Etiket: Uyarılar

  • (Özel haber) Uzmanından konserve tüketimi için uyarılar

    Adana’da yaşanan ve 4 kişinin ölümü ile sonuçlanan konserve faciasının ardından konuyu değerlendiren Uzman Diyetisyen Ümran Canlı, “Besin zehirlenmelerinin yüzde 52’si toksit madde içeren sebze konservelerinden meydana geliyor” dedi.

    Adana’da el yapımı domates konservesinden yapılan menemeni yedikleri iddia edilen anne, baba, oğul ve teyze 1.5 ay içerisinde hayatını kaybetti. Sadece menemeni yiyen 4 kişinin ölmesi nedeniyle evde yapılan konservelerin nasıl yapılıp ne şekilde tüketileceği sorusu sorulurken Uzman Diyetisyen Ümran Canlı konuya ilişkin açıklamalarda bulundu. Diyetisyen Canlı, “Besin zehirlenmelerinin yüzde 52’si toksit madde içeren sebze konservelerinden meydana geliyor” şeklinde konuştu.

    Besin zehirlenmelerinde sebze konservelerinin rolü

    Besin zehirlenmelerinde konservelerin önemli bir bölümü oluşturduğuna dikkat çeken Diyetisyen Ümran Canlı, “Besin zehirlenmelerinin yüzde 52’si toksit madde içeren sebze konservelerinden meydana geliyor. Konserve hazırlarken sebzelere dikkat etmemiz gerekiyor. Meyve ve sebzelerimizin taze ve küflü olmaması gerekiyor. Bunları temizleyip parçaladıktan sonra gerekirse pişirme işlemi yapılmalıdır. Pişirme işleminin ardından konulacak cam kaplar ve kapakları kontrol edilerek saklama koşullarına göre hazırlanmalıdır. Konserveyi açtıktan sonra da uzun süre açık kalmamalıdır. Gün içinde yahut birkaç gün içerisinde tüketilmelidir. Çünkü bakteri üremesi fazlaca oluşmaktadır” dedi.

    Konserve yaparken ve alırken kapağa dikkat

    Oluşan bakterinin konservede bombe meydana getirdiğini belirten Diyetisyen Canlı, “Clostridium Botulinum dediğimiz bir bakteri var ve bu konservelerin baş düşmanıdır. Bunlar konservelerde fazlaca üreyebiliyorlar ve konservede bombe şeklinde oluştuğu gözlemlenebiliyor. Özellikle satın alırken ya da evde yaptığınız konserveleri kapak kısımlarına bakmamız gerekiyor. Bombe varsa kesinlikle tüketmemeliyiz, bu bakteri oluştuğunun işaretidir. Bunu tüketirsek zehirlenme kaçınılmaz olacaktır” diye konuştu.

    “Evde yapılan konservelerde kapağın şişmemesi gerekiyor”

    Zehirlenmenin çeşitli belirtileri olduğunu vurgulayan Canlı, “12 ile 36 saat arasında bağırsak fonksiyonlarında bozulmalar ve kusmalar gerçekleşebilir. Bu durumda hastaneye başvurmak gerekiyor. Bunun sebebi de Clostridium Botulinum denilen bakteriden kaynaklıdır. Evde yapılan konservelerde kapağın şişmemesine dikkat etmek gerekiyor. Kapağı açarken suyun fışkırmaması önemli. Konservenin kendine has kokusu ve tadında olduğu kontrol edilmelidir. Herhangi bir şüphe unsuru varsa konserve kesinlikle tüketilmemelidir. Botulinum denilen bakterinin ortadan kalkması için de 80 derecede 10 – 30 dakika arasında pişirilmesi gereklidir” ifadelerini kullandı.

