Etiket: Umudu’’

  • Mesane kanserine, tedavi umudu doğdu

    Kanadalı bilim adamları, mesane kanserine karşı VAR2CSA adlı sıtma paraziti proteinin, kansere çare olabileceğini belirtti.

    University of British Columbia tarafından yapılan araştırmada, kemoterapiye cevap vermeyen mesane kanseri tümörleri, bir grup fareye aktarılarak ilacın etkisi gözlendi. VAR2CSA adlı sıtma paraziti proteinin uygulandığı tümörlü hayvanların, yüzde 80’i 70 gün boyunca hayatta kalmayı başarırken, ilacın uygulanmadığı diğer hayvanların öldüğü gözlendi. Araştırmayı yürüten Mads Daugaard çıkan sonuç karşısında çok heyecanlandıklarını belirtirken, ilacın ölümcül mesane kanseri tedavisinde daha kapsamlı araştırmaların önünü açacağını dile getirdi. Daugaard, araştırmanın bir sonraki safhasında ilacın klinik deneylerde uygulanabilirliğini kontrol edeceklerini söyledi.

    Tedavi edilmesi en pahalı kanser hastalıklarından olan mesane kanseri en yaygın 5. kanser hastalığı iken son 20 yılda yapılan araştırmalar tedavide yetersiz kalıyor.

  • İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Topbaş: “Güçlü Türkiye dünyada farklı coğrafyaların umudu demektir”

    AK Parti Adalar İlçe Başkanlığı tarafından düzenlenen istişare toplantısı sonrasında Büyükada’da yapılan sevgi yürüyüşüne vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi. İstişare toplantısında konuşan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, “Güçlü bir Türkiye dünyada farklı coğrafyaların da umudu demektir. Bu durumda kurulmuş tezgahları bozuyor” dedi.

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, AK Parti Adalar İlçe Başkanlığı tarafından 16 Nisan referandum çalışmaları kapsamında düzenlenen bir dizi programa katılarak, vatandaşlarla bir araya geldi. Büyükada’da düzenlenen tekne gezisinde Başkan Kadir Topbaş, meclis üyeleri, ilçede görev alan STK temsilcileri, muhtarlar ve kanaat önderleriyle buluştu. Programda vatandaşlara 16 Nisan referandumunda oylanacak yeni anayasa ile yapılacak değişiklikler anlatıldı. Ayrıca Başkan Kadir Topbaş, Adalar ilçesi özelinde yapılan yatırımlar ve yapılması planlanan projeleri anlattı.

    Büyükada’da düzenlenen programlar öncesi Başkan Topbaş, Türk Polis Teşkilatının 172. yılı münasebetiyle Adalar İlçe Emniyet Müdürlüğünü ziyaret etti. Polislerle sohbet eden Başkan Topbaş, ülkenin emniyetini sağladıkları için polislere ve amirlerine teşekkür etti.

    “Güçlü Türkiye dünyada bir farklı coğrafyanın umudu demektir”

    Tekne gezisinde düzenlenen istişare toplantısında konuşan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, “Biz Türkiye olarak 3 milyon civarındaki Suriyeli’ye, daha önceleri de İspanya’dan kovulan Yahudiler gibi birçok yere kapılarımızı açmış bir milletiz. Yani aman dileyen herkese kapı açmışız. Bundan dolayı güçlü bir Türkiye dünyada farklı coğrafyaların da umudu demektir. Bu durumda kurulmuş tezgahları bozuyor” dedi.

    Kimyasal ürünlere karşı ev hanımlarına uyarılarda da bulunan Topbaş, “Ben kendim dışarıda ayran içmiyorum, yoğurt yemiyorum. Evimde ekşi mayalı ekmek yiyorum, yani o kimyasal mayalı ekmekleri yemiyorum. Hanımefendiler evde asla kabartma tozu kullandırmıyorum. Ya karbonat kullandırıyorum, ya yoğurt kullandırıyorum. Bunların hepsi kimyasal, bunlara dikkat edin. Halk Ekmek Müdürüm bana ’Başkanım yoğurt yapsak mı?’ diye sordu. Bende ona çok basit niye evde yapmıyorlar dedim. Televizyonlarda bahsediliyor yoğurtların arkasında 18 madde katkı olduğunu söylüyorlar. Dolapta duruyor küflenmiyor, küflenmeyen yoğurt yoğurt değildir” diye konuştu.

