Etiket: Üniversiteler

  • DOKAP Üniversiteler Birliği kuruldu

    Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı (DOKAP) öncülüğünde DOKAP bölgesinde bulunan 9 ilin üniversitesiyle ‘Üniversiteler birliği’ kuruldu.

    DOKAP öncülüğünde kurulan birliğin imza törenine; Gümüşhane Üniversitesi, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Giresun Üniversitesi, Karadeniz Teknik Üniversitesi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Ordu Üniversitesi, Artvin Çoruh Üniversitesi ve Bayburt Üniversitesi katıldı.

    Giresun Üniversitesi Rektörlük binasında düzenlenen törenle 9 üniversite rektörü ve DOKAP Başkanı Ekrem Yüce bir protokol imzaladı.

    İmza töreninde konuşan DOKAP Başkanı Ekrem Yüce, “Günümüzde pek çok gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerin kalkınmışlık açısından değerlendirilmelerinde, sadece ekonomik etkenler göz önüne alınmamaktadır. Aynı zamanda siyasi, sosyal ve beşeri faktörlerde değerlendirilmektedir. Bu bakımdan eğitim olgusu kalkınma politikaları açısından oldukça önemli bir yere sahiptir” dedi.

    “Dünya üzerinde başarıyla uygulanmış tüm kalkınma politikalarının temelinde akademik bilgi birikimi bulunmaktadır” diyen Yüce, “Hiçbir kalkınma çabası bilim dünyasının ortaya koyduğu temel gelişim akslarından bağımsız olarak başarıya ulaşamaz. Kalkınmanın adeta kuluçkahanesi niteliğinde olan akademik dünyanın ürettiği bilgiler, ortaya koyduğumuz bütün çalışmaların merkezinde yer almaktadır. Son dönemlerde küresel ölçekte ortaya konulan bölgesel kalkınma stratejilerinde, merkez-çeper ilişkisinin önemi bir kez daha vurgulanmıştır. Burada merkez olarak ifade edilen üniversiteler ile çeper olarak ifade edilen uygulama alanları arasında sağlıklı iletişim kanallarının kurulması, uygulanacak olan stratejilerin başarıya ulaşmasında hayati rol oynamaktadır. Bu nedenledir ki İdaremiz kurulduğu günden bu yana farklı alanlarda gerçekleştirdiği birçok çalışmada üniversitelerimizle iletişime geçmiş, istişarelerde bulunmuş ve birçok projeyi de birlikte hayata geçirmiştir. Malumlarınız üzerine 2014-2018 yılları arasını kapsayan DOKAP Eylem Planı’nın gerek hazırlık aşamasında gerekse de planın şu anda ki uygulama aşamasında üniversitelerimiz en büyük paydaşlarımız olmuşlardır” ifadelerini kullandı.

    “Uzun süredir hayalimizdi”

    Uzun zamandır hayal ettikleri bir projeyi hayata geçirmenin mutluluğunu yaşadıklarını kaydeden Yüce, sözlerine şöyle devam etti:

    “ Uzun zamandır kurmayı hedeflediğimiz DOKAP Üniversiteler Birliği’ni her biri birbirinden kıymetli bölge üniversitelerimizle birlikte kurmanın heyecanı ve mutluluğunu yaşamaktayız. Bugün burada kurulumunu gerçekleştirdiğimiz DOKAP Üniversiteler Birliği ile DOKAP Bölgesi üniversiteleri arasında eğitim-öğretim, araştırma-geliştirme ve toplumsal hizmet gibi alanlarda akademik ve idari işbirlikleri yapmak, üniversite-sanayi etkileşimini ve üniversite-şehir bütünleşmesini ileri düzeye taşımak ve ülkemizin gelecek vizyonuna ve kalkınma çabalarına katkı sağlamayı amaçlamaktayız. Bu doğrultuda DOKAP Üniversiteler Birliğimiz; Karadeniz Teknik Üniversitesi, Ondokuzmayıs Üniversitesi, Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Giresun Üniversitesi, Ordu Üniversitesi, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, Artvin Çoruh Üniversitesi, Bayburt Üniversitesi, Gümüşhane Üniversitesi ve DOKAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığımızdan teşekkül etmektedir. Üye üniversiteler arasında her türlü akademik ve idari işbirliğinin tesisini ve DOKAP Bölgesi’nin kalkınmasına öncelik verecek şekilde faaliyet göstermesini hedefleyen birlik, bu çerçevede hazırlanan DOKAP Bölgesi Üniversiteler Birliği Protokolü ile birliğe dâhil üniversitelerin rektörleri ve DOKAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanı’ndan oluşan bir Üst Kurul ile faaliyetleri ile birimlerin yönetimi ve koordinasyonundan Dönem Başkanı’na sorumlu bir Genel Sekreter, birliğe dahil tüm üniversite rektör yardımcıları, DOKAP İdaresi temsilcisi ve DOKAP Bölgesi Üniversiteler Birliği Genel Sekreteri’nden oluşan bir Stratejik Planlama Kurulu ve işbirliği alanları kapsamında yapılacak görevler için oluşturulmuştur.”

    KTÜ Rektörü birliğin kurucu dönem başkanı oldu

    Birliğin kurucu dönem başkanı KTÜ Rektörü Prof. Dr. Süleyman Baykal olurken, Birlik Başkanlıkları bir yıl süreli olacak şekilde her yılın 1 Ocak tarihi itibarıyla, birliğe üye olan üniversitelerin kuruluş sırasına göre dönem başkanlıkları değişecek. Birliğin Kurucu Dönem Başkanı Prof. Dr. Süleyman Baykal ise törende yaptığı konuşmasında DOKAP’a bu projeden ötürü teşekkür etti. Baykal, “Hem kendi üniversite adına hem de diğer üniversiteler adına sevindim. Üniversiteler olarak aslında birbirimize ihtiyacımız var, bu imkanları ortak kullanma anlamında yada DOKAP’ın bize sunacağı imkanları birlikte kullanma anlamında. Böylelikle hem israfı önlemiş olacak hem de var olan gücümüzü daha da güçlü hale getireceğiz. Bu anlamda çok teşekkür ediyorum. Bu birliğin sözde kalmaması lazım. Bizim genellikle birliktelik yaptığımız zaman bunun uzun ömürlü olması için sağlam adımlar atmak lazım. Bu birlikteliğin neler kazandıracağı konusunda sayın başkanım ifade etti. Onların dışında bir şey söylemeye gerek yok. Ben rektör arkadaşlarıma ve Ekrem beye teşekkür ediyorum” diye konuştu.

  • Uluslar arası Üniversiteler Konseyi Başkanı Orhan Hikmet Azizoğlu:

    Uluslararası Üniversiteler Konseyi (IUC) Konseyi Başkanı Orhan Hikmet Azizoğlu, Suriye sınırdan yapılan operasyonda kullanılan ‘Kürt’ koridoru demenin çok anlamsız, manasız bir söylem olduğunu belirterek, “Bu şekildeki söylem ise çok kötü bir amaçtır. Burada yapılan ‘Kürt’ koridorunu değil, terör koridorunu engelleyen bir operasyondur” dedi.

    Türkiye’nin komşularıyla stratejik değil, coğrafi ortak olduğunu kaydeden Azizoğlu, “Bu ebediyete kadar devam edecek ortaklıklardır. Rusya’nın da Türkiye’ye bu gözle baktığına inanıyorum. FETO ile PKK aynı şekilde büyüyen ve aynı oranda Türkiye Cumhuriyeti’nin başına bela olan iki yapıdır. Bunların arkasında sözde dostlarımız var” dedi.

    Türkiye tarafından Suriye sınırında başlatılan Fırat Kalkanı operasyonu ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Azizoğlu, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, sadece ulusal güvenliği için, askeri bir güvenlik alanı oluşturmak amacıyla bir operasyon gerçekleştirdiğini ifade ederek, “Tabi bu operasyonda bizim aydınlarımızın, akademisyenlerimizin ya da basın mensuplarımızın özellikle görsel medya kanalıyla dile getirdiği ‘Kürt’ koridoru’ sözü de çok yanlış bir terim. Türkiye Cumhuriyeti’nin önemli bir bölümü Kürt nüfusundan oluşmaktadır. Irak’ta, İran’da önemli bir Kürt nüfusu vardır. Avrupa’da Kürt nüfusu vardır. Bir Kürt hareketi, Kürt operasyonu değildir. Suriye’de yapılan operasyon sadece terörizme karşı bir güvenli alan oluşturma operasyonudur. Operasyon yapılan alanda da DEAŞ mevcuttur. Çok önemli gördüğüm için özellikle altını çizerek bir ‘Kürt’ koridoru demek ya çok anlamsız, manasız bir söylemdir ya da çok kötü bir amaçtır. Kürt koridorunu değil, terör koridorunu engelleyen bir operasyondur. Yaklaşık 2 yıldır Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm yetkililerinin dile getirdiği bir güvenlik alanı söylemi, bana göre çok politik amaçlı olarak, kaosun daha da derinleşmesini amaçlayan emperyalist güçlerin kötü niyetlerinden dolayı gerçekleştirilemedi. Bu, Suriyeli kardeşlerimizin, dindaşlarımızın kaybını önleyecek, ızdırabını dindirecek bir çalışmaydı. Belki de emperyalist güçler, batı toplumları taşın altına elini sokmama amacını taşıyordu. Oluşturdukları ızdırabın, kaosun, acıyı paylaşmama amaçlıydı. Bu güvenlik alanını engellediler ya da kabul etmediler” dedi.

    Türkiye’de bir darbe veya ihtilal olduğunda bütün şer odaklarının bir üst şemsiye oluşturup birleştiklerini kaydeden Azizoğlu, “15 Temmuz’da da aynı olayı yaşamış olduk, acı bedeller ödedik. Cesur, inanmış, imanlı bir liderin etrafında toplanan yüce milletin kahramanlık destanını yazarak belki de İslam dünyasına örülmek istenen bir şer belasını def ettik. Bu da düşmanlarımızı özellikle dış odaklı ya da iç mihrakları sevindirmesi Türk Silahlı Kuvvetleri bükülen en güçlü, en imanlı ve bu milletin de peygamber ocağı olan bir silahlı güçtür. Vatan, millet ve coğrafi koruma içgüdüsü olduğu zaman dimdik ayakta olduğunu göstermiş oldu” dedi.

    Rusya uçağının düşürülmesinden sonra yaptığı açıklamada, ‘Rusya’nın bizim coğrafi ortağımızdır’ dediğini hatırlatan Azizoğlu, “Amerika, NATO, batı toplumları bizim politik, siyasi veya ekonomik, küresel ortaklarımızdır. Menfaatler biter, bu ortaklıklar bitebilir. Özellikle emperyalist güçlerle dostluk olamaz. Emperyalistlerin çıkarları vardır, çıkarlarına göre dostluklar oluştururlar. Çıkarlar bittiği anda sizinle dostluğu bitirirler. Şu anda küçük bir terör örgütünün arkasında durarak en büyük müttefiklerimiz, koskoca bir kürenin saygın, güçlü ülkesi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ve aynı zamanda İslam coğrafyasının umudu güçlü ülkesi Türkiye’yi karşılarına almayı göze alabiliyor. O açıdan küresel, stratejik, politik dostluklar bitebilir, ama coğrafi ortaklılar bitmez. Sizin taahhüdünüzde değil, o coğrafyada yaşamak zorundasınız. Rusya’yla, İran’la, Suriye’yle, Irak’la, Yunanistan’la, Bulgaristan’la ya da diğer yakın çevre ülkelerle yaşamak zorundayız. Biz bunlarla stratejik değil coğrafi ortaklarız ve bu ebediyete kadar devam edecek ortaklıklardır. Ben Rusya’nın da bu gözle baktığına inanıyorum. Onlar da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni düşman olarak değil, dost olarak görmek isterler. Suriye’deki bizim askeri operasyonumuza inanıyorum ki, stratejik müttefiklerimizden daha sağduyulu yaklaştılar ki, farklı kutuplarda olmamıza rağmen. Amerika Birleşik Devletleri ile biz NATO’da ve özellikle küresel ölçekte müttefikiz. Bazen müttefiklerimizden dostluk bazında sözde dost olduğumuzu görüyoruz. Özellikle 15 Temmuz’dan sonra bizler Türk milleti olarak ‘Sözde mi dostumuz Amerika Birleşik Devletleri NATO ülkeleri ya da özde mi’ tartışmasını yaşıyoruz. 15 Temmuz’un, FETÖ’nün üst aklının kim olduğunu bu millet haykırarak söylüyor. Ben de söylüyorum; FETÖ yerel bir yapılanmaydı, 40 yıldır İslam’la ilgisi olmayan ticari ağlar, bankalar, okullar, dershaneler, politik alanlar, diplomatik alanlar yerel bir imamın müezzinin yapabileceği işler değildi. 40 yıldır çok sinsice içimizce sızdırılmış bir yapıydı. Enteresan olan PKK ile aynı dönemlerde oluşumu başlamış. Fetullah Gülen ve PKK 70’li yıllarda aynı tarihlere denk gelen, aynı hızla büyüyen, aynı hızla biri silahlı güç, biri ilimle uğraşan, sosyal yaşamın içinde olan yapı gibi fakat aynı şekilde büyüyen ve aynı oranda Türkiye Cumhuriyeti’nin başına bela olan iki yapı. Bunların arkasında sözde dostlarımız var” şeklinde konuştu.

  • Uluslararası Üniversiteler Konseyi Başkanlığı’ndan Avrupa Üniversiteler Birliği Başkanlığı’na ‘darbe’ mektubu

    Uluslararası Üniversiteler Konseyi (UIC) Kurucu Başkanı Orhan Hikmet Azizoğlu, Avrupa Üniversiteler Birliği Başkanlığı’na ‘darbe’ ile ilgili mektup gönderdi. Azizoğlu mektubunda, “Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri ve akademik kurumlarıyla işbirliği ve iletişim içinde olarak doğru bilgilere sahip olmanızı, doğru reaksiyon göstermenizi ve ülkemiz, dünya barışı ve akademik küresel entegrasyonlar için çok önem arz ettiğini bilmenizi rica ederim” dedi.

    UIC Kurucu Başkanı Orhan Hikmet Azizoğlu, Avrupa Üniversiteler Birliği Başkanlığı’na gönderdiği mektupta, “Uluslararası Üniversiteler Konseyi 2010 yılında Türkiye/Ankara merkezli uluslararası nitelikli kurulmuş, küresel, akademik bir kuruluştur. Kuruluşumuzda Avrupa, Asya, Afrika başta olmak üzere 29 ülke üye üniversitelerinden 150 rektör aktif görev almaktadır. Küremizin güçlü, Avrupa’nın saygın, İslam ülkelerinin lider ülkesi olan Türkiye Cumhuriyeti, Batı toplumları ile eşit ve adil haklara sahip entegrasyon, küresel hukuk sistemine uygun hak ve özgürlükler ile demokratik yapılanma, bireysel ve toplumsal hak ve özgürlüklerin düzenlenmesini büyük ölçüde hayata geçirmiştir. 15 yılda Türkiye Cumhuriyeti gerçek anlamda küresel barış, birlikte yaşama kültürü, bireysel yaşama kültürünün yaşayan ve yaşatan ülke konumuna getirilmiştir” dedi.

    Azizoğlu, şöyle devam etti:

    “Türkiye Cumhuriyeti millet, hükümet, devlet ve parlamentosu ile gerçekleştirmiş olduğu ulusal, bölgesel ve küresel barışa hizmet eden başarıları ülkemiz ve bölgemiz üzerinde emperyalist amaçları, kapital kazanım projeleri olan bazı dostlarımız ya da dost sandığımız ülkeleri rahatsız etmiş bu pozitif, demokratik değişim ve dönüşüme katkı sunacakları yerde yapılan haksız eleştiriler, ülkemiz ve toplumumuzun başarmış olduğu akademik, küresel hak ve özgürlükler, ekonomik ve bölgemizin coğrafi ve küresel barış, kardeşlik, huzur coğrafyası olmasını sağlayan diplomatik başarılarına engel teşkil edecek ülkemiz ve coğrafyamızı kaosların, iç savaşların, yönetim istikrarsızlıklarının olduğu ülke ve bölge haline getirmek için yoğun çaba sarf etmektedirler. Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren Batı toplumları ile adil ve hakça ekonomik, diplomatik ve kültürel ortaklık ve entegrasyonu amaçlayan ülkemizi dışlayan, hak ettiği saygı ve adil hak ve taleplerini yerine getirmeyen Batı toplumları, bölgenin ve küremizin saygın ve birçok Avrupa ülkesinin sahip olduğundan daha fazla demokratik hak ve özgürlüklere sahiptir. Çünkü inancı, kültürü, değer ve kavramları sadece insan odaklı ve insan önceliklidir. 40 yıldır ülkemizde ve tahminen 150 ülkede derin yapılanmalar sağlayan, yüce İslam’ı ve inançlarını kamufle aracı olarak kullanan, özellikle 17-25 Aralık 2013 tarihlerinden itibaren Türkiye Cumhuriyeti’ne, demokratik seçimle işbaşına gelmiş hükümetine ve tüm toplumuna örtülü ve açık savaş ilan eden ve 79 milyon halkın bu vesile ile gerçek yüzünü gördüğü ve karşı duruş sergilediği, Türkiye Cumhuriyeti’ni kaoslar, iç savaşlar ile küresel üst aklı olan efendisi ya da efendilerinin himmetine muhtaç hale getirmek isteyen FETÖ terör örgütünün gerçek yüzünü görmüş oldu. 15 Temmuz 2016 tarihinde Türk toplumunun ‘peygamber ocağı’ diye nitelendirecek kadar manevi hissiyatla bağlı olduğu, Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki FETÖ terör örgütü mensupları; savaş uçakları, tanklar, ağır savaş araçları, savaş helikopterleri ile Türkiye Cumhuriyeti’ni işgal etme teşebbüsünde bulunmuştur. Fethullah Gülen Terör Örgütü’ne mensup ölüm makinesi askeri timler, demokratik seçimle yüzde 52 oy almış Cumhurbaşkanı ve ailesini öldürme amaçlı teşebbüste bulunmuştur. Özellikle Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın cesur liderliğinde siyasi görüşü, mezhep farklılığı, etnik yapısı ne olursa olsun toplumun bütün kesimleri birlikte karşı duruş sergileyerek tarihi kahramanlık destanı yazmış, savaş uçaklarını, tankları, savaş helikopterleri ve 149 general ve bunlara bağlı subay, askerlerini canlarını feda ederek mağlup etmişlerdir. Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm kurumlarının en stratejik ve mahrem alanlarına, küresel üst akılları olan efendilerinin de stratejik yapılanması ile 40 yıl boyunca yerleşen bu terör örgütü ve yapılanmasını içimizden temizlenmesi için üniversiteler ve akademik yapılar dahil olmak üzere evrensel hukuk gözetilerek ulusal geleceğimizi güvenli teminat altına almak için küremizin tüm devlet, ulus ve kurumlarının pozitif desteğine ihtiyaç hissettiğimiz bu zaman diliminde Avrupa Üniversiteler Birliği’nin kendilerine aktarılan yanlış ve maksatlı bilgiler ile haksız reaksiyon göstermek yerine Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri ve akademik kurumlarıyla işbirliği ve iletişim içinde olarak doğru bilgilere sahip olmanızı ve doğru reaksiyon göstermenizi ülkemiz, dünya barışı ve akademik küresel entegrasyonlar için çok önem arz ettiğini bilmenizi rica ederim.”

  • Kapatılan üniversiteler ve lisans kontenjan dağılımları

    Darbe girişim sonrası 15 vakıf üniversitesinin kapatılmasına ilişkin karar 23 Temmuz 2016 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. Kanuni Sultan Süleyman Üniversitesi hariç 14 üniversite bu yıl ÖSYS sonuçlarına göre lisans programlarına toplam 9 bin 148 kontenjan almışlardı.

    Atılım Üniversitesi Strateji ve İş Geliştirme Müdürü Hasan Atasoy, kapatılan üniversiteler ile lisans kontenjan dağılımları hakkında istatistikî bilgiler verdi. Atasoy’un verdiği bilgiye göre; kapatılan üniversiteler ve lisans kontenjan dağılımı; Bursa Orhangazi Üniversitesi 525, Canık Başarı Üniversitesi (Samsun) 460, Fatih Üniversitesi (İstanbul) bin 456, Gediz Üniversitesi (İzmir) 905, İpek Üniversitesi (Ankara) 375, İzmir Üniversitesi bin 250, Melikşah Üniversitesi (Kayseri) 691, Mevlana Üniversitesi (Konya) 783, Murat Hüdavendigar Üniversitesi (İstanbul) 120, Selahaddin Eyyubi Üniversitesi (Diyarbakır) 148, Süleyman Şah Üniversitesi (İstanbul) 335, Şifa Üniversitesi (İzmir) 185, Turgut Özal Üniversitesi (Ankara) 775, Zirve Üniversitesi (Gaziantep) bin 140, Kanuni Üniversitesi 0 şeklinde.

    Bu yıl tercihlerde toplam 9 bin 148 lisans kontanjanı azalacak. Bu kontenjanların illere göre dağılımı; Ankara bin 150, Bursa 525, Diyarbakır 148, Gaziantep bin 140, İstanbul bin 911, İzmir 2 bin 340, Kayseri 691, Konya 783, Samsun 460 şeklinde. Kapatılan üniversitelerdeki lisans kontenjanında ağırlık 2 bin 340 kontenjan ile İzmir’de iken İstanbul bin 911, Ankara bin 150 ve Gaziantep bin 140 kontenjan ile takip etti.

    Kapatılan üniversitelerin burslara göre kontenjan dağılımında ise ücretli 2 bin 217, yüzde 25 burslu bin 107, yüzde 50 burslu 3 bin 822, yüzde 75 burslu 994 ve bin 8 öğrenci ise tam burslu olarak lisans öğrenimi görecekti.

    Mesleklere göre dağılım

    Lisans kontenjan dağılımı mesleklere göre irdelendiğinde ise karşımıza Öğretmenlik 564, Mühendislik bin 554, Tıp 365, Hukuk 590, Psikoloji 485 ve Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık 260 şeklinde bir tablo çıkıyor.

    Kapatılan üniversitelerdeki bölümlerin kontenjanlarının tam listesi de şu şekilde sıralanıyor: Animasyon 25, Bankacılık ve Finans 60, Beslenme ve Diyetetik 180, Bilgisayar Mühendisliği 376, Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği 64, Biyomedikal Mühendisliği 40, Coğrafya 60, Çocuk Gelişimi 50, Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği 20, Dijital Oyun Tasarımı 25, Diş Hekimliği 85, Ekonomi ve Finans 10, Elektrik-Elektronik Mühendisliği 456, Endüstri Mühendisliği 280, Film Tasarımı 25, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon 260, Gemi Makineleri İşletme Mühendisliği 20, Genetik ve Biyomühendislik 30, Görsel İletişim Tasarımı 75, Halkla İlişkiler ve Reklamcılık 40, Hemşirelik 415, Hukuk 590, İç mimarlık ve Çevre Tasarımı 155, İktisat 211, İlahiyat 40, İlköğretim Matematik Öğretmenliği 105, İngiliz Dili ve Edebiyatı 83, İngilizce Öğretmenliği 245, İnşaat Mühendisliği 410, İşletme 571, Lojistik Yönetimi 35, Makine Mühendisliği 208, Mekatronik Mühendisliği 30, Mimarlık 410, Moda Tasarımı 25, Moleküler Biyoloji ve Genetik 30, Mütercim-Tercümanlık 40, Odyoloji 50, Okul Öncesi Öğretmenliği 170, Psikoloji 485, Radyo, Televizyon ve Sinema 40, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık 260, Sınıf Öğretmenliği 60, Sinema ve Televizyon 50, Siyaset Bilimi 30, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi 273, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler 215, Sosyal Hizmet 100, Sosyoloji 172, Tarih 85, Tıp 365, Türk Dili ve Edebiyatı 230, Türkçe Öğretmenliği 90, Uluslararası İlişkiler 265, Uluslararası Ticaret 125, Uluslararası Ticaret ve Finans 45, Uluslararası Ticaret ve Finansman 50, Uluslararası Ticaret ve İşletmecilik 75, Uluslararası Ticaret ve Lojistik 24, Uluslararası Ticaret ve Pazarlama 45 ve Yazılım Mühendisliği 60.

  • Adana BTÜ Rektörü Prof. Dr. Gül: “Üniversiteler sırça köşklerden çıktı”

    Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (BTÜ) Rektörü Prof. Dr. Aykut Gül, üniversitelerin büyük değişim yaşadığına dikkat çekerek, “Bazı üniversiteler bir zamanlar darbe destekçisiydi. Ankara’ya otobüslerle darbe çığırtkanlarına destek için buradan hocalar cübbeleri ile gidiyorlardı. Üniversiteler sırça köşklerden çıktılar. Halkın arasında sizlerle hep beraber darbeye karşı ayakta durduk” dedi.

    BTÜ Rektörü Prof. Dr. Aykut Gül, öğretim üyeleri ve idari personel, darbe girişimini protesto etmek için yürüyüş yaptı. Adana Valiliği önünde toplanan öğretim üyeleri ve idari personel, “Dur de, dur de, darbeye dur de” sloganları eşliğinde Uğur Mumcu Meydanı’na yürüdü. Öğretim üyeleri ve idari personel, burada Adana Milli İradeye Saygı Platformu tarafından düzenlenen ‘Demokrasi ve Milli İradeye Saygı Mitingi’ne katıldı. Burada konuşan BTÜ Rektörü Gül, üniversitelerin büyük değişim yaşadığını kaydederek, “Üniversiteler nereden nereye geldi. Üniversiteler sırça köşklerden çıktılar. Halkın arasında sizlerle hep beraber darbeye karşı ayakta durduk. Bazı üniversiteler bir zamanlar darbe destekçisiydi. Ankara’ya otobüslerle darbe çığırtkanlarına destek için buradan hocalar cübbeleri ile gidiyorlardı. O bakımdan bundan sonra özellikle Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesi halkın içerisinde. Bu tür sosyal olaylara destek için her zaman sizlerin yanında olacak. Her zaman sivil toplum kuruluşlarımızın yanında olacak” diye konuştu.

    Binlerce vatandaş demokrasi nöbetini sürdürüyor

    Öte yandan, Adana Milli İradeye Saygı Platformu tarafından düzenlenen “Demokrasi ve Milli İradeye Saygı Mitingi” devam ediyor. Uğur Mumcu Meydanı’nda toplanan binlerce vatandaş, demokrasi nöbetini sürdürüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sevgi gösterisinde bulunan vatandaşlar, darbe aleyhine slogan atarak Fethullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) darbe girişimini protesto etti. Mitingde darbe girişimi esnasında hayatını kaybedenler için saygı duruşunda bulunularak, İstiklal Marşı okundu. Daha sonra okunan Kur’an-ı Kerim’in ardından şehitler için dualar edildi.