Etiket: Üretti

  • Erzurum 4 ayda 61 marka üretti

    Erzurum 4 ayda 61 marka üretti

    TÜRKPATENT Mart dönemi marka başvuru verilerini paylaştı. Erzurum’da nisan ayında 15, dört aylık düzeyde ise 61 marka başvurusu kaydedildi. Ocak ayında 15, şubat ayında 16, mart ayında 15, nisanda 15 marka başvurusunun gerçekleştiği Erzurum’un bölge başvuru payı yüzde 14,38, ülke başvuru payı ise yüzde 0,16 olarak belirlendi

    NİSAN AYI BÖLGESEL DAĞILIM

    TÜRKPATENT verileri kaydında, DOSİAD Araştırma Merkezince gerçekleştirilen analizlere göre; Nisan ayında Erzurum’dan 15, KUDAKA İstatistik Bölgesi illerinden 21, Kuzeydoğu Anadolu istatistik Bölgesi illerinden 38, Doğu Anadolu Bölgesinden 115, Türkiye’de 9 bin 716 başvuru yapıldı. Erzurum’un nisan ayı bölge başvuru toplamındaki payı yüzde 13,0 oldu.

    4 AYLIK DİLİMDE BÖLGESEL VERİLER

    DOSİAD Araştırma Merkezince gerçekleştirilen analizlere göre; Ocak – Nisan döneminde Erzurum’dan 61, KUDAKA İstatistik Bölgesi illerinden 82, Kuzeydoğu Anadolu istatistik Bölgesi illerinden 124, Doğu Anadolu Bölgesinden 424, Türkiye’de 37 bin 912 başvuru gerçekleşti.. Erzurum’un 4 aylık düzeyde bölge başvuru toplamındaki payı yüzde 14,38 oldu.

    BÖLGE İLLERİ MARKA BAŞVURULARI

    Ocak-Nisan düzeyinde en yüksek sayıda marka başvurusunun yapıldığı il Malatya oldu. Dönemde Malatya’dan 115, Elazığ’dan 89, Erzurum’dan 61, Van’dan 47, Ağrı’dan 15, Erzincan’dan 15,Muş’tan 14, Bingöl ve Kars illerinden 13, Bitlis’ten 12, Iğdır’dan 11, Hakkari’den 10, Tunceli’den 6, Ardahan’dan ise 3 başvuru yapıldı.

    ERZURUM 45’İNCİ SIRADA

    Erzurum nisan ayı bazında marka başvuru sayısı bakımından Türkiye illeri sıralamasında 45’inci sırayı aldı. Marka başvurusunun en yüksek olduğu iller İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Antalya, Gaziantep, Konya, Kocaeli, Adana, Mersin, Denizli, Muğla, Kayseri, Eskişehir, Hatay, Balıkesir, Sakarya, Aydın, Manisa, Samsun, Tekirdağ, Şanlıurfa, Kahramanmaraş, Trabzon, Diyarbakır, Çanakkale, Mardin, Malatya, Afyon, Ordu, Rize, Kütahya, Karaman, Elazığ, Bolu, Batman, Isparta, Sivas, Düzce, Nevşehir, Çorum, Aksaray, Kırklareli, Kastamonu, Edirne, Erzurum olarak açıklandı.

  • Muratpaşa, 4 yılda 4 bine yakın çöp konteynırı üretti

    Muratpaşa Belediyesi 4 yıl içinde 3 bin 710 çöp konteynerini yeraltına aldı. Sistem 49 mahallede bin 33 noktada uygulandı.

    Üretimi Muratpaşa Belediyesi atölyelerinde gerçekleştirilen ve Türk Patent Enstitüsü tarafından ’Patent ve Faydalı Model’ belgesine sahip sistem, 1 Ocak 2015’ten itibaren Muratpaşa’yı kapsayan bir proje kapsamında mahallelere monte edilmeye başlandı.

    Proje öncesi sadece 123 konteynerin yeraltında bulunduğu ilçede, 4 yılda yeraltına alınan konteyner sayısı 3 bin 710’a ulaştı. Proje, Kaleiçi mahalleleri Barbaros, Kılıçaslan, Selçuk ve Tuzcular’la birlikte fiziki şartları uygun olmayan Haşim İşcan ve imar problemi bulunan Tarım ve Yeşilova hariç ilçenin tüm mahallerine yayıldı. 49 mahallede bin 33 noktada yer alan yeraltı çöp konteynerlerinin 2015 öncesi hariç tamamı Muratpaşa Belediyesi’nce üretildi.

  • Görme engelliler için sesli daktilo üretti

    Rize İMKB Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Elektronik bölümü öğretmenlerinden Fatih Gündüz, görme engelliler için daktilo üretti.

    Rize’de görme engellilerin kullandığı Braille daktilosunu geliştirerek elektronik ortama taşıyan Elektronik Öğretmeni Fatih Gündüz, aslı çok büyük ve kaba olan Braille daktilosuna alternatif bir daktilo üretti. Gündüz’ün tamamen elektronik olarak ürettiği daktilonun Braille daktilosundan bir farkı daha var. O da Braille daktilosunda görme engelli öğrenci yazıyı yazdıktan sonra yazılar kağıda yazılı olarak çıkıyor ve öğretmenler tarafından kontrol ediliyor. Gündüz’ün daktilosu ise eğitimini de kendisi veriyor, ne yazdığını da kendisi söylüyor.

    Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğünün hazırladığı materyal geliştirme yarışmasında birincilik ödülü alan Braille daktilosunun ülkemize maliyetine oranla çok daha ucuza mal ettiklerini dile getiren Gündüz, projenin Milli Eğitim Bakanlığı tarafından seri üretime geçirilmesini bekliyor.

    Maliyeti normalde 5 bin ile 20 bin arasında değişen kağıt çıktı veren Braille daktilolarının yerine projelenen ve 300 liraya mal ettikleri daktiloyu üniversite yıllarından beri planladığını dile getiren Gündüz “Braille daktilosunun ülkemizde maliyeti çok fazla, ulaşmak biraz kısıtlı. Görme engellilerin pozitif ayrımcılık görmesi gerekirken mevcut daktiloya ulaşmak 5 bin Lira’dan başlayan maliyetler nedeniyle zorlaşıyor. Bende Braille daktilosunun nasıl kolay hale getirebilirim diye düşünürken eşim Esra Gündüz Engelliler Okulu’na atandı. Eşime sordum orada görme engelli öğrenciler gerçekten Braille daktilosu ile değil de tabletle mi yazmaya başlıyor diye? Eşim evet tabletle yazmaya başlıyorlar dedi. Nedenini sorduğumda okuma yazma rehberinde yazan nedenlerden dolayı ayrıca ulaşımından ve maliyetinden ve çocukların ince kas motor becerilerinin de az gelişmiş olmasından dolayı daktilonun tuşlarına basamamasını söyledi. Ben de bunu elektronik olarak yaparsak muhtemelen daha kolay ve maliyeti daha düşük olacaktır diye düşünerek yola çıktım. Projemizi materyal yarışmasına yetiştirdik. Maliyeti normalde 5 bin ila 20 bin TL arasında değişen Braille daktilo fiyatlarına nazaran 200-300 TL gibi bir fiyata mal ettik. Kağıt çıktı ile kontrol edilebilen mevcut daktilolardan daha işlevsel oldu. Normalde daktilodan çıkan yazıyı çocuk sürekli kontrol ediyor ve oradan yazdığının doğruluğunu anlıyor. Biz geri dönüşü sesli olarak yaptık. Sesli olarak öğrenci kendi kendine öğretmene ihtiyaç duymadan çalışabiliyor. İnce kas becerileri gelişmemiş öğrenciler bile bu tuşlara kolaylıkla basabiliyor. Maliyeti ve kullanım kolaylığı açısından projemiz geçen yıl yapılan materyal ve etkinlik yarışmasında birinci seçildi” ifadelerini kullandı.

    Bakanlığın materyal ve etkinlik yarışmasına göndermeden önce öğrenciler ile birlikte daktiloyu deneme fırsatı yakaladıklarını ve öğrenciler daktilo ile çalışırken kaydettikleri video ile yarışmaya katıldıklarını söyleyen Elektronik Öğretmeni Fatih Gündüz ”Braille daktilosu büyük ve hantal, eski daktilo mantığı ile yapılmış bir daktilo, kağıt çıkıyor içinden. Bu çıkan kağıdın okuma yazma öğrenmeye bir katkısı yok. Sadece öğrenci yazabilmiş mi diye bakıyor. Ben yazabiliyor mu diye bakmasını direkt hoparlörden ses olarak veriyorum. Hiç kağıda ihtiyaç olmadan öğrenci öğrenebiliyor. 10 kat daha ucuz ve ulaşılır olması en büyük artısı. Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü o yarışmada dereceye giren uygulamaların teliflerini alarak tüm Türkiye’deki görme engelli okullarına bu materyalin kullanımı alanını oluşturup seri üretim şeklinde dağıtacağını ifade etti. İnşallah bizde vatana millete hayırlı bir iş yapmışızdır. Cihazın içerisindeki mikro işlemciye 720 satırlık bir kod yazdık. Bu yazılımda tamamen eşim Esra ve bana ait. Biz derslerimizde de öğrencilerimize ufak ufak yazılım ve gömülü kod yazmayı öğretiyoruz. Bu cihaz da onlara bir örnek olacaktır” şeklinde konuştu.

  • OMÜ’lü akademisyen yerli yapay kemik üretti

    Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Mühendislik Fakültesi Makine Mühendisliği Bölümünden Dr. Öğretim Üyesi Mevlüt Gürbüz tarafından antibakteriyel özelliği bulunan ve biyo uyumluluğu yüksek yerli yapay kemik üretildi.

    Kemik kayıplarının önüne geçebilmek için OMÜ ve TÜBİTAK tarafından desteklenen proje kapsamında Dr. Öğretim Üyesi Mevlüt Gürbüz, kemiğin yapısında bulunan, kalsiyum ve fosfat ve farklı metal iyonlarından yerli yapay kemik yaptı. Hayvan deneylerinde yüzde 95 başarı sağlayan yapay kemik, iyileşme süresini kısaltarak hastalara konforlu bir yaşam sürmeyi amaçlıyor.

    Çeşitli kazalar sonucunda kemik kayıplarının meydana geldiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Mevlüt Gürbüz, “Kemik kayıpları insanlar için ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Biz de bu olumsuz duruma karşı bir yapay kemik üretebilir miyiz diye yola çıktık. Bu süreçte ilk olarak Prof. Dr. Aydın Doğan’ın laboratuvarında kalsiyum fosfat esaslı antibakteriyel seramik tozları üretildi. İlk olarak bu tozları kullanarak yapay kemik üretmeye çalıştık. Bu konuda OMÜ ve TÜBİTAK tarafından destek aldık. İlk yaptığımız ürünler 10 milimetre boyutundaydı. Şimdi daha büyük boyutta ürünler üretebiliyoruz. Projemizin bir sonraki adımını yaptığımız yapay kemiğin testleri oluşturuyordu. Bunun için Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi Bölümünde Prof. Dr. Nusret Köse ile ciddi çalışmalar yaptık. Yapmış olduğumuz yapay kemiğin diğerlerinden farkı her hangi bir antibiyotiğe gerek olmaksızın enfeksiyon önleyici bir yapısının olmasıdır. Hayvan testlerinde yapmış olduğumuz analizlere baktığımızda yüzde 95’in üzerinde bir başarı sağladığını gördük. Belkide muadillerine göre ilk kez böyle bir ürün ortaya konmuştur” dedi.

    “İnsan dostu malzemelerden üretildi”

    Gerçek bir kemik yapısının kalsiyum ve fosfattan oluştuğunu ifade eden Gürbüz, “Bizim üretmiş olduğumuz sentetik tozumuz da kalsiyum ve fosfat elementleri içeren kompozisyonlar geliştirdik. Ayrıca içerisine farklı metal iyonları katkılayarak, malzemenin antibakteriyel özelliği kazanmasını sağlamış olduk. Üretmiş olduğumuz malzemede gerçek kemiğe benzer şekilde olmasından dolayı uygulamada biyo uyumluluğu yüksek, iyileşme sürecini hızlandıran, hasta konforunu ve sağlığını düşünen bir ürün geliştirmiş olduk. Bu ürün yaşa bağlı olarak meydana gelen kemik kayıpları, spor yaralanmaları, savaşlarda meydana gelen kemik kayıplarının onarılmasında, kırıkların onarılmasında tercih edilecektir. Dünyada bunun örnekleri var. Fakat bizim farkımız bunun içerisine katkılamış olduğumuz metal iyonunun hasta sağlığına zarar vermemesi, çevre ve insan dostu bir malzemeden üretilmiş olmasıdır. Bizim kullanmış olduğumuz toz tamamen yerli ve milli bir üretimdir” diye konuştu.

  • (Özel) ADASU HES 5 yılda 37 milyonluk elektrik üretti

    Yerel yönetimler tarafından inşa edilen ilk hidroelektrik santrali olma özelliğini taşıyan ADASU HES, faaliyette olduğu 2013 yılından beri 106 milyon kilovat elektrik üretti. Türkiye’ye örnek olan nehir tipi hidroelektrik santralinin 5 yıldır enerji üretmeye devam ettiğini belirten SASKİ Genel Müdürü Dr. Rüstem Keleş, Türkiye’nin enerji seferberliği ve enerji potansiyeline de katkı sağladıklarını söyledi.

    Sakarya Büyükşehir Belediyesi tarafından Türkiye’de ilk kez hayata geçirilen hidroelektrik santrali, eski Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın katılımıyla 2013 yılında faaliyete geçmişti. Yerel yönetimler tarafından inşa edilen ilk hidroelektrik santrali olma özelliğini taşıyan ADASU HES’te elektrik üretimi devam ediyor. 5 yıl içerisinde tesislerde 106 milyon kilovat enerji üretildiğini belirten Sakarya Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (SASKİ) Genel Müdürü Dr. Rüstem Keleş, santralin çok yönlü bir proje olduğunun altını çizerek elektrik üretiminin dışında Sakarya Nehri’nde ki katı atıkları da temizlediğini ifade etti.

    Devreye alındığı 2013 yılından bu yana Sakarya için 37 milyon liralık enerji üreten ADASU Hidroelektrik Santrali (HES) hakkında bilgiler veren Dr. Rüstem Keleş, “Biz Su ve Kanalizasyon İdaresi olarak 2006 yıllarında projelendirmeye başladığımız ve 2010 yılında temelini atarak 2013 yılında devreye aldığımız bir Hidroelektrik Santral projesi bu proje. Türkiye’de bir yerel idare tarafından inşa edilen ilk HES olma özelliğini de taşıyor. O anlamda önemi var yani belki kurulu güç olarak çok büyük bir güç değil ama yaklaşık 9,6 – 10 megavatlık bir güç var. Sakarya Nehri üzerinde olması yani şehrimizden yıllarca akan bir nehrin üzerinde olması ve bir su kanalizasyon idaresinin bölgesindeki hidrolik potansiyeli düşünmesi açısından önemli bir proje” dedi.

    “5 yılda 160 milyon kilovat elektrik”

    HES’in Sakarya’nın enerji üretimi bakımından büyük bir öneme sahip olduğunu ifade eden Keleş, tesisin devreye alındığı günden itibaren 160 milyon kilovat elektrik ürettiğini söyleyerek, “Türkiye’ye örnek olan nehir tipi hidroelektrik santralimiz yaklaşık 5 yıldır şehrimiz için enerji üretmeye devam ediyor. Santralimiz yıllık 40 – 45 milyon kilovat ortalama üretim kapasitesine sahip bir enerji santrali. Yenilenebilir enerji kapsamında değerlendirdiğimiz bir proje. Türkiye, Sakarya ölçeğinde evsel kullanım dikkate alındığı zaman 10 bin konutun yıllık ihtiyacını karşılayacak bir üretim yapıyor. Şuana kadar 5 yıl oldu devreye aldığımız, 5 yılda 160 milyon kilovat elektrik ürettik. Bunun gelir olarak TL olarak karşılığı 37 milyon lira. Aşağı yukarı 5 yılda toplam yaptığımız yatırımın yüzde 60’ını amorti etmiş olduk. Bir yatırım için Türkiye şartlarında bakıldığı zaman oldukça fizibil bir değer. Şuanda da üretime devam ediyoruz, yeni bakımdan çıktı tesisimiz. Dünya’da enerji alanında giderek gelişen trend yenilebilir, temiz ve yeşil enerji. Ülkemizde bu anlamda hidrolik potansiyelin değerlendirilmesi konusunda Türkiye’de çok güzel örnekler yapıldı, bizde kendi çapımızda bu örneklerden birini Sakarya’da gerçekleştirdik” diye konuştu.

    “Türkiye’nin enerji seferberliği ve potansiyeline katkı sağlıyoruz”

    Tesisin çok yönlü bir proje olduğunun altını çizerek Türkiye’nin enerji seferberliği ve potansiyeline de bir katkı sağladıklarını belirten Dr. Rüstem Keleş, “Batılı ülkelerin kendi bölgelerinde ki hidrolik potansiyellerini değerlendirmelerinin tarihi yaklaşık 100 yıl veya daha fazla. Geçtiğimiz günlerde yaptığımız bir Almanya seyahatinde sadece Bayvera bölgesinde 4-5 bin civarında irili ufaklı buna benzer santral kurulmuş. 500 kilovatlık suyu bile değerlendirmişler. Dolayısıyla bizimde ülkemizde ki bu yerli potansiyeli, hidrolik potansiyeli değerlendirmemiz gerekiyor. Biz diğer asli görevlerimizi aksatmadan yani su yönetimi, su ve kanalizasyon yönetimini aksatmadan, o konudaki yatırımlarımızı hiçbir şekilde akamete uğratmadan, daha çok çalışarak, daha fazla gayret ederek ilave olarak bu projeyi de geliştirdik. Bu projenin ilave çok faydaları oldu. Yani enerji üretiminin yanı sıra burada bir terfi merkezi var, buradan şehrimizin Doğu bölgesine su basıyoruz. Yaklaşık olarak 10 bin dönümlük bir tarım alanı sulanıyor Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında. Ve bu da orada ki üretime çok ciddi katkı sağlıyor. Ayrıca burada regülatör vasıtası ile oluşan gölet 160 dönümlük Sakarya Park’ın görsel olarak güzelleşmesine katkı sağlıyor. Çok yönlü bir proje oldu. Ama enerji açısından değerlendirdiğimizde de kendi çapımızda Türkiye’nin enerji seferberliği ve Türkiye’nin enerji potansiyeline bir katkı sağlamış olduk” şeklinde konuştu.

    “Enerji üretirken doğada ki ekosistemi de korumalısınız”

    Çevrenin önemine değinen ve enerji üretimi yaparken doğada ki ekosisteme zarar verilmemesi konusunda hassasiyetlerini dile getiren Keleş, “Dünya’da ekosistem, ekoloji ve çevre son derece önemli. Yani Dünya’nın bugün en önemli meselesi. Enerji üreteceğiz diye, sudan yararlanacağız derken çevreye zarar vermememiz gerekiyor, bu çok önemli. Yani bugün Dünya’da tabiat temelli çözümler eksenine oturuyor. Elbette suyun hidrolik gücünden, rüzgardan, güneşten yararlanılarak elbette enerji üretilmeli ama doğa ve tabiatı tahrip etmemelisiniz, doğada ki ekosistemi korumalısınız. Orada ki canlı ve yaşayan sisteme de zarar vermemelisiniz. Bu anlamda Allah’a şükür tepkiyle karşılaşmadık bu zamana karşı. Gelenler bilakis özellikle üniversite ve ilkokul öğrencileri gelip nehir yatağında ki böyle bir inşaatı inceliyorlar kendi meslekleri açısından, enerji üretimini görüyorlar. Bu hem kaynağını bize öğretiyor hem de tasarruflu kullanma bilincini geliştiriyor. Bu anlamda şehrimize önemli katkılar sunuyor, hareketlilik sağlıyor. Buda bize ayrıca bu santralin sağlamış olduğu eğitim faydası” ifadelerini kullandı.

    “HES’lerin nehir ekosistemine bir zararı yok”

    Sakarya’da inşa edilen HES’lerin nehir ekosistemine zararının olmadığını ve olduğu takdirde gerekli önlemleri alacaklarını ifade eden Rüstem Keleş, sözlerini şu şekilde tamamladı: “Şuanda dizayn edilen HES’ler yani Sakarya Nehri üzerinde özel sektörün yapmış olduğu 3 yatırım var, 4’üncüsü kamunun yani bizim yapmış olduğumuz 1 olmak üzere 4 santral çalışıyor. Sakarya Nehri’nin yani Sakarya il bölgesinde kalan hudutlarında söylüyorum, bir tane de Pamukova’da inşa ediliyor. Tüm bunlar eğer balık geçitleri ve çakıl geçitleri standartlara uygun olarak yapılır, inşa edilirse nehir ekosistemine hiçbir zarar vermez. Bilakis nehrin temizlenmesine çok büyük katkı sağlıyor. Biz buradan yaklaşık bir hafta içerisinde 5-10 kamyon maalesef nehirleri temiz kullanamadığımız için atılan katı atıkları temizleyip götürüp çöp depolama alanına döküyoruz. Yani denize gidecek atıkları da burada tutuyoruz. Zaman zaman çakıl geçidini açıyoruz, burada ki çakılların nehir dip akıntılarının geçmesini sağlıyoruz. Bu anlamda nehir ekosistemini şuana kadar bilimsel tespit ettiğimiz bir zararı kesinlikle yok. Olursa zaten gereken önlemleri alarak her şeyi feda ederiz.”