    Tekne gezisinin ardından Başkan Kadir Topbaş, AK Parti İstanbul Milletvekili Hulusi Şentürk ve beraberindeki heyet Büyükada’da sevgi yürüyüşüne katıldı. Türk bayraklarıyla Büyükadalıları selamlayan Topbaş’a vatandaşlar da alkışlarla destek verdi. Başkan Topbaş, yürüyüş sırasında vatandaşlara karanfil hediye etti.

  • Otizmli çocukların umudu oldu

    İspanya’da eğitim gören ve kendi vatandaşlarına fayda sağlamak için Diyarbakır’a dönen Aile Danışmanı ve Dil Konuşma Uzmanı Mirhat Tekin, otizmli çocukların umudu oldu. Kendi geliştirdiği yöntemle onlarca otizmli çocuğu iyileştirdiğini anlatan Tekin, otizmin tedavisinin sadece eğitimle mümkün olduğunu belirterek, verdikleri eğitimle neredeyse otizmi bitirecek noktaya getirdiklerini vurguladı.

    Aile Danışmanı ve Dil Konuşma Uzmanı Pedagog Mirhat Tekin, İspanya’da eğitim gördükten sonra, vatandaşlarına fayda sağlamak için Diyarbakır’a döndü. Kentte bir merkez açan Tekin, kendini otizmli çocukları iyileştirmeye adadı. 3 yıllık fizibilite çalışmasının ardından, “Mirhat Tekin Modeli” adını verdiği ve patent başvurusu yaptığı bir sistem geliştiren Tekin, onlarca otizmli çocuğun iyileşmesini sağladı.

    “Her 68 çocuktan biri otizmli doğuyor”

    Otizmin bir gelişimsel bozukluk olduğunu ve her 68 çocuktan birinin otizmli olduğunu kaydeden Tekin, “Otizme neden olarak, genetik ve çevresel faktörlerin olumsuz etkilerinden bahsedilmektedir. Çocuğunuz sizinle göz kontağı kuramıyorsa, seslendiğinizde adına tepki vermiyorsa, dil konuşma kaybı varsa, anlamsız tekrarlayıcı hareketler yapıyorsa, arkadaşlarıyla grupça oyun kuramıyorsa otizmden şüphelenebiliriz. 20 yıl önce her bin çocuktan biri otizmli iken şimdi her 68 çocuktan biri otizmli olarak doğuyor. Bu da gerçekten, insanlığı ciddi anlamda etkilemektedir. Otizmli vakalarda beyin hücreleri ölmüyor, sadece uyuyor. Otizmin tedavisi sadece eğitimle mümkündür. Otizmli çocuklar kendi aralarında farklılıklar göstermektedir. Biz bu vakaları ağır ve orta dereceli otizm vakaları ile yüksek işlevli otizm vakaları olarak adlandırıyoruz” dedi.

    “Yüksek işlevli çocukların tamamını kurtarabiliyoruz”

    Yeterli, donanımlı ve kaliteli bir eğitim verildiği takdirde yüksek işlevli otizmli çocukların tamamını kurtarabildiklerini vurgulayan Tekin, “Bununla birlikte orta seviyedeki çocukların hayatlarına kalite getirebiliriz ama ağır vakalarda pek sonuç alınamıyor. Yüz orfoz kuralı diye bir kural var. 4 yaşından sonra kullanılamayan beyin hücreleri ölmeye başlıyor. Beyin hücrelerini kullandıkça beynin potansiyelini arttırmış oluyoruz. Bu da çocuğun potansiyelini arttırıyor. Potansiyel arttığından dolayı çocuğun kurtulma şansı yükselir. Otizmli bir çocuk 10 yaşına gelmişse ve beyin hücrelerinin çoğunu kaybetmiş ve ağır vaka ise kurtulma şansı çok çok düşüktür” diye konuştu.

