Etiket: UNESCO

  • (Özel Haber) Ahlat’ta UNESCO heyecanı

    Bitlis’in Ahlat ilçesinde bulunan ve Anadolu’nun ’Orhun Abideleri’ olarak nitelendirilen Ahlat Selçuklu Mezarlığının UNESCO yedek listesinden asıl listesine alınacak olması sevinçle karşılandı.

    İHA muhabirine açıklamalarda bulunan Ahlat Belediye Başkanı A. Mümtaz Çoban, bin yıldır ayakta duran kitabelerin dünyanın herhangi bir yerinde örneğinin olmadığını vurgulayarak, UNESCO yedek listesinden asıl listesine alınacak olmasının ise gurur ve heyecanı içerisinde olduklarını söyledi. Ahlat Selçuklu Mezarlığının Türk siyasi hayatının Anadolu’da tapu senedi hükmünde olduğunu ifade eden Başkan Çoban, “Aslında Ahlat’ımız uzun yıllardır geçici listede yer alma şansını yakalamıştı. Ancak bu dünya mirası listesine girmesine imkan tanımıyordu. Şimdi ki çalışmamız UNESCO’nun içerisinde Türkiye’nin aslında Anadolu’daki başlangıç tarihini oluşturan ve tüm İslam aleminin en büyük taş kitabelerini oluşturan şu taş kentten yeni bir hamleyle insanlığın kazanımı olan Türk siyasi hayatının 4 bin yıllık bir geleneğini devam ettiren bu Selçuklu abideleri ki biliyorsunuz aynı zamanda İslam aleminin en büyük abide mezarlığıdır. Buraya sadece mezarlık gözüyle bakmanın da çok doğru olmayacağını ifade ederek sözlerime devam etmek istiyorum. Ahlat’taki Selçuklu kitabeleri, malumunuz aynı zamanda bir süreci tanımlama anlamında da ana başlangıç noktasıdır. Yani Türk siyasi hayatının Anadolu’da tapu senedi hükmünde olan bu eserler, okunmaya muhtaçtı ve bunu başlattık. Buradaki mezar taşları diye tanımlanan taşlarımızın aynı zamanda bir sanat bahçesi olduğunu da ortaya koymak gerekiyordu. Nedeni ise şudur? Ahlat kitabeleri, Orhun Yenisey geleneğinin, yani Bilge Kağan, Tonyukuk, Kül Tigin abidelerinin gelişmiş formatıdır. Yani oradakiler buraya nazaran biraz daha ilk çağ dönemimizi tanımlayan eserlerdir. Onlar sadece kitabe, Ahlat’takiler ise sadece kitabe değil aynı zamanda motif bahçesidir. Halılarımızda, kilimlerimizde 4 bin yıl önce var olan tüm motiflerimizi siz Anadolu’da Ahlat’ı başlangıç yeri olarak değerlendirdiğinizde, üstündeki bu değerleri de bulabilirsiniz. Bu vesileyle dünya mirasına inşallah bir an önce geçiş süreci tamamlanacaktır” dedi.

    “Bin yıldır ayakta duran kitabelerin dünyada örneği yok”

    Bin yıldır ayakta duran kitabelerin dünyanın herhangi bir yerinde örneği bulunmadığını dile getiren Çoban, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Asya’da var olan Orhun Abidelerinin Anadolu’daki devamı olan bu kitabelerin bir diğer tanımlamayla da aslında Anadolu tarihini yeniden yazma şansını da doğuracak eserlerdir. Bin yıldır ayakta duran kitabelerin dünyanın herhangi bir yerinde örneği de yok. Hem kitabe hem de motif anlamında yok. Siz burada Sahaları, İskitleri, Hunları, Göktürkleri, Karahanlıları, Büyük Selçukluları, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı Devleti Aliyyesinin izlerini bulacaksınız. Günümüzdeki Türkiye Cumhuriyeti’nin varlık nedenini de Ahlat’ta tamamen idrak etmiş olacağız.”

    “Ahlat bunu çoktan hak etmişti”

    Konuyu Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Vedat Demiröz ile birlikte bir heyetle paylaştıklarını da dile getiren Çoban, “Sayın Bakanımız ise tüm kurumlarıyla görüşerek bir an önce Ahlat’ın en azından peyzaj kulvarıyla ele alınarak, çevre düzenlemesi de tamamlanan bu çalışmayı ana listenin içerisinde yer aldırmak suretiyle tekliflerini resmi olarak sundular. Bizimle de kamuoyuna paylaşmamız noktasında paylaştılar. Tüm kamuoyuna bunu duyurmanın gururunu yaşıyoruz. Ahlat bunu çoktan hak etmişti. Bu vesileyle de geciken bu süreç içerisinde öyle zannediyoruz sadece UNESCO değil aynı zamanda asıl mal sahibi olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin de yeniden Ahlat’a tüm hassasiyetini ortaya koyma süreci devam edecektir. Bu süreç içerisinde Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan Beyefendi’nin Ahlat ziyaretleri sonrası, daha öncede Abdullah Gül Beyefendi bu ziyareti gerçekleştirmişlerdi. Her iki Cumhurbaşkanımız da hassasiyetlerini ortaya koymuşlardı. Bizlerde mahalli idare olarak burada yapmamız gerek çalışmalarda gecemizi gündüzümüze katarak bu mirasın bir an önce ihyası ile alakalı çalışmayı devam ettiriyoruz” diye konuştu.

    Başkan Çoban’dan çağrı

    Arkeologlar başta olmak üzere herkese çağrıda bulunan Belediye Başkanı Çoban, “Ama bunun yeterli olmadığını görüyor ve süratle Kültür Bakanlığı’mızın bu süreci de bahane ederek yeniden buradaki kültürel mirasımızın ihyası ile alakalı meselelere yeni bir perspektifle yaklaşarak hayat buldurma gayretlerini görüyoruz ve şükranlarımızı iletiyoruz. Tüm dünya arkeologlarını, güzel sanatlar fakültelerini, tarihçileri Ahlat’a aralıksız davet ederek, bu mirasla buluşma noktasında çağrı yapıyorum” şeklinde konuştu.

  • Van Kalesi UNESCO listesinde

    Van Kalesi, Akdamar Anıt Müzesi ve Kilisesi’nden sonra UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alarak, güvence altına alındı.

    Konuyla ilgili İHA muhabirine açıklamalarda bulunan Van Kültür ve Turizm İl Müdürü Muzaffer Aktuğ, Van Kalesi’nin UNESCO listesinde yerini alması için 2015 yılı sonlarına doğru hazırladıkları dosyayı Kültür Varlıkları Müzeler Genel Müdürlüğü’ne gönderildiğini belirterek, Şubat 2016 tarihinden sonra değerlendirilmeye alındığını söyledi. Değerlendirmenin ardından bazı eksiklikler nedeniyle dosyanın kendilerine iade edildiğini ifade eden Aktuğ, “Dosyamızı hem Türkçe hem İngilizce olarak düzenledikten sonra tekrar gönderdik. Tabi bu 9 aylık bir süreyi buldu. 9 aylık bir beklemeden sonra temmuz ayı içerisinde toplanan UNESCO Kurulu üyeleri, Türkiye’deki tarihi kalıntılar içerisinde 9 eserin yanı sıra Van Kalesi’ni de UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne aldılar. Ancak 15 Temmuz olayları nedeniyle ileri bir tarihte toplanma kararı alındı. Ağustos ayı içerisinde yapılan ikinci bir toplantı sonrası bize bu haber ulaşmış oldu. Şu an Akdamar Adamızla birlikte Van Kalemiz de UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer aldı” dedi.

    “Akdamar Adası ile birlikte Van Kalesi de sonsuz dek güvence altına alındı”

    Van Kalesi’nin UNESCO listesinde yer almasının sevindirici olduğunu ifade eden Aktuğ, “Söylemem gereken şu ki; bundan sonra hem Akdamar Adamız hem Van Kalemiz sonsuza dek bir güvence altına alınmış oldu. Van Kalesi denince sadece kale dediğimiz alan değil; höyük ile birlikte Van Kalesi çevresi ve arka taraftaki eski Van şehrinin olduğu yeri de biz UNESCO’ya kazandırmış olduk” ifadelerini kullandı.

    Van Kalesi’nin UNESCO’da yer almasının çok önemli bir durum olduğunun altını çizen Aktuğ, şunları söyledi:

    “İnsanlar tarihi anlamda, kültür anlamında bir yerlere tatile gidecekleri zaman önce UNESCO Dünya Miras Listesi’ni önlerine alıyorlar. Sayfa sayfa bakıyorlar. Türkiye içerisinde hangi tarihi eserler listeye girmiş onları tercih ediyorlar. Bu tercih konusunda bizim şu an dünya miras listesinde iki tarihi eserimiz olmuş oldu. Van’ın hakikaten imajı acısından, Van’a gelecek insanların Van’ı tercih etmeleri açısından çok önemli. Bunun kentin ekonomisine ve turizmine çok büyük katkı sunacağına inanıyorum. Van’ın iki eseriyle dünya miras listesinde yer alması, bir Vanlı olarak çok sevindirici bir olay.”

    Van Gölü ve Hoşap Kalesi de UNESCO yolunda

    Van’ın tarihi yerlerinin hak ettiği yerde yer alması için gerekli çalışmaları bundan sonra da sürdüreceklerini belirten Aktuğ, “Van Gölü ve Hoşap Kalesi’nin de UNESCO Dünya Miras Listesi’ne katılımı hususunda hazırlıklarımızı yapacağımızı buradan belirtmek istiyorum. Müracaatımızı yapacağız. Eğer onları da bu listeye dahil edebilirsek ne mutlu bize diye avunacağız. Ben bu konuda katkı sağlayan herkese ve İstanbul Üniversitesi’nden Erkan Koynar’a teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.

  • Avrupa Müze Ödüllü Sultan 2. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi UNESCO adayı

    UNESCO Dünya Miras Komitesi, Edirne’de bulunan Sultan 2. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi’nin UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne adaylığını onayladı.

    2004 yılında Avrupa Konseyi Avrupa Müze Ödülü’nü alan ve 2007 yılında da Kültür Mirasındaki En İyiler ve Mükemmellik Kulübü En İyi Sunum Ödülü’nü alan Sultan 2. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi’nin UNESCO Dünya Kültür Mirası Geçici Listesi’ne adaylığı kabul edildi. UNESCO Dünya Mirası Alan Yönetimi Başkanı Yaşagül Ekinci, UNESCO’nun aday listesinde 174 ülkeden bin 600’ün üzerinde varlık olduğunu hatırlatarak, “UNESCO’nun aday listesinde 174 ülkeden bin 600’ün üzerinde varlık var. Bu bin 600’ün üzerinde varlığın hiçbirinin içinde buradaki külliyenin özelliklerine sahip bir bilim merkezi, bir tıp ve sağlık merkezi yok aday olarak. Dünyanın hiçbir ülkesi bir sağlık yapısını ya da bunun üretildiği bir yapıyı şu anda UNESCO’ya sunabilecek kapasitede görmüyor. Türkiye’de bizimle yarışabilecek birkaç tane tıp merkezi var ve onların hepsi de Osmanlı, İslam ve tıp tarihine bağlı. Yani bu açıdan bakarsak UNESCO’da dünyanın tüm kültürel değerlerinin olduğu bir listede biz tıp bilimine yaptığımız katkı, sağlık alanında yapılan çalışmalarla dünyaya örnek olma konusunda tekiz” dedi.

    Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Tabakoğlu da Trakya Üniversitesi olarak 1982 yılında kurulan bir üniversite değil de 15. yüzyılda ecdat tarafından kurulan bir üniversite olduklarını vurgulayarak, “Biz Tıp Fakültesi olarak 19 Eylül’de göreceksiniz başlayan her öğrencimize bir beyaz önlük töreni yaptıracağız. Ve diyeceğiz ki biz 1982’de kurulmuş bir üniversite değiliz, 1488 yılında kurulduk. İşte burası Avrupa’da insanları içlerine şeytan girmiş diye yakarlarken, biz su sesiyle, güzel kokularla insanları tedavi ediyorduk diye anlatacağız ve ilk dersi biz onlara burada vereceğiz. Yani kendi medeniyetimizi artık kendi üslubumuzla şekillendireceğiz” ifadelerini kullandı.

    Sultan 2. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi Müdürü Hakan Akıncı ise, 2015 yılında 235 bin ziyaretçi rakamına sahip olduklarını ve Kültür Bakanlığı’na bağlı müzeler ile aynı fiyat uygulamasını sürdürdüklerini belirtti.

  • Kızılırmak Deltası UNESCO sitesinde

    Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz, Kızılırmak Deltası’nın UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne girdiğini ve dün akşam UNESCO’nun sitesinde yayınlandığını açıkladı.

    Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz, Kızılırmak Deltası’nın UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne girdiğini ve dün bundan sonraki amaçlarının UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne ’Doğal Miras’ dalında girerek Türkiye’nin kayıtlı ’ilk doğal mirası’ kabul edilmesi olduğunu söyledi.

    Başkan Yılmaz, Samsun Golf Sahası’nda düzenlenen kahvaltı programında basın mensuplarıyla bir araya geldi. Toplantıya Başkan Yılmaz’ın yanı sıra; Samsun Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Coşkun Öncel, Genel Sekreter Yardımcıları Mustafa Yurt, Sefer Arlı ve Zennube Albayrak, SAMULAŞ Genel Müdürü Kadir Gürkan, Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanı Necmi Çamaş ve SASKİ Genel Müdürü Kamil Demircioğlu katıldı.

    “Müracaat Nisan 2016’da kabul görmüştü”

    Kızılırmak Deltası’na yönelik açıklamalarda bulunan başkan Yılmaz, “Türkiye’nin UNESCO’daki daimi temsilcimiz dün akşam beni aradı. Bana ’Gözünüz aydın! UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne girdi, onların da sayfasında yayınlandı’ dedi. Biz doğal miras listesine girmek için 2 yıl öncesinden müracaat etmiştik. Bu müracaat Nisan 2016’da kabul görmüştü. Ama bu kararı internet sayfalarında yayınlanmıyordu. Kendi içlerindeki bürokratik engellerden dolayı yayınlamanın geciktiğini söylediler. Neyse ki dün akşam yayınlandı. Kızılırmak Deltası’nın UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne girmesi beni çocuklar gibi sevindirdi” dedi.

    “Çalışmalarımız devam edecek”

    Samsun Kızılırmak Deltası’nın 56 bin hektarlık alana sahip olduğunu, Ondokuz Mayıs, Bafra ve Alaçam ilçeleri sınırlarında kaldığını belirten Başkan Yılmaz, “Su kuşlarının, dünya üzerinde var olan üç göç yolundan bir tanesi olan Kızılırmak Deltası’nda yaban hayatı ve yaşam alanlarını korumaya yönelik farklı sınır ve ortamları içeren ‘Doğal Sit, Yaban Hayatı Geliştirme Sahası ve Ramsar Alanı’ koruma statüleri bulunmaktadır. 56 bin hektar alanın 21 bin 700 hektarlık kısmı, 15 Nisan 1998 tarihinde, uluslararası düzeyde ekolojik karakterlerinin aynen korunması için ’Sulak Alanların Korunması (RAMSAR) Sözleşmesi’ listesine dahil edilmiştir. Samsun Kızılırmak Deltası, yaklaşık 350 adet kuş türü, manda, yılkı, balık, sürüngen vb. çeşitleri yanında zengin bitki örtüsüyle korunmaya değer bir habitatı içerisinde bulundurmaktadır. Deniz, ırmak, göl, sazlık, bataklık, çayır, mera, orman, kumul ve tarım alanları gibi farklı yaşam alanlarını (habitatları) bir arada bulundurması, deltayı eşine az rastlanır derecede önemli kılmaktadır. Bu değerleri korumak amacıyla, Belediyemizce Kızılırmak Deltası’nda kısa sürede çok düzenleme yapılmış, sadece yasa dışı avlanma ve kaçak yapılarla bilinen alanın tanıtımı ve güvenliği tarafımızdan sağlanmıştır. Deltada yer alan başıboşluğun önüne geçilerek bir düzen içerisinde doğa ve doğal yaşamın korunmasına, kaçak avlanmanın da önüne geçilmesine, doğal kültürel miras olarak UNESCO’nun listesine dahil edilmesine ilişkin çalışmalar başlatılmıştır. ‘Doğal miras’ için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na yapmış olduğumuz müracaat değerlendirildikten sonra, Dışişleri Bakanlığı’na, oradan da Paris’te bulunan UNESCO Daimi Temsilciliği’ne iletilmiştir. Şu an ise doğal değerimiz olan Kızılırmak Deltası ve Kuş Cenneti’nin dünyaya tanıtılması, korunması ve uluslararası kaynaklardan da yararlanılarak gelecek kuşaklara en iyi şekilde aktarılmasını sağlamak amacıyla UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edilme girişimimizle önce ’UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne girmiş bulunmaktayız. Samsun Kızılırmak Deltası UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne adaylık sürecini tamamlayarak, UNESCO Dünya Miras Merkezi’nin resmi web sitesi olan ‘http://whc.unesco.org/en/tentativelists/state=tr’ adresindeki geçici listedeki yerini almıştır. UNESCO Dünya Miras Listesi’nde Türkiye’nin kayıtlı doğal miras alanı bulunmaması nedeniyle, geçici listeden sonra Kızılırmak Deltası’nın daimi listeye girmesi amacıyla adaylık sürecinin en kısa sürede tamamlanması için bütün kurum ve kuruluşlarla iş birliğiyle çalışmalarımız sürdürülecektir. Böylece, UNESCO dünya çapında olduğundan, Kızılırmak Deltası Kuş Cenneti’nin de artık dünya çapında korunması ve tanıtılması sağlanacaktır. UNESCO Dünya Mirası Listesine ’Doğal Miras’ dalında girerek Türkiye’nin kayıtlı ’ilk doğal mirası’ kabul edilmesine yönelik çalışmalarımız devam edecektir” şeklinde konuştu.

    “Orada yaşayan insanlar bir mağduriyete uğramayacak”

    Bu başarıdan sonra yeni hedeflerini açıklayan Başkan Yılmaz şunları kaydetti: “UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne girmemiz, ’UNESCO Dünya Mirası Daimi Listesi’ne adayız’ demektir. Şu anda hiçbir doğal alan daimi listede yok. Biz kesin listeye girmek için şimdiden çalışmalarımıza başlayacağız. Bu çalışmalarımızı uluslararası düzeyde sürdüreceğiz. Kızılırmak Deltası’nın daimi listenin bir parçası olduğunu onlara ispat edeceğiz. Biz bu daimi listeye girebilmemiz için bazı şartlar önümüze koyacaklar. Bu şartların 3’ünü sizinle paylaşacağım. Bu maddelerde de bizi daimi listeye girmek için engelleyecek bir durum olmadığını görüyoruz. Kızılırmak Deltası ise bu kriterlerden; 1. üstün doğal görüngelere veya eşsiz doğal güzelliklere ve estetik öneme sahip alanları içermesi, 2. kara, tatlı su, kıyı ve deniz ekosistemleri ve hayvan ve bitki topluluklarının evrim ve gelişiminde devam eden önemli ekolojik ve biyolojik süreçleri sunan istisnai örnekler olması, 3. bilim veya koruma açısından istisnai evrensel değere sahip tehlike altındaki türleri içeren yerler de dahil, biyolojik çeşitliliğin yerinde korunması için en önemli ve dikkat çeken doğal habitatları içermesi kısmını bünyesinde bulundurması gerekmektedir. Dolayısıyla bizim alanımız bunları içeriyor. Fakat onlar bununla kalmaz, burayı tehdit eden bir takım unsurları buradan kaldırmamızı isteyebilir. Neler olabilir bunlar; tarım ilaçlaması, ilaçlardan çıkan suların göle gitmesi, avcılık gibi tedbirler almamızı bize söyleyebilirler. Bu alınacak tedbirlerin sürdürülebilir olmasını bizden isteyebileceklerini tahmin ediyorum. Orada yaşayan habitatın insan faktörünü de içine alan, insanlarla, köylerle orada yaşayan tüm organizmayla birlikte karşılıklı etkileşim içinde birbiriyle mutlu bir ekosistem orada kurulmasını talep edeceklerdir. Biz de öyle düşünüyoruz. İnsanın olmadığı bir şeyin değeri yok. 56 bin hektarlık alan içindeki bütün köyler koruma anlayışının baskısı altında herhangi bir mağduriyete uğramayacak. Zaten UNESCO’nun bizden talep ettiği buranın burada yaşan yaşamla birlikte sürdürmek. Oradaki insanımızı herhangi bir mağduriyete uğratmadan onları da bu çevrenin mutlu bir parçası haline getireceğiz.”

  • İstanbul Aydın Üniversitesi’nde ikinci UNESCO Kürsüsü kuruluyor

    İstanbul Aydın Üniversitesi’nde (İAÜ) 2014 yılında ’UNESCO Kültürel Diplomasi, Yönetişim ve Eğitim Kürsüsü’ kurulmasının ardından Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’ne (UNESCO) bağlı ikinci eğitim kürsüsü kuruluyor. Araştırmacı ve günümüz sorunları karşısında çözüm odaklı bir üniversite olma kimliğiyle eğitim faaliyetlerini sürdüren İAÜ’nün ev sahipliği yapacağı ’Sürdürülebilir Barış İçin Eğitim Kürsüsü’ ile sürdürülebilir barışa katkı sağlanması hedefleniyor.

    UNESCO Sürdürülebilir Barış İçin Eğitim Kürsüsü; yürüteceği eğitim faaliyetleriyle kültürel çeşitliliği, medeniyetler arası diyaloğu, cinsiyet eşitliğini ve insan haklarının evrenselliğine saygıyı vurgulayarak barış kültürünü tesis etmeyi ve sürdürülebilir kılmayı amaçlıyor. Eğitim yoluyla barış ve insan hakları konularında farkındalığı arttırmak, kadın ve gençler arasında problem çözme yeteneğini geliştirerek uyuşmazlıkları barışçıl yollarla çözmeyi desteklemek için araştırma ve uygulama projeleri oluşturmak da kürsü aracılığıyla hayata geçirilmesi planlanan diğer konular arasında yer alıyor.

    İAÜ bünyesinde kurulacak olan UNESCO Sürdürülebilir Barış İçin Eğitim Kürsüsü ayrıca, barış kültürünün tesisi ve geliştirilmesinde önemli olan araştırma ve eğitim faaliyetlerini hayata geçirerek uluslararası düzeyde akademisyen ve araştırmacılar arasındaki iş birliği fırsatlarını geliştirme niteliği de taşıyor.

    “Barış ve huzur ortamının eğitim yoluyla elde edilebileceğine yürekten inanıyoruz”

    Türkiye’de birden fazla UNESCO kürsüsüne sahip nadir üniversitelerden olan İstanbul Aydın Üniversitesi’nin Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Mustafa Aydın, yaptıkları çalışmalarla amaçlarının bölge ve dünya barışına katkı sunmak olduğunu vurgulayarak, “İAÜ olarak bölgemizde ihtiyaç duyulan huzur ve barış ortamının eğitim yoluyla elde edilebileceğine yürekten inanıyoruz. Bizim amacımız bölgemizi ve geniş çerçevede dünyamızı daha iyi anlamak, anlatmak ve akademik altyapısı olan güçlü çalışmalar ve projelerle etkin, kalıcı, uygulanabilir çözüm önerileri üretmektir.” dedi.