Etiket: Unutmayacak”

  • Sunar: ‘Şehitlerimizi unutmayacak, unutturmayacağız’

    Sunar: ‘Şehitlerimizi unutmayacak, unutturmayacağız’

    Palandöken Belediye Başkanı Sunar, ‘Yavi şehitlerinin aziz hatıralarını her zaman diri tutacak, mezalimin faillerini ve onların ardındaki zihniyeti ebediyen telin edeceğiz. Şühedamızın izinden gidecek, onları ve ihanete karşı duruşlarıyla verdikleri tarihi mesajı unutmayacak ve unutturmayacağız’ dedi.

    Yavi’de Anma Töreni

    Erzurum’un Çat ilçesine bağlı Yavi Mahallesinde 27 yıl önce teröristler tarafından katledilen 5’i çocuk 33 şehit dualar ve rahmet niyazıyla anıldı.

    Yavili olan ve menfur saldırıda akrabalarını kaybeden Palandöken Belediye Başkanı Muhammet Sunar, programda yaptığı konuşmada, şehitleri rahmetle andıklarını kaydederek, hainlerin bu coğrafyada asla muvaffak olamadığını ve olamayacağını belirtti. Sunar, “Yavi, ‘Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır/Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır’ inancının hayat bulduğu mahaldir. Yavi şehitleri yüreğimizin en muteber yerinde ilelebet yaşayacaktır.” vurgusunda bulundu.

    Yavi’nin Tarihi Duruşu

    Başkan Sunar, “Yavi Müslüman Türklüğünün bilinciyle her daim bu coğrafyada ayakta kalmıştır. Nitekim 1993 yılında ödediği bedelin, tarihi bir arka planı da vardır. 27 sene önce burada hain terör örgütü katliamı gerçekleştirirken ‘Bugün tarihin hesabını vereceksiniz.’ demiştir. Esasında o gün itibariyle hain terör örgütünün güneyden kuzeye girmesi hususunda önündeki en büyük engel Yavi olmuştur. Karlıova hattından Erzurum’a geçişin önünü kesmiştir.” dedi.

    Yavi Dadaşlık Ruhunun Adresi

    Yavi’nin Dadaşlık ruh ve duruşunun ifadesi olan, bunu tarihine yansıtan bir tarih durağı olduğunu vurgulayan Sunar, Aynı duruşu Pasinler Çiçekli’nin de gösterdiğine işaret ederek, Yavi katliamından beş gün sonra da Çiçekli katliamı yapıldı. Yaşanan katliamların bir ibret vesikası olduğu, ihaneti gerçekleştirenlerin Müslümanlardan öç alma girişiminde bulunduğunu hatırlattı.

    Sunar Katliamın Arka Planını Anlattı

    Konuşmasında milli mücadele döneminde Yavi’de yaşananları paylaşan Başkan Sunar, o dönemde dadaşlığın abidevi siması Alvarlı Muhammed Lütfi Efendi’nin Beldede İmam Hatip olarak bulunduğunu, Erzurum’u işgal eden Rusların ekim devrimi sonrası geri çekilirken mühimmatlarını Ermenilere terk ettiklerini aktardı.

    Alvarlı Efe Önderliğinde Tarihi Duruş

    Murat Paşa Camisi İmam Hatibi olan babası Ermeni çetelerince şehit edilen Alvarlı Muhammed Lütfi Efendi’nin Yavililerden bir müfreze oluşturarak, Rusların terk ettiği cephaneliğe baskın düzenleyip mühimmatı ele geçirdiklerini ve daha sonra mücadeleyi sürdürmek amacıyla Oyuklularında katılımıyla Erzurum’a intikal ettiklerini belirtti.

    Milli Uyanış

    Sunar Muhammed Lütfi Efendi liderliğinde 40’ı Yavili olmak üzere 80 Çatlının, Erzurum’da soykırımı yapan Hınçak Çetesi ve Onun elebaşı olan Antrantik’e karşı tarihi bir mücadele verdiklerini aktararak, ‘Bu şanlı duruş, Gazi Ahmet Muhtar Paşa’nın, Kazım Karabekir Paşa’nın komutasındaki ordumuzun gelip Erzurum’u kurtardığı güne kadar bir intibaha, bir uyanışa vesile olmuştur. Bugün aynı zihniyet Karabağ’dadır. Elhamdülillah hiçbir zaman bu coğrafyada muvaffak olamadılar. Azerbaycan’da da olamayacaklar. Rabbim Azerbaycan’lı kardeşlerimize tez zamanda işgal altındaki topraklarını kurtarmayı nasip etsin. Hüznümüzü bizimle paylaştınız. Hepinizden Allah razı olsun.” Dedi.