    “İhtiyaca göre program uyguluyoruz”

    Modele başlayan çocukların öncelikle ihtiyaçlarını belirledikleri, daha sonra ise ailesi ile birlikte bir program yapıldığını anlatan Tekin, şunları kaydetti:

    “Ailenin talebi doğrultusunda biz eğitime başlıyoruz. 4 ay sonra çocuğu bir kez daha bir değerlendirmeye tabi tutuyoruz. Çocuğun bu 4 aylık zaman dilimi içerisinde bizden ne kadar öğrendiği hangi birimde ne kadar öğrenme hızıyla yol aldığını tespit edip bunu aileyle paylaşıyoruz. Buna göre ikinci bir B planıyla eğitime devam ediyoruz. Kısacası beyni ele alıyor ve beynin gelişim haritasını ortaya koyuyor, hangi gelişim lobunun ne kadar eksik olduğunu, yaşına paralel olarak ne kadar geride olduğu tespit ediyoruz ve ihtiyaca göre de bir program yapıyoruz. Ondan sonra müdahale başlıyor. Beyin kurtarıldığı zaman diğer bütün gelişim alanları zaten kendiliğinden gelişecektir. Yani, çocuk öz bakım anlamını bilmezse öz bakımını yapamaz. Bir el yıkamanın anlamını bilmezse bunu gerçekleştiremez diye düşünüyoruz.”

    “Elimizi taşın altına koymalıyız”

    İspanya’da dil konuşma uzmanlığı ile ilgili master yaparken okula ara verdiğini ve Diyarbakır’a döndüğünü dile getiren Tekin, bu toprakların bir insanı olarak batı ülkelerinde çalışmak yerine elini taşın altına koyarak, burada bir ilki gerçekleştirmeyi amaçladığını aktardı. Otizm konusunun ilgisi çektiğini vurgulayan Tekin, şu bilgileri verdi:

    “Araştırmalar yaptığımda özellikle bölgede çok şeyler yapabileceğimizi gördüm ve bunu yaparken her bilimsel konuda olduğu gibi bir fizibilite çalışması olması gerekiyor. Ben bunu tercih ettim. Bir ispatlama çalışması yaptım. Birkaç yıl içerisinde özel çocuklar aldım ve o çocukları geliştirmeye çalıştım. Şunu gördüm ki benim bu çocuklara öğrettiğim, fayda sağladığım hız, konuları işleyişim ve sonuç almam, çevreye göre neredeyse bin kat kadar daha fazla. Bunun üzerine biraz daha yoğunlaştım ve bunu bir model haline getirdim. Şimdi modelin de ispatını yapmış olduk. Bu merkezde 10 aydır aktif olarak bu modeli uyguluyoruz. Bu 10 aylık zaman diliminde 4 aylık periyotlarla çocuk değerlendiriliyor. Çocuk ilk önce geldiğinde ailelerin izniyle videoya alıyoruz. Baktığımızda bu modelin ne kadar başarılı olduğunu gördük. Konuşamayan çocuk konuşur hale geldi. Algısı olmayan, yani ‘kızım bana bir bardak ver’ dendiği zaman, seslenildiği zaman adına bile tepki vermeyen, annesini tanımayan, kişileri ayırt edemeyen çocuğun algısı açılmış, bizimle oyun oynuyor. Duygularını ifade etmeye başlıyor. Biz bunları gördükçe daha da heyecanlanıyoruz, çalışmamıza daha bir sarılıyoruz. Bu şekilde iyileşen onlarca çocuğumuz var. Çocukların her biri kendi başına özel bir hikayeye sahiptir. 4 yaşındaki çocuklarımız arabaları öğrenmiş kendiliğinden, markalara merak salmış. Geliştirmiş olduğumuz çocuğa artık sen buradasın demiyoruz. Takibini yapıyoruz. Bir hücreyi bile uyandırabilirsek, bu bizim için kardır. Bu mantıkla hareket ediyoruz. Çocuğa kendi elinin farkına varması, dilinin farkına varması, vücut organlarının kullanılması ile ilgili çok yoğun fırsatlar verdirtiyoruz. Bu da çocuğu bir noktadan çok iyi bir noktaya taşıyabiliyor. Modelimizi, Türk Patent Enstitüsü’ne başvurumuzu yaptık. Aynı zamanda noterden de onaylattırdık. O anlamda çok gururluyum, mutluyum. En azından bir şeyler yaptığımı hissediyorum. Sadece ‘otizmin farkındayım’ sloganlarının yetmediğini düşünüp aktif bir rol oynamamız gerektiğini düşünüyorum. Hiçbir anne ve baba kendi çocuğundan utanmamalı. Çocuklarını saklamamalılar. Çocuklarını sakladıkları takdirde eğitimlerinden mahrum kalabilirler. Çocuk eğitimden mahrum kalıp kritik yaş dönemini atlatırsa asla geri dönüşü olmayan bir zarara yol açabilir. Lütfen kendi çocuklarınızın önünü kapatmayın. Geleceğini karartmayın. Çocuğunuzla gurur duymalısınız. Çünkü çocuğunuz zihinsel engelli değil. Öyle olsa bile çocuğunuzla gurur duymalısınız. Çünkü çocuğunuz farklılıktır. Farklı bir beyin yapısına sahiptir. Sizin gibi olmayabilir. Farklı olmak bir eksiklik değildir ve otizm bir hastalık değildir. İlaç ve kimyasal müdahaleler gibi kısa yollar kesinlikle otizmi iyileştirmez. Kendimizi kandırmamamız lazım. Bir çocuğu ata bindirerek onu konuşturamayız. O sadece bir etkinliktir. Ya da çocuğa bitki suyunu içirerek çocuğu asla kurtaramayız. Otizmin tek çaresi yoğunlaştırılmış ve kaliteli, interdisipliner bir ekibin yapacağı bir eğitimdir. Çocuğu sadece bir kişiye teslim etmeyin. O çocuğun sadece bir parçasını ele alabilir.”

  • Kılıçdaroğlu: “Ben bu ülkenin umudu olarak görürüm gençleri”

    Anayasa değişikliği referandumu çalışmaları kapsamında Diyarbakır’a gelen Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıdaroğlu, gençleri ülkenin umudu olarak gördüğünü söyledi. Kılıçdaroğlu, “Diyorlar ki Kılıçdaroğlu gençlere karşı. Ben gençlere karşı değilim, gençler benim başımın üstünde. Bütün gençler benim başımın üstünde, ben bu ülkenin umudu olarak görürüm gençleri, bu ülkede barışın güvencesidir, kardeşliğin güvencesidir bizim gençlerimiz, ben öyle bakarım ” dedi.

    Anayasa referandumu çalışmaları kapsamında sabah saatlerinde Diyarbakır’a gelen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, yoğun güvenlik önlemleri altında partisinin il başkanlığı binasında partililerle basına kapalı bir toplantı gerçekleştirdi. Daha sonra bir düğün salonunda düzenlenen halkla buluşma toplantısına geçen Kılıçdaroğlu, burada anayasa değişikliği ile ilgili açıklamalarda bulundu. Diyarbakırlının mutlu olmadığını, huzursuz olduğunu öne süren Kılıçdaroğlu, kentin işsizlik oranı açısından Türkiye’nin ikinci kenti olduğunu söyledi.

