Etiket: Uyardı

  • (Özel) Uzmanlar uyardı, sözleşmelerinizi TL’ye çevirmede son gün 12 Ekim

    Resmi Gazete’de yürürlüğe giren gayrimenkul alım satım, taşıt ve finansal kiralama dahil her türlü menkul ve gayrimenkul kiralama, leasing ile iş, hizmet ve eser sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerinin Türk Lirası ile yapılması kararlaştırılırken, uzmanlar son başvuru tarihinin 12 Ekim olduğunu belirterek mükellefleri uyardı.

    Resmi Gazete’de 13 Eylül’de yayımlanarak yürürlüğe giren ‘Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda’ değişiklik uyarınca gayrimenkul alım satım, taşıt ve finansal kiralama dahil her türlü menkul ve gayrimenkul kiralama, leasing ile iş, hizmet ve eser sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerinin Türk Lirası’yla yapılması kararlaştırıldı.

    Çoğunluğu dolar üzerinden yapılan mevcut sözleşmelerin de 30 gün içerisinde Türk Lirası olarak taraflarca yeniden belirlenmesini öngören kararla ilgili düzenlemeler için son gün 12 Ekim olacak.

    Eski sözleşmelerin para birimlerinin 12 Ekim’e kadar Türk Lirası’na çevrilmesinin zorunlu olduğunu kaydeden Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Serdar Özbek, “Eğer hala ayakta olan, uygulanmakta olan sözleşmeler ise bunların döviz üzerinden olan para birimlerini Türk Lirası’na (TL) çevireceğiz. TL’ye çevirirken hangi tarihteki kur üzerinden çevrileceği kararnamede yazılı değil. İşte bu aşamada her iki tarafında bir uzlaşma sağlaması gerekiyor. Tabii ki menfaat dengesine göre bu tarih önemli. Çünkü sözleşmenin yapıldığı tarihte kur düşüktü. Ama bugün itibariyle kuru dikkate alırsak döviz kuru yükselmiş olduğu için taraflardan birinin lehine olan konu diğerinin aleyhine olabilir. Bu noktada bir uzlaşma gerekiyor. Eğer taraflar aralarında anlaşabiliyor ise mesele yok. Aslında eski sözleşmelerin bir maddesi değiştirilse de yeni sözleşme yapılmış gibi başka maddelere de yer verilebilir” dedi.

    Damga vergisine dikkat

    Bu noktada damga vergisine dikkat etmek gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Özbek, “Bir damga vergisi çıkabilir. Şöyle ki yeni yapılan sözleşmemizde ya da değişiklikte döviz kurunu TL’ye çevirirken, sözleşmeyi ilk yaptığınız güne nazaran bir fark çıkarsa, yani sözleşmedeki bedel yükselirse mükelleflerin aradaki tutar için ilave damga vergisi ödemesi gerekiyor. Bunu unutmamakta fayda var” ifadelerini kullandı.

    “Mahkemede dava açmak yerine tahkime başvurun”

    Taraflar arasında anlaşma sağlanamaması durumunda sözleşmenin uyarlanmasının düşünülmesi gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Özbek, “Sözleşmenin uyarlanması için de en pratik yöntem arabulucuk ve tahkime başvurmaktır. Çünkü eğer bu hususta dava açılırsa çok uzun yıllar bu davalar sürebilir. Bu da sözleşme taraflarının işine gelmez. Arabulucularla tahkim edilmesinin çok büyük faydaları var. Birinci olarak arabulucular girdiği zaman damga vergisi maktul olacak. Çünkü kanunumuzda özel hüküm var; 58 TL’lik bir damga vergisiyle bu konu çözülebilecek. Eğer arabuluculukla anlaşma sağlanamazsa tahkime başvurulması gerekir. Tahkime başvurulduğu takdirde de çok kısa bir süre içerisinde, 2-3 ay gibi kısa sürede bu konuda yetkin uzman hakem atandığı takdirde bir karar verilecektir. Sözleşmenin uyarlanması maksadıyla bir tahkim yargılaması yapılabilir. Yani hakem önünde bir dava başlatılabilir” dedi.