  • ASİMED Başkanı Eğilmez: “Türk devleti ve milleti “İdlib hainliği”ni unutmayacak ve hesabını soracaktır”

    ASİMED Başkanı Eğilmez: “Türk devleti ve milleti “İdlib hainliği”ni unutmayacak ve hesabını soracaktır”

    ASİMED Başkanı Savaş Eğilmez, Suriye’nin İdlib kentinde düzenlenen hain saldırı sonrası Suriye kaosu içerisindeki Rusya dahil tüm tarafların, Esad’ın eninde sonunda iktidarını büyük bir bedel ödeyerek kaybedeceğini çok iyi bildiklerini söyledi

    Asılsız Soykırım İddialarıyla Mücadele Derneği(ASİMED) Başkanı Savaş Eğilmez, “Bu kaçınılmaz sona rağmen Esad büyük bir umutla zalimce savaşına devam ediyor. Esad’ın en büyük hamisi Rusya da bu karışık durumdan en iyi şekilde çıkabilmek için etki alanını genişletmeye çalışıyor. Esad’ın bu kirli savaşta sürdürdüğü alçakça propagandaların başında; Suriye’deki mücadele kaybedilirse, bölgedeki Alevi toplumunun bir soykırımla karşı karşıya olacağı söylemidir. Esad, bunu her fırsatta dile getirip, kendi medya organları üzerinden Alevilere ya ben ya ölüm propagandasını yapıyor. Ayrıca batı dünyasının da muhaliflere karşı kendisini tercih edeceğini ve Rusya, İran ve Batının desteği ile iktidarda kalacağının savunuyor. Rusya ve İran’ın bölgedeki hamleleri de eli kanlı rejimin umutlarının büyümesine neden oluyor. Peki bu karmaşa içerisinde Rusya ve Esad ittifakı ne kadar samimi? Rusya gerçekten de Esad rejimini destekliyor ve Esad’ın ancak seçimle gitmesi gerektiğini demokrasi aşkından mı istiyor? Batılı kaynaklara göre, Rus askeri istihbarat teşkilatı başkanı Igor Sergun ölümünden bir süre önce Şam’ı ziyaret etmiş ve Esad’ı Rusya kazançları doğrultusunda hareket etmesi noktasında tehdit etmiş ve Moskova’nın istediği noktaya getirmiştir. Esad’ı kendince terbiye etmeye çalışan Moskova, dünya kamuoyunu da Suriye krizinin çözüm anahtarının Rusya’da olduğuna inandırmaya çalışıyor” dedi.

    Suriye üzerinde yapılan müzakerelerin hepsinin, bu çekişmedeki ana noktanın Esad’ın geleceği olduğunu gösterdiğini ifade eden Başkan Eğilmez, “Her ülkenin ajandasında Suriye meselesi için farklı çözüm önerileri var. Bazıları için Esad’ın iktidardan zorla düşürülmesi başarının göstergesi olacakken, başkaları için Esad’ın gönüllü gidişi çözümün önemli parçası olacağıdır. Putin ve diğer Rus yetkililerine göre ise, Esad ancak bir seçim sonucunda gitmelidir. Tabi Rusya bu konuda ısrar ederken kısa ve orta vadede bölgede bir seçim olamayacağını çok iyi biliyor ve bu yolla Esad’ı bir süre daha iktidarda tutmayı planlıyor. Buna karşın Esad da kendisini Rusya’nın Suriye’deki emellerinin garantisi görüp iktidarda kalma noktasında bunu bir silah olarak kullanıyor. Yakın bir zamana kadar Kremlin, Esad’a gönüllü ve itibarlı bir şekilde çekilmesi lehinde telkinlerde bulunuyordu. Ama şimdi Esad’ın muhaliflerle olan kanlı ve alçaklıklarla dolu olan mücadelesini, sözde terörle mücadele gibi gösterip, Esad’ın mutlaka desteklenmesi fikrinin en büyük savunucusu durumuna geldi” diye konuştu.

    Rusya’nın Suriye’deki askeri gücünün ve harcadığı ciddi miktarda paranın asıl amacının, Moskova’nın küresel politikalarını korumaktan ibaret olduğunu kaydeden Eğilmez, “Esad, Moskova çizgisinden çıktığı noktada Rusya’nın desteğini kaybedecektir. İleride yapılacak pazarlıklarda elini daha da güçlendirmek isteyen Rusya devam eden kaostan yararlanarak Suriye’deki askeri varlığını gün geçtikçe güçlendirmeye çalışmaktadır. Büyük resimde görüldüğü üzere Suriye üzerinde henüz sonuca bağlanmamış ciddi bir pazarlık devam ediyor. Bölgede siviller için mücadele eden tek ülke olan Türkiye ise tüm yalnız bırakılmışlığına rağmen insanlık tarihine altın harflerle yazılacak büyük bir mücadele veriyor. Yazık ki bu mücadele içerisinde kahraman askerlerimizin şehit düştüğüne de şahit oluyoruz. Suriye kaosu içerisinde defalarca Türkiye ile beraber çalıştığını Rusya dün itibarıyla tarihi misyonunu yeniden yerine getirerek, Türk Devleti’ni arkadan hançerlemeye kalkmıştır. İki devlet özellikle 18. yüzyıldan itibaren defalarca karşı karşıya gelmiştir. Türk tarihinin ekonomik ve askeri açıdan en zor dönemlerine rastlayan bu çatışmalarda, Ruslar yavaş yavaş Türk topraklarında ilerlemiş lakin Türk devleti dört koldan saldırı altındayken bile Ruslar, Türklerin kalbi Anadolu’daki emellerinden hiçbirini gerçekleştirememiştir. Rusya çok iyi biliyor ki Türklerin çok büyük bir kalbi ve en az onun kadar cüsseli ve güçlü bir ruhu vardır. Ruslar, tarihinden ve imparatorluk alışkanlığından beslenen Türklerin kalbi ve ruhunun, eski tanıdık Çarlığın kendini taciz etmesine ve sınırlandırmasına izin vermeyeceğini çok iyi biliyorlar. O nedenle yaptığı hainliği Esad’ın arkasına gizlemeye çalışmaktadır. Enerji sıkıntısı ve ihracat rakamlarından korkup, haklı tepkilerimizi hayata geçirmezsek, ileride daha büyük dertlerle baş başa kalırız. Şundan emin olalım ki bu milletin imparatorluk mirası, hiçbir gücün hele hele bir çarın kendisini taciz etmesine, küçük düşürmesine ve sınırlandırmasına izin vermeyecektir. Bu topraklar için can veren tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize şifa, milletimize baş sağlığı diliyoruz” açıklamalarında bulundu.

  • Başkan Per: “Türk Milleti, Atatürk’ü Asla Unutmayacak”

    Kayseri Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Per, 10 Kasım Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatının 80. yıl dönümü dolayısıyla mesaj yayımlayarak, “Türk Milleti, ne Atatürk’ü ne de O’nun kazandırdıklarını unutmayacak” dedi.

    Başkan Hüseyin Per, açıklamasında şu görüşlere yer verdi:

    “Gazi Mustafa Kemal Atatürk, adını tarihe nakşettirmiş kahraman bir asker, büyük bir devlet adamıdır. Bizler de Atatürk’ün miras bıraktığı Türkiye Cumhuriyetini, hedefi olan muasır medeniyetler seviyesine çıkarmak adına daha fazla çalışıp, daha fazla üretmeye devam edeceğiz. Türk Milleti, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kendilerine bıraktığı ve yüksek bir ruh ve şuurla sahip çıktığı Cumhuriyeti, daha iyi bir geleceğe taşıma azim ve kararlılığında olacaktır. Onun bu millet için yaptığı fedakârlıkları ve kahramanlıkları yetişen yeni nesillerimize ısrarla anlatacağız. İçinde bulunmaktan şeref duyduğumuz Türk Milleti, ne Atatürk’ü ne de O’nun kazandırdıklarını asla unutmayacak. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşları ile vatan toprakları için canlarını feda eden şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmetle, minnetle anıyorum.”

