Etiket: Üretimi

  • İnegöl’de kestane üretimi yaygınlaşıyor

    Bursa’nın İnegöl Belediyesi, çiftçilere 3 bin 200 kestane fidanı dağıttı.

    16 kırsal mahallede 160 üreticiye 20’şer adet kestane fidanı dağıtıldı. Toplam 3 bin 200 fidanın dağıtıldığı törende konuşan Belediye Başkanı Alinur Aktaş, “Geçen hafta ceviz fidanı için bir araya gelmiştik, bu gün de kestane fidanı dağıtımı için bir aradayız. Nihayetinde şunu vurgulamak istiyoruz, bizim tarımla ilgili hedeflerimiz var. İnşallah bunlar çok kısa bir zaman içerisinde ekonomik katma değere dönüşecek. Bunları dağıtıyoruz, çalışmalar yapıyoruz, eğitimlere gidiyoruz, inşallah çilekle alakalı da hemen çalıştaydan sonra talimatını da verdim öncelikli konulardan biri olan Kurşunlu’daki ürün toplama merkezinin bitirilmesiyle alakalı. Bunların hepsinin hedefi nihayetinde bunları bir ekonomik katma değere döndürmek. İnsanların hayatının zenginleşmesini sağlamak. Yoksa proje yapmak için yapılmış hamleler değil” diye konuştu.

    Aktaş, geçen hafta 19 kırsal mahallede 190 üreticiye toplam 3 bin 800 adet ceviz fidanı dağıtımının yapıldığını hatırlatarak, “Bugün İnegöl Belediyesi olarak bölgemiz için önemli bir geçim kaynağı olan kestane üretimine bir nebze olsun destek olmak adına çiftçilerimize kestane fidanlarını dağıtmak için bir araya geldik. Yıllık ortalama 5 bin dekar arazide 2 bin 300 ton kestane üretiminin yapıldığı şehrimiz kırsalında ekonomik değeri yüksek olan kestane üretimini desteklemek istiyoruz. Üreticilerimize gelir desteği sağlayabilmek anlamında aşılı, yeni söküm, pasaportlu, sertifikalı, arazinin bitki örtüsüne uygun sarı aşlama ve şekerci türü kestane fidanı dağıtımı yapıyoruz. İnayet, Kestanealan, Kıran, Mezit, Osmaniye, Lütfiye, Paşaören, Sarıpınar, Süle, Akıncılar, Çayyaka, Çaylıca, Çiftlik, Fevziye, Hayriye ve Hilmiye olmak üzere toplam 16 kırsal mahallede 160 üreticiye 20’şer adet olmak üzere toplam 3 bin 200 adet kestane fidanı dağıtımını gerçekleştiriyoruz. Bu dağıtımlar önümüzdeki yıl da devam edecek” diye konuştu.

  • Yerli et üretimi azaldı, vatandaşın damak tadı bozuldu

    Trabzon’da yerel et üretiminin neredeyse bitme noktasına gelmesi yöre insanının yıllardır alışmış olduğu damak tadının bozulmasına neden oldu. Bir çok yerde yöre dışından gelen etlerle hazırlanan Akçaabat köftesinin bile artık bilinen tadı değişirken, vatandaşlar bu duruma çare bulunmasını istiyor.

    Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Trabzon Kasaplar ve Celepler Odası Başkanı Temel Korkmaz, Trabzon’da yerli et üretiminin neredeyse bitme noktasına geldiğini ve bu nedenle şehrin et ihtiyacının yöre dışındaki illerden sağlandığını belirterek doğal ortamda beslenmeyen hayvanın etinin bölgenin damak tadını da bozduğunu söyledi.

    Trabzon’da yapılan yerli et üretiminin geçmişte Trabzon’un et ihtiyacını karşıladığını ancak bugün gelinen noktada bunun ancak yüzde 10’unu karşılandığını kaydeden Korkmaz, “20-30 yıl önce Trabzon’da üretilen et kendisine yetiyor durumdaydı. Yüzde 20 civarında bir açık olurdu. Onu da Gümüşhane, Bayburt ve Erzurum civarından temin edilirdi. Bugün gelinen noktada Trabzon’da hayvancılık bitti. Tahmini rakamlara göre şu an yerli ihtiyacımızın ancak yüzde 10’unu karşılayabiliyoruz. Bunun dışında et dışarıdan geliyor. Özellikle Konya bölgesinden, Güneydoğu’dan Trabzon’a yoğun şekilde et girmektedir. Trabzon’da olan da yerli besi dediğimiz besicilik modern ağıllarda yapıyor. Bölgemizde çayırda beslenen kara sığır dediğimiz sığırcılığın da artık olmadığını söyleyebiliriz. Eskiden mezbahada günde 100-200 tane kesim yapılırdı. Bugün ise günde tahminen 5-10 tane kesiliyor” dedi.

    “Lezzetle ilgili şikayetler geliyor”

    Vatandaşların etin lezzetiyle ilgili şikayet aldıkların dile getiren Korkmaz, “Etin lezzetiyle ilgili şikayetler geliyor. Eski tat yok. Vatandaş bu konuda haklı. Hayvanların artık bin bir çeşit ottan aldığı gıdalar artık yok. Hayvanın yediği yem hem sütüne hem de etine etki eder. Doğal ortamda beslenen bir hayvanla sürekli arpa, kepek, mısırla beslenen hayvanın eti arasında lezzet bakımından mutlaka fark vardır. Bizim damak zevkimiz yerli hayvana endekslidir. Özellikle Akçaabat bölgesinde sarı ot vardır. Bu ottan beslenen havyanın yağı bile sarı olurdu. Tereyağına sarı yağ demesinin nedeni de otundan dolayıydı. Bugün gelinen noktada artık kimse sığır bakmıyor. Bakmadığı için de Trabzon’da yerli hayvan üretimimiz bitmiş vaziyette. Bu da etimize, sütümüze, Akçaabat köftemize, ağız tadımıza her şeyimize etki ediyor” diye konuştu.

    “Türkiye’de hayvancılıkla ilgili bir politika yok”

    Türkiye’nin hayvancılıkla ilgili bir politikası olmadığını iddia eden Korkmaz, “Halen Türkiye Kasaplar Federasyonu’nda denetleme kurulu başkanlığı görevini yürütmekteyim. Bununla ilgili hükümete çok ciddi raporlar sunduk. Türkiye’de hayvancılıkla ilgili bir politika yok. Bugün hala sıkıntıların aşılacağı noktasında bir şey gözükmüyor. Şimdi KDV’yi kaldırdılar evet bu olumlu etki yaptı. Bu olmasaydı şu an etin kilosu 60-70 TL olacaktı. Buzağı üretimi yok, bir sıkıntımız da bu. Devletin ciddi teşviklerle buzağı açığını hızla kapatması lazım. Devletimiz fındığa teşvik veriyor. Buna şiddetle karşıyım. Bence üretilen fındığa, üretilen hayvana her türlü üretime destek verilmesi lazım. Boş araziye destek vermekle vatandaşı tembelliğe alıştırmanın hiçbir faydası yok. Devlet köydeki boş araziye destek verene kadar örneğin üretilen büyükbaş hayvana 500 TL ekstra para veriyorum dese herkes üretmek zorunda kalır. Biz bunu yapmayıp da boş araziye para verdiğimiz sürece özellikle Güneydoğu’da ciddi istismara uğruyor. Binlerce dönüm yer yazdırılıyor binlerce TL haksız para elde ediliyor. Biz buna karşıyız. Türkiye’de hayvancığın geliştirilmesi yeniden eski seviyeye çıkarılması gerekir. Bir tarım hayvancılık ülkesi olan Türkiye’nin eski dönemine kavuşması çok da zor değil” ifadelerini kullandı.

    Trabzon’da kasaplık yapan Şaban Kakışım da Trabzon’da yerli et üretiminin yok denecek kadar az olduğuna dikkat çekerek vatandaşın eski lezzeti aradığını söyledi. Kalkışım, “Trabzon’da yerli et üretimi artık yok denecek kadar az. Etlerin çoğu Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan geliyor. Lezzet farkı çok. Müşterilerimiz bizden damak tadı istiyor. Yerli etten aldığı damak tadını dışarıdan gelen ette bulamıyor. Kurbanda pazara gelen büyükbaş hayvanların yüzde 99’u hep Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan geldi. Bazı uyanıklar bunu yerli malı diye halka sattılar” şeklinde konuştu.

  • Kocaeli’de 21 ton reçine üretimi hedefleniyor

    Orman Su İşleri Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında 2016 yılı itibarıyla Kocaeli’nde 21 ton reçine üretimi hedefleniyor.

    Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Kocaeli Taşköprü ve Kefken’de endüstriyel maksatlı tesis edilen sahil çamı ormanlarında bir ilke imza atarak reçine üretimine başlanmıştı. 2015 yılında her iki bölgede toplam 500 adet ağaç üzerinde Asit-pasta yöntemi ile yapılan başarılı uygulamalar sonucunda ağaç başına 1 bin 700 gram reçine üretilmişti. 2016 yılında ise üretim çalışmalarına hız veren Orman Su İşleri Bakanlığı 2015 yılında gerçekleşen ağaç başına bin 700 gramlık reçine üretimini 2 kilograma çıkarmayı planlıyor. Böylece toplam üretimin ise 21 bin tona ulaşması hedefleniyor.

    “Üretimleri desteklememiz gerekiyor”

    Plastik sanayiden tıp alanına kadar farklı birçok sektörde kullanım alanı olan reçine ve reçine türevi ürünlerin üretimine desteklerinin süreceğini belirten Orman ve Su İşleri Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu, “Odun dışı orman ürünlerinin üretiminin milli ekonomiye katkısı yok sayılamaz. Dünyada bu alanda ekonomik anlamda büyük bir pasta var. Türkiye’nin bu pastadan payını alabilmesi için bu üretimleri desteklememiz gerekli” dedi.

    “Orman varlığımız ile dünyanın en büyük reçine üreticileri arasına girebiliriz”

    Dünya’nın reçine ihtiyacını karşılayan Çin, Endonezya ve Portekiz gibi ülkeler arasına girebileceklerini vurgulayan Bakan Eroğlu, “Kocaeli’de olduğu gibi ülke genelinde reçine üretimi artarak devam edecek. Kocaeli’de ilk başta 500 ağaçta Asit-pasta yöntemi ile başladığımız üretimi, daha sonra bu yöntemi daha da geliştirerek diğer ağaçlara uyguladık. Verim artışı da ortada. Sahip olduğumuz orman varlığımız ile dünyanın en büyük reçine üreticileri arasına girebiliriz” diye konuştu.

  • Milyonlarca balık üretimi yapılan havuzlarda artık ot yetişiyor

    Trabzon’un Maçka ilçesi sınırları içerisinde yer alan Altındere, Coşandere ve Akarsu Deresi üzerinde başta HES’ler olmak üzere yapılan yol çalışmaları kültür balığı yetiştiricilerini olumsuz etkiledi.

    Bölgede üç, dört yıl öncesine kadar milyonlarca yavru üretimi ve tonlarca balık yetiştiriliği yapan işletme sahipleri, havuzlara dereden gelen suyun kimyasal ve biyolojik yapısı değiştiği için balıkların yaşamasını engellediğini söylediler. Havuzlar artık otlarla kaplı duruma gelirken bölgede 22 yıldır balık üreticiliği yapan Su Ürünleri Mühendisi Hüseyin Şeremet, yaşadıkları olumsuzluklar yüzünden havuzlarda balık yerine ot yetiştiğini söyledi.

    Akarsu üzerinde inşa edilen HES regülatörü, iletim tüneli, cebri boru ve santral yapıları, sel-taşkın koruma duvarlarının inşasında kullanılan beton ve kimyasallar akarsuya karıştığı süre boyunca su kalitesini bozduğunu, bunun da balık ve diğer su canlılarının dokularını tahriş ederek oksijen alımını engelleyip kitlesel ölümlere neden olduğunu belirten Şeremet, “22 yıldır bu işlerle uğraşan su ürünleri mühendisiyim. Maalesef geldiğimiz noktada uğradığımız haksızlıklar ve yapılan uygulamalardan dolayı balıkçılık faaliyetlerine devam edemez duruma geldik. Kamunun uygulamış olduğu uygulamalar, HES inşaatları, yol inşaatları ve benzeri uygulamalardan dolayı balıkçılık faaliyeti bölgemizdeki vadimizde yapılamaz duruma gelmiştir. Su kalitesinin bozulması, çiftliklerle beraber doğal ortamda da balık stoklarının tamamen yok olma durumuna gelmesine sebep olmuştur. İnşaat aşamasında dökülen betonlar, benzeri kimyasallar suyun kalitesini olduğu gibi bozuyor. PH’nı maksimum seviyeye balığın da dayanamayacağı düzeylere çıkarıp toplu ölümlere sebep oluyor. Buradaki bütün işletmeler bunu sistematik bir şekilde yaşadılar. HES’lerin faaliyetinden sonra suyun belli ölçüde tünele sonrasında cebri borulara alınmasından dolayı gaz sıkışması, aşırı gaz uygunluğu gibi olaylardan dolayı suyun kimyasal ve biyolojik yapısı değişti. Bu sebepten dolayı balıklar yaşayamaz duruma geldi” dedi.

    “Havuzlarımızda balık yerine ot yetişiyor”

    Havuzlarda artık balık yerine ot yetiştiğini kaydeden Şeremet, “Havuzlarımız üç, dört yıl öncesine kadar ful kapasite ile çalışıyordu. Bulunduğumuz tesis ağırlıklı olarak yavru üretimi ve yetiştiricilik tesisiydi. Yıllık 150 ton yetiştiricilik kapasitesi, 20 milyon adet de yavru üretimi vardı. Bunun içinde Gökkuşağı ve Karadeniz Alabalığı vardı. Artık havuzlar boş. Ne üretim ve ne yetiştiricilik yapılamıyor. Dışarıdan balık getirsek bile yaşamaz durumda. İşletmemize herhangi bir bölgeden balık getirmemize rağmen yaşatamıyoruz. 2013 yılından beri burada balık daha yetiştirilemiyor. İlgili bütün yerlere müracaat ettik, bakacağız, ilgileneceğiz şeklinde cevaplar verildi. Vadide 10 kadar işletme var. 7 tanesi direkt HES’lerden etkileniyor, bunların 3 tanesi Altındere Havzasında. O havzada HES yok ancak yol inşaatları benzeri şeyler var ancak onlar da benzeri sıkıntıları yaşıyor. En çok bizler zarara uğruyoruz” diye konuştu.

    İşletme sahiplerinden Devrim Altıntaş ise 25 yıla yakın sektörün içinde olduğunu, 3 senedir balık üretimi yapamadıklarını kaydederek, “25 yıla yakın bu sektörde çalışıyorum. Vadideki sıkıntılardan dolayı artık 3 yıla aşkın süredir balık üretimi yapamıyoruz. Kasım ayı bizim nakil ayımızdı, denizdeki işletmelerimize balıklarımızı nakil ediyor olmamız gerekirdi. Artık boş havuzlarda oturmuş bekliyoruz. Bölgede üretim bitti, dışarıdan parayla satın alarak getirdiğimiz balığı yaşatamıyoruz. İlgili kurumlara başvurduk bize burada problem olmadığını belirtiyorlar, yaptığımız ihbarları, şikayetleri de dikkate almıyorlar” ifadelerini kullandı.

    Restoran sahiplerinden Ali Kemal Küçükosmanoğlu ise, vadide üretim yapan işletmelerden balık alıp sattığını belirterek, “Bu havuzlar daha önceleri balık kaynıyordu, çok güzel de balık satıyor para kazanıyorduk. Son 2-3 sene içinde bura bitti balık yetişmiyor. 5 sene önce buradan Türkiye’nin dörtte üçüne balık gidiyordu. Kaliteli balığın yeri Coşandere idi. Şu anda bırakın dörtte üçüne göndermeyi artık buraya balık taşıyorlar. Biz de kendilerinden alıp satıyorduk. Balıkçılık burada bitti. Buradaki istihdam elden gitti. Her nedense devletten gerekli ilgi yok. Akdeniz’de, Ege’de turizmden gördükleri zarardan dolayı devlet yardım etti, biz burada çaresizlik içindeyiz. Yanımıza ne gelen var ne giden” dedi.

  • Samsun’da bal üretimi yüzde 40 düştü

    Samsun İli Arı Yetiştiricileri Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Rasim Kaplan, bal üretiminde bu sene yüzde 40’a yakın bir üretim kaybı yaşadıklarını söyledi.

    Rasim Kaplan, arıcılık ve bal üretimiyle ilgili açıklamalarda bulundu. Doğal afetlerin bal üretiminde ve kalitesinde olumsuz yönde etkisinin olduğunu ifade eden Kaplan, kaybı yüzde 30’dan fazla olan arıcıların sigorta taksitlerini ertelemek için başvurmasını istedi.

    Sezon öncesindeki üretim hedefine doğal afetler yüzünden ulaşamadıklarını vurgulayan Kaplan, “Gönül isterdi ki bu sene bal çok olsun, bol üretelim. Çok bal satalım, ucuz satalım da herkesin sofrasına bal insin isterdik ama bu sene yüzde 40’a yakın bir üretim kaybı yaşadık. Bu sadece bizim bölgeye ait değil bütün arıcılık bölgelerinde kayıp var. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı da doğal afetlerden dolayı yüzde 30’un üzerinde ürün kaybına uğrayan çiftçilerin kredi borçlarını erteleme kararı aldı. Bizim arıcılarımız da bunlardan faydalansın. Geçen sene bal üretiminde kaybımız yüzde 20’den daha azdı. Bu sene kayıp yüzde 100 oldu. Geçen sene bin 300 tonun üzerinde bal üretimi gerçekleştirmiştik. Bu sene Samsun’da 600-700 ton arasında bal üretebiliriz. Bilinçli üretim her yıl artıyor. Arıcılar artık daha bilinçli bir şekilde bal üretiyorlar. Aldıkları mesleki eğitimler sonrasında kovan başına verimde ciddi anlamda katkı sağlanıyor. Sezonun son 10-15 günü. Arıcılar, kovanlarının bakımını yaparak arılarını kışa hazırlıyorlar. Ürün kaybının bu sene çok olmasının sebebi doğal afetler. Mesleki eğitimler, doğal afetlerin tedbirini de aldırıyor. Eğer arıcının yeterli derecede mesleki eğitimi yoksa bal üretiminde kayıp yüzde 50’de olabilirdi. Yapılan eğitimler neticesinde daha çok kayıp verilmesinin önüne geçildi” dedi.

    Öte yandan Samsun Büyükşehir Belediyesi’nin destekleriyle onlarca arıcı Samsun’dan Muğla’ya Uluslararası Arıcılık Konferansı’na katılmak için gidecek.