    Tahkim merkezlerindeki ihtisaslaşmış kişilerin uyuşmazlığı çok hızlı ve ucuz bir maliyetle çözdüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Özbek, hem gerçek hem de tüzel kişilerin mahkemede dava açmak yerine anlaşma sağlayamadıkları takdirde tahkim yoluna başvurmaların tavsiye ettiklerini söyledi.

    “Tahkim, en ekonomik ve en pratik yöntemdir”

    Vatandaşları mutlaka uzlaşmaya gitmeleri noktasında uyaran Prof. Dr. Özbek, “Öncelikle kendileri uzlaşmaya çalışsınlar. Uzlaşamadıkları takdirde arabuluculuk ve tahkime başvursunlar. Bu konuda kesinlikle mahkemede dava açma yolunu tercih etmesinler. Çünkü bu hem uzun sürecek hem çok masraflı olacak. Bu da sözleşmelerin kesintiye uğramasına yol açar. Büyük zarar görebilirler. O nedenle eğer uyuşmazlık arabuluculuk ve tahkim yolu bu noktada en pratik en ekonomik en yararlı yöntemdir” ifadelerini kullandı.

  • TAŞPAKON Genel Başkanı Tufan uyardı

    TAŞPAKON Genel Başkanı Gökhan Tufan, yaptığı yazılı açıklamada son zamanlarda gastronominin Türkiye’de konu olarak popüler bir hale gelmesi ile birlikte, bu alanda ülke genelinde ciddi sayılarda etkinlikler düzenlenmeye başlandığını, lakin ilgili hususta devlet kontrolünde bir takip ve denetleme sistemi olmadığı için bunun Türk Mutfağı adına bazı dezavantajlar ve tehlikeler oluşturduğunu ifade etti.

    Tüm Aşçılar ve Pastacılar Konfederasyonu (TAŞPAKON) Genel Başkanı Gökhan Tufan, yazılı bir açıklamada bulundu. Tufan açıklamasında son zamanlarda gastronominin Türkiye’de konu olarak popüler bir hale gelmesi ile birlikte, bu alanda ülke genelinde ciddi sayılarda etkinlikler düzenlenmeye başlandığını, lakin ilgili hususta devlet kontrolünde bir takip ve denetleme sistemi olmadığı için bunun Türk Mutfağı adına bazı dezavantajlar ve tehlikeler oluşturduğunu belirtti.

    Tufan, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “Küresel bir akıma entegre olarak, gastronomi trendi son yıllarda ülkemizde de artış göstermeye başlamış, amatör ve profesyonel olmak üzere Türkiye’de ilgili konuda faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları, mülki amirlikler ve yerel yönetimler tarafından bireysel veya iş birlikleri nezdinde ulusal ve uluslararası bazda birçok etkinlikler düzenlenmeye başlanmıştır. Bu etkinlikler her geçen gün artış göstermekte ve ciddi bütçelerin harcanmaya başlandığı da aşikardır. Ayrıca TV kanallarında da aşçılık-gastronomi ile ilgili yarışma formatında birçok programın sunulmaya başlanması vazgeçilmez bir moda haline gelmiştir. Ülke mutfağımızın gelişmesi, yöresel değerlerimizin öne çıkarılması ve tanıtılması ile ekonomik tarafta da ülkemize fayda sağlayan amacına uygun etkinliklerin ve TV programlarının hepsini konfederasyon olarak destekliyoruz ve önemli buluyoruz. Fakat bunların ciddi bir kesimi yanlış tanıtımlar ve içerikler, doğru olmayan iş birlikleri, işin ehli olanlar tarafından yapılmaması, erbapların etkinliğe dahil edilmemesi ve amaca hizmet etmeyen gereksiz harcamalar sebebi ile bazı kesimlerin kendi reklamlarını yapmaktan ve bir rant malzemesi olmaktan ileri gidememektedir. İşte bu noktada mevcut popülaritenin ilgili veya ilgisiz tüm kesimler tarafından kullanılarak, konfederasyon olarak mesleki sıfatımızın ana temelini oluşturan Türk Mutfağı’na zarar verildiğini görmek bizi rahatsız etmektedir. Bu sebeple gastronomi adı altında Türk Mutfağı ve yöresel lezzetlerimiz teması ile ulusal ve uluslararası çapta organize edilen tüm etkinliklerin ve TV programlarının tarih, içerik, katılımcılar, milli değerlere saygı, hedef ve sonuç ilişkisinde devlet tarafından oluşturulmuş resmi bir komisyon onayı dahilinde olması ve denetlenmesi kaçınılmaz bir gerçek olarak önümüze gelmektedir.”

    “Bu vesile ile Konfederasyon olarak talebimiz, Kültür ve Turizm Bakanımız Mehmet Nuri Ersoy’un çağrımıza kulak vererek, çok önemli milli değerlerimizden biri olan Türk mutfak sanatımızın ve itibarının koruma altına alınması hususunda gerekli kanuni düzenlemelerin yapılması için üstüne baskı yaptığımız konuda bizce ihtiyaç duyulan çalışmaların bir an önce başlatılmasıdır” diyen Tufan, “Tüm Aşçılar ve Pastacılar Konfederasyonu (TAŞPAKON) olarak asıl kuruluş amacımız olan milli değerlerimiz noktasında Türk Mutfağı ve yöresel lezzetlerimize sahip çıkmak misyonumuz ile devletimiz tarafından bize verilecek görevleri karşılıksız ve gönülden yerine getireceğimizi bildirmek isterim” ifadelerini kullandı.

  • GİMDES Başkanı Büyüközer uyardı

    GİMDES Başkanı Hüseyin Kami Büyüközer, “Okul kantinleri için ciddi bir yönetmelik ve fiziki şartlar prosedürü hazırlanmalıdır” dedi.

    Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Denetleme ve Sertifikalandırma Araştırmaları Derneği (GİMDES) Başkanı Dr. Hüseyin Kami Büyüközer, yeni eğitim ve öğretim yılı ile ilgili yazılı açıklama yaptı. Yeni eğitim öğretim yılının başlayacak olmasıyla milyonlarca öğrencinin ders başı yapacağını anımsatan Büyüközer, öğrencilerin beslenme alışkanlıkları ile ilgili eğitimcilere ve velilere tavsiyelerde bulundu. Büyüközer, okul kantinleri konusunda yetkililere seslendi.

    “Okular açılıyor, peki anne baba olarak siz buna hazır mısınız?”

    Okulların açılacak olmasıyla anne babaları tatlı bir telaş sardığını dile getiren Büyüközer, “Bu açıklamayı, bilhassa velilerimizin, okul aile birliği görevlilerimizin, okul yönetimlerimizin ve Milli Eğitim Bakanlığı birimleri görevlilerimizin okumalarını özellikle rica ediyorum. Çocuklarımızı beslenmeleri için emanet ettiğimiz okul kantinlerinin kontrolsüz, kalitesiz ve daha da önemlisi, sağlıksız ve inançlarımıza uymayan ürünlerin satıldığı mekânlar haline geldiği herkes tarafından bilinen bir keyfiyet artık. Biz bu konu hakkında okul yönetimlerine, okul aile birliklerine ve velilere ciddi hatırlatmalarda bulunmak istiyoruz” ifadelerini kullandı.

    “Çocuklar gönül dünyamızın ve ülkemizin geleceğinin teminatıdır”

    Çocukların gönül dünyasının ve ülke geleceğinin teminatı olduğunun altını çizen Büyüközer, “O halde çocuklarımızın okul dönemi beslenmelerine ve bu beslenmede önemli bir konum kazanmış olan okul kantinlerinin durumuna bakalım. Okul çocuklarının beslenmesinde şu sağlıklı beslenme ilkeleri geçerlidir. Sağlıklı vücut ağırlığı korunarak besin çeşitliliğinin sağlanması gerekir. Yağ ve şeker tüketiminin sınırlandırılarak, lif ve selüloz bakımından zengin gıda maddelerinin tüketilmeli, vitamin ve minerallerin yeterli düzeyde alınması gereklidir” dedi.

    “Ciddi hastalıkların temeli çocuklukta atılır”

    Bilinçsiz beslenmenin, sağlıksız nesiller yetişmesine neden olduğunu söyleyen Büyüközer, “Kalp hastalıkları, bazı kanser türleri, allerjik rahatsızlıklar ve osteoporoz gibi pek çok ciddi hastalığın temeli çocuklukta atılır. Bu nedenle çocuklarınız daha küçük yaşlardayken onlara düzenli beslenmeyi öğretmek gerekir. Beslenme eğitimi ne kadar erken başlarsa, çocuğun gelişim ve zekâ düzeyi ile bağışıklık sistemi de o denli güçlenir. Hal böyle olunca, abur cubura dikkat etmek gerekir” ifadelerine yer verdi.

    “Cips, kraker, çikolata ve şekerlemelere dikkat”

    Hazır yiyeceklerin iştah kapattığını dolayısıyla çoçukların iyi beslenemediğine değinen Büyüközer, bu tür çocukların kilo almadığını, vücutlarının dirençciz kaldığını ve sık sık rahatsızlandığını hatırlattı.

    Kalp krizinin 40 yaşın üzerinde yaygın görüldüğü ifade edilse de, son yıllarda Türkiye genelindeki istatistikler gözden geçirildiğinde kalp krizinin 12’li yaşlara kadar indiğini dile getiren Büyüközer, “Çünkü daha çok hazır yiyecek satışı yapılan yerlerde uygulanan yüksek ısıda pişirme tekniği, doğal yağların içeriğinde kimyasal değişiklikler oluşturur. Bu besinler başta kalp ve damar hastalıkları olmak üzere çeşitli sağlık sorunlarına davetiye çıkarır. Bu nedenle uzmanlar “fast-food” olarak adlandırılan beslenme alışkanlığının gençler arasında yaygınlaştığı ve kalp krizi geçirme yaşının da giderek düştüğünü vurguluyor. Son yıllarda 12, 15, 17 yaşlarındaki çocuklarımızın ani kalp krizi sonucunda vefat haberleri konunun ne ölçüde önemli olduğunun göstergesidir” dedi.

    “Kantinler çocuklarımız için büyük tehlike oluşturuyor”

    Okul döneminde kantinlerin çocukların beslenmesinde çok önemli bir yer tuttuğunu belirten Büyüközer kantinler için ciddi uyarılarda bulundu.

    Çocukların fast-food yiyecekleri daha cazip buldukları için kantine yöneldiğine vurgu yapan Büyüközer, personel hijyenin son derece kötü olduğunu ifade etti. Büyüközer açıklamasının devamında, “Gıda hazırlayan çıplak eller aynı zamanda para alışverişi de yapmaktadır. Bu durumda kantinden alınan besinin besleyici olmaktan çıktığını söyleyebiliriz. Para, binlerce kez el değiştirdiğinden ve binlerce kasaya girip çıktığından tam bir mikroorganizma yuvasıdır. Bundan dolayı para yoluyla hastalık bulaşmasına dikkat edilmelidir”şeklinde konuştu.

    Kantin personelinin belli dönemlerde portör muayeneleri yapması gerektiğini ve kantin sahasının temizliğine önem verilmesini gerektiğine dikkat çeken Büyüközer, “Okullarda haşere mücadelesi hizmetleri yapılmadığından, eklembacaklılar ve kemirgenler de çocuklarımız gibi beslenmek için kantine gelmekte, ihtiyaçları olan gıdaları fazlasıyla burada bulmakta ve beslenmelerinin akabinde tekrar yuvalarına dönmektedir. Mevcut haşerelerin taşımış olduğu mikroorganizmalar böylece kantinin her yerine ve tabiî ki çocuklarımızın tükettiği besin maddelerine de bulaşmaktadır” ifadelerine de yer verdi.

    Okullarda meydana gelen zehirlenmelerin bir çoğunun kimyasal kaynaklı olduğunu dile getiren Büyüközer, “ Bunların en büyük sebebi kullanılan temizlik kimyasallarının gıda maddeleri ile aynı ortamda bulundurulması veya kantin yetkilerinin hiçbir eğitim ve tecrübeleri olmaksızın kendi başlarına kantin bölgelerini ilaçlamalarıdır. Bu, gıda zehirlenmesinde ciddi bir unsur teşkil etmektedir” dedi.

    “Veliler ve okul yöneticileri ortaklaşa bir kampanya başlatmalıdır”

    Son olarak okul kantinleri için ciddi bir yönetmelik ve fiziki şartlar prosedürü hazırlanması gerektiğine vurgu yapan Büyüközer, “Okul kantinlerinin bu durumu göz önünde bulundurularak, okulların açılmasıyla birlikte yetkililer kantinleri sıkı bir denetime tâbî tutmalıdır. Her şeyden önce, okul kantinleri için ciddi bir yönetmelik ve fiziki şartlar prosedürü hazırlanmalıdır. Bu konuda veliler ve okul yöneticileri ortaklaşa bir kampanya başlatmalı ve Milli Eğitim Bakanlığı’na durum ciddi bir talep olarak iletilmelidir” dedi.

  • MNG’den Dr. Aydoğan Süer Uyardı:

    Bloomberg TV’de yayınlanmakta olan Sektör Raporu programına telefonla bağlanan Dr. Aydoğan Süer, dolar kurundaki yükselişe bağlı olarak alışveriş merkezleri ve perakende sektöründe atılabilecek adımlar konusunda önemli tespit ve önerilerde bulundu.

    Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak’ın dövizle kiralamanın sona ereceğine dair açıklamaları üzerine tespit ve önerileri sorulan Süer, sektörün bu güne kadar yatırımcı ve perakendecinin fedakarlık ederek orta noktayı bulması sayesinde ilerlediğini söyleyerek dolar kurundaki hızlı yükselişin TL ile para kazanan perakendeciyi zor durumda bırakacağını belirtti. Bugün sektördeki yatırımcıların dörtte üçünün yerli, dörtte birinin yabancı yatırımcı olduğunu vurgulayan Süer, dolar konusunda kiracılarına esneklik göstermeyen alışveriş merkezlerinin orta vadede büyük sıkıntı yaşayacağını ifade ederek, sorunun çözümü için yatırımcılara TL ile borçlanma imkânı tanınmasının da çok önemli bir ihtiyaç olduğunu açıkladı

    Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Berat Albayrak, alışveriş merkezlerinde, evlerde ve ticari gayrimenkullerde dövizle kiralama ve satış dönemine son vereceklerini açıkladı. Dolar cinsinden kiralama en çok alışveriş merkezlerindeki perakendeciler için sorun oluşturduğundan, sektör uzun yıllardır bu konuda yapılabilecekleri tartışmaktaydı. Bakan Albayrak’ın açıklamasının ardından Bloomberg TV’de canlı yayına telefonla bağlanan sektörün deneyimli isimlerinden MNG Yönetim Hizmetleri Genel Müdürü Dr. Aydoğan Süer, bu konuda merak edilen sorulara yanıt verdi ve alınabilecek tedbirleri anlattı. Süer’e sorulan sorular ve yanıtları şöyle:

    Dolar kurundaki yükselişin, AVM ve perakendeye yansımaları

    Biliyorsunuz geçen sene ile bu sene arasında, yaklaşık birebir bir kur farkı var. Organize perakende sektöründe inanılmaz bir ciro dönüyor. 390 Milyar Dolarlık bu ciroyu, bu büyük ticaret hacmini bizim mutlaka kontrol altında tutmamız lazım. Türkiye’de alışveriş merkezi yatırımlarının dörtte 3’ü yerli, dörtte 1’i yabancı Zaten şu anda alışveriş merkezleriyle perakendecilerin karşı karşıya gelmesini sağlayan en büyük sebep, özellikle orta vadeli ve uzun vadeli borçlanma içerisinde bulunan alışveriş merkezi yatırımcılarının, Dolar ve Euro ile uzun vadeli borçlanma içerisine girmiş olması.

    Peki, bu gibi dalgalanmalarda biz AVM yatırımcıları olarak ne yapıyoruz? Özellikle yerli yatırımcılar perakendecisinin yanında yer alıyor. Ya kurunu sabitliyor ya kirasında iskonto yapıyor. Ama çok etkin lokasyonlarda yer alan alışveriş merkezlerinde, yani yabancı yatırımcının hâkim olduğu yerlerde, yabancı yatırımcılar taviz vermiyor. “Benim anlaşmam bu, siz de buna riayet etmek zorundasınız” diyorlar. Biz de diyoruz ki, perakendeci gelirini TL ile elde ediyor, dövizle kirasını ödüyor. Geçen sene ile bu sene arasında, perakendeci 4 Milyar TL’ye yakın bir kur farkı ödedi. Tabii, burada perakendecinin taşıyabileceği bir yük var. Ama siz bir perakendeciye, taşıyabileceğinden fazla üzerine yük yüklerseniz, perakendeci orada dayanamaz. Zaten Türkiye’de 350 tane marka var. Yani marka sayımız çok kısıtlı. Bizim bu dalgalı dönemlerde, pazarı ayakta tutacak destekleri markalarımıza vermemiz gerekiyor. Bu dörtte üçlük yerli yatırımcı mümkün olduğunca, perakendecisini ayakta tutmak için gerekli çabayı gösteriyor. Eğen yarın döviz 10 Lira olursa siz perakendecinize 10 TL’yi yansıtamazsınız. Sözleşmeler en başında ister istemez AVM yatırımcılarının kısa vadeli ve uzun vadeli kredilerinden dolayı- dövizle yapılmış olabilir. Ama siz buradaki yükü tamamen perakendeciye yükleyemezsiniz. Geçmiş dönemlerde yapılan sözleşmelerde, TL ile yapılan sözleşmelerin AVM yatırımcısına getirisi her zaman uzun vadede daha fazla olmuştur. Ancak Türkiye’nin 10-12 yıllık süreçler içerisinde, bir anlık döviz dalgalanmalarında, o 1-2 senelik geçişlerde, ister istemez büyük bir makas ayrımı oluyor. Buralarda biz yatırımcılar ve perakendeciler olarak ortak bir zemini oluşturmak zorundayız.

    Diyeceksiniz ki, AVM yatırımcısı uzun vadeli bir kredi çekmiş. Ama perakendeci dövizle gelir elde etmiyor ki! Dolayısıyla o yükü tamamen kiracıya yükleyemezsiniz. İşte böyle dönemlerde, AVM yatırımcıları aradaki kur farkını üzerine almak zorunda. Tabii ki perakendeci de yükün altına biraz elini koyacak. Perakendecinin kirasını ödeyebileceği bir “başa baş noktası” var. Bunlar tabi sektörlere göre farklılık arz eder. Yani tekstilde kirası toplam cirosunun yüzde 15’ini geçmeyecek; teknolojide yüzde 7’yi geçmeyecek; fast food’ta yüzde 20’yi geçmeyecek.

    Siz bugün birebir kur farkını yansıttığınızda, perakendeci toplam cirosunun yüzde 50’sini kirasına ayırmak zorunda kalacak. Yani burada asıl mesele, biz sürdürülebilir olacak mıyız, olmayacak mıyız? Kısa vadede perakendeciye baskı yapabilirsiniz ama bu sürdürülebilir olmaz. Yarın bir gün o mağazaların boş kalması, AVM yatırımcılarına çok daha büyük bir zarardır. Bizler AVM yatırımcıları ve perakendeciler olarak, taşın altına elimizi ortak şekilde koyacağız. Yerli yatırımcılar, bu desteği veriyor. Benim tavsiyem, yabancı yatırımcıların da aynı şekilde davranması. Aksi taktirde göreceksiniz ki, kısa vade içerisinde, yabancı yatırımcıların yönettiği alışveriş merkezlerinde perakendeciler baş kaldıracaktır ve orada ciddi sıkıntılar oluşacaktır.

    Perakendeci dövizdeki yükü tüketiciye yansıtacak mı?

    Döviz kuru artışında oluşan bu büyük makasın, yüzde 10’luk, 15’lik veya 20’lik dilimlerini tüketiciye yansıtmayı konuşabilirsiniz. Ama geçen sene ile bu sene arasında oluşan birebir artışı yansıtamazsınız. Bu matematiğe ters Birebir maliyet artışını, bugün Türkiye’de dövizle hammadde ya da ürün alan hiçbir yatırımcı veya perakendeci, satıştaki ara kalem ürününe yansıtamaz. Çünkü makas ayrımı çok fazla! Belki yüzde 10-15 gibi bir oran olsaydı bu yansıtılabilirdi.

    Alışveriş merkezleri yatırımcıları da orta vadeli ve uzun vadeli borçlanmaları içerisinde, bu kadar yüksek kredileri ancak döviz kredisi ile borçlanabiliyorlar. Ben yaptığım bütün programlarda şunu belirtiyorum. Bir alışveriş merkezi yatırımı belirlenirken mutlaka artık AVM yatırımcılarına TL ile kredi sağlayacak bir ortam hazırlanmalı. Bugün yaşanan karmaşada AVM yatırımcısı diyor ki, “Benim uzun vadede beklentim döviz. Ben nasıl sözleşmemi TL ile yapayım?” Tam bu noktada bir realite ile karşı karşıyayız. Sonuçta TL ile dönen bir pazar var. Dövizle kredi ödendiğinde orada perakendecinin acı çektiğini görüyoruz. Biz yerli yatırımcılar olarak birçoğumuz sürdürülebilir bir ilişkide olmak için diyoruz ki, “Sadece 1-2 aylık değil, yarım dönemlik ya da bir dönemlik süreler içerisinde sizi rahatlatalım. Kurunuzu bir yerde sabitleyelim.” Çünkü perakendecinin motivasyonunu düşürmemek gerekiyor. Bu gibi dalgalanmalarda birlikte hareket etmek çok önemli Aksi taktirde orta vadede o mağazalar boş kaldığında, caddelerimiz boşaldığında, birlikte zarar görürüz. Bugün alışveriş merkezlerinin ve perakende sektörünün toplam cirosu 410 Milyar Doları buluyor. Bu çok spesifik bir iş. Herkes bu pazarı göremiyor olabilir ama ciddi bir rakamdan, önemli bir sektörden göz ediyoruz. Bugün biz cadde, pazar ve esnaflarımız ile AVM yatırımcıları ve perakendecilerimizi karşı karşıya getirirsek hata yaparız. Zaten üreticiler bu dalgalanma içerisinde ayakta kalmakta zorlanırken, perakendeyi zorlarsak, inanın burada kayıplar ağır olur! Dolayısıyla yabancı yatırımcıların da stratejik olarak bunu görüyor olması lazım. Eğer görülemezse, çok etkin lokasyonlarda mağazalar boşalmaya başlayacaktır.

    Kredi kullanımı açısından avm yatırımcılarının beklentileri

    Alışveriş merkezi yatırımcısının durumu, yatırımcının öz sermayesi ile doğru orantılı ama en az bir 10-12 yıllık uzun vadeli TL borçlanmasını sağlamak gerçekten çok efektif olacaktır. Mutlaka TL ile kredi ortamının sağlanması lazım. Diğer türlü AVM yatırımcıları da çok mağdur oluyorlar. Bir alışveriş merkezi kurmak için gereken yüklü bir rakamı TL ile borçlanamadığında, döviz ile borçlanıyor. Dolayısıyla o da ister istemez o riski perakendeciye yansıtmaya çalışıyor. Bunun bedeli her iki taraf için de çok ağır.

    Yeni AVM yatırımları yapılırken her zaman şunun altını çiziyorum. Yüzde 10-15-20’lik kur farklarını perakendeciye yansıtabilirsiniz. Bizim şu an sözünü ettiğimiz rakamlar gibi çok ciddi bir makas ayrımı; yüzde 50’lik yani bire birlik bir döviz artışı olursa, burada bunu yansıtamazsınız. Öte yandan yatırımcı uzun vadeli beklentileri içerisinde her zaman bu risklere hazır olmalıdır. Eğer yeni bir AVM yatırımı yapıyorsanız, “Ben bugün 100 Milyon Dolar kredi kullandım. Bu kredinin tamamının gelir projeksiyonunu da uzun vadede perakendeciyle yaptığım sözleşmelere bağladım” diyemezsiniz. Buradaki en büyük hata, yanlış fizibilite yapılması Bir AVM yatırımcısı, yatırım yaparken riski görecek. “Döviz kurunda yüzde 20’nin üzerinde bir artış gerçekleşirse, oradaki yükü ben üzerime alacağım” diyebilecek. Gördüğünüz gibi bugün birçok AVM yatırımcısı, döviz kurundaki artıştan dolayı, o beklenen getirileri elde edemiyor. Sektörün yüzde 75-80’i, şu an yüzde 40-50’lik iskontolar yapma noktasında. Yani kur sabitlemesinden kaynaklanan iskontolar ile gelir projeksiyonunda bir kayıp söz konusu. Yani perakendeciler 4 Milyar TL kur farkı öderken AVM yatırımcıları da beklenen gelir projeksiyonunda yarı yarıya bir gelir kaybı içerisindeler. İçinde bulunduğumuz dönem aslında bir geçiş dönemi. Biraz perakendeci, biraz da AVM yatırımcısı elini taşın altına koyacak. Tüketicilerimiz de kendilerini caddelerden pazarlardan eksik etmeyecek. Özetle bu süreçler içerisinde ortak hareket etmemiz gerekiyor.

  • Oda başkanı uyardı “Sezon sonu aldatmacalarına dikkat”

    Akçakoca Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Nedim İşgören, “Bayram indirimi bitti. Şimdi sırada sezon sonu aldatmacası var. Bu indirim günleri tamamen tüketiciyi yanıltarak rant elde etmeye yöneliktir. Vatandaşlarımız alışveriş yaparken fuzuli masraflardan kaçınmalı” dedi.

    Oda Başkanı Nedim İşgören yaptığı yazılı açıklamada; “Büyük mağazalar, özellikle bayram, yılbaşı, sevgililer günü, anneler günü ve sezon sonu gibi özel günlerde satışlarını artırmak için tüketiciyi yanıltan indirim kampanyalarına hız kesmeden devam ediyor. Kurban Bayramı’nda çocuklarına bayramlık satın almak için mağaza afişlerinde yüzde 80’e varan indirim reklamlarını gördük. Şimdi ise daha bayram bitmeden sezon sonu indirim afişleri vitrinlerdeki yerlerini almaya başladı. Yüzde 70’e varan indirim ve bunlara ek olarak ikinci ürüne yüzde 50 indirim. Bu da yetmiyor kasada yüzde 20 indirim. Böyle bir kazanç dünyanın hiçbir yerinde yok. Burada yapılan çok açık ürün indirime girmeden önce fiyatı iki katına çıkarılıp sonra normal fiyatı üzerinden sanki indirim varmış gibi gösteriliyor. İndirim sezonları tüm mağazalar için yalnızca yılın belli dönemlerinde geçerli olmalı. Mağazalar bağlı oldukları meslek kuruluşlarından izin alarak indirim kampanyası yapabilmeli. İndirimlerin meslek odalarının izni ve kontrolü ile yapıldığı tüketiciye belirtilmeli. Her özel günde ve her sezonda rastgele indirim yapılmamalı” ifadelerinde bulundu.

    “Yüzde 80’e varan indirim etiketlerini iyi kontrol edin”

    Vatandaşların alışveriş yaparken piyasayı çok iyi kontrol etmesi gerektiğini vurgulayan İşgören, “Alışverişe çıkacak olan vatandaşlarımız ’bir alana bir bedava’, ’üç al bir öde’ gibi kampanyalara ve aldatıcı indirimlere kanmamalı. Ürün satın alırken piyasayı çok iyi araştırmalı ve fiyatları kontrol etmeli. Gereksiz alışveriş yapıp kredi kartlarına yüklenmeyin. Çünkü ödenemeyen kredi kartı borcu biriktiği zaman vatandaşlar borcun altından kalkamıyor. Özellikle AVM’lerdeki tekstil, kozmetik, teknolojik ürünler ile elektronik ve beyaz eşyada ucuzluk kampanyaları çok iyi takip edilmeli. Ürünlerin kampanyaya girmeden önceki fiyatı araştırılmadan indirimin büyüsüne kapılmayın. İhtiyaç olmayan ürünlerin fiyatı ucuz bile olsa cebimize zarar verdiği unutulmamalı” dedi.