Etiket: Uyarıları

  • Pedagoglardan ailelere yarıyıl tatili uyarıları

    Milyonlarca öğrencinin beklediği yarıyıl tatili, 23 Ocak-3 Şubat arasında yapılacak. Karnesindeki notları ortalamanın altında olan çocuklara, ailelerin nasıl bir yaklaşım içerisinde olmaları konusunda uyarılarda bulunan pedagoglar, öğrencinin çok üst düzey maddi boyutta ulaşamayacağı ödüller almasının çok anlamlı olmadığını, çocukların tatili, tatil gibi yapmaları gerektiğini vurguladı.

    19 Eylül’de başlayan 2016-2017 eğitim öğretim dönemi, 23 Ocak itibariyle son bulacak. 23 Ocak 2017-3 Şubat 2017 tarihleri arasında yapılacak yarıyıl tatili için pedagoglar ailelere uyarılarda bulundu. Pedagog Hakan Şahintürk, “Türk eğitim sisteminde, eğitim öğretimin birinci dönemi bitmek üzere. Ve bütün öğrenciler karnelerini alacaklar. 4 buçuk aylık bir emek, yorgunluk ve bununla beraber ve belki de bıkkınlık öğrenci, öğretmen ve veliler de herkes tatili hak etti. Çocuklar öncelikle tatili hak etti. Öğrencilerin performanslarını değerlendirmek amaçlı öğrenciye ilköğretim, ortaöğretim, lise düzeyinde karnelerini verecek öğretmenleri. Karne, öğrencinin yıl içerisinde dönem içerisinde derslerini başarısını ölçen bir değerlendirme, ölçme değerlendirme sonuç belgesi. Karne sadece ve sadece öğrencinin akademik başarısını ölçüyor. Öğrencinin kişiliğini ölçmüyor, karakterini ölçmüyor, başka bir özelliğini ölçmüyor. Karne sadece okuldaki akademik başarısının ölçümünü belirleyen bir sonuç belgesi Türk eğitim sisteminde. Anne babalar önce bunu bu şekilde kabul etmeliler. Her çocuğun performansı farklı, her çocuğun gelişim özellikleri farklı, her çocuğun akademik özelliği farklıdır. Öncelikle süreç odaklı olmak zorundayız. Çocuklar gelişim dönemlerinde, akademik başarı anlamında farklılık gösterebilirler. Her çocuğun aynı başarıyı göstermesini beklemek çok büyük haksızlık olur” diye konuştu.

    “’Neler yapabiliriz’i konuşmak çocuğa ayrı bir güven kazandıracaktır”

    Anne ve babaların karnesini alan çocuğa nasıl davranmaları konusunda uyarılarda bulunan Pedagog Şahintürk, “Çocuğun bir kere duygularını anlamaya çalışmak anne babalar için en önemli olmazsa olmazlarından biri. Çocuğa her şartta yanında olduğuna dair, geri bildirimlerde bulunmak çok önemli. Özellikle karnesi ortalamanın altında olan çocuklara, ‘evet, seni anlıyorum, üzülüyorsun. Bunları düzeltmek için ya da istediğin başarıyı elde edebilmek için neler yapabiliriz’i konuşmak çocuğa ayrı bir güven kazandıracaktır, ayrı bir aidiyet duygusu yaşatacaktır. ‘Annem babam benim yanımda’ yani ’senin için ne yapabiliriz’i konuşmak çok önemli. Duygularını anladığına dair doğru geri bildirimler vermek çok önemli” dedi.

    “Ailenin çocukla daha kaliteli zaman geçirmesi amaçlandırılmalı”

    Karnesi iyi olan çocuklar için bazı ailelerin ödül verdiklerini belirten Şahintürk, “Tabii ki ödüllendirmeler yapacaklar aileler ama öğrencinin çok üst düzey maddi boyutta ulaşamayacağı ödüller almak çok da anlamlı değil. Tatilin amacı, ailenin çocukla daha kaliteli zaman geçirmesi amaçlandırılmalı. Daha kaliteli geziler düzenlenebilir. Evde çeşitli aktiviteler düzenlenebilir. Öğrencinin eğitsel anlamda katkı da bulunabilecek bir takım aktiviteler yapılabilir. Yani ailenin çocuğa bu anlamda sosyal ödüller vermesi de tatil döneminde çok önemli” şeklinde konuştu.

    “Tatili, tatil gibi yaşasın çocuklar”

    Sömestr tatilini çocukların iple çektiklerini söyleyen Şahintürk, “Bütün gün çocuğa ‘ders çalış, ders çalış, eksiklerin var’ demek çok anlamlı değil. Zaten yoruldular. Sabahın köründe, gün ağarmadan okula gidiyorlar. Akşam saat 5’ten önce çıkmıyorlar. Gelişim çağındaki çocuklar için hakikaten çok zor. Bununla beraber tatilde rahat edecek çocuk, biraz rahat bırakalım çocukları. Elbette ki eksiklerini tamamlayacak. Program yapması konusunda ona nasıl yardımcı olabileceğini iletirseniz çocuk da sizinle işbirliği içerisinde olabilir. Ona destek amaçlı yanında olduğuna dair bir takım geri bildirimler vermek çocuğun özgüvenini arttıracak. Size karşı olan güvenini arttıracak. Birbirinize karşı olan güven köprüsünü daha sağlamlaştıracak. Tatili, tatil gibi yaşasın çocuklar. Zaten iple çekiyorlar, yorgunlar. Anne baba bu konuda biraz daha empatik olsunlar. Çocuklarını koşulsuz sevsinler, samimi olsunlar, net olsunlar. Onlar için yeterli olacaktır” dedi.

  • Afyonkarahisar Devlet Hastanesi Diyetisyeni Nil Kitiş’ten Ramazan Ayında Beslenme Uyarıları:

    Afyonkarahisar Devlet Hastanesi Diyetisyeni Nil Kitiş, Ramazan’da 17 saat süren açlık nedeniyle çeşitli sağlık sorunlarının oluşabileceğine dikkat çekerek, sahurda çay, kahve gibi sıvı gıdaların yerine süt ve ayran tüketilmesi gerektiğine vurgu yaptı.

    Ramazan’da beslenmeyle ilgili dikkat edilmesi gereken hususları sıralayan Diyetisyen Kitiş, Ramazan ayı süresince, öğün düzeninde ve tüketilen besinlerde değişiklikler olduğunu söyledi. Yapılan beslenme hataları ile birlikte oruç tutan kişilerde birçok sağlık sorunu gözlenebileceğine dikkat çeken Diyetisyen Kitiş, düzenli bir beslenme planının uygulanması ile bu sağlık sorunlarını yaşamadan huzurlu bir şekilde Ramazan ayını tamamlamak mümkün olabileceğini kaydetti. Kitiş, açıklamasında şunları söyledi:

    “Birçok kişi Ramazan süresince sahura kalkmadan oruç tutar. Fakat iftarda veya gece yatmadan önce yediğiniz besinlerle oruç tutmak, kan şekerinizde ve tansiyonunuzda dalgalanmalara sebep olur. Sahura kalkmadan oruç tutan kişilerde, baş ağrısı, halsizlik, yorgunluk ve dikkatsizlik gibi sorunlar gözlenir. Ayrıca, yaklaşık 17 saat süren açlık nedeni ile vücudun harcadığı enerji azalır ve buna bağlı olarak kilo artışı ve vücutta yağlanma gözlenebilir. Sahur sofrasında, yumurta, süt, yoğurt, ayran ve eğer tüketilebiliyor ise ızgara tavuk eti ve kuru baklagil çorbaları gibi proteinden zengin besinler tercih edilmelidir. Protein içeren besinler midede daha uzun süre kaldıklarından dolayı daha uzun süre tokluk sağlarlar. Sahurda söğüş sebze ve kepekli ekmek tercih edilmesi de tokluk süresini uzatacak ve kan şekerinde oluşabilecek dalgalanmaları önleyecektir. Sahurda çok yağlı besinler tüketilmesi, gün boyunca aç kalan vücudunuzda daha fazla yağ depolanmasını tetikleyecektir. Sahurda vücuttan su atımını arttıran çay, kahve gibi içecekler yerine süt ya da ayran gibi içecekleri tercih etmek daha sağlıklıdır” diye konuştu.

    “İFTARDA ÇOK YAĞLI YİYECEKLERE DİKKAT!”

    İftarda ne tür besinler tüketilmesi gerektiği konusunda da bilgiler veren Diyetisyen Kitiş, “İftar sofrasında hurma, peynir, domates, zeytin gibi kahvaltılıklar, çorba, ızgara et, yoğurt ve sebze yemeği ya da salatadan oluşan hafif bir menü idealdir. Çünkü çok şekerli besinler tüketmek kan şekerini hızlı yükseltirken, çok yağlı besinler tüketmek sindirim sorunlarına ve karın ağrısına neden olabilir. Ağır şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlıları tüketmeye gayret etmek vücut ağırlığını korumak açısından daha uygundur. Mide sorunları ya da hazımsızlıktan şikayet etmek istemiyorsanız kızartma ve kavurmalardan uzak durmalısınız. Bütün gün oluşan açlıktan sonra, kişiler iftarda çok hızlı bir şekilde ve çok miktarda besin tüketmektedir. Bu alışkanlık kan şekerinin hızlı yükselmesine ve karın ağrısı, hazımsızlık, kabızlık gibi sağlık sorunlarına yol açar. Beyin, ilk yemek yemeğe başlandığı süreden en az 20 dakika sonra tokluk sinyali oluşturur. Bu yüzden hızlı yemek yemeniz tokluk sinyali oluşuncaya kadar daha çok miktarda besin tüketmenize ve kilo almanıza neden olacaktır. Bütün bu olumsuzluklardan korunmak için, iftar öğününüzü kendi içinde ikiye bölün ve çorbanızı içtikten 15 dakika sonra ikinci kısmı tüketin. İftarla beraber bir kase çorba ve 1 dilim ekmek yeterli olacaktır. Menüde yer alan diğer yemekleri ikinci öğününüze saklayın. Gece açlık hissettiğinizde tüketeceğiniz bir bardak süt ve bir porsiyon meyve kan şekerinizi dengede tutmak için yeterli olacaktır. Sağlıklı bir Ramazan ayı geçirmek için öğün düzeninize dikkat etmeniz, yavaş ve iyi çiğneyerek yemek yemeniz ve sofranızdan kahvaltılıkları, çorbaları, sebzeleri, yoğurdu ve kepekli ekmeği eksik etmemeniz yeterli olacaktır”diye konuştu.

  • KPSS’ye Girecek Adaylara Son Dakika Uyarıları

    Memur olma hayalleri kuran milyonlarca kişi, 22 Mayıs Pazar günü yapılacak Kamu Personel Seçme Sınavı’nda (KPSS) ter dökecek. Liderlik Okulu Kurucusu Kişisel Gelişim Uzmanı Erkut Ergenç, sınav öncesinde ve sınav anında adayların işine yarayacak ve başarını artıracak 10 faktörü açıkladı.

    Devlette işe başlamanın ilk basamağı olan KPSS sınavının ilki 22 Mayıs Pazar günü gerçekleştirilecek. Tüm adayların sınav öncesi ve sonrasında dikkat etmesi gereken konular hakkında bilgi veren Liderlik Okulu Kurucusu Kişisel Gelişim Uzmanı Erkut Ergenç, adaylara zorlu yarışta avantajlı kılacak ipuçlarını açıkladı. Adayları sınav öncesinde dikkat etmesi gereken noktalar konusunda uyaran Ergenç, şu bilgileri verdi:

    “Memur adaylarının sınavdan bir gün önce uykularını iyi almaları gerekiyor. Sınav sabahına uykusunu almış ve zinde bir şekilde uyanmaları sınav anında dinç olmaları açısından çok önemli.

    Sınav sabahı hafif bir kahvaltı yapmalarını öneriyoruz. Ağır ve yağlı besinlerin yer aldığı bir kahvaltı, sınav sırasında uyku hali oluşturabilir.

    Adaylar sınavdan bir gün önce mutlaka meteoroloji raporuna bakmalıdırlar. Hava durumuna uygun, rahat elbiseleri tercih etmelidirler. Sınav sırasında üşümek ya da sıcaktan bunalmak mümkün olabilir.

    Sınavda yanlarında mutlaka su olmalı. Ancak alacakları suyu dökülme ihtimaline karşın, ayaklarının yanına koymalıdırlar. Tüm sınav evraklarının ıslanmasını istemeyiz.

    Bir memur adayı olarak, sınavı olacağınız sıraya oturduğunuzda, sınava başlamadan bir kaç defa derin nefes alın ve gevşeyin. Nefes stres seviyesini azaltmak için birebirdir.

    KPSS gibi önemli sınavlarda stres yönetimi çok önemlidir. Stresinizi orta düzeyde tutmaya çalışın. Sınav öncesinde, herkesin eşit şartlarda yarıştığını, sizin dışınızdaki tüm adayların da stres düzeyinin yüksek olduğunu düşünün ve rahatlayın.

    Sınava en iyi bildiğiniz bölümden başlayın. Matematik ve Türkçe sorularının sınav sonucuna katkısı daha fazladır. Bu yüzden sınav sonunda vaktiniz kalırsa iki dersin sorularının üzerinden tekrar geçin.

    Sınavı erken terk etmeyin. Zamanınızın tümünü kullanın.

    Sınav sırasında sıkıldığınız ya da zorlandığınız anlarda bir kaç saniyeliğine de olsa kafanızı kaldırıp etrafınıza bakın. Dikkatinizi anlık olarak stres alanından uzaklaştırıp. tekrar yeni bir soruya konsantre olun.

    Sınav sonuçlarını optik forma kodlarken, soruları tek tek veya sınav bittiğinde tümünü kodlama yöntemlerini tercih etmeyin. Her sayfa bittiğinde üçer veya dörder soruyu kodlayarak, sonuçları forma geçirin. Bu şekilde kaydırma riskiniz en aza inecektir”.

  • Emo Temsilcisi Sınırkaya: “Uyarıları Dikkate Almayanlar Faturayı Canları İle Ödüyor”

    Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Erzurum Temsilcisi Namiye Sınırkaya, yaptıkları uyarıları dikkate almayan insanların canlarından olduğunu söyledi.

    EMO Temsilcisi Namiye Sınırkaya, bir süre önce yaptığı açıklama da elektrikli battaniye ve ısıtıcılardan uzak durulması gerektiğinin altını çizerek, aksi takdirde feci ölümlerin meydana gelebileceğine dikkat çekmişti. Sınırkaya, soğuk kış aylarında kullanılmaya başlanan elektrikli ısıtıcı, battaniye, klima ve su ısıtıcısı gibi elektrikli cihazların insan sağlığını birinci derecede tehdit ettiği, söz konusu cihazlara birkaç metreden fazla yaklaşılmaması gerektiğini savunmuştu. Sınırkaya, “Elektrik battaniye ile yatmak mahsurlu ve katiyen uzak durulması gerekiyor. Fiziksel sakıncaları zaten bilinen bir gerçek. Bir de buna ilaveten yüksek radyasyonun maruz bırakacağı rahatsızlıklar eklenirse durumun daha tehlikeli boyutlara tırmandığı inkar edilemez. Özelikle son yıllardaki kanser vakalarının artışındaki en önemli nedenlerinden birisi ise bilinçli ya da bilinçsizce radyasyona maruz kalmak. Ayrıca battaniye içerisindeki tellerin ince olması nedeniyle de aşırı ısınan elektrik tellerinin sebep olacağı yangın ve çarpmaları da unutmamak gerekir ” şeklinde uyarılarda bulunmuştu.

    Yapılan bu uyarıları dikkate almayanların hayatlarını kaybettiğini belirten Sınırkaya, “Uyarılarımızdan kısa süre sonra Sivas da aynı aileden üç kişi elektrikli battaniye den dolayı hayatlarını kaybetti.” dedi.

    Bilindiği gibi geride bıraktığımız hafta Sivas’ta meydana gelen olayda elektrikli battaniyeden kaynaklı çıkan yangında aynı aileden iki kişi yanarak, bir kişi ise dumandan zehirlenerek hayatını kaybetmişti.

    5 kişilik Altun ailesinin yaşadığı dairede 93 yaşındaki babaanne Fatma Altun torunu 6 yaşındaki Muhammed Hüseyin ile birlikte ısınmak için elektrikli battaniyeyi yakarak uyumuş ve battaniye bilinmeyen bir sebepten dolayı alev almıştı. Komşuların alevleri fark etmesinin ardından olay yerine itfaiye ekipleri çağrılmış ve evde kalanları dışarı çıkarmak için komşular yoğun çaba sarfmişlerdi. Ancak herşeye rağmen yangında babaanne Fatma Altun ile beraber uyuduğu torunu Muhammed Hüseyin yanarak feci şekilde can vermiş, 4 yaşındaki Zeynep ise kaldırıldığı hastanede tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetmişti.

    Sınırkaya, bu tür olayların bir daha yaşanmaması için vatandaşların, uzmanlar tarafından yapılan uyarıları dikkat almalarını isteyerek, “Umarız bu son olay olur. Bir daha böyle bir facia yaşanmaz. Ancak bunun için de kesinlikle vatandaşlarımızın, uzman kişilerce yapılan uyarıları dikkate almaları lazım. Aksi taktirde dikkate almadıkları uyarıların faturalarını canları ile ödeyebilirler.” dedi.

  • Uzmanlardan Karne Uyarıları

    Özel Hayat Hastanesi psikologlarından Uzm. Klinik Psikolog Dilek Kaymak Kısaer, okulların sömestr tatiline girmesiyle birlikte karne heyecanının öğrenci ve velilerde kabusa dönüşmemesi için önemli uyarılarda bulundu.

    Her karne döneminde olduğu gibi bu karne döneminde de üzülen öğrencilerin olacağını söyleyen Uzm. Klinik Psikolog Dilek Kaymak Kısaer, yaşanacak bu hayal kırıklığı karşısında ailelerin sergilemesi gereken tutum ve davranışlar hakkında bilgiler paylaştı. Öğrencilerin karnelerine ortalama ne geleceğini bildiğini ancak bunu o güne kadar aileleriyle paylaşmadığı için problem yaşandığı belirten Kısaer, “Karne gününe kadar aile çocuğun derslerinin iyi geleceğini düşünüp kötü karne geldiğinde şaşırıyorsa burada iyi gitmeyen bir iletişimden bahsedilebilir. Karne sendromunu düzeltmeye oradan başlanmalıdır. Çünkü çocuk derslerim kötü gidiyor ve bunun için yardım istiyorum diyemiyordur. Bazen anneler ve çocuklar arasında inanılmaz bir iletişim vardır ve anne o çocuğun başarısızlığını kendi başarısızlığı olarak algılayabilir. Ya da anneler ve çocuklar arasında iletişim oldukça zayıftır, sürpriz karneler gelir ve tepki oluşur. Her iki uç da sıkıntılıdır” dedi.

    “KÖTÜ KARNENİN BİRÇOK NEDENİ VARDIR”

    Kötü gelen bir karnenin birçok nedeni olabildiğini söyleyen Kısaer, “Aslında karne bir semptomdur ve arkasında yaşanan mutlaka başka bir şeyler vardır. Bu bir çıktıdır burada girdilere bakmak lazım. Aile çocuk iletişiminde problem olabilir, aile içinde başka problemler vardır ve çocuk bundan etkilenmiş olabilir. Çocukta bir öğrenim güçlüğü veya dikkat eksikliği olabilir ve aile bu zamana kadar fark etmemiş olabilir. Veyahut sık rastladığımız bir durum olan, çocuk ders çalışma becerisini edinememiş ve aileler bunu küçük yaştan itibaren vermede zorluk yaşamıştır. Tüm bunların sonucunda kötü notlar görülebilmektedir” şeklinde konuştu.

    KÖTÜ KARNEYE KARŞI NASIL YAKLAŞIM SERGİLEMELİ

    Karneyi eline alan aile bireyinin kötü notlar karşısında çok büyük tepkiler vermekten kaçınması gerektiğinin altını çizen Kısaer, “Çünkü çocuk, ben kötü bir şey yaptım ailem bana bağırdı ve ben bunun diyetini ödedim artık başka bir sorumluluğum kalmadı şeklinde yorumlar. Oysaki biz çocuğun kendi duygularını sorabiliriz. Böyle bir yaklaşım sergilersek çocuklar, hayatta problemlerin olabileceğini ve önemli olanın bu problemleri nasıl çözmemiz gerektiğini sorgulayabilir. Aile bu soruna sağlıklı yaklaşırsa çocuk da sağlıklı problem çözme modelini öğrenir. Kırık notu olan çocuklar aileleri ile bir çalışma düzeni kurabilirler, beraber görüşme yapabilir ikinci dönem böyle gelmemesi için neler yapılabiliriz bunu değerlendirebilirler” diye konuştu.

    Karnesi kötü gelen öğrencileri başka öğrencilerle kıyaslamamak gerektiğini de ifade eden Psikolog Kısaer, “Bu durum çocuğun özgüveni kırar. Çocuğu kendi içinde bir önceki güne göre kıyaslamak lazım. Çocuğumuz bir önceki sınavda 60 alırken ertesi sınavda 70 alıyorsa bu çocuğun kendi içindeki gelişmesidir. Arkadaşın 90 aldı sen niye 70 alıyorsun demek yerine bu gelişmeyi takdir etmek lazım. Ayrıca ödülleri de abartmamak gerekiyor. Unutulmamalıdır ki çalışmanın karşısında ödül başarıdır” dedi.

    Dönem başına yorgun ve isteksiz başlamamak için çocukların tatilde dinlenmesine fırsat vermek gerektiğini söyleyen Kısaer, “Akademik olmayan kitaplar okuyabilirler, kültürel geziler yapabilirler. Enerjilerini boşaltmak için efor sarf edici oyunlar oynayabilirler. Dinlenme zamanı dinlenme, çalışma zamanı çalışma yapmaları daha uygun olmaktadır” ifadelerini kullandı.