    “Bir ülkede demokrasi yoksa, o ülkenin büyüme şansı sıfırdır”

    Demokrasi olmayan bir ülkede büyüme şansının sıfır olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, “İşsizlik sadece Diyarbakır’da değil Hakkari, Muğla, İstanbul’da da var. Yoksulluk burada derinden hissediliyor ama İstanbul’da da Ankara’da da var. Ön yargılardan uzak hepimizin oturup düşünmesi lazım. Milli kurtuluş savaşını beraber verdik, Çanakkale’yi dedelerimiz çok iyi bilirler. Orada Diyarbakırlısı da Vanlısı da Tekirdağlısı da Giresunlusu da bir arada yaşıyor. Çanakkale içinde aynalı çarşı türküsünü dinleyip de duygulanmayan var mıdır? Türkiye Cumhuriyeti beraber kurduk, Erzurum’da Sivas’ta Amasya’da, Ankara’da beraberdik. Birlikte kurduk cumhuriyetimizi. Kimse kimliğinden ötürü sorgulanmamalı, ötekileştirilmemeli, kimse yaşam tarzından ötürü sorgulanmamalı. Farklı görüşlerimiz. Farklı kimliklerimiz olabilir ama biz kendi ülkemizde bayrağımızın altında huzur içinde birlikte yaşama irademizi ortaya koymak istiyoruz, eşit yurttaşlığı istiyoruz, biz bütün Türkiye’yi seviyoruz. Her şeye rağmen bugün Türkiye dünyanın 20 büyük ekonomisinden biri, her şeye rağmen kör topal da olsa İslam ülkeleri içerisinde demokrasisi en çok gelişmiş ülkelerden birisidir, her şeye rağmen tarım toplumundan sanayi toplumuna geçtik. Bütün bunları demokrasi içinde yaptık. Güçlü bir parlamenter demokrasi içerisinde bir şeyler yapmaya çalıştık. Şimdi önümüze bir tablo koyuyorlar, diyorlar ki milli iradeyi bir kişiye teslim edelim, bir kişi karar versin. Akıl akıldan üstündür diye benim babalarım bana söyledi, dedelerim bana söyledi. Herkesin babası dedesi aynı şeyi söyledi, akıl akıldan üstündür, beşer şaşar. Bir araya gelirsek ne yanlıştır ne doğrudur tartışarak karar veririz, belki ben yanlış düşünüyorum, ben hatamı görmeyebilirim” diye konuştu.

    “Sorunların kaynağı parlamenter sistem mi”

    Her 4 gençten birinin işsiz olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, “Bu işsizliği oluşturan demokratik parlamenter sistem mi, ne ilgisi var, kim oluşturuyor bu işsizliği? Ektiği ürünün karşılığını alamıyor çiftçi, çiftçi tarlasını ekmiyorsa bunun sebebi demokratik parlamenter sistemi mi, bunun sebebi ne? Fethullah Gülen terör örgütü dediler, bizi kandırdı dediler, Allah’ımız ve milletimiz bizi affetsin dediler, FETÖ terör örgütü seni kandırdı da kardeşim buna sebep olan parlamenter sistem miydi? Meclisi mi kandırdı hayır, meclis dik yerinde durdu, kim kandırdı bunun bilinmesi gerekiyor. Dolar almış başını gidiyor, frenleyemiyorlar. Enflasyon çift haneye çıktı, fatura vatandaşa çıkıyor. Buna sebep olan parlamenter sistemi mi? Cezaevleri tıka basa dolu, bunun sebebi parlamenter sistem mi? Kendi çocuklarımıza iş bulduk, o kadar iş sahası var ki eleman bulamıyoruz, öyle bir hava var. 4 milyon Suriyeli Türkiye’ye parlamenter sistem dolayısıyla mı geldi, kim getirdi bunları Suriye’den? Bütün bunların sebebi parlamenter sistem değil, kötü yönetim” şeklinde konuştu.