  • LYS’ye girecek öğrencilere önemli uyarılar

    LYS’de açık uçlu/kısa cevaplı soruların yer alması kararı ile birlikte uygulamanın öğretmenlere, velilere, öğrencilere kısacası eğitim sistemine yansımalarının tartışıldığı “Açık Uçlu Sorular ve Yansımaları” paneli, Uğur Okulları ev sahipliğinde Bahçeşehir Üniversitesinde gerçekleşti. Panelde önemli açıklamalarda bulunan Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selahattin Gelbal, “Kısa cevaplı soruların çoktan seçmeli sorulardan en önemli farkı kodlama becerisi gerektirmesidir” dedi.

    Açık uçlu sorular puanlama sırasını değiştirecek mi?

    “Açık uçlu sınav yazılı yoklama sınavıdır. Soru sayısının az, cevap süresinin uzun olduğu sınavdır. Biri uzun diğeri kısa cevaplı iki türü bulunur. ÖSYM’nin ilan ettiği sınav ise kısa cevaplı yazılı testlerdir” diyen Prof. Dr.Gelbal, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Açık uçlu soru uygulaması bütün sorular için geçerli değil. Örneğin Matematikte 80 soruda 3 tane kısa cevaplı soru sormak öğrencilerin puanlama sırasını değiştirecek mi? diye baktığımızda tüm öğrencilere aynı sistem uygulandığı için sıralamaya nasıl etkisi olacağını uygulamada göreceğiz. Kısa cevaplı soruların toplam soru sayısı içindeki payı yüzde 2-3’lerde. Bu orana da baktığımızda benim beklentim çok fazla etkisi olmayacağına yönelik; ancak ’şans başarısını’ aza indirecek. Nedeni ise; ÖSYM’nin açıkladığı örnek sınav sorularına bakarsanız çoktan seçmeliden farkı olmayan sorular da var. Yani sınavda 5 seçenek verilecek ve öğrencilerden sadece o tabloda verilen cevaplardan bir tanesini cevaplamaları istenecek.”

    Çoktan seçmeli sorular ile seçme işleminin yapıldığı eğitim sistemlerinde bilgi ve kısmen kavrama kazanımının üst seviyede olduğunu fakat uygulamada öğrencinin alt seviyede kaldığını belirten Prof. Dr. Gelbal, açık uçlu sınavların çoktan seçmeli sınavlara artısının öğrencinin daha üst düzey özelliğini ölçmek olduğunu ve ÖSYM’nin örnek olarak sunduğu soruların bu düzeye erişmek için bir adım olduğunu söyledi. Prof. Dr. Gelbal, “Sözelde çok uygun değil; ancak sayısal sorularda öğrencilerin problemi çözme davranışı ölçülebilir. Sayısal sorularda problem çözme davranışı üst düzey bir davranıştır, uygulamaya kadar çıkartır. Bu yönden açık uçlu sorular artı bir özellik katacaktır. Çoktan seçmeli soruların bunu ölçmesini bekleyemeyiz” dedi.

    “En önemli fark ’kodlama becerisi’ gerektirmesi”

    2017 LYS sınavında 15 tane kısa cevaplı soru yer alacağını belirten Prof. Dr. Gelbal, “Bu sayı ileride artar mı, artarsa ne olur?” sorusuna şu cevabı verdi:

    “Kısa cevaplı soruların yanıtlanması kodlama ile yapılacak. Bu nedenle kısa cevaplı soruların çoktan seçmeli sorulardan en önemli farkının kodlama becerisi gerektirmesi. Örneğin; öğrenci sınavda bir tane (İ) yi (I) veya tam tersi şeklinde kodlarsa cevap birebir uyuşmadığı için soruyu bildiği halde tam puan alamayacak. Bu da değerlendirme sırasında öğrencinin daha üst düzey özelliğini ölçmeden öteye geçebilir. Kısa cevaplı soruların çoktan seçmeliden bir de şöyle bir farkı olacaktır: Her türlü sınavda okuduğunu anlama var; ancak öğrenci açık uçlu/kısa cevaplı sorularda anladığını yazılı ifade etme becerisini de içerisine katacak. O yüzden okumak çok önemli. Okursa hem anlayabilir hem de yazabilir”

    “Okullarda açık uçlu sınavların kullanılmasını şiddetle tavsiye ediyorum”

    Açık uçlu sınavların kullanılmasını tavsiye eden Prof. Dr. Gelbal, “Açık uçlu sınav sorularını seçmeli kullandığımız zaman bunun uygulamalarını okullarda çok rahat görebileceğiz. Biliyorsunuz ülkemizde müfredatları sınavlar belirler. Sınavı ne tür yaparsanız bütün okullar içeriği ona göre düzenleyebiliyor. Okullar çoktan seçmeli sınava göre eğitim öğretim verdiği için de öğrenciler daha dilekçe yazmasını bilmiyor. Dolayısıyla okullarda açık uçlu sınavların kullanılmasını şiddetle tavsiye ediyorum. Okullara yansımasının bu yönde artı bir rol katacağını düşünüyorum” dedi.

    Sınava nasıl çalışılmalı?

    LYS’de ilk kez uygulanacak kısa cevaplı sorulara nasıl hazırlanılması gerektiğini anlatan Uğur Okulları Rehberlik ve Ar-Ge’den Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Barış Sezgin, “Öğrencilerin kavram haritaları ile öğrendikleri bilgileri semantik hafızalarına aktararak daha kalıcı hale getirmeleri gerekiyor. Kısa cevaplı sorularda zihinden geri getirme çok önemli. Bol bol kitap okumaları, okuduğu metinleri anlamaya çalışmaları dahi onlar için çok yararlı egzersizler. Öğrencilerin ezberci bir öğrenme yaklaşımdan daha ziyade kavramaya yönelik çalışmaları, zihinsel haritalar çıkartıyor olmaları, kavramları karşılaştırabiliyor olmaları ve özellikle kavramların aralarındaki benzerlikleri yapabiliyor olmaları çok önemli. Öğrencilerin bunları gerçekleştirirken de öğrenmenin içine mutlaka duyularını da katması gerekiyor. Biliyorsunuz duyular işin içinde oldukça hatırlayabilme, zihinden geri getirme daha fazla artıyor. Öğrenciler bu sayede bilgileri daha doğru kodlayıp daha doğru anlamlandırabiliyor” diye konuştu.

    2013 yılında Türkiye’de ilk defa açık uçlu sorularla denem sınavı uyguladıklarını vurgulayan Sezgin, “Uğur Okulları, ÖSYM’nin yeni dönemde aldığı karara hızlı bir şekilde adapte olarak 20-21 Ocak’ta Uğur Okullarında Açık Uçlu Sorulardan oluşan Deneme Sınavı’nı gerçekleştirecek” dedi.

    Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selahattin Gelbal’in yanı sıra Bahçeşehir Okulları Genel Müdür Yardımcısı Dr. Özge Aslan, Ümraniye Bahçeşehir Okulları Müdürü Yrd. Doç. Dr. Çağla Burçak Garipağaoğlu, Sebit Ölçme Değerlendirme Koordinatörü Mehmet Büge ve Amerika’da görev alan Eğitim Araştırma Bilimcisi Dr. Enis Doğan’ın konuşmacı olarak yer aldığı panele akademisyen, eğitmen ve öğrenciler katıldı.

  • Şeker hastalarına önemli uyarılar

    Şeker hastalarının, diğer hastalara göre damar sertliği oranın 4 kat daha fazla olduğunu belirten Kardiyoloji Kliniği Hekimi Prof. Dr. Necati Dağlı, şeker hastalarının haftada 5 günde yarım saat bisiklete binme, aerobik ve yürüyüş gibi egzersiz yapması gerektiğini söyledi.

    Medical Park Elazığ Hastanesi Kardiyoloji Kliniği Hekimi Prof. Dr. Necati Dağlı, şeker ve kalp hastalığı hakkında bilgiler verdi. Çağın en önemli ölüm sebeplerinden biri olan diyabetin sessiz bir hastalık olduğundan dolayı birçok komplikasyonla vatandaşların karşısına çıktığını vurgulayan Prof. Dr. Necati Dağlı, “En önemli komplikasyonlarının başında damarsal hastalıklar gelir. Bu hastaların yaklaşık yüzde 45’i kalp ve damar hastalığı yüzünden aslında kaybedilmektedir. Sessiz bir hastalık olduğundan dolayı yavaş yavaş damarlarda damar sertliği, tıkanma ve kireçlenmeye sebep olarak beyinde, kalpte, boyun, bacak, uyluk ve ayak damarlarında tıkanıklığa neden olmaktadır. Bu suretle ölüm, kalp krizi, kalp ve böbrek yetmezliği, görme kaybı, felç ve uzu kaybı gibi telafisi mümkün olmayan hastalıklara da neden olmaktadır” dedi.

    “Ölüm riski daha yüksektir”

    Şeker hastalarının en önemli ölüm nedenlerinden birinin kalp hastalıkları olduğunu belirten Prof. Dr. Dağlı, “Dolayısıyla bu hastalar, mutlaka kalp yönünden kendilerini düzenli olarak kontrol ettirmek zorundadırlar. Çünkü şeker hastalarında geçirilen kalp krizleri genellikle ayaktan kriz geçirmiş veya ağrısız kriz gibi tabirlerle isimlendiriyoruz. Ağrı olmadan kriz geçirdikleri için ölüm riski daha yüksek olmaktadır. Bu hastaların damarlarındaki tıkanıklık yaygınlığı ve hızı artmıştır. Hastalarda yapılan tedaviler daha zor olmakta ve tedavi sonrası tekrar tıkanma ihtimali daha fazladır. Şeker hastalığı kalp hastalığının eş değeri olarak kabul edilir. Bir şeker hastasının eğer kalbinde herhangi bir sorun yoksa damar hastası ve kalp hastası olarak kabul edilir. Hekim ona göre tedavi eder. Bu hastalarda uzu kayıpları, bacak ve el damarlarından iyileşmeyen yaralar çıkabilir. Bu yaralar genelde mikrop kapar ve tedavileri uzun sürer. Bu hastalarında eğer tıkanıklık varsa damarları açıldığı zaman bu yara iyileşmeleri daha çabuk olmaktadır” diye konuştu.

    “Haftada 5 gün yarım saat egzersiz yapılmalı”

    Diyabet ve kalp hastalığı olanların yaşamlarına çok dikkat etmesi gerektiğini dile getiren Dağlı, “Eğer bu hastalar sigara içiyorlarsa mutlak suretle bırakması gerekiyor. Kolesterolleri yüksekse mutlaka düşürülmesi gerek. Şeker hastalarında tansiyon yüksekliği de aslında 2 ile 4 kat daha fazla gözükmekte. Tansiyonun da 140’a 85’in altına düşürülmesi zaruri olmaktadır. Hastalarının hem ömrünün uzaması hem de daha rahat bir yaşam sürmesi için bunlara dikkat etmesi lazım. Kendilerinin aldığı tüm diyetin en fazla yüzde 35’ini yağlardan alıp şeker diyetini şeker olarak mümkün olan en alt seviyeye çekmeleri gerekmektedir. Genelde lifli gıdalarla beslenmeleri gerekmektedir. Egzersiz konusuna çok dikkat etmeleri gerekiyor. Damar sertliği oranı 4 kat olduğundan dolayı mutlaka haftada 5 gün en az 30 dakikalık egzersiz yapmaları gerekiyor. Biz daha çok yürüyüş, bisiklete binme ve aerobik ile yüzme egzersizlerini öneriyoruz. Bunun dışından ki egzersizleri çok fazla tavsiye etmiyoruz” şeklinde konuştu.

  • Erdir’den Forex yatırımcılarına önemli uyarılar

    Darbe girişiminden sonra ekonominin seyrini yorumlayan Trader Batur Erdir, borsa ve forex yatırımcılarının dikkat etmeleri gereken noktaları anlattı.

    Finans piyasalarında 6 yıldır işlem yapan Finans Park’ın Kurucusu Trader Batur Erdir, 15 Temmuz sonrasında para piyasasında yaşanacak olası gelişmeleri değerlendirdi. Borsa ve forex piyasalarında alım ve satım yapan yatırımcıların hangi konularda dikkatli davranmaları gerektiğine de değinen Erdir, borsa ve forex üzerine gerekli bilgiye ve eğitime sahip olmadan işlem yapan yatırımcıların, sonunda mutlaka zarar ettiklerini kaydetti.

    Borsa, altın, dolar…

    15 Temmuz’dan sonra ülke olarak olağanüstü günlerden geçtiğimizi vurgulayan Batur Erdir, yaşanan tüm olaylara rağmen borsanın dip yapmadığını ve çökmediğini dile getirdi. Bunun sevindirici bir durum olduğunu ve borsanın yeniden toparlanma yönünde ivme kazandığını belirten Erdir, “Beklentim borsanın tekrar 85 bin seviyelerine ulaşması yönünde. Aynı şeyi dolar için de söyleyebiliriz. Dolar 3 liranın altına indikten sonra tekrar 2,90 seviyelerine gelecek diye düşünüyorum. Altın için de şunu bilmek gerekiyor. Altının fiyatlaması ons ve dolar kurunun durumuyla ilgilidir. Ons fiyatları bin 350 dolar düzeyinde seyrediyor. Trend yukarı doğru. Bizdeki gram altın fiyatlarının 133 lira civarlarına gelmesini bekliyorum” diye konuştu.

    Türkiye fırsatlar ülkesi

    Son yıllarda yatırımcıların gözdesi durumuna gelen forex piyasalarının dünyanın en büyük finans piyasaları olduğunu belirten Trader Batur Erdir, forexin kaldıraçlı işlem yapılabilmesi nedeniyle hem çok cezbedici ve büyüleyici aynı zamanda da çok riskli olduğunu hatırlattı.

    Yurt dışında bazı ülkelerde elinizdeki miktarın 500 katına kadar yatırım yapma şansı bulunurken; Türkiye’de elinizdeki rakamın 100 katıyla işlem yapılabildiğini belirten Erdir şöyle devam etti:

    “Şu an ülkemizde 1/100 kaldıraça kadar izin verilmiştir. Bu inanılmaz bir şeydir. 1/100 kaldıraç demek paranızın 100 katıyla işlem yapmanız demektir. Çok basit bir örnekle, bin TL.’lik yatırımınızı 100 bin TL’niz varmış gibi kullanabilirsiniz. Bu açıdan bakınca gayet cezbedici olsa da, bu aşırı riskli bir durumdur. Biraz da iyi yönlerine bakarsak, 1/100 yerine 1/5 veya 1/10 kaldıraç kullanarak çok daha az riske girip mevcut sermayenize göre iyi kazançlar sağlayabilirsiniz. Dikkatli düşünülürse bu gerçekten de insanlara sunulmuş güzel bir fırsattır” diye konuştu.

    İş olarak görmeli

    Yatırımcıların borsa ve forex piyasalarında kaybetmesinin birçok nedeni olduğunu ifade eden Erdir, en önemli nedenin ise piyasalara gereken önemin gösterilmemesi olduğunu savundu. Gerekli bilgi ve eğitime sahip olmadan işlem yapmanın sonunda mutlak kaybı getirdiğini belirten Batur Erdir, “Daha profesyonelce hareket etmek, ’belki kazanırız’ zihniyetinden kurtulmak, tv, gazete ve diğer basın yayın organlarındaki her yorumu dikkate alıp ona göre işlem yapmamak gerekiyor. Yani özüne dönersek, insanların bunu bir iş olarak görmeleri gerekiyor. Yatırım yapmak isteyen kişi bunları iyice etüt edip riske edebileceği bir birikimle piyasalarda işlem yapabilir. Bunun dışında eylül ayıyla birlikte, borsa, forex analizleri ve her yerde bulamayacağınız ilgi çekici ekonomi haberlerinin yer alacağı www.finanspark.com adlı internet sitemizi de hizmete açacağız” ifadesini kullandı.

  • Yaz aylarında beslenme ile ilgili Uzman Dr. Fethi Albayram’dan uyarılar

    Yaz aylarının gelmesiyle vatandaşların sıcak havalarda nelere dikkat etmesi konusunda Uzman Dr. Fethi Albayram bilgiler verdi.

    Özelikle yaz mevsiminde vatandaşların sağlıklı beslenme ve sıcaklardan korunma yöntemleri ile ilgili konulara dikkat çeken Gaziantep Yaşam Hastanesi Uzman Dr. Fethi Albayram, tansiyon, şeker hastalarının beslenmelerine dikkat etmesi gerektiğini söylerken denize gidecek vatandaşların saat 11.00 ile 15.00 denize kesinlikle girmemeleri uyarasında bulundu.

    “Yaz aylarında daha çok sebze ve sulu yemeklere ağırlık verilmedir”

    Yaz mevsimlerinde sağlık problemi olan vatandaşların beslenmelerine dikkat etmesi gerektiğini belirten Uzman Dr. Fethi Albayram, “Sıcaklarla beraber öncelikle beslenmeye dikkat etmeliyiz. Tansiyon şeker hastaları çok yaygındır. Beslenmelerine çok dikkat etmeleri gereklidir. Vatandaşın içecekleri su, 2 litrenin altına düşmemesi gerekiyor. Terleme ile orantılı olarak bu çoğalabilir. Daha çok sebze ve sulu yemeklere ağırlık verecekler. En önemlisi ise mideyi fazla doldurmayacaklar. Bilhassa tansiyon ve şeker hastalarının ilaçlarını düzenli olarak almaları gerekir. Buna çok dikkat edecekler” dedi.

    “Denize saat 11:00 ile 15:00 arasında girilmemelidir”

    Denize gidecek vatandaşları uyaran Uzman Dr. Albayram, “Denize veya havuza gidecek olan vatandaşlar, kesinlikle saat 11:00 ile 15:00 arasında denize ve ya havuza girmemeleri lazım. Çünkü bu saatlerde güneş ışınları dünyaya dik gelir. Hem kanserojen etkisi yönüyle hem beyin damarlarının genişleyip avrizmaların, beyin damarlarının çatlamalarına neden olur. Bunlara vatandaşların çok dikkat etmesi gerekir” şeklinde konuştu.

    “Kalın giysiler giymemeliler”

    Yaz aylarında sıcaktan korunmak için giyilecek kıyafetlerin önemine dikkat çeken Dr. Albayram, “Giyim olarak ta çok kalın giyisiler giymemeliler. Bir de gece ile gündüz arasında ısı farkı çok fazla olduğu için buradaki dengeyi sağlamaları lazım. Mesela klima karşısında birden sıcağa çıkmaları, sıcak havadan klima karşısına gelmeleri vücut ısı dengesini bozacağından insan sağlığını olumsuz etkileyen faktörlerdir” ifadelerini kullandı.

    “Ağır yiyeceklere dikkat edilmeli”

    Beslenmenin öneminin altını bir kez daha çizen Uzman Dr. Fethi Albayram, “Özelikle vatandaşlarımız ağır yiyeceklere özelikle dikkat etmeli. Hamur işi yemekler, ağır mangal yemekleri mümkün mertebe bunlardan uzak kalınmalı. Çünkü hem kalp krizlerinin en büyük riskidir. Fazla yenmesi durumunda krize neden olabilir. Tansiyonu, şekeri yükseltir, sağlıklarını olumsuz yönde etkiler bunlar” diye konuştu.