  • Aksoy: “28 Şubat Zulmünü Ve Bedel Ödetenleri Unutmayacak, Unutturmayacağız”

    Eğitim-Bir-Sen Aydın Şube Başkanı Tevfik Aksoy, “28 Şubat zulmünü ve bedel ödetenleri unutmayacak, unutturmayacağız” dedi.

    28 Şubat’ın yıl dönümü dolayısıyla bir açıklama yapan Tevfik Aksoy, “Türkiye’nin yakın tarihinde siyasal ve sosyo-ekonomik bakımdan en acımasız sonuçlar doğuran olaylardan biri olan ‘28 Şubat postmodern darbesinin üzerinden 19. yıl geçti. Siyasi geçmişimizde ve literatürümüzde eşsiz acılar ve zulüm karşılığıyla yer alan 28 Şubat, aklımızı, ruhumuzu donduran soğuğuyla hatırlanacaktır. 28 Şubat, asıl operasyon merkezi dışarıda olan odakların hainlik ve alçaklıkta sınır tanımayan ahlaksız, acımasız, duygusuz yerli iş birlikçileri aracılığıyla millet iradesine yapılan iğrenç bir darbedir. Çünkü millete kurulan tuzak, yapılan komplo ve kuşatma doğrudan maddi-manevi varlığımızı, ilim ve irfanımızı, ahlâk ve maneviyatımızı, yaşama tarzımızı hedef almıştır. Devleti ve milletiyle ülkemiz, tüm hatlardan uçuruma itilmiştir. Halk iradesiyle iktidar olamayanlar, 60, 71 ve 80 darbelerinde olduğu gibi, kirli planlarını uygulamak için yönetimi silah zoruyla gasp etme yolunu denemiş, emellerine ulaşmada bir ölçüde başarılı da olmuştur. Atatürkçülük, ilericilik, çağdaşlık yalanı ve perdesi arkasından sürdürdükleri planlarıyla bir şekilde halkını susturdukları, siyasetçisini sindirdikleri ülkeyi yağmalamışlardır” dedi.

    “28 Şubat süreciyle, milletin özgür iradesinin iş başına getirdiği 54. Hükümet, irtica gibi kaba, sıradan, gülünç bir gerekçe ve militarist baskıyla görevden uzaklaştırılmıştır” diyen Aksoy, sözlerini şöyle tamamladı: “Denk bütçe, havuz sistemi, değişen pozisyonlara göre emekçi ve emeklilere yüzde 100’lerden yüzde 300’lere varan zam, yatırım programları gibi konularda hızlı atılımlar yapılıyorken önü kesilen Türkiye, hızla siyasi, ekonomik kriz ortamına sokulmuş, kısa zamanda bankaların içi boşaltılmış, çalışanların maaşını bile ödeyemeyecek duruma gelmesi gibi sebeplerle IMF’den borç ve kredi istemek durumunda bırakılmıştır. Kimi yüksek rütbeli paşalar, batırılan ya da hortumlanan bankaların, holdinglerin yönetim kurullarında yüklü maaşlarla istihdam edilmiş, yerli sermaye hızla yurt dışına çıkmaya başlamış; ekonomi, para, faiz, döviz, enflasyon ve zam sarmalında savrulmuş, reel anlamda yüzde 100’leri aşan devalüasyonla ülke zenginliği bir gecede yarıya inmiştir. Gecelik yüzde 7500’lere varan faiz oranları, hızla artan ve toplanan tüm vergi gelirler ödense bile karşılanamayan borç stokları, bunaltan zamlar, üretimde ve piyasalarda durgunluk, iflaslar, esnaf yürüyüşleri, Türkiye’nin peş peşe ortalama yüzde 10 seviyelerinde küçülmesi, tamtakır bırakılan hazine… Bütün bu olanlar ‘Çağdaş Türkiye’ göz boyamasıyla yapılan 28 Şubat askeri vesayet rejiminin sonuçlarından sadece birkaçı. Siyasi, sosyal, kültürel alanda yapılan tahribat daha derin ve yıkıcı olmuştur. Hükümet düşürülmüş, siyasi partiler kapatılmış, dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan başta olmak üzere, birçok siyasetçinin siyaset yapması yasaklanmış, hâkim ve savcılar hizaya sokulmuş, andıçlarla gazeteciler, yazarlar fişlenmiş, gazetelerin haber ve manşetleri darbe karargâhında üretilmiştir, ‘Batı Çalışma Grubu’ ile gerçek bir toplum mühendisliği yapılmış, oluşturulan algılarla toplum yönetilmek ve yönlendirilmek istenmiştir. İnsanlar hedef gösterilmiş, faili meçhuller artmış, kılık ve kıyafete yönelik yasaklarla genç kızların eğitim umudu turnikelere sıkıştırılmış, namaz ve oruç gibi doğrudan İslâmi hayatın asıl ritüellerine izin verilmemiş, bu gerekçelerle insanlar işlerinden, okullarından sorgusuz sualsiz atılmış, kazanılmış hakları gasp edilmiş, Kur’an kursları kapatılmış, yaş sınırlamasıyla hafızlık çalışmaları fiilen imkânsız hale getirilmiş, daha da önemlisi, kesintisiz sekiz yıllık zorunlu eğitime ve korkunç haksızlıklara yol açacak katsayı uygulamasına geçilerek, imam hatipler ve meslek liseleri neredeyse bütünüyle kapanacak duruma getirilmiştir. Yüz binlerce insanımızı mağdur eden 28 Şubat postmodern darbesi, her eve ateş, her göze yaş düşürmüştür. Milletin, servetinden de önce umudu, hayali, amacı çalınmıştır. Ve bu çağdaş Türkiye tablosunun bin yıl süreceği söylenmiştir. Yaşanan bunca kâbus ve kaos, yapanlar için sevinç ve mutluluk kaynağı olabilmiştir. Onun için, söz konusu süreçte zulüm yapanları, bedel ödetenleri, insanların umutlarını çalanları, haklarını gasbedenleri hiçbir zaman unutmayacak ve unutturmayacağız. İnanç ve özgürlüğü temel karakter edinmiş milletimizin sabır ve kararlılıkla gösterdiği direnç sonrasında, bin yıl sürmesi planlanan kuşatma, daha on yıl bile geçmeden paramparça olmuş, planlar, yapanların başına geçirilmiştir. Bütün acı tecrübelere, yıkımlara rağmen bugün bile aynı jakobenliğin değişik versiyonlarını sahneleme heveslilerinin olması demokratik kazanımlar adına talihsizliktir. Bazı siyasetçilerin ve aydınların hâlâ darbeleri iyi ve kötü diye ayırma bahtsızlığından zihnini kurtaramadıklarını gözlemlemek üzücüdür. Oysa darbe, anayasal suçtur. Millet iradesine haksızlıktır, zulümdür. İrademize sahip çıkmak, teslim olmamanın, özgür kalmanın ve kendimize saygının ilk aşamasıdır. İradesinin çalınmasına göz yuman toplum, haksızlıklardan yakınma imkânını kendi eli ve isteğiyle terk etmiş demektir. Bu vesileyle bir kez daha, ne olursa olsun, demokratik kazanımlardan taviz vermemek gerektiğini değere dönüştürmek durumdayız. Gelinen noktada, demokratik, sivil ve özgürlükçü yeni anayasanın daha fazla zaman geçirilmeden yapılması elzemdir. Çerçevesini temel insan hak ve özgürlüklerinin çizdiği, ideolojik ön kabullerden arındırılmış, en geniş toplumsal uzlaşmayı temsil edecek ve bireyin devlete karşı özgürlüklerinin genişletilmesini sağlayacak yeni bir anayasa yazılmalıdır. Eğitim-Bir-Sen olarak, milletimizin ve ülkemizin gelişmesini ve kalkınmasını geciktiren, her alanda mağduriyetlere ve travmalara neden olan 28 Şubat sürecinde rol alanları kınıyor, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyenleri, masum insanlara zulmedenleri lanetliyor; her konuda evrensel standartlara ulaşmış bir ülke ve gelecek diliyoruz”

  • Eğitim Bir Sen Edirne Şubesi Başkanı Dalgıç: “Bedel Ödetenleri Unutmayacak, Unutturmayacağız”

    Eğitim Bir-Sen Edirne Şube Başkanı Erdinç Dalgıç 28 Şubat postmodern darbesinin 19. yıldönümü nedeniyle yaptığı açıklamada, “28 Şubat zulmünü ve bedel ödetenleri unutmayacak, unutturmayacağız” dedi.

    Eğitim Bir-Sen Edirne Şube Başkanı Erdinç Dalgıç, 28 Şubat sürecinin 19’uncu yıldönümü sebebiyle basın açıklaması yaptı. Türkiye’nin yakın tarihinde siyasal ve sosyo-ekonomik bakımdan acımasız sonuçlar doğurduğunu kaydeden Dalgıç, “Olaylardan biri olan ‘28 Şubat postmodern darbesinin üzerinden 19 yıl geçti. Siyasi geçmişimizde ve literatürümüzde eşsiz acılar ve zulüm karşılığıyla yer alan 28 Şubat, aklımızı, ruhumuzu donduran soğuğuyla hatırlanacaktır. 28 Şubat, asıl operasyon merkezi dışarıda olan odakların hainlik ve alçaklıkta sınır tanımayan ahlaksız, acımasız, duygusuz yerli iş birlikçileri aracılığıyla millet iradesine yapılan iğrenç bir darbedir. Çünkü millete kurulan tuzak, yapılan komplo ve kuşatma doğrudan maddi-manevi varlığımızı, ilim ve irfanımızı, ahlâk ve maneviyatımızı, yaşama tarzımızı hedef almıştır. Devleti ve milletiyle ülkemiz, tüm hatlardan uçuruma itilmiştir. Halk iradesiyle iktidar olamayanlar, 60, 71 ve 80 darbelerinde olduğu gibi, kirli planlarını uygulamak için yönetimi silah zoruyla gasp etme yolunu denemiş, emellerine ulaşmada bir ölçüde başarılı da olmuştur. Atatürkçülük, ilericilik, çağdaşlık yalanı ve perdesi arkasından sürdürdükleri planlarıyla bir şekilde halkını susturdukları, siyasetçisini sindirdikleri ülkeyi yağmalamışlardır” şeklinde konuştu” şeklinde konuştu.

    Eğitim Bir Sen Edirne Şube Başkanı Dalgıç, “Yüz binlerce insanımızı mağdur eden 28 Şubat post-modern darbesi, her eve ateş, her göze yaş düşürmüştür. Milletin, servetinden de önce umudu, hayali, amacı çalınmıştır. Bu çağdaş Türkiye tablosunun bin yıl süreceği söylenmiştir. Yaşanan bunca kâbus ve kaos, yapanlar için sevinç ve mutluluk kaynağı olabilmiştir. Onun için, söz konusu süreçte zulüm yapanları, bedel ödetenleri, insanların umutlarını çalanları, haklarını gasp edenleri hiçbir zaman unutmayacak ve unutturmayacağız. İnanç ve özgürlüğü temel karakter edinmiş milletimizin sabır ve kararlılıkla gösterdiği direnç sonrasında, bin yıl sürmesi planlanan kuşatma, daha on yıl bile geçmeden paramparça olmuş, planlar, yapanların başına geçirilmiştir. Gelinen noktada, demokratik, sivil ve özgürlükçü yeni Anayasanın daha fazla zaman geçirilmeden yapılması elzemdir. Çerçevesini temel insan hak ve özgürlüklerinin çizdiği, ideolojik ön kabullerden arındırılmış, en geniş toplumsal uzlaşmayı temsil edecek ve bireyin devlete karşı özgürlüklerinin genişletilmesini sağlayacak yeni bir anayasa yazılmalıdır. Eğitim-Bir-Sen olarak, milletimizin ve ülkemizin gelişmesini ve kalkınmasını geciktiren, her alanda mağduriyetlere ve travmalara neden olan 28 Şubat sürecinde rol alanları kınıyor, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyenleri, masum insanlara zulmedenleri lanetliyor, her konuda evrensel standartlara ulaşmış bir ülke ve gelecek diliyoruz” ifadelerine yer verdi.