Etiket: Üretiminde

  • Enerji üretiminde İzmir’in kritik önemi

    Türkiye’de en çok rüzgar enerjisinin de İzmir ili sınırlarında üretildiğini belirten Abk ÇEŞME RES Proje Koordinatörü Erman Kaya, “İzmir, elindeki rüzgar kaynaklarıyla da kritik bir öneme sahip” dedi.

    Türkiye’de ilk rüzgar türbinlerinin İzmir’de devreye girdiğini ve İzmir’in rüzgar enerjisi kaynaklarıyla öne çıktığını hatırlatan Abk ÇEŞME RES Proje Koordinatörü Erman Kaya, İzmir’in öncü rolünü atılımlarıyla devam ettirmesi gerektiğini vurguladı. Türkiye’de en çok rüzgar enerjisinin de İzmir ili sınırlarında üretildiğine dikkat çeken Kaya, bu özelliğinin İzmir’i bağımsız ve milli enerji stratejisinde çok önemli bir konuma getirdiğini anlattı. Bu bağlamda Abk ÇEŞME RES’in öncelikli hedefinin, yenilenebilir enerji yatırımlarına devam ederek sürdürülebilir katma değer oluşturmak ve ülke ekonomisinin dışa bağımlılığını azaltmak olduğunu dile getiren Kaya, “İzmir, birçok konuda olduğu gibi, yenilenebilir temiz enerji alanında da Türkiye’nin öncüsü. Ayrıca elindeki rüzgar kaynaklarıyla da kritik bir öneme sahip. Biz de bu bilinçle hareket ediyoruz ve bölgede yaptığımız yatırımlarla, hem kentimize, hem de ülkemize örnek olmaya çalışıyoruz. Ancak kendi ürettiğimiz enerjiyle milli ekonomimizi kalkındırıp vatandaşlarımızın yaşam seviyesini yükseltebileceğimizin farkındayız. Bugün çevreci rüzgar enerjisi, Türkiye için olmazsa olmaz haline geldi” diye konuştu.

    “Önemi her geçen gün artıyor”

    Kaya, Dünya Enerji Konseyinin en önemli etkinliği olan ve bu yıl 23’üncüsü İstanbul’da, “Yeni Ufukları Kucaklamak” ana temasıyla düzenlenen Dünya Enerji Kongresinin sonuç bildirgesinin, yenilenebilir enerjinin Türkiye ve dünya açısından önemini bir kez daha gözler önüne serdiğini de söyledi. Katı ve fosil atıkların, hem doğaya verdiği zarar, hem de bulunduğu bölgelerdeki çatışmalar açısından uzun vadede insanlığın ihtiyaçlarına yanıt verebilmekten uzaklaştığını belirten Kaya, şöyle konuştu: “Doğa ve insanlığın geleceğiyle yeryüzünde barışın sağlanması açısından yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapmamızın önemi her geçen gün artıyor. Bugün dünyada birçok insan enerjiye erişmekten hala uzakken, belli güçler ise enerji kaynaklarının kontrolünü tekelleri altına alabilmek için mücadele ediyor. Bu da savaşlara neden oluyor.”

    “Yenilenebilir enerji, dünya barışının da teminatı”

    Özellikle ülkemizin de içinde bulunduğu coğrafyanın bu konuda büyük yıkımlar yaşadığını kaydeden Erman Kaya, “Oysa yenilenebilir enerji kaynakları üstünde herhangi bir mücadele vermeye gerek yok. Bundan dolayı yenilenebilir enerji, dünya barışının da teminatı. Kısaca yenilenebilir enerji, temiz doğa ve barış, temiz doğa ve barış ise sağlıklı, mutlu insan demek. Biz de Abk Çeşme RES olarak, yaşanabilir, temiz ve barış içinde bir dünya için var gücümüzle çalışıyoruz” ifadesini kullandı.

  • Türkiye, çilek üretiminde dünyada 3. sırada

    Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nürgül Türemiş, Türkiye’nin çilek üretiminde dünyada 3. sırada olduğunu ve halen büyüme potansiyeli de bulunduğunu söyledi.

    Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü’nün ev sahipliğinde gerçekleştirilen 5. Ulusal Üzümsü Meyveler Sempozyumu’nun açılışı Anemon Otel’de yapıldı.

    Açılışa Çukurova Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Halil Elekcioğlu, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü, Tarım İl Müdürlüğü yetkilileri, ilgili kurum ve kuruluş temsilcileri, akademisyenler ve davetliler katıldı.

    Saygı duruşunda bulunulmasının ardından İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan sempozyumun açılış konuşmasını Sempozyum Başkanı Prof. Dr. Nürgül Türemiş yaptı. Prof. Dr. Türemiş üzümsü meyvelerin insan sağlığı açısından son derece önemli olduğuna vurgu yaparak, üzümsü meyvelerin antioksidan içerikleri nedeniyle büyük oranda rağbet gördüğünü söyledi.

    “Türkiye çilek üretiminde dünyada 3. sırada”

    Üzümsü meyvelerin en önemlilerinden birinin çilek olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Türemiş, çilek üretiminde Türkiye’nin 3. sırada olduğunu kaydetti. Prof. Dr. Türemiş konuşmasına şöyle devam etti:

    “Çilekte hala kapasitemiz var. Birçok bölgemiz geliştiricilik için müsait. Gerek organik gerek iyi tarım uygulamaları yapılan birçok bölgemiz var. Sadece insan sağlığı açısından değil aynı zamanda pasta, dondurma, meyve suyu, reçel, marmelat ve hatta kozmetik sanayinde bile önemli yeri var üzümsü meyvelerin.”

    Sempozyum Onursal Başkanı Prof. Dr. Nurettin Kaşka’nın Türkiye’deki çilek üretiminin başlaması ve gelişmesine yönelik sunumun ardından Sempozyum Başkanı Prof. Dr. Nurgül Türemiş, Prof. Dr. Kaşka’ya teşekkür belgesi takdim etti.

    Yaltır: “Üzümsü meyvelere hormon iftirası atılıyor”

    Silifke Çilek Üreticileri Birliği Başkanı Mehmet Yaltır ise, üniversite ve araştırmacıların fikirlerini özel sektörün bir yere taşıması gerektiğini ifade ederek, Türkiye’nin meyve cenneti olduğunu ve bunun iyi değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Üzümsü meyvelere hormon iftirasının atıldığını ifade eden Yaltır, ayrıca zirai kalıntılarla ilgili de açıklamada bulundu.

    Prof. Dr. Elekcioğlu: “Çiftçilere eğitim verilerek ilaç kalıntısız tarım yapılabilir”

    Çukurova Üniversitesi Rektör Yardımcısı Pof. Dr. Halil Elekcioğlu da, üniversitedeki bilgilerin sanayiye aktarılması gerektiğini ifade ederek, üzümsü meyveler konusunda uzman olmayan kişilerin zirai ilaç kalıntıları ile ilgili gerçek dışı açıklamalar yaptığını söyledi. İlaç kalıntısı olmadan usulüne uygun çilek üretiminin mümkün olduğuna değinen Elekcioğlu, çiftçilerin eğitimi ve denetimlerle bu sorunun aşılacağını söyledi.

    “Zehir diye bir şey yoktur, bir şeyi zehir yapan dozudur”

    Her yıl tarım ilaçlarının yeniden ele alınarak düzenlendiğini söyleyen Prof. Dr. Elekcioğlu, önemli olanın tarım ilaçlarının usulüne uygun olarak kullanılması olduğunu belirtti. Zehir diye bir şeyin olmadığın vurgulayan Elekcioğlu, “Bundan 10 yıl önce bin etkili madde varken günümüzde bu sayı 300’lere kadar düştü. Tarım Bakanlığı gelişmiş ülkelerin yasakladığı ilaçları anında yasaklıyor. Önemli olan tarım ilaçlarının usulüne uygun olarak kullanılması” dedi.

    Açılış konuşmalarının ardından Sempozyum Başkanı Prof. Dr. Nurgül Türemiş, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Halil Elekcioğlu ve sponsorlara çiçek ve teşekkür belgesi takdim etti. Sempozyum, konuşmacıların sunumlarının ardından çekilen anı fotoğrafıyla son buldu.

  • Türkiye sebze üretiminde geride kaldı

    Ordu Üniversitesinin ev sahipliği yaptığı, 1996 yılından bu yana iki yılda bir düzenlenen “11. Sebze Tarımı Sempozyumu” başladı.

    Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan sempozyuma ODÜ Rektör Vekili Prof. Dr. Fikri Balta, Altınordu Belediye Başkanı Engin Tekintaş, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Ş. Metin Kara ve Prof. Dr. Tevfik Noyan, Ziraat Fakültesi Dekan V. Prof. Dr. Tahsin Tonkaz, Fen Edebiyat Fakültesi Dekan V. Prof. Dr. Öznur Ergen Akçin, Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Dekan V. Prof. Dr. Latif Kelebekli, Diş Hekimliği Fakültesi Dekan V. Prof. Dr. Nuri Yılmaz ve fakülte bölüm başkanları, akademisyenler ile öğrenciler katıldı.

    Üç gün sürecek olan sempozyuma yaklaşık 40 üniversiteden 150 akademisyen katıldı. Türkiye’deki sebze tarımının geliştirilmesi ve artırılması temel konulu sempozyum toplamda 10 oturum şeklinde gerçekleşecek.

    Açılış konuşmasını Sempozyum Başkanı ve ODÜ Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ercan Ekbiç yaptı. Ekbiç konuşmasında, “Ülkemiz yıllık yaklaşık 28.5 milyon ton sebze üretimi ile önemli sebze üreten ülkeler arasında yer almaktadır. Türkiye gerek ekolojik zenginliği gerekse bitki gen merkezlerinin başında gelmesi nedeniyle sebze sektörü açısından avantajlı bir konuma sahiptir. İnsan nüfusunun artması sebze verimliliğinin ve kalitesinin artırılması kaçınılmaz hale gelmiştir. Bu da yeni çeşitlerin ve modern üretim tekniklerinin geliştirilmesi ile mümkündür” dedi.

    “Sebze ülkesiyiz ama Hollanda’dan gerideyiz”

    Sempozyumun Ar-Ge çalışmaları açısında önemli bir yere sahip olduğunu ifade eden Bahçe Bitkileri Derneği Başkanı Prof. Dr. Ayşe Gül de son yıllarda sebzelerin insan sağlığına öneminin iyi bir şekilde anlaşıldığını belirtti. Sebzelerin taze tüketimlerin yanı sıra kurutularak sanayi sektöründe de kullanıldığını belirten Prof. Dr. Gül, “Türkiye’nin dünyadaki üretimine baktığımızda başka geleneksel meyve türlerimizin olduğunu görüyoruz. Genç sebze üretici ülkelere baktığımızda Türkiye dördüncü sırada yer almaktadır. Fakat yaş sebze üretimine baktığımızda ülkemiz on ikinci sıraya gerilemektedir. Konya ilimizin alanıyla hemen hemen aynı olan Hollanda bu üretimlerde ilk sırada yer almaktadır. Türkiye’nin sebze ihracatında ilk sırada domates bulunmaktadır. Ancak domatesin sadece yüzde 4’ü ihraç edilmekte ve yüzde 25’i tarladan tüketiciye gelene kadar kayba uğramaktadır” diye konuştu.

    Konuşmaların ardından Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Öğr. Gör. Ve öğrencilerinden oluşan topluluk katılımcılara müzik dinletisinde bulundu. Ardından Prof. Dr. Nebahat Sarı’nın “Karpuzlarda Genetik Çeşitlilik ve Islah” ile Prof. Dr. Ayşe Gül’ün “Seracılık ve Topraksız Tarımda Gelişmeler” konulu ilk oturumu başladı.

  • Sanayi Bakanı Özlü: “AB’de otobüs ve hafif ticari araç üretiminde birinci sıradayız”

    ‘Otomotiv Sanayi Bilgilendirme Toplantısı’na katılan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, “Avrupa Birliği’nde otobüs ve hafif ticari araç üretiminde birinci, kamyon üretiminde ise ikinci sıradayız” dedi.

    Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, Otomotiv Sanayicileri Derneği’nin organize ettiği ‘Otomotiv Sanayi Bilgilendirme Toplantısı’na katıldı. Beşiktaş’taki Conrad Otel’de gerçekleşen toplantıda konuşma yapan Bakan Faruk Özlü, “2015 verilerine göre, dünyada araç üretiminde 15’inci sırada, AB’de ise 5’inci sırada yer alıyoruz. Avrupa Birliği’nde otobüs ve hafif ticari araç üretiminde birinci, kamyon üretiminde ise ikinci sıradayız. Geçtiğimiz sene, toplamda 1.4 milyon araç üretimiyle yeni bir rekor kırdık. 2016 yılının ilk 6 ayına baktığımızda da başarılı bir tablo görüyoruz” ifadelerini kullandı.

    “4’üncü sanayi devriminin de otomotiv sektöründe çok ciddi etkileri olacak”

    Konuşmasını otomotiv sanayisini bekleyen gelişmeler hakkında bilgiler vererek devam ettiren Bakan Özlü, “4’üncü sanayi devriminin de otomotiv sektörü üzerinde çok ciddi etkileri olacak. Hem üretim metotları, hem de üretilen araçların niteliği ciddi şekilde değişecek. Araç elektroniği, yapay zeka uygulamaları, karar destek mekanizmaları gibi özellikler çok daha ön plana çıkacak. Yine müşteriler, seri üretim ve standart araçlardan ziyade, kişiselleştirilmiş araçlara yönelecek. Bütün bu gelişmelere doğru refleks geliştirmemiz için, Ar-Ge ve tasarıma çok büyük önem vermeliyiz” şeklinde konuştu.

    “Yerli bir marka oluşturacağız”

    ‘Yerli otomobil’ çalışmalarına da değinen Bakan Özlü, “Aslında ’Yerli otomobil yapacağız’ ifadesi, kastımızı tam olarak ifade etmiyor. Bunun yerine, ‘yerli bir marka oluşturacağız’ demeyi daha doğru buluyoruz. Zira biz, sizlerin yaptığınız üretimi de zaten yerli üretim olarak değerlendiriyoruz. Ancak Türkiye’nin bu sektörde bir marka oluşturmasının gerekli olduğuna inanıyoruz. Bunun hem otomotiv üretimine hem de iç pazara çok önemli artıları olacaktır diye düşünüyoruz. Yerli bir marka oluşturarak, Türkiye’deki otomotiv sektörünü, bir üst aşamaya taşımak istiyoruz. Bunu başarabilirsek, ki başaracağız, bundan hep birlikte istifade edeceğiz. Ekonominin lokomotifi sanayidir, sanayinin lokomotifi de otomotiv sektörüdür. İnşallah, sizlerle birlikte, otomotiv sektörünü, sanayimizi ve ülke ekonomisini güçlendirmeye devam edeceğiz” dedi.

  • Çilek üretiminde kalıntı sorunu çözüme kavuşturuluyor

    Mersin’deki biber kalıntı sorununu ‘Nematodla Mücadele Projesi’ni tamamlayarak bu alanda Türkiye’de model oluşturan Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO), benzer bir çalışmayı çilekte gerçekleştirmeye hazırlanıyor. Uygulanacak projeyle Mersin ekonomisine 350 milyon TL’lik katkı sağlayan çilek üretiminde yaşanan 85 milyon TL’lik kaybın önüne geçilmesi, yaklaşık yüzde 50’lik verim kaybının ortadan kaldırılması hedefleniyor.

    MTSO tarafından desteklenen, Adana Biyolojik Mücadele Araştırma Enstitüsü, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Mersin İl Müdürlüğü işbirliğinde başlatılan ‘Örtüaltı Sebze Yetiştiriciliğinde Toprak Kökenli Hastalıklar ve Nematodlarla Mücadele, Solarizasyon ve Toprak Dezenfeksiyonu Uygulamaları Projesi’nden istenilen sonuçların alınması sonrasında benzer bir uygulamanın çilekte denenmesi kararlaştırıldı. Özellikle Silifke bölgesinde yoğunlaşan çilek üretiminde kalıntı sorununa çözüm için MTSO’da bir araya gelen sektör temsilcileri, sorunları ve çözüm önerilerini tartıştı.

    Yüzde 50 kayıp yaşanıyordu

    2016-2017 sezonunu kapsayacak proje ile Mersin ekonomisine 350 milyon TL’lik katkı sağlayan çilek üretiminde yaşanan 85 milyon TL’lik kaybın önüne geçilmesi, yaklaşık yüzde 50’lik verim kaybının ortadan kaldırılması hedefleniyor. Çiftçilerin çilek üretimini terk ederek muza yönelmesi nedeniyle yaşanacak yüzde 90’lık istihdam kayıplarının da önüne geçilmesi planlanan bir diğer konu.

    Toplantıya kimler katıldı

    MTSO Yönetim Kurulu Başkanı Şerafettin Aşut başkanlığında, MTSO’da ‘Silifke Toprakaltı Projeleri Problemi Ön Değerlendirme Toplantısı’ gerçekleştirildi. MTSO Yönetim Kurulu üyesi Enis Gürbüz Hekimoğlu, Silifke Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Nurettin Kaynar, Mersin İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürü Kadir Çiftepala, Alata Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü Müdürü Dr. Davut Keleş, Adana Biyolojik Mücadele Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü’nden Doç. Dr. Seral Yücel, Mersin İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünden Kubilay Derin ile Silifke Çilek Üreticileri Birliği Danışmanı Yaşar Çalmaşur’un katıldığı toplantıda, çilek üretiminde yaşanan sıkıntılar masaya yatırıldı.

    Kalıntı ihracata engel

    Toplantıda konuşan MTSO Yönetim Kurulu Üyesi Enis Gürbüz Hekimoğlu,? ?Silifke’de yetişen çilekte örtü altı patojenlerin çoğalması ile bu patojenlerin fide ve verim kaybına neden olması üzerine ortak çözüm aramak için bir araya geldiklerini söyledi. Biberde uyguladıkları ?solarizasyon projesiyle ciddi bir başarı elde ettiklerini hatırlatan Hekimoğlu, bu projeyi çilekte de uygulamayı düşündüklerini anlattı. Bu sayede verim artışı sağlanabileceğini anlatan Hekimoğlu, çilekte kalıntı oranını en aza indirerek ihracat kaybının da önüne geçmeyi hedeflediklerini söyledi. Silifke ekonomisine dolayısıyla Mersin ekonomisine katkı sağlamak adına tüm paydaşlarla bir araya geldiklerini kaydeden Hekimoğlu, “MTSO olarak amacımız, neler yapabileceğimizi sizlerle değerlendirip, birlikte bir proje başlatmak” dedi.

    Çiftçilerin şikayetleri değerlendirildi

    2 yıldır sürdürülen ‘Biberde Nematodla Mücadele Projesi’nden de bahseden Hekimoğlu, 2013’te ihracatçı ve çiftçilerden aldıkları şikayetler üzerine bu projeye başladıklarını söyledi. Projede Tarım İl Müdürlüğü, Adana Biyolojik Mücadele Araştırma Enstitüsü ve Alata Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsüyle beraber çalıştıklarını kaydeden Hekimoğlu, çok ciddi sonuçlara ulaştıklarını söyledi. Bu uygulamayla tarım sektöründe, sivil toplum örgütlerinin, çiftçilerin ve kamu kurumlarının iş birliği yapmasıyla başarılı sonuçlar ortaya çıkabileceğini gördüklerini aktaran Hekimoğlu, bu tür başarılı projelere Tarım Bakanlığının her türlü desteği verdiğini ve projelere sahip çıktığını söyledi. Bu projenin Türkiye’de bir tek Mersin’de uygulandığını hatırlatan Hekimoğlu, bunu çilek için de yapmak istediklerini ve Mersin için başarılı olan başka bir projeye daha imza atmak istediklerini vurguladı.

    En fazla çilek Mersin’de üretiliyor

    MTSO’nun bu tür projelere ev sahipliği yapmasının, motor misali gücünü ortaya koymasının çok güzel olduğunu belirten Mersin İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürü? Kadir Çiftepala ise başlamanın bitirmenin yarısı olduğunu belirterek, projeye başladıklarını kabul ettiğini ve biberde olduğu gibi çilekte de başarılı sonuçlar alacaklarına inandığını söyledi. Mersin’in muz kadar çilekle de anıldığını aktaran Çiftepala, Türkiye de en fazla çileğin Mersin’de yetiştiğini kaydetti. Bu nedenle oluşan tüm sıkıntıların giderilmesi gerektiğini vurgulayan Çiftepala, bu projenin sonunda da Mersin’in problem çözen olarak anılacağını ifade etti.

    Toprak da fide de hasta

    Mersin İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü’nden Kubilay Derin? de bölgeden bitkilerin ölmesi ve yeterli ürün alamama gibi şikayetlerin 2013’ten bu yana geldiğini belirtti. O dönemde yaptıkları testlerde 5 farklı etmen tespit ettiklerini anlatan Derin, öncelikle fidelerin yetiştiği yerden başlayarak çalıştıklarını ancak toprağın da fidelikler kadar hastalıklı olması nedeniyle verimde düşmenin önüne geçemediklerini söyledi.

    100 çilek’ten 12’sinde kalıntı belirlendi

    Mersin’de 170 bin ton çilek üretimi yapıldığını belirten Derin, Silifke’nin tek başına 60 bin ton çilek ürettiğini, yani 20 milyon dolar maddi girdi sağladığını söyledi. Bir diğer sorunun kalıntı olduğuna dikkat çeken Derin, şu anda üretilen her 100 çilekten 12 tanesinin insan sağlığına zararlı kalıntı içerdiğini bildirdi. Bu yıl kalıntı nedeniyle sanayide işlenecek çilek dahi bulunamadığını hatırlatarak, bu ürünün alternatifinin de bulunmadığını vurguladı.

    Maliyetler artıyor

    Çilekte yaşanan sorunlara değinen Silifke Çilek Üreticileri Birliği Danışmanı Yaşar Çalmaşur ise çilek için ruhsatlı ilaç sayısının çok az olmasından ve düzgün bir toprak fümigantının bulunmamasından şikayetçi oldu. Bu ürünü yetiştirirken maliyetin yüksek olduğunu belirten Çalmaşur, fide dikim döneminde fideyi toprağa yerleştirmek için ekstra 350-400 dolar harcadıklarını belirterek, bir dekar çilek maliyetinin 8 bin 500 TL’ye ulaştığını kaydetti.

    Çözüm bulunmazsa işsizlik de artar

    Geçmişte dekar başına 7-8 ton alınan ürünün günümüzde 4 tona kadar indiğini dile getiren Çalmaşur, bu şartlarda kazancın da başa baş olduğunu doğal bir afet yaşanması durumunda ise hem üreticinin hem de ihracatçının iflasın eşiğine geldiğini aktardı. Bu nedenle çilek üreticisinin muz yetiştiriciliğine yönelmeye başladığını aktaran Çalmaşur, “10 dekar alanda yetişen çilekte 10 işçi çalışırken muzda 1 işçi çalışıyor. Çilek üreticisi muz üretimine kayarsa yüzde 90 işsizlik oluşacak demektir” ifadelerini kullandı.