Etiket: Üretmek

  • Kızıltan: “İşin ilk adımı üretmek”

    Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı (MTSO) Ayhan Kızıltan, Yeni Ekonomi Program’da (YEP) bir hedef konulduğunu vurgulayarak, “Yapılacak şey doğru yöntemlerle bu hedefe ulaşmak olacaktır. Tepeden değil, tabandan gelen gerçek çözümlere odaklanırsak, doğru yöntemler kendiliğinden ortaya çıkacaktır. İşin ilk adımı üretmek” dedi.

    Türkiye ve Mersin ekonomisine ilişkin açıklamalarda bulunan Kızıltan, geçtiğimiz günlerde açıklanan Yeni Ekonomi Programı’nın özellikle üretimi, buna bağlı ihracatı ve üreten KOBİ’leri destekleme konularını öne çıkarması bakımından çok önemli, doğru karar ve hedefleri içerdiğini belirtti. Hedeflere ulaşma strateji ve yöntemlerin en az hedefler kadar önemli olduğunu kaydeden Kızıltan, “Bu noktada iş dünyasının sesine kulak verileceğini düşünüyorum. Evet, gerçekten ekonomik anlamda son yılların en sıkıntılı günlerini yaşıyoruz. Ancak, bunu bir kriz ve felaket tellallığına çevirmenin de bize hiçbir yararı yok. Sebebi her ne olursa olsun, iç veya dış, ulusal veya küresel, ekonomik veya siyasa bugününün konusu bunu tartışmak veya suçlu aranmak değil” ifadelerini kullandı.

    “Bu sefer eskiye göre siyaseten daha güçlüyüz”

    Ülke olarak ekonomik bir yara alındığını, fakat bu yarayı iyileştirme yollarına bakılması gerektiğini belirten Kızıltan, “Büyük veya küçük işletmeler fark etmez, herkes kendi büyüklüğüne göre bu sıkıntıyı yaşıyor. Ancak bu sıkıntıları azaltacak ve sonunda yok edecek beceri ve imkanlarımız da var. Türk ekonomisi ilk kez sıkıntı yaşamıyor. Enflasyon ilk kez artmıyor, döviz ilk defa yükselmiyor. Biz buna benzer sorunları geçmişte çok yaşadık. Bu sefer hem siyaseten, siyasi istikrar anlamında o zamanlardan daha güçlüyüz hem de Türk iş dünyasının tecrübeleri anlamında daha güçlüyüz. Evet, ciddi bir sorunlar köprüsünden geçiyoruz ama kamu ve iş dünyası tüm ülke dinamikleri olarak el birliği ve akılcı ortak çözümlerle bunları atlatacağız. Geçmişte yaptık, yine yapacağız. Gerçekçi bir şekilde, sorunları halı altına süpürmeden, siyaset yapmadan ama öte yanda felaket tellallığı da yapmadan ülkemize, milletimize moral vermek zorundayız” diye konuştu.

    “İlk adım üretmek”

    Yeni Ekonomi Programı’nda bir hedef konulduğunu aktaran Kızıltan, “Yapılacak şey doğru yöntemlerle bu hedefe ulaşmak olacaktır. Tepeden değil, tabandan gelen gerçek çözümlere odaklanırsak, doğru yöntemler kendiliğinden ortaya çıkacaktır. İşin ilk adımı üretmek. Yerli üretime odaklanmak. Bunun bedelini gıda sıkıntısında ve fiyat artışlarında açıkça gördük. Elbette ithalat da ekonominin bir aracıdır ve uygun maliyetle alınacak şeyi ithal etmenin bir sakıncası yok. Ancak bunu yerli üretimi sıfırlamak derecesinde yapmak bize çok pahallıya patlar. Aynı şey sanayi üretimi için de geçerlidir. 2008 yılından beri dünya bir ekonomik krizi atlatmaya çalışıyor. Sosyal sonuçları ile Arap Baharı gibi böylesine uzun soluklu bir krize palyatif çözümlerle karşı koymak mümkün değil. Bu anlamda Yeni Ekonomi Programı’nda var olan tutarlı ve gerçekçi hedeflere yönelik bulunacak çözüm ve yöntemlerin de uzun soluklu ve kalıcı olması gerekiyor. Amaç kriz savmak değil kalıcı, uygulanabilir ve uzun soluklu stratejiler ortaya koymak olmalıdır” şeklinde konuştu.

    “Büyük sanayiler alımlarını Mersin firmalarından yapsın”

    Büyük sanayi kuruluşlarının dışarıdan olağanüstü ürün ve hizmet alımı yaptıklarını söyleyen Kızıltan şu ifadeleri kullandı: “Amacımız bu büyük sanayi kuruluşlarının alımlarını Mersin firmalarından gerçekleştirmelerini sağlayarak yerel üretime destek olmaktır. Mersin’de büyük sanayi işletmeleri ile küçük ve orta ölçekli sanayi işletmeleri arasında bir iletişimsizlik var. MTSO olarak yeniden bir köprü olmak istiyoruz. Kim ne üretiyor, kim ne talep ediyor bunun envanterini çıkartmak zorundayız. Arama konferansları gibi ortak akıl toplantıları ile büyük sanayi işletmeleri ile Mersin KOBİ’lerini bir araya getireceğiz. Büyük sanayi kuruluşlarımız, KOBİ’lerin, yani küçük ve orta ölçekli sanayicilerin hem rol-modelidir hem de onlardan yapacakları alımlarla KOBİ’lerin üretimini tetikleyen kuruluşlardır. Küçük sanayi sitelerinde yer alan sanayicilerle orta ölçekli sanayiciler ise büyük sanayi kuruluşlarının en büyük destekçisidir. Amacımız Mersin özelinde, kentimizde var olan büyük sanayi kuruluşları ile küçük ve orta ölçekli sanayicileri bir araya getirmek ve bir birlerini daha iyi tanımalarını sağlamak olacaktır.”

  • Mehmet İzol: “Yerli otomobil üretmek için gerekli zeka, azim ve özveriye sahibiz”

    Mersin Girişimci İşadamları Derneği (GİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Serkan İzol, Türkiye’nin yerli otomobil üretmek için gerekli şartlara sahip olduğunu ifade ederek, “Yerli otomobil üretmek için gerekli zeka, azim ve özveriye sahibiz” dedi.

    Yerli otomobil ile ilgili açıklama yapan İzol, Türkiye’nin birçok otomobil markasının yan sanayi ürünlerini üretip ihraç eden bir ülke olduğunu belirterek, “Türkiye, otomotiv sektöründe ve yan sanayisinde oldukça gelişmiş bir ülke. Dünyanın en gözde otomobil markalarına parça üretip bunları ihraç ediyoruz. Ürettiğimiz bu parçaları yapan şirketler de, bu şirketlerde çalışan işçiler de Türk. Ancak ürettiğimiz bu ürünler kendi tasarımımız değil ve kendi ismimizi taşımıyor. Bir otomobil üretmek için gerekli zeka, yaratıcılık, azim ve özveriye sahibiz. Maliyet olarak ülkemiz vatandaşlarının alım gücüne, tasarım olarak pazarda satışa sunabiliriz” diye konuştu.

    Otomotiv sektörünün mühendisler için fırsat olacağını dile getiren İzol, “Ülkemiz donanımlı, yetenekli mühendisler yetiştiriyor. Ancak bu mühendislerimiz yeteneklerini geliştirebilecekleri alanların daha fazla olmasından ve daha iyi ücretlerle çalışabilmek adına yurt dışına çıkmayı tercih ediyorlar. Üreteceğimiz yerli otomobil genç beyinlerimize yeteneklerini geliştirmek için bir fırsat sağlayacak. Ayrıca iş gücüne doğacak ihtiyaçtan dolayı ciddi bir istihdam da sağlayacak” ifadelerini kullandı.

    Mersin’in lojistik imkanlarından dolayı Marmara Havzası’na alternatif olabileceğini de vurgulayan İzol, “Mersin, limanı, demiryolu, karayolu ile lojistik üstünlüğe sahip bir kent. Yerli otomobil üretilecek ise bunun için en uygun yer Mersin’dir. Burada fabrikalar kurmak için yeterli alan da, ihracat için gerekli ağlar da, yeteri kadar iş gücü de mevcut. Marmara Havzası’nın tıkanması ve taşıdığı yükü kaldıramayacak duruma gelmesinden dolayı, ona alternatif yaratmak zorunlu hale geldi. Mersin kenti Marmara Havzası’nın yükünü paylaşabilecek en müsait yerdir. Böyle bir durumun söz konusu olması halinde hem sanayicilerimizin ellerinden geleni yapacaklarını hem de devletimizin gerekli destek ve teşvik imkanlarını sağlayacağını düşünüyorum” şeklinde konuştu.

  • ’’2023 hedefimiz, 1,5 milyon ton sertifikalı tohum üretmek’’

    TÜRKTOB Yönetim Kurulu Başkanı Kamil Yılmaz, ’’Daha önce 2023 vizyon hedefimizi 1 milyon ton olarak açıklamıştık. Ancak son gelişmelerden sonra Ulusal Tohumculuk Strateji Belgesi, bakanlığın yapmış olduğu destekler ve özel sektörün üretim kapasitesinin artması neticesinde 2016 yılında 957 bin tonu gerçekleştirdiğimiz için 2023 hedefimizi 1,5 milyon ton sertifikalı tohum üretimi olarak açıkladık’’ dedi.

    TÜRKTOB’un (Türkiye Tohumcular Birliği), 1,5 yıldır TÜBİTAK’a bağlı Türkiye Sanayi Sevk ve İdare Enstitüsü (TÜSSİDE) ile birlikte yürüttüğü Tohumculuk Sektörü Ulusal Strateji Geliştirme Projesi’nin kapanış toplantısını İstanbul’da gerçekleştirdi. Ardından basın toplantısı düzenlenerek projenin sonuçları hakkında bilgiler verildi. Toplantıya sektör temsilcileri ve basın mensupları katıldı. Projenin temel amacının, tohumculuk sektöründe uygulanabilir etkin stratejiler ve politikalar ile farkındalık oluşturmak, yenilikçilik perspektifiyle; üretimin, ihracatın, verimliliğin, kullanım alanlarının ve katma değerinin arttırılarak yerel kalkınmanın ve tohumculuk sektöründe Türkiye’nin bölgesel ve uluslararası rekabet gücünün arttırılmasına katkı sağlamak olduğu bildirildi.

    Projenin sonucu değerlendiren TÜRKTOB Yönetim Kurulu Başkanı Kamil Yılmaz, ’’Türkiye tohumculuk sektörünün bir fotoğrafını çektik. Mevcut durum analizi yaptık. İhtiyaçları belirledik. Kendimize bir yol haritası çıkardık. Küresel tohum pazarında, Türkiye tohumculuk sektörü nasıl etkin olabilir. Küresel tohum pazarında nasıl rol alabilir. Türkiye’nin bitkisel üretiminde, sertifikalı tohum üretiminde kendi ihtiyacını nasıl karşılayabilir. Bununla ilgili eylem planlarımızı ve tedbirlerimiz ortaya koyduk. Sektör olarak ihtiyaç analizimiz yaptık’’ şeklinde konuştu.

    ’’Türkiye, tohumda kendi talebini karşılayabilecek düzeyde’’

    Yılmaz, Türkiye olarak, yurtdışından tohum ithal etmesek bile temel besin maddelerini içeren ürünlerde (buğday, mısır, ayçiçeği, patates, baklagiller, yem bitkileri) kendi talebini üretimiyle karşılayabilecek düzeydedir’’ dedi.

    Türkiye’de GDO’lu tohumların üretilmediğini vurgulayan Yılmaz, “Türkiye’de GDO’lu tohumların üretimi ve ticareti 2010 yılında çıkartılan ’Biyogüvenlik Yasası’ kapsamında yasaklanmış durumda. GDO üretimi bir teknoloji. Özellikle küresel tohumculuk sektöründe gelişmiş ülkeler bu teknolojiye sahip. Özellikle uluslararası firmalar bu teknolojiyle öne çıkmakta. Belirli ülkeler mısırda, ayçiçeğinde ve soyada ciddi oranda kullanıyor. Türkiye’de üretimin ve kullanımın yasak olduğunu söyleyebiliriz. Bununa ilgili ciddi tedbirler alınıyor’’ diye konuştu.

    ’’Bitkisel üretimde hibrit tohumlar önemli’’

    Hibrit (melez) tohumların öneminden bahseden Yılmaz, ’’Hibrit tohumların, verimliliği ve kalitesini ülke ihtiyacının karşılanması noktasında önemli misyona sahip. Normal bir popülasyon, dekara 200-300 kg verim verirken, kalite problemleri yaşarken, hastalıklara hassasiyet gösterirken, hibrit tohumlarda 2 tona yakın verim elde edilmekte. Kalite artmakta ve hastalıklara dayanıklı konusunda önemli işlevi yerine getirmektedir. Bitkisel üretimde hibrit tohumlar önemli, sertifikalı tohum kullanımı önemli, kaliteli tohum kullanımı önemli. Çiftçi aynı miktar sertifikalı ve hibrit tohumu kullanarak yüzde 25’den yüzde 100 yakın daha fazla verim alabilmekte’’ açıklamalarında bulundu.

    Yerel tohumda özellikle buğdayda, hububatta, bazı sebze türlerinde, yem bitkilerinde, meyve türlerinde ve baklagillerde Türkiye’nin önemli gen kaynağı merkezi olduğunun altını çizen Yılmaz, ’’13 bine yakın farklı bitki türümüz var. Bunların 3 bin 500 tanesi endemik bitki türü. Dünyanın hiçbir yer olmaya türler. Biz farkındalığı arttırmak için 2005 yılında bir ’Tohum İzinde’ projesi yaptık. Amaçlardan birsi yerel çeşitler, yerel tohumlarla ilgili farkındalığı arttırmak, toplumu bilinçlendirmek ve toplanan genetik kaynakların tanımlanması ve kayıt altına alınması ile ilgili maddi destek sağlıyoruz. Yerel tohumlar ve yerel çeşitler aynı zamanda tohumculuk sektöründe, bitki ıslah programlarında, Ar-Ge çalışmalarında ve yeni çeşitlerin geliştirilmesinde kullanılmaktadır’’şekline konuştu.

    ’’2023 hedefimiz, 1,5 milyon ton sertifikalı tohum üretmek’’

    Sertifikalı tohum miktarına değinen Yılmaz, 90’lı yılların sonunda 100 bin ton olan sertifikalı tohum üretimi 2002 yılında 45 bin tona çıktığını görüyoruz. 2015 yılına geldiğimizde bu rakam 896 bin ton, 2016 yılında 957 bin tona ulaştığını görüyoruz. Türkiye son 20-30 yılda sertifikalı tohum üretiminde önemli gelişmeler kaydetmiştir. Bunu rakamlarla ortaya koyabiliyoruz. Daha önce 2023 vizyon hedefimizi 1 milyon ton olarak açıklamıştık. Ancak son gelişmelerden sonra Ulusal Tohumculuk Strateji Belgesi, bakanlığın yapmış olduğu destekler ve özel sektörün üretim kapasitesinin artması neticesinde 2016 yılında 957 bin tonu gerçekleştirdiğimiz için 2023 hedefimizi 1,5 milyon ton sertifikalı tohum üretimi olarak açıkladık’’ dedi.

  • Kale Grubu ve Rolls-Royce uçak motoru üretmek için ortak oldu

    Havacılık ve savunmada ülkemizin en dinamik gruplarından biri olan Kale Grubu ve dünyanın en büyük uçak motor üreticilerinden Rolls-Royce, Türkiye’ye uçak motorları geliştirmek için el sıkıştı.

    Havacılık ve savunmada bugüne kadar hem küresel projelerde, hem de yerli sanayiinin geliştirilmesinde pek çok önemli işin merkezinde yer alan Kale Grubu ve dünyanın en büyük uçak motor üreticilerinden İngiliz Rolls-Royce, işbirliği yapma kararı aldı. Bu önemli anlaşmanın imza töreni, bugün İstanbul’da gerçekleştirildi. İmza törenine Kale Grubu’nu temsilen Başkan Yardımcısı Osman Okyay, İngiliz Rolls-Royce’u temsilen Savunma ve Havacılık Grubu Başkanı Chris Cholerton katıldı. Yüzde 51 Kale Grubu, yüzde 49 Rolls-Royce ortaklığıyla bir şirket kuracak olan iki grup, başta Türkiye’nin milli savaş uçağı projesi TF-X olmak üzere, ülkemizin sivil ve askeri alanda ihtiyaç duyduğu uçak motorlarını geliştirmeyi hedefliyor. Bu önemli girişim sayesinde, Türkiye’nin dünyada az sayıdaki uçak motoru üreticisinden biri olması ve uçak motoru ihracatçısı konumuna yükselmesi bekleniyor.

    Kale Grubu Başkan Yardımcısı Osman Okyay, iki grup arasında akdedilen ortaklığın, Türkiye’nin havacılık ve savunma sanayiinde bir dönüm noktası olacağını söyledi.

    Kale Grubu’nun 1987 yılında Stinger füze konsorsiyumunun bir parçası olarak girdiği savunma ve havacılık sanayiinde bugüne kadar önemli küresel ve yerli projelerde ciddi bir tasarım ve üretim kabiliyeti elde ettiğini vurgulayan Osman Okyay, “Bugün enerjimizi, dünyanın en büyük uçak motoru üreticilerinden biri olan Rolls-Royce ile birleştirmekten büyük bir memnuniyet ve gurur duyuyoruz” dedi.

    Kale Grubu’nun, Türkiye’nin milli uçak motoru üretme gayesinin temel taşlarından biri olan Turbojet motor geliştirme projesinin yüklenicisi olduğunun altını çizen Okyay, bu konuda attıkları büyük adımların, kendilerini Rolls-Royce ile stratejik ortaklığa götüren önemli unsurlardan biri olduğunu ifade etti.

    Okyay, “Kurduğumuz ortaklıkla çok uzun yıllar ülkemizin stratejik ihtiyaçlarını karşılayacak olmanın heyecanını yaşıyoruz” diye konuştu.

    Rolls-Royce Savunma Grubu Başkanı Chris Cholerton ise TF-X projesinde milli bir motor geliştirmek üzere Kale Grubu ile birlikte çalışma fırsatına sahip oldukları için mutluluk duyduklarını söyledi. Rolls-Royce olarak 2015 yılında bir Gelişmiş Üretim ve Teknoloji Merkezi(AMTC) kurma adımı atarak Türkiye’nin savunma ve havacılıkta küresel oyuncu olma iddiasına inancını ortaya koymuş bir grup olduklarını belirten Cholerton, “Bu ülkenin bu alandaki hevesi, bizi de çok heyecanlandırıyor. Türkiye’nin dünya çapında güçlü bir savunma ve havacılık endüstrisi kurmasında önemli bir rol oynayacağımıza inanıyoruz” dedi.

  • Bakan Çelik: “Laf üretmek değil iş üretmemiz gerekiyor”

    Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik, Start Fuarcılık tarafından Şanlıurfa’da açılan fuarda milli tarımın önemine vurgu yaparak, Şanlıurfa’da ürünlerin marka değeri taşıması için laf üretmenin değil, iş üretmenin gerektiğini söyledi.

    Şanlıurfa’nın Eyyübiye ilçesinde düzenlenen törenle 4’üncü Gıda, Tarım ve Hayvancılık Fuarının açılışı yapıldı. Açılışa, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik, Vali Güngör Azim Tuna, Büyükşehir Belediye Başkanı Nihat Çiftçi, Eyyübiye Belediye Başkanı Mehmet Ekinci, Haliliye Belediye Başkanı Fevzi Demirkol ile Şanlıurfa milletvekilleri ve çok sayıda çiftçi katıldı.

    “Yeni fuar alanı bir yıl içerisinde hazır olacak”

    Törende açıklama yapan Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik, “Tarımın başkenti olan Şanlıurfa’da böyle bir fuar etkinliği vesilesiyle sizlerle beraber olmaktan duyduğum memnuniyeti ifade etmek istiyorum. Fuar alanları büyükşehirler için çok önem arz etmektedir. Ürünlerin tanıtımından tüm tarım mekanizasyonun çiftçiler tarafından, üreticiler tarafından algılanmasına bir anlamda eğitim yönü de olan fuarcılığın tabi ki sağlıklı mekanlarda yapılması gerekiyor. Şanlıurfa’mızda düne göre çok önemli değişimler olmasına rağmen fuarcılık alanında fuarcılık mekanı olarak henüz istediğimiz gibi bir mekanın olmaması sektör açısından çok önemli bir eksikliktir. Bunu giderme noktasında Kalkınma Bakanlığı ile büyükşehir belediye başkanlığımızın birlikte gerçekleştirecekleri yeni fuar alanının bir an önce hizmette girmesi konusunda her türlü girişimlerde bulunduk. Şanlıurfa böyle tarım alanlarıyla böyle ön planda olacak fakat fuar alanımız olmayacak, Şanlıurfa’ya hızlı bir şekilde modern bir fuar alanına kavuşacaktır. En geç bir yıl içerisinde biter dediler ama önümüzdeki ay ilk kazmayı vurur vurmaz hızlı bir şekilde yapımını sağlayacağız. Bir yılı beklemeye gerek yok” ifadelerini kullandı.

    “Milli tarım olmazsa olmazımızdır”

    Milli tarım politikasının çiftçi ve üreticiler tarafından iyi benimsenmesi gerektiğini vurgulayan Bakan Faruk Çelik, tarımın hiçbir zaman stratejisinin eskimeyeceğini söyledi. Bakan Çelik, “Türkiye çok ciddi bir tarım potansiyeline sahip. Bu tarım potansiyeline sahip bu tarım potansiyelini en rasyonel ve akılcı bir şekilde kullanılması noktasında da üzerimize düşeni yapmamız gerekiyor. Bu rasyonel potansiyelin kullanılmasına da fuarlar öncülük ediyor. Hedeflerimiz var tarımda 150 milyar dolarlık tarımsal hasıla, 40 milyar dolarlık tarımsal ihracat gibi hedeflerimiz var. Bu hedeflerin gerçekleşmesi laf ile olmaz. Hedeflerimizi gerçekleştirebilmemiz için hepimizin üzerine düşmesi gerekenleri yapması gerekiyor. Yani bilinçli bir tarıma, milli tarım olmazsa olmazımızdır. Nasıl milli eğitimsiz eğitim olmaz, tarımda da aynı şekilde milli bir tarım politikası uygulamazsanız safranıza koyacak aş ve ekmek bulamazsınız. Milli tarım politikası hem çiftçimizin yüzünü güldürecek hem de gıda güvenliğimizi sağlayacak olan bir proje olduğunu herkesin bilmesini istiyorum. Toprağımıza sahip çıkmamız gerekiyor. Toprağımıza sahip çıkarken tabi ki verimi esas almamız gerekiyor. Toprak elden gidiyor bakınız. Şanlıurfalılara sesleniyorum. En çok övündüğümüz özeliklerimizden birisi tarım tarımı tarım yapan toprağımız Mezopotamya coğrafyasıdır. Bu coğrafyada siz eğer tarımı korumazsanız gelecekten bahsedemezsiniz. 20 yıl sonra farklı bir Şanlıurfa ile karşı karşıya kalırsınız” dedi.

    “Bugüne kadar çiftçimize 90 kat trilyonluk tarımsal destek sağladık”

    Türkiye’de çiftçiye bugüne kadar bugüne kadar 90 kat trilyonluk tarımsal desteğin sağlandığını söyleyen Bakan Faruk Çelik, “90 kat trilyonluk tarımsal desteği bakanlık olarak çiftçilerimize sağlamış durumdayız. Bunun rasyonel bir şekilde gerçekten verime dönüşmesi konusunda da çalışmalarımız devam ediyor. Yani verdiğimiz yıllık 13 milyarlık desteği ne şekilde hangi alanda hangi noktada versek verimimizi nasıl artırırız hususunda ki çalışmalarımız hem hayvancılık hem de bitkisel üretim desteklerinde son aşamaya gelmiş bulunuyor” dedi.

    “Ürünlerin marka değeri kazanması için gıda OSB’si kurulacak”

    Bakan Faruk Çelik, açıklamasının sonunda Şanlıurfa’da ürünlerin marka değeri kazanması için gıda OSB’sinin kurulacağını belirterek, “Gıda ile ilgili olarak Şanlıurfa’mızda gıda organize sanayi bölgesinin kurulmasıyla ilgili çalışmalarımız da son aşamaya geldiğini belirtmek istiyorum. Yakında arsa tahsisleri gerçekleşecek ve burada vatandaşlarımız ürettikleri ürünlerinin markaya dönüşmesini göreceklerdir. Fıstığın yüzde 30-35’ini üretiyoruz. Peki markası Şanlıurfa’ya ait değil. Şanlıurfa’ya ait olması için gıda sanayi organize bölgesinde hızlı bir şekilde yapılanmamın ve buradaki tesislerin bir an önce devreye girmesi gerekiyor. Bu konuda valimizde buradalar gıda OSB’si olarak ne eksiğimiz varsa onarı bir an önce tamamlayıp arsaların tahsil edilip ürünlerimizin marka değeri taşıması gerekiyor. Laf üretmek değil, iş üretmemiz gerekiyor” şeklinde konuştu.

    Şanlıurfa Valisi Güngör Azim Tuna ve Büyükşehir Belediye Başkanı Nihat Çiftçi, Şanlıurfa 4’üncü düzenlenen Gıda Tarım ve Hayvancılık Fuarının hayırlı olması temennisinde bulundu.

    Fuar, 15 Nisan Cumartesi gününe kadar ziyaretçilerine açık olacak.