Etiket: Üretiyorlar

  • (Özel Haber) GDO’ya karşı, ninelerinden kalma ekşi maya ile doğal ekmek üretiyorlar

    Türkiye GDO’lu ekmeği tartışırken, Bursa’da Nilüfer Belediyesi köy kadınlarına destek olup doğal yöntemlerle ekmek üretimini ve bunların kadın dernekleri vasıtasıyla Bursalılarla buluşmasını sağlıyor. 30 kadın derneğinden 9 tanesi taş fırınlarda ekşi maya ile köy ekmeği üretirken, bunlar taze bir şekilde günlük olarak Bursalılara ulaşıyor. Yaylacık Mahallesi’ndeki kadın derneği üyelerinin, ninelerinden kalma ekşi maya ile ürettikleri doğal köy ekmekleri de giderek daha fazla talep görmeye başladı.

    Bursa’nın Nilüfer ilçesinde fabrikasyon ekmekleri tüketmek istemeyen vatandaşlar, Nilüfer Belediyesinin desteğiyle üretime geçen kadın derneklerinin hiçbir katkı maddesi kullanmadan ürettiği doğal köy ekmeklerine yöneldi.

    Nilüfer’in kırsal mahallelerinde kadınların istihdamını artırmak ve sosyal hayata katılımlarını sağlamak amacıyla Nilüfer Belediyesi desteğiyle kurulan 30 kadın derneğinden 9’u taş fırınlarda ürettikleri köy emekleri ile hem kendilerine ek bir gelir sağlıyor, hem de çok sayıda kişiye doğal ekmek yeme fırsatı sunuyor. Nilüfer Belediyesinin desteği ile yapılan taş fırınlarda köy ekmeği üreten kadın derneklerinden biri olan Yaylacık Kadın Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği üyelerinin, başta köy ekmeği olmak üzere ürettiği doğal ürünler büyük ilgi görüyor. Kadınlar her gün yaptıkları katkısız köy ekmekleri ile hem damak tatlarına hitap ediyor hem de gelir elde ediyor.

    Ninelerinden kalma mayalar ile ekmek üretiyorlar

    Sabahın 5’inde uyanıp ekmek hamuru için kolları sıvadıklarını belirten Yaylacıklı kadınlar, “Un, tuz, ekşi maya ve ılık su ile hamuru yoğurduktan sonra 2,5 saat bekletiyoruz. Tabi bu ekşi maya ninelerimizin kullandığı mayalar. İçinde hiçbir katkı maddesi yok. Daha sonra hamurumuz kabardıktan sonra tek tek tartarak, ekmek teknelerine koyup 2 saat de orada bekletiyoruz. Dana sonra önceden odun ateşiyle yaktığımız fırınımızda ekmeklerimizi 1 saat pişiriyoruz. Her gün pişirdiğimiz doğal köy ekmeklerini bakkallara, lokantalara ve telefon ile sipariş verenlere satıyoruz. Kazandığımız paraları aylık olarak paylaşıyoruz. Kazandığımız parayı da evimiz için ya da kendimiz için harcıyoruz. Kendi kazandığımız parayı harcamak ayrı bir mutluluk. Bize bu fırsatı sunduğu için Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’e çok teşekkür ediyoruz” dedi.

    Doğal ürünler sadece ekmek ile sınırlı değil

    Erişte, tarhana, salça, turşu, reçel ve buna benzer ürünleri de üretmeye çalıştıklarını belirten kadınlar, “Biz ürettiğimiz ürünlerde hiçbir katkı maddesi kullanmıyoruz. Yani ailemize, çocuklarımıza ne yediriyorsak onu vatandaşlarımız için üretiyoruz. Bütün ürünlerimiz doğaldır. Malzeme olarak ise en iyisini ve bol bol kullanıyoruz. Bizim ürettiğimiz ürünleri, ekmekleri alanlar çok memnun kaldığını, bir daha ürün alırken bol bol almalarından anlıyoruz. Özellikle ekmek için tekrar arayıp teşekkür edenler ve bir daha almaya geldiklerinde 2-3 tane alan oluyor. Ekmeğimizin içerisinde hiç bir katkı maddesi bulunmuyor. Aklımıza bile gelmedi. Baştan hafta bir gün ekmek yaparken, artık haftanın 2 günü çift diğer günleri tek sefer fırını yakıyoruz. Ekmek yetiştiremiyoruz desek yeridir” diye konuştu.

    Doğal ürünlerle yapılan ev yemekleri parmak ısırtıyor

    Ekmek yapmanın yanı sıra ürettikleri ürünlerle ev yemekleri yapan kadınlar, Nilüfer Belediyesinin desteğiyle mahallede açtıkları lokantada da kendi ürünleri ile yaptıkları yemeklerle büyük ilgi görüyor. Lokantada dönüşümlü çalışan Yaylacık Kadın Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği üyeleri artık iş hayatına da alışmış durumda. Lokantaya da ev yemeği lezzetini taşıdıklarını belirten kadınlar, “Derneğimizin işlettiği lokantada da ev yemekleri yaparak mahalle esnafına ve gelen misafirlerimize hizmet ediyoruz. Biz artık festivallerde de yerimizi alıyoruz. Ürünlerimizi tanıtıyoruz. Ama imkan tanındığında farklı bölgelere de stant açabiliriz. Ne kadar çok vatandaşa doğal ürün ulaştırabilirsek biz o kadar mutlu oluruz” dedi.

    Köy kadınları öz güvenlerini geri kazandı

    Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’e bol bol dua eden kadınlar, “Biz desteklerini esirgemeyen herkese çok teşekkür ederiz. Çünkü biz birer ev kadınıydık. Şimdi yaptığımız ürünlerle para kazanıyoruz. Kendi öz güvenimizi geri kazandık. Yeri geliyor biz eşlerimiz ve çocuklarımıza para veriyoruz. Hiçbir zaman parasız kalmıyoruz. Kazandığımız parayla da daha fazla sosyal hayatın içine giriyoruz” şeklinde konuştu.

  • Aile bütçelerine katkı için başladılar, ayda 10 ton mantar üretiyorlar

    Tekirdağ’da mantarda ayda 10 ton üretime ulaşan kadın girişimciler, aile bütçelerine katkı olması maksadıyla başladıkları işte istihdam sağlar hale geldiler.

    Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde kurdukları tesiste istiridye mantarı üretimi işine giren Melek Özdemir ve Hale Nal adlı girişimci iki kadın, ayda 10 ton mantar üretmeye başladı. Melek Özdemir, “Hale ve ben galiba Türkiye’de ilk mantar üreten bayanlardanız. Biz istiridye mantarı üretiyoruz. Yaklaşık 3 aydan beri bu tesisimiz üretimde. Daha öncesinde bahçemizde ufak bir seramız vardı. İlk istiridye mantarlarımızı oradan aldık. Orada aldığımız ürünler burada aldığımız ürünlerle birebir aynıydı. Bazı denemeler yaptık, bazı aşamaları katettik, daha sonra eşlerimizin de desteği ile biz bu işi yapmaya karar verdik. Bu işe bir çadırla başladık. İlk çadırdan aldığımız verim, ilk çadırdan aldığımız mantarlar gerçekten çok beğenildi. Gönderdiğimiz numunelerden geri dönüşler çok güzel oldu. Bu sayede ikinci çadırı kurmaya karar verdik ve şu anda dönüşümlü olarak iki çadırla devam etmekteyiz. Soğuk havamızı kurduk, şimdi de soğuk hava deposu olan araç satın alacağız. Ürünlerimizi tamamen hijyenik bir şekilde satışa sunuyoruz. Buradan çıkan ürünlerimiz, soğuk hava depomuza girip beklemeden soğutmalı aracımızla doğrudan satışa çıkacak” dedi.

    “Protein açısından çok değerli ürünü halkımızın yemesini istiyoruz”

    İstiridye mantarı üretme fikrinin nasıl oluştuğunu da anlatan Özdemir, “Üretim yapmak çok güzel bir şey. İlk olarak biz bir şey üretmeliyiz fikrinden ortaya çıktı. Bu portakal da olabilirdi. Fakat araştırdık, ülkemizde kültür mantarı denilen bir şey var ama istiridye mantarı çok azdı. Bunu belki çok özel manavlarda bulabiliyorduk. Biz bunu halka tanıtmak istedik. Halkımızın protein açısından çok fazla, et kadar değeri olan bu ürünü yemesini istedik. Bu sayede bu işe girdik. İnternetten araştırdık. Üreten insanlarla birebir görüşmelerimiz oldu. Buraya girdiğiniz zaman mantara sevgi verirseniz, mantar size daha güzel mantar verir. Onu bir çiçek gibi hissedebilirsiniz. Evinize aldığınız çiçeği yetiştirirken onunla konuşursanız o çiçek size çok daha güzel çiçek verir. Mantar da aynı şekilde. Biz buraya kötü enerji ile girmemeye çok özen gösteriyoruz. Buraya hep güzel enerjilerle girmeyi hedefliyoruz. Çok da güzel şeyler oluyor ve çok daha güzel şeyler de olacak. İnanıyoruz ve buna inanarak yapıyoruz” diye konuştu.

    Melek Özdemir, “İlk başta aile bütçemize katkı sağlaması maksadıyla başladığımız işte şimdi istihdam sağlar konuma geldik. Eşimize destek olmak, aileye katkı sağlamak bunlar var. Bunların yanında bir de gerçekten bu mantarı bizim halkımız da tanımalı ve halkımız da yemeli. Çünkü bu mantar protein açısından çok zengin. Çocukların yemesi, büyüklerin yemesi önemli. Şu anda et alamıyoruz belki fiyatlar çok yüksek, bu mantarı alıp her gün yiyebiliriz” şeklinde konuştu.

    “Bayanlar üretime katılsın”

    Mantar üretme fikrini eşlerine açtıklarında nasıl bir tepki ile karşılaştığı sorusu üzerine Melek Özdemir, “Eşim olumlu yaklaştı. Bir şey üretme fikrime sıcak baktı. Ben bir mağaza açıp 24 saat orada durmak, beklemek istemiyorum. Bir şeyler üretmek istiyorum. O ürettiğim şeyi satmak istiyorum, pazarlamak istiyorum. Bu amaçla yola çıktığım için de eşim çok destek oldu. Hem maddi hem de manevi destek verdi. Evde oturarak hiçbir şey üretmeyerek insanlar tamamen köreliyor. Bu olmasın, artık bayanlar da üretime katılsın. Bayanlar da her işi yapabilirler. Ürettiğimiz ürünleri satmak için pazarları dolaştık. İlk paketleme makinesini evime aldım ve paket denemeleri yaptım. Paketlediğim ürünlerin üzerine logolarımızı yapıştırarak çevremdeki manavlara, pazarlara ücretsiz numune olarak götürdüm. Daha sonra bunun geri dönüşünü bekledim. İstiridye mantarı özellikle bazı hastalıklara çok iyi geliyor. Tansiyon, şeker hastalarına iyi geliyor. Şeker hastaları et yiyemeyebilir ama bu ürünü çok rahat yiyebilir” dedi.

    “Kaliteli olan her şeyin alıcısı var”

    İstiridye mantarının üretim süreci ile ilgili olarak da bilgiler veren Melek Özdemir, “Biz henüz kompost üretim aşamasına geçmedik ama kompostlar bize hazır olarak geliyor. Hedeflerimiz arasında kendi kompostlarımızı üretmek de var. Bunlar bize gelip raflara yerleştikten sonra 12 gün gibi bir uyku süreçleri var. Burada yavaş yavaş sporlanmaya başlıyorlar. Daha sonra ortamın hem nem hem de ısısını dengeliyoruz. Zaten burası 24 saat gözetim altında tutuluyor. Sürekli havalandırarak buradaki nemli ortamın aynı kalmasını sağlıyoruz. Bu çok önemli bir konu, eğer nem fazla olursa mantarı çürütürüz, nem az olursa mantarı kuruturuz. Nem, oksijen ve karbondioksit oranını dengede tutmak zorundayız. 10-12 günlük süre sonunda yavaş yavaş sporlanmalar başlıyor. Yavaş yavaş büyüyor ve sonra bizim seveceğimiz aşamaya geliyor. Türkiye’nin çeşitli yerlerinden hem talepler geliyor hem de olumlu eleştiriler geliyor. Çok sık olmasa da tesisimize ziyaretçiler de geliyor. Çünkü çok güzel hijyenik bir ortam sağladık. Biz bodrumda mantar üretmiyoruz, gerçek manada bir tesiste mantar üretiyoruz. Dört dörtlük bir tesiste mantar üretiyoruz. Ben bir şeye inanıyorum. Türkiye’de kaliteli bir şekilde ne olursa olsun ürün yapıyorsanız alıcısı vardır” diye konuştu.

    “Bu mantar mutluluk hormonu salgılıyor”

    Üretici Hale Nal ise, “İlk ürünümüzü aldıktan sonra oradaki dağılım, ilgi ve pazar payı nedeniyle ikinci çadırımızı kurduk. İkinci çadırımızı da kurunca üretimimizi aynı şekilde devam ettirdik. Şuanda iki buçuk tona kadar ürün elde etmekteyiz. Oradan gelen maddi gelirle soğuk havamızı kurduk. Pazarlara çıktık, pazarlarda dolaştık, tanıtmaya çalıştık. Bu mantarın en önemli özelliği seratoryum hormonunu salgılaması, mutluluk vermesi. Şu an insanlar mutluluğa, sevgiye aç. Mantar içeriye girdiğiniz zaman bile müthiş bir enerjisi olan bir bitki” dedi.

    Nal, “Eşimin de desteği ile hayallerim gerçek olacak diyerek yola çıktık ve şu anda hayallerimiz gerçekleşiyor. Önce hobi bahçemizde, ardından evimizde başladık. Şimdi bu tesisteyiz. Devletten de kadın üreticiler adına destek ve teşvik bekliyoruz. Bayanların evde oturmaktansa kendi başlarına birçok şeyi başarabileceklerine inanıyoruz. Başardıklarına da Melek ve biz kanıttır. Önceden kadınlar daha fazla üretiyordu. Bizim büyüklerimiz tarlada, bağda bahçede çalışıyordu. Sonra nesil değişti ve insanlar binaların arasına sıkıştı kaldı. Biz bunu aşmak istiyoruz. Bütün kadınları destekliyoruz ve onları çağırıyoruz. Elimizden gelen yardımı da yaparız. İlk ürünlerimizi tanıtım amacıyla ücretsiz dağıtık. İstiridye mantarı inanın etten, tavuktan, balıktan da lezzetli. Biz bu işi canlandırmayı düşünüyoruz. İleriye dönük fikirlerimiz var” diye konuştu.

  • El değmemiş topraklarda bal üretiyorlar

    Ardahan Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı İlhan Evliyaoğlu, “Ardahan balını diğer ballardan ayıran en önemli özelliklerden biri balların doğal arazilerden elde edilen nektarlarla yapılıyor olmasıdır. Ardahan balı kalitenin adıdır” dedi.

    Ardahan Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı İlhan Evliyaoğlu, Ardahan’ın Kafkas Arı Gen Merkezi Bölgesi olduğunu söyledi. Bölgede bal alımının tamamen iklim şartlarına bağlı olduğunu dile getiren Evliyaoğlu, “İklim şartları şu anda çok iyi ve şartlar böyle giderse il genelinde iyi bir kapasiteye ulaşmayı hedefliyoruz” dedi.

    Diğer arılardan farklı özelliklere sahip olan Kafkas arısının, hem çalışkan hem de dünyanın en uzun hortum dil uzunluğuna (7.2 mm) sahip arı ırkı olduğunu söyleyen Evliyaoğlu, “Burada ürün almamız tamamen iklim şartlarına bağlı. Doğamızda ilaçlama yok, zirai ilaçlar kullanılmıyor, ağaç yok ve tamamen doğal, bu nedenle Ardahan balı kalitenin adıdır” diye konuştu.

    Evliyaoğlu, “Bölgemiz bitki çeşidi bakımından çok zengin ve yaklaşık bin 500 çiçek çeşidini barındırıyor. Bin 800 ila 2 bin 500 rakım aralığında ürün alınan bölgemizde iklim şartları bal verimini etkileyen en önemli faktörlerden birisidir” ifadelerini kaydetti.

    “Donduğu zaman krema şeklini alıyor”

    Bal akışının 28 Haziran’dan başlayarak Temmuz ayının 30’una kadar devam edeceğini söyleyen Evliyaoğlu şunları söyledi:

    “Daha önce şurup ile besliyorduk, yaklaşık olarak bir haftadır şurupla beslenmeyi kestiğimiz için de doğanın bu güzel haliyle beslenmeyi kendi imkanlarıyla, doğadan getirdikleri şıra ile besleniyorlar. Bal akışımız 28 Haziran’dan başlayarak Temmuz ayının 30’una kadar devam eder. Hasat dönemimiz ise Ağustos 1 ila 10’u arasıdır. Hasat döneminden sonra alınan ballarımız 3 ay sonra oda sıcaklığına göre donmaktadır. Donduğu zaman da krema şeklini alıyor ve bu balın doğallığının bir göstergesidir. Tüketicilerimiz isteğe bağlı olarak donmuş haliyle de tüketebilirler veya 40-45 derecelik sıcak suda eriterek tüketebilirler.”

    Türkiye’de ve dünyada görülmemiş güzellikte bir coğrafyaya sahip olduklarını söyleyen Evliyaoğlu, hem arı ırkıyla hem de üretimle tüketicilere faydalı olmaya çalışacaklarını belirtti.

    Şifa kaynağı polen

    Doktorların polen tüketiminin insan sağlığı açısından önemine işaret ettiğini söyleyen Evliyaoğlu, ’’Doktorlarımız polen tüketiminin, birçok rahatsızlığa iyi geldiğini ifade ediyorlar” dedi.

    Evliyaoğlu, aylara göre polen renginin değiştiğini de söyledi.

  • Ruhsal Sağlıkları İçin Üretiyorlar

    Kanuni Eğitim ve Araştırma Hastanesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezi’nde Trabzon Ortahisar Halk Eğitim Merkezi ve Akşam Sanat Okulu ile Trabzon İş-Kur işbirliğinde Toplum Ruh Sağlığı Merkezi’nden faydalanan kronik psikiyatrik rahatsızlığı olan danışanlara yönelik Ev Dekorasyon Ürünleri Kursu açıldı.

    Kurs kapsamında dekoratif ev ürünleri hazırlamayı öğrenen kursiyerler bu sayede üretmenin ve üretken olmanın getirdiği hazzı yaşayarak tedavilerine yönelik olumlu katkı sağlıyor.

    Kursiyerler kurs bitiminde alacakları sertifikalarla da bu eğitimlerini belgeleyebilecekleri gibi el emeklerini bir ekonomik kazanç kapısı olarak da kullanabilecekler. Toplum Ruh Sağlığı Merkezi Birim Sorumlusu Psikiyatrist Dr. Neriman Aras, ekonomik açıdan üretken olamayan bir bireyin ruhsal açıdan da tam sağlıklı olamayacağını ifade ederek, “Sağlığın güncel tanımı artık değişti. Sağlıklı birey demek sadece fiziksel yönden sağlıklı olan değil ruhsal ve sosyal açıdan da sağlıklı olan birey demektir. Üstelik buna artık ekonomik açıdan üretken olmak da dâhil edilmiştir. Ekonomik açıdan üretken olamayan bir bireyin ruhsal açıdan da tam sağlıklı olması beklenemez. Bu nedenle danışanlarımızın üretken olması tedaviye olan olumlu katkısı nedeniyle çok önemli. Bu amaçla ilgili kurumların desteğiyle bu kursu düzenliyoruz. Danışanlarımızdan aldığımız geri bildirimler de oldukça olumlu. Kursa katılmaktan ve yeni bir şeyler öğrenmekten dolayı çok mutlular. Bu vesileyle İş-Kur ve Ortahisar Halk Eğitim Merkezi yetkililerine de sağladıkları imkânlar için teşekkür ediyoruz.”dedi.

  • Kendi Kremlerini Kendileri Üretiyorlar

    İzmit Belediyesi ile Halk Eğitim Müdürlüğü işbirliği ile İZMEK bünyesinde açılan cilt bakımı kursuna katılan kursiyerler, kendi kremlerini kendileri üretiyorlar.

    Haftanın 2 günü süren cilt bakım kursunun öğretmenliğini Merve Yenilmez yapıyor. Büyük bir neşe içinde geçen kursa katılan bayanlar, hem kendi kremlerini kendileri yapıyor, hem de yaptıkları kremleri kendi ciltlerinde deniyorlar. 2 grup halinde 60 bayanın katıldığı cilt bakım kursunun Mayıs ayına kadar devam edeceği öğrenildi. Kurs öğretmeni Merve Yenilmez, bayanlardan kimyasal cilt bakım ürünlerini kullanmamalarını isteyerek, “Kimyasal bakım ürünlerinin içinde cildimiz için çok zararlı karışımlar bulunuyor. İlk başta zararını fark edemesek de zamanla kimyasal ürünlerin zararı ortaya çıkmaktadır. İZMEK kurslarında bizler tamamen doğal cilt ürünlerini kullanıyoruz. Kendi topladığımız çiçek ve yaptığımız yağlarla cilt bakımını gerçekleştiriyoruz. Doğal ürünlerin cildimize hiçbir yan tesiri bulunmamaktadır. Kendi doğal kremlerimizi kendimiz yapıyoruz. Tamamen doğal, içerisinde zeytinyağı, bal mumu, E vitamini, üzüm çekirdeği yağı, kantaron yağı gibi doğalları karıştırıp merhem haline getirip kullanıyoruz” dedi.

    Yenilmez, cilt bakımı kursunda, doğal ürünlerle el yapımı maskeler, el yapımı kremler ve doğal el yapımı yağlarla cildin ihtiyacına göre mini bakımlar el, ayak ve saç bakımlarını kursiyerlere öğretildiğini, ayrıca profesyonel makyaj, günlük, gece makyajları, kirpik ve kaş bakımları hakkında da bilgilendirmede bulunulduğunu söyledi.

    Merve Yenilmez ile kursiyerler, Belediye Başkanı Dr. Nevzat Doğan ve emeği geçenlere kendilerine sağladıkları imkandan dolayı teşekkür etmeyi de unutmadılar.