    “18 yaşında milletvekili olunsun, hiç itirazım yok”

    Yeni düzenleme ile 18 yaşındaki bir çocuğun milletvekili olabileceğine değinen Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

    18 yaşında çocuk ne olacak milletvekili olacak, sonra ne olacak, ömür boyu askerlikten muaf olacak, sonra iki yıl milletvekilliği yaparsa milletvekilliği emeklilik haklarından yararlanmış olacak. Her halde Diyarbakırlılar çok memnundur, e çok sayıda genç var. Çocuklarınız ne güzel hem milletvekili olacak, hem askere gitmeyecek daha bundan ballı iş olabilir mi? Kendi çocuklarına ikbal hazırlıyorlar. Diyorlar ki Kılıçdaroğlu gençlere karşı. Ben gençlere karşı değilim, gençler benim başımın üstünde. Bütün gençler benim başımın üstünde, ben bu ülkenin umudu olarak görürüm gençleri, bu ülkede barışın güvencesidir, kardeşliğin güvencesidir bizim gençlerimiz, ben öyle bakarım. Ama gençler arasında ayrım yapılmasını ben istemem. Ankara’daki beylerin çocukları 18 yaşında milletvekili olacak, hiç askere gitmeyecek, gariban Mehmet’in, Ahmet’in oğlu hadi yavrum doldurdun yaşını seni askere göndereyim ben buna karşı çıkıyorum ve bunu doğru bulmuyorum, ayrımcılık olmaz. 18 yaşında milletvekili olsun, hiç itirazım yok, ama hem 18 yaşında milletvekili hem ömür boyu askerlikten muaf olmaz, benim çocuğum askere gidiyorsa Ankara’daki beylerin de çocuğu askere gidecek, benim çocuğum El Bab’a gidiyorsa onun çocuğu da El Bab’a gidecek, ne dedik eşit yurttaşlık.”

    “Anayasaların kimliği olmaz”

    16 Nisan’da anayasa referandumunun yapılacağını hatırlatan Kılıçdaroğlu, şu ifadeleri kullandı:

    “Düzenleme geliyor, 16 nisanda sandığa gideceksiniz, bir kişiye OHAL uygulama yetkisi veriyoruz. Başkan seçilecek, istediği zaman OHA’Li ilan edecek. Niye bir kişiye veriyoruz? Bir Allah’ın kulu çıkıp bana şunu açıklasın, bir kişiye şu kadar yetki veriyoruz, çıkıp şunu çözecek, ben de bileyim. Anayasalar, toplumsal uzlaşma belgeleridir. Anayasaların kimliği olmaz. Benim haklarım anayasal güvence altında olmak zorundadır. Demokratik parlamenter sistem ile tek adam sistemi arasındaki fark şudur, demokratik parlamenter sistemde siyasi partiler vardır, vatandaş gider oyunu kullanır, düşüncesini özgürce dile getirir, medyanın özgürlüğü vardır, o ülkenin hapishanelerinde gazeteciler yoktur. Tek adam rejiminde kimse yoktur, elinde bir sopa vardır birisi aykırı bir düşünceyi söyleyince kafasına sopayla vurur sus kardeşim der. Bu tercihten birisini yapacağız. Olay bu kadar basittir, demokrasiye sahip çıkacağız.”

    “550 milletvekili bile fazla, makulü 450’dir”

    Yeni anayasada milletvekili sayısının 600’e çıkarılmasına ilişkin bir maddenin de olduğunu aktaran Kılıçdaroğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Milletvekili sayısı 550 yetmedi vatandaşlın yükü de yok 600’e çıkaralım. Bir Allah’ın kulu çıkıp desin ki biz 600’e şunun için çıkardık, neden 600, hangi gerekçe ile kimin için 600, 550 bile fazla arkadaşlar makulü 450 milletvekilidir, makulü budur. 187 trilyon liralık yük geliyor vatandaşın sırtına. 600 milletvekili Ankara’da ne yapacak, hepimizin düşünmesi lazım. Elimizi vicdanımıza koyup öyle sandığa gitmeliyiz. AK Parti’ye oy veren vatandaşlarım, MHP’ye oy veren vatandaşlarım HDP’ye oy veren vatandaşlarım, saadet partisine oy veren vatandaşlarım hangi parti olursa olsun bütün vatandaşların düşünmesi lazım, benim haklarımın anayasa güvencesinde olması lazım. Her partiden vatandaşımın da anayasal güvence altına olması lazım. Anayasa değişikliği ile parti devleti oluşturuyoruz. Üstünlerin hukuku oluşturuluyor, hukukun üstünlüğü değil.”

    “Eşit yurttaşlığın güvencesi meclistir, parlamentodur”

    Bir ülkenin kendi sorunlarını parlamentoda çözeceğini anlatan Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

    “Değerli arkadaşlarım Türkiye 3’üncü lige düşer eğer bu anayasa değişikliği geçerse, Türkiye 3’üncü lige düşer, demokrasisi olmayan bir devlete dönüşmüş olur. Bir ülke kendi sorunlarını parlamentoda çözer, mecliste çözer. Eşit yurttaşlığın güvencesi meclistir parlamentodur. Her görüşten milletvekili var mı var, oturup tartışılıyor mu evet tartışılır. Bu meclis sizin arzu ettiğiniz kanunlardan hepsini çıkardı. Sadece geçen ay 100’ün üstünde kanun meclisten çıktı. Bu süreçte Türkiye’de arıyorlar suçlu yok, kimi suçlayacağız, bir düşman bulamıyorlar bir düşman bulmamız lazım, saldırmamız lazım. Koro halinde bana saldırıyorlar, ben de diyorum ki eyvallah saldırın kardeşim. Saldırdılar da ne oldu, arıyorlar acaba Kılıçdaroğlu’nun bir açığını bulabilir miyiz diye e yok, haram yemedik, kul hakkı yemedik, vallahi size cevap vermeyeceğim. Mesele sen ben kavgası değil, ben niye bütün vatandaşlara sesleniyorum, AK Parti’li, MHP’li, CHP’li, HDP’li, BBP’li Vatan Partili SP’li Anavatan Partili, Doğru Yol Partili vatandaşlarıma da sesleniyorum, çünkü bu anayasa hepimizin anayasası, sadece onların değil, benim değil. Hepimiz bu ülkede huzur içinde birlikte barış içinde kardeşçe yaşamak istiyoruz. Biz doğusu batısı kuzeyi güneyi ile güzel bir ülkeyiz. Birlikte yaşamayı, huzur içinde yaşamayı özledik, kavgadan, gerilimden terörden bu ülke bıktı. Demokrasimiz olsun, adalet, hak, hukuk olsun.”

    Kılıçdaroğlu’na konuşmasının ardından tarihi On Gözlü Köprü’nün üzerine basılan resmi hediye edildi. Halkla buluşma toplantısında birçok sandalyenin boş kaldığı, bazı dinleyicilerin de uyukladığı görüldü.

    Kılıçdaroğlu, halkla buluşma toplantısının ardından STK temsilcileri ve muhtarlarla basına kapalı gerçekleştirdi.

  • Ayşe öğretmen Filistinli öğrencilerin umudu olacak

    Mersin’in Anamur ilçesinde İngilizce öğretmenliği yapan Ayşe Petek Kadıoğlu, Filistin’e yönelik hazırladığı 2 Erasmus projesiyle Filistinli gençlerin hem İngilizce eğitim almalarını sağlayacak hem de gençlerin üniversiteden sonra iş bulmalarına yardımcı olacak. X

    Kadıoğlu, “Filistin halkının bize ihtiyacı var ve bizde buna destek olmak istiyoruz. Eski Filistin olmak istemiyorlar. Bunun içinde özellikle Türkiye’den yardım bekliyorlar. Kendilerini yeni doğmuş çocuğa benzetiyorlar. Emeklemeden yürümeye geçerken bizim destek çıkmamızı istiyorlar” dedi.

    Mersin’in Anamur ilçesinde sözleşmeli olarak hem Mersin Üniversitesi Anamur Meslek Yüksekokulu’nda hem de İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde Anamur Mesleki Teknik Anadolu Lisesi’nde İngilizce öğretmenliği yapan Ayşe Petek Kadıoğlu, Avrupa Birliği projesi olan 2 Erasmus projