Etiket: Uyarılar

  • Müftü Coşkun’dan önemli uyarılar

    Muş’un Varto Müftüsü Dr. Mehmet Akif Coşkun, hacı adaylarının hac kayıt işlemleri sırasında izlemesi gereken hususlarla ilgili açıklamalarda bulundu.

    Muş’un Varto ilçesinde 2019 yılında ilk defa hacca gitmek için kayıt yaptıracakların ön kayıt işlemlerinin 8-14 Aralık tarihlerinde yapılacağını söyleyen Müftü Coşkun, hacı adaylarına şimdiden hayırlı olması dileklerinde bulundu. Müftü Dr. Mehmet Akif Coşkun “2019 yılında ilk defa kayıt yaptıracakların ön kayıt işlemleri 8-14 Aralık tarihlerinde yapılacaktır. Vatandaşlardan ön kayıt ücreti olarak 20 TL alınacak. Ön kayıt ücretlerini anlaşmalı bankalardan birine yatırabileceklerdir. Yabancı uyruklu olanların kayıtları alınmayacak. Hac kayıtları TC kimlik numarası ile yapılacak. Vatandaşlarımız ön kayıtlarını elektronik ortamda www.hac.gov.tr adresinde gerekli bilgileri doldurarak veya müftülüklere bizzat müracaat ederek kayıtlarını yapabileceklerdir” dedi.

    Müftü Coşkun, önceki yıllarda hac kaydı olup 2018 yılında hac kurasına katılan, ancak kesin kayıt hakkı elde edemeyen hacı adaylarının ise kayıt yenileme işlemlerinin 8 Aralık 2018 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yapılacağını kaydetti. Coşkun, “Kaydı yenilenen vatandaşlarımızdan herhangi bir ücret talep etmiyoruz. Kayıt yenileme işlemleri başkanlığımızca yapılanlardan il ve ilçe konaklama türü ve kura birlikteliklerinde, iletişim (cep telefonlarındaki) değişiklik talebinde bulunanların 8-14 Aralık 2018 tarihleri arasında il veya ilçe müftülüklerine müracaat ederek kayıtlarını yaptırmaları gerekmektedir” diye konuştu.

  • Göz hastalarına önemli uyarılar

    Göz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Nurcan Gürkaynak, her türlü göz hastalığında mutlaka göz doktoruna başvurulması, muayene olmadan eczaneden ilaç alıp kullanmanın bazen hastalığın daha da artmasına ve gözde görme kayıplarına yol açabildiğini söyledi.

    Göz içi basıncın sık artması nedeniyle görme sinirinin zayıflayıp kurumasına neden olan göz tansiyonunun, tedavi edilmezse görme kaybına yol açabileceğini belirten Medicana Samsun Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümünden Opr. Dr. Nurcan Gürkaynak, “Bu nedenle önceden teşhisi ve tedavisi büyük önem taşıyan hastalığın, ağrılı ve ağrısız olarak gelişen iki türü mevcuttur. Ağrılı olarak gelişen göz tansiyonu, oluşturduğu ağrı şikayeti sebebiyle de tanıyı daha kolay hale getirir. Ancak ağrısız ve sinsi bir şekilde gelişen ve gözde herhangi bir belirti vermeyen göz tansiyonu, kişinin uzun süre hastalığını bilmeden yaşamasına neden olabilir. Önlenebilir bir hastalık olan göz tansiyonu, ağrısız olarak geliştiğinde ve görme sinirinde herhangi bir zayıflık yaratmadığında önceden fark edilmesi güçtür; bu hastalık çoğunlukla 40 yaş ve sonrasında gelişebileceğinden en fazla 40 yaşından sonra gözlerde bir şikayet olmasa da mutlaka uzman bir göz hekimine başvurulması ve iki yılda en fazla bir göz muayenesinde tansiyonu için göz tansiyon ölçümlerin yaptırılması gerekir. Hastalıkta erken tanının önemi büyüktür; geç kalınması durumunda ise, geri dönüşü olmayan görme kaybına neden olmaktadır” dedi.

    Sarı nokta tedavisinde, düzenli kontroller önemli

    Sarı nokta hastalığının, retinanın sarı nokta bölgesinde harabiyet oluşturarak görme kaybına neden olabilen önemli bir göz hastalığı olduğunu ifade eden Gürkaynak, “Orta ve ilerlemiş düzeylerde kırık görme ve/veya bulanık görme gelişir. Bu hastalığı olan kişiler; araba kullanma, okuma, TV seyretme gibi gündelik pek çok işi yapmakta problem yaşarlar. Sarı nokta hastalığı, sıklıkla ailesinde bu hastalığa daha önce yakalanmış olan, sigara kullanan ve 50-55 yaşını geçen ileri yaştaki kişilerde görülür. Aynı zamanda obezite ve yüksek-lipid kolesterol ile yüksek kol tansiyonu da bu hastalığın oluşumunda risk faktörleri arasındadır. Hastalığın yaş ve kuru olarak isimlendirilen 2 tipi vardır. Kuru tip sarı nokta hastalığı daha yavaş seyrederken yaş tipte daha hızlı bir ilerleme görülür. Sarı nokta hastalığı, erken dönemlerde çok fark edilmeyebilir. Bu nedenle 50-55 yaşından sonra mutlaka rutin bir göz muayenesinin yapılması ve retinanın dikkatli bir şekilde incelenmesi gerekir. Düzenli takip gerektiren bir göz hastalığı olan sarı noktada, hastalığın teşhis ve takibinde göz anjiyosu ve retina tomografisi çekilmesi önemlidir” diye konuştu.

    Diyabete bağlı göz hastalıklarında erken teşhis önemli

    Günümüzde en önemli körlük sebeplerinin başında diyabete bağlı göz hastalıklarının geldiğini anlatan Opr. Dr. Nurcan Gürkaynak, “Yüksek kan şekeri ve kan basıncı, en çok retinada hasar ve yırtılmalara, daha çok ilerleyen yaşta görülen hastalıklar olmasına karşın genç yaşta katarakt ve glokom vakalarına yol açabilen çok ciddi bir rahatsızlıktır. Şeker hastalığı olan kişiler, diyabetin erken dönemlerinde herhangi bir görme şikayeti olmadan yaşayabilirler. Ağrısız ve belirti vermeden ilerleyen bir hastalık olan diyabetik retinopati, zamanla gözün retina tabakasında oluşan kanama ve ödem ile kendini gösterir. Bu durum, hastanın görme keskinliğinin azalmasına ve hastalığın ileri evrelerinde ani görme kayıplarına neden olur. Diyabetik retinopatide erken teşhis ve doğru tedavi, görme kaybını büyük oranda engeller. Kişide şeker hastalığı var ise, görme ile ilgili sikayeti olsun ya da olmasın senede en az bir kez retina muayenesi için göz hekimine başvurması gerekir” şeklinde konuştu.

    Üveit hastalığı belirtileri

    Üveit hastalığı belirtileri hakkında bilgi veren Gürkaynak, şöyle devam etti:

    “Behçet hastalığı, çeşitli bakteri, virüs, parazit ve mantarlar, tüberküloz, bağışıklık sistemi hastalıkları, romatizmal hastalıklar ve göz travmaları gibi pek çok farklı hastalığın yol açabildiği bir göz hastalığı olan üveit, bazı durumlarda hiç belirti vermezken bazen de bir takım şikayetlerle kendini gösterir. Gözün içindeki damar tabakanın iltihabı sonucu ortaya çıkan üveit hastalığının ilk belirtileri; gözde kanlanma, göz küresi ve çevresinde şiddetli ağrı, ışığa karşı hassasiyet, görmede bulanıklık ve azalma ile gözde kızarıklık ve yaşarma şeklinde şikayetlerdir. Her durumda üveit, kesinlikle önemli ve acil müdahale gerektiren bir hastalıktır. Tedavinin ihmal edilmesi durumunda hastalık ilerleyecek ve göz bebeğinde şekil bozukluklarından katarakta, göz tansiyonu yüksekliğine kadar kalıcı hasarlar bırakabilecektir. Tedavide öncelikli hedef, iltihabın kontrol altına alınarak görme kaybının önlenmesi ve göz çevresi ile küresinde oluşan ağrının ortadan kaldırılmasıdır. Üveit hastalığı bulunan kişilerin sıkı takibi önemlidir; hastalık tekrar edebileceğinden, kontroller düzenli olarak gerçekleştirilmelidir.”

    Retina yırtığı (dekolmanı) teşhis ve tedavisi

    Opr. Dr. Nurcan Gürkaynak, retina yırtığı (dekolmanı) teşhis ve tedavisi hakkında şu bilgileri verdi:

    “Her yaşta görülebilen ancak orta yaş ve üzerinde daha sık görülen retina yırtılması (retina dekolmanı) mutlaka tedavi edilmesi gereken bir göz hastalığıdır. Tedavi edilmediği takdirde körlüğe sebebiyet verebilecek olan retina yırtıkları, miyoplarda ve yakın aile bireylerinde retina yırtığı olan kişilerde çok daha sık görülür. Ancak göze gelen darbeler ve travmalar da sebep olabilirken; hastalık bebeklerde dahi görülebilmektedir. Göz dışından belli olmayan retina yırtığı, gözbebeğini büyüten bir damla damlatıldıktan sonra oftalmoskop ismi verilen bir alet aracılığı ile teşhis edilir. Hastalar gözlerinde bir sorun olduğunu genellikle siyah noktacıklar ve ışık çakmaları görerek hissederler. Bu evrede hastanın hiç vakit kaybetmeden bir göz hekimine muayene olması önemlidir. Çünkü retina dekolmanı zaman geçtikçe ve ilerleme gösterdikçe merkezi görmenin kaybolmaya başladığı bir hastalıktır. Vitrektomi operasyonu ve lazer tedavisi, retina dekolmanı hastalarının tedavisinde yüzde 90 başarı sağlar.”

    İleri yaşta göz tansiyonu (glokom) riskine dikkat

    Dr. Nurcan Gürkaynak, “Tedavi edilmediğinde sonucu görme kaybına kadar giden glokom (göz tansiyonu), çok yaygın bir göz hastalığıdır. Hastalığın ilerlemesi ile görme yetisinin kaybolması, bu hastalıkta göz içerisindeki sıvı basıncının görme sinirlerine zarar verecek seviyede yüksek olmasındandır. İlerleyen yaş, şeker hastalığı (diyabet), hipotiroidizm (guatr) genetik yatkınlık, sigara kullanımı, uzun süreli kortizon tedavisi, göz yaralanmaları, yüksek-düşük kan basıncı kişide glokom (göz tansiyonu) riskini artıran faktörler arasındadır. Hastalığın ilk evrelerinde genellikle çok fazla bir belirti görülmez. Ağrı ve görme kaybı olmadığından şikayete sebebiyet vermez. Bu nedenle 40 yaşından sonra özellikle de bu risk faktörlerine sahip kişilerin senede en az bir kez göz muayenesi yaptırması erken teşhis ve tedavi için büyük önem taşır. Glokom, herkeste görülebilen bir göz hastalığıdır ve görme kaybını engellemenin tek yolu erken tanıdır” açıklamasında bulundu.

    Keratokonus

    Keratokonus hakkında bilgi aktaran Opr. Dr. Nurcan Gürkaynak şunları söyledi:

    “Keratokonus, gözün en ön kısmında bulunan saat camı şeklindedir. Saydam tabakanın incelmesi, bombeleşmesi veya dikleşmesi şeklinde tanımlanır. Hastalık tedavi edilmezse ya da ilerlemesi durdurulmazsa ileri derecede görme kaybına neden olur. Özellikle de gözlük numarası yüksek düzeyde olan ve her kontrol muayenesinde astigmatik kırma kusuru artan kişilerde bu hastalığa sık rastlanıyor. Keratokonus 15’li yaşlarda başlıyor ve 10 yıl içerisinde hızlı ilerleme gösteriyor. Basit miyopi gibi normal bir kırma kusuru olan kişilerde 18 ile 25 yaşları arasında gözlük numaralarının durduğunu, buna karşın ilerlemenin 25 yaş sonrasında da devam etmesi halinde akla bu hastalığın getirilmesi gerekiyor. Özellikle 18 yaşından sonra da ilerleyen bir kırma kusurunuz varsa hatta bu kusur gözlük ile tam düzeltilemiyorsa siz bir keratokonus hastası olabilirsiniz. Tedaviye başlanmazsa görme düzeyi giderek azalır. Son aylarda gözlük derecenizin hızla artmasından ve gözlük takmanıza rağmen net görememekten şikayetçiyseniz en kısa zamanda göz uzmanına başvurup ayrıntılı muayene ve özel tetkikler yaptırmanız gerekmektedir.”

    Göz enfeksiyonları

    Opr. Dr. Nurcan Gürkaynak açıklamasını şöyle tamamladı:

    “Göz enfeksiyonları en sık karşılaşılan kırmızı göz sebebidir. Göz ön yüzeyindeki konjonktiva tabakasının yoğun damar ağı sebebiyle göz aşırı kızarık ve ağrılı bir hal alabilir. Burada sorun çoğunlukla bakteriyel sebeplidir. Ve bakteriyel enfeksiyonlar temasla bulaşabilmektedir. İlk olarak hastanın diğer gözüne bulaşır. Sonrasında hastaya yakın temasta bulunan diğer kişilere de geçebilmektedir. Daha az sıklıkla gördüğümüz viral enfeksiyonlar çok daha tehlikelidir. Çünkü çok kolay bir şekilde bulaşabilir ve salgınlara neden olabilmektedir. Göz ön yüzeyi kornea tabakasında da tutulum yapabilmektedir. Her türlü göz hastalığı ve enfeksiyon varlığında mutlaka göz doktoru kontrolü olunmalıdır. Muayene olmadan eczaneden ilaç alıp kullanmak bazen hastalığın daha da artmasına neden olmakta ve gözde görme kayıplarına sebep olabilmektedir.”

  • Prof. Dr. Özcan’dan göğüs estetiği ile ilgili uyarılar

    Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mesut Özcan, büyük göğüslere sahip kadınların bedensel pek çok sağlık sorunuyla karşı karşıya olduğunu söyledi.

    Kadınların bedenlerinde en çok sorun ettikleri bölgenin göğüsleri olduğunu ifade eden Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mesut Özcan, göğüslerin kadın için fiziksel ve psikolojik olarak öneminin fazla olması sebebiyle meme estetiğinin estetik cerrahide sık yapılan bir ameliyat olduğunu söyledi.

    İnsanın doğası gereği herkesin kendinde olmayanı daha çok istediğini ve bu nedenle estetik çözüm arayışlarının arttığını kaydeden Prof. Dr. Özcan, “Büyük göğüslü kadınlar küçük, küçük göğüslü kadınlar ise büyük göğüslere sahip olmak ister. Her bayanın meme büyütmek için uğraştığının düşünüldüğü bir anlayış içerisinde bu tür bir operasyon gereksiz gözükebilir. Büyük göğüslü kadınların daha küçük göğüslere sahip olma isteği çoğu zaman diğer hem cinsleri tarafından şımarıklık olarak algılansa da aslında işin aslı bu değildir. Hatta bu noktada kadına sıkıntı veren o büyüklüğün derecesi dahi önemlidir” dedi.

    Göğüs bölgesi sorunlu ve büyüklüğü ileri derecede olan kadınlarda çeşitli sağlık sorunlarının görülebildiğini belirten Prof. Dr. Özcan, “Göğüslerdeki aşırı büyüme kadınlarda, kas gerilmeleri, sırt, omuz ve boyun ağrıları, sutyen askıları ile omuzlarda oluşan çöküklük gibi problemler ile sportif aktivitelere katılamama gibi sonuçlar doğurmaktadır. İki tane ağır kitlenin yer çekiminin gücüyle vücudu devamlı öne çekmesi sonucu zamanla kamburlaşma durumları da ortaya çıkabilir. Ayrıca sıcak havalarda meme altında pişik ve kaşıntı oluşumu gibi yakınmalar da görülebilir. Diğer taraftan büyük göğüslerinden dolayı kadın toplumda cinsel imalı sataşmalara maruz kalabilir, denize veya havuza girerken dikkat çekmek kendisini rahatsız edebilir. Kendinden utanan kadın psikolojik olarak derinden etkilenebilir” diye konuştu.

    Kadının her anlamda hayatını olumsuz etkileyen bu durumda fazlalık oluşturan meme dokusunun alınarak göğüslerin normal boyutlarına ve şekline kavuşturulmasını meme küçültme estetiği olarak tanımlayan Prof. Dr. Mesut Özcan, elde edilen sonuçların kalıcı olduğunu, kadınların büyük ve sarkık memelerin oluşturmuş olduğu fiziksel ve psikolojik problemlerden de bu sayede kurtulabildiklerini söyledi.

  • Kivi hasadı öncesi uyarılar

    Ordu Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürü Kemal Yılmaz, önümüzdeki hafta başlaması beklenen kivi hasadı öncesi üreticileri uyardı.

    Ordu Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürü Kemal Yılmaz,, kivi meyvesinin hasat olumuna gelip gelmediği refraktometre denilen cihazla meyve içerisindeki suda çözünen kuru madde miktarının ölçümü yapılarak anlaşıldığını, en uygun hasat zamanı için refraktometre ile yapılan ölçüm sonucunda meyve içerisindeki kuru madde (SÇKM) miktarının yüzde 6,5 ile 7,5 arasında olması gerektiğine dikkat çekti.

    Doğru hasat zamanını belirleyebilmek için hasat döneminin yaklaştığı zamanlarda SÇKM miktarına sık sık bakılmalı ve hasat zamanı ona göre belirlenmesi gerektiğini kaydeden Yılmaz, “Suda çözünen kuru madde (SÇKM) miktarına üreticilerimiz ister kendileri bakabilir, refraktometresi olmayan üreticilerimiz ise İl Müdürlüğümüz ve İlçe Müdürlüklerimizdeki teknik elemanlarımıza baktırabilirler” dedi.

    Hasat yapılırken dikkat edilecek hususlar

    Ordu Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürü Kemal Yılmaz, hasat yapılırken dikkat edilmesi gereken hususları şöyle belirtti:

    “Hasatta kivi meyvesinin sap kısmı meyve dibinden koparılmalı, meyve sapı ağaçta bırakılmalıdır. Aksi halde kasalarda meyvenin zedelenmesine sebep olabilir. Hasat edilen kivi meyvesi çuvallara konulmamalı kasalara zedelenmeden istif edilmelidir. Aksi halde ezilen ya da yara alan meyveler yumuşar ve depolama ömürleri kısalır. Standart olgunluğuna erişmiş kivi meyvelerinin tamamı bir seferde hasat edilmelidir. Hasat mümkünse sabahın erken saatlerinde, yağmursuz ve serin bir zamanda yapılmalıdır. Meyveler hasat edildikten sonra bahçeden taşınma zamanına kadar gölgede bekletilmelidir. Meyve daldan koparıldıktan sonra üzerinde tarla sıcaklığı vardır. Bu sıcaklık nedeni ile meyveler hızlı bir şekilde su kaybederler. Hasat sonrası meyveler, hemen pazara sunulmalı veya bekletilecekse soğuk hava deposunda saklanmalıdır. Meyveler depolamadan önce boy ve kalitelerine göre sınıflandırılarak depoya konmalıdır. Ayrıca kivi meyvesi omca üzerinde olgunlaşmayıp hasat edildikten belirli bir süre sonra yeme olumuna gelmektedir.”

  • Gebelikte seyahat edeceklere önemli uyarılar

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Naziye Gürkan Sabah, gebelik döneminde yapılan seyahatlerin basit önlemlerle güvenli ve sorunsuz hale gelebileceğini söyledi.

    VM Medical Park Samsun Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinden Opr. Dr. Naziye Gürkan Sabah, “Hamilelikte en uygun ve güvenli seyahat zamanı 14 ile 28’inci hafta arası dönem iken, seyahat edilmemesi gereken zaman ise 28’inci haftadan sonra zorunlu haller dışında seyahat önerilmez” dedi.

    “Havayolunu tercih edilmeli ve uçuş raporu alınmalıdır”

    Uzun sürecek seyahatlerde havayolunun tercih edilmesi gerektiğini söyleyen Opr. Dr. Naziye Gürkan Sabah, “Bu şekilde uzun süre hareketsizliğin neden olacağı damar pıhtılaşması ve emboli riski minimale indirilir. Uçakla seyahatte 28’inci haftaya dek doktor raporu gerekmemekle birlikte, yurt dışı seyahatlerde geçiş noktalarında sorun yaşamamak için uçuş öncesi doktordan uçuş raporu alınmalıdır. Bu şekilde 28 ve 36’ıncı haftalar arasında rapor alarak seyahat edilebilir. Bu raporun geçerliliği bir haftadır. Yurt dışı uçuşlarda da rapor İngilizce olarak da düzenlenmelidir. Ayrıca uçuş esnasında yeterince sıvı alınmalı kafeinli içecekler yerine su, meyve suyu tercih edilmelidir. İniş ve kalkış esnasında sakız çiğnenerek basınç değişiklikleri azaltılabilir. Kabinde nem oranının düşük olması ağız ve burun mukozasında kuruluğa neden olacağından nemlendirici kremler kullanılabilir. Uyku kalitesini arttırmak amaçlı göz maskeleri, boyun yastıkları ve kulak tıkaçları kullanılabilir” ifadelerini kullandı.

    Emniyet kemeri kullanırken dikkat!

    Eğer otobüsle seyahat zorunlu ise mola yerlerinde mutlaka bol bol yürüyüşler ve hareketlerle kan dolaşımı sağlanması gerektiğine vurgu yapan Opr. Dr. Sabah, “Düşük riski, erken doğum ihtimali, kanama ve pıhtılaşma bozukluğu olan anne adayları mutlak doktorları tarafından değerlendirilip gerekli tedbirler alındıktan sonra seyahate çıkmalıdırlar. Özel araç ile seyahat edilecekse de seyahatlerde emniyet kemeri mutlak kullanılmalı. Kemerin alt kuşağı karnın alt kısmında leğen kemikleri hizasında kalırken üst kuşak iki göğüs arasından geçirilerek, karnın üst hizasından çaprazlaştırılmalıdır. Tam karnın üstünden bağlanması durumunda olası bir kaza anında ortaya çıkan ani ve şiddetli basınç, bebeğin plasentasının erken ayrılmasına neden olabilir” şeklinde konuştu.

    “Giyeceğiniz ayakkabılar önemli”

    Opr. Dr. Sabah şöyle devam etti: “Pamuklu rahat kıyafetler tercih edilmelidir. Ayaklarda şişlik olabileceğinden spor ayakkabısı veya yazın alçak topuklu terlikler giyilmelidir. Hamile olmasanız dahi babet ya da çok yüksek ökçeli ayakkabılar ayak sağlığı için hiç uygun değildir. Üç saatten uzun süren seyahatlerde varis çorabı ödemi önler. Yağlı baharatlı gıdalar reflüyü arttıracağından hamileliğin hiçbir döneminde alınmamalıdır.”

    İşte araç içinde yapacağınız egzersizler

    Bütün bu önlemler alındığında gebelik ve lohusalık döneminde seyahat gayet güvenli ve keyifle yapılabilir ve tatil planlarını ertelemeye gerek kalmayacağını ifade eden Opr. Dr. Naziye Gürkan Sabah, araç içinde seyahat halindeyken yapılabilecek egzersizleri şöyle sıraladı:

    “-Araç içinde ayaklarınızı daire şeklinde çevirerek hareket ettirebilirsiniz.

    -Diz eklemlerinizi büküp açabilir, dizlerini göğsünüze çekip bırakabilirsiniz.

    -Ellerinizi önde birleştirilip 15 saniye aralıklarla öne doğru uzatıp ve gerilebilirsiniz.

    -Ayaklar arasında 15 cm’lik bir mesafe bırakarak dizler kırılmadan mümkün olduğunca öne doğru eğilmeli, 10 saniye bekleyip yavaşça doğrulmalısınız.

    -Sağ elle sol dirseği tutarak ve sol kolu sağ omuza doğru çekerek, birkaç saniye sonra da aynısını diğer kola da uygulayarak kollarınızı esnetilebilirsiniz.

    -Omuzlarınızı rahat bırakıp başınızı boyundan itibaren çevirebilirsiniz.”