz gelmeye başladı. Güneş ışınlarının kendini göstermesi ile birlikte, güneşin faydaları kadar zararlarını da görmeye başladık. Bu aşamada güneşten bilinçli bir şekilde korunmak gerekiyor. Tabi ki güneşte bulunacağız, D vitaminimizi alacağız ama bir taraftan da güneşin zararlı ışınlarından korunmamız gerekiyor. Güneşten korunma dediğimiz zaman ilk aşamada güneşten koruyucu kremlerle yapıyoruz biz bunu” dedi.

    Güneş kremlerinin nasıl kullanılması gerektiğini konusunda da bilgi veren Dr. Ulu, “Güneşten korunmada güneş kremlerinin rolü çok büyük. Yalnız güneş kremi dendiği zaman ‘Bir kez sürelim çıkalım, ya da sadece tatilde sürelim’ hayır, öyle değil. Güneş kremi aslında yaz-kış kullanılması gereken bir şey. Özellikle yazın güneşe çıkmadan yarım saat önce sürülmeli, daha sonra da uzun süre dışarıda kalacaksak 2-3 saatte bir tekrarlamamız gerekmekte. ‘Güneş kremini minik minik sürelim dışarıdan belli olmasın’ bu da yanlış bir uygulama. O kapatıcı etkisini, fiziksel bariyer etkisini görebilmemiz için, yoğun bir şekilde 3 saatte bir tekrarlamamız gerekiyor” diye konuştu.

    “10.00 ile 14.00 arasında mümkünse güneşte çok kalmamamız gerekiyor”

    Çocukların da güneşten korunması gerektiğine dikkat çeken Dr. Ulu, “Çocukları da muhakkak korumak gerekiyor. Çocuklarda özellikle güneş alerjilerini daha çok görüyoruz. Çocukluk çağında oluşan güneş yanıkları, ileride deri kanseri riskini arttırabiliyor. O yüzden özellikle çocuklarda 6 aydan sonra koruma sağlamamız gerekiyor. Peki, güneş koruma kremi tek başına yetiyor mu? Hayır, ne yazık ki yetmiyor. Böyle bir durumda özellikle saat 10.00 ile 14.00 arasında yani güneşin en yoğun olduğu dönemlerde mümkünse güneşte çok kalmamamız gerekiyor. Gölge alanları tercih etmemiz gerekiyor. Gerekirse şapka, güneş gözlüğü gibi ekstra koruyucularla biraz daha korunmaya dikkat etmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    Güneş lekelerinin artış sebeplerinden de bahseden Dr. Ezgi Ulu, “Güneş alerjisi dediğimiz şey deride bir çeşit güneşin yoğun ışınlarıyla etkisiyle oluşan kaşıntı, kabarma, kızarma, kızarıklıklar şeklinde kendini gösterir. Kişi güneşe çıktığında böyle bir şeyden yakınır, 15-20 dakika sonra gölge bir alana geçtiğinde bu şikayetleri kendiliğinden geriler. Bazen uzun süre devam ederse ilaçlarla tedavi gerekiyor. Bunlardan korunmak için daha çok biz de güneşten korunmanın yollarını anlatmaya çalışıyoruz. Çünkü ilk aşamada hasta çok bir şey fark edemese bile ilerleyen yıllarda güneşin zararlı etkileri ortaya çıkmaya başlıyor. Ne kadar iyi korunursak ileriki yıllarda bu etkileri de kendi vücudumuzda, cildimizde o kadar azaltmış oluruz” dedi.

    “Çağımızın en büyük sorunlarından biri genç yaşta başlayan güneş lekeleri”

    Dr. Ulu, çağın en büyük sorunlarından birinin de özellikle genç yaşlarda başlayan güneş lekeleri olduğunu belirterek, “Gerçekten bir sürü hastamızın kabusu şeklindeler. İşte ‘kışın azalıyor yazın daha da artıyor’ şeklinde aslında yazın daha çok artmasının sebebi bir şekilde bizim optimal koruma sağlayamamamız. Optimal korumayla biz bunu en aza indirgeriz. Baktık olmuyor, lekeler artmaya meyilli geriletemiyoruz, o zaman lekeler için de tedaviler düzenliyoruz. Önce medikal tedaviler veriyoruz. Medikal tedavilerin yetersiz kaldığı yerlerde dermokozmetik uygulamalar yapıyoruz. Şu anda teknoloji bu konuda çok gelişti. Çeşitli lazer uygulamaları ya da PRP dediğimiz kendi kanımızdan elde ettiğimiz plazma ile lekelerde belirgin bir miktarda açılma görebiliyoruz. Bu sonuç hem bizleri çok mutlu ediyor hem de hastaları çok mutlu ediyor. Geriye sadece güneşten başarılı bir şekilde korunmaları ve lekelerin tekrarlamaması kalıyor” şeklinde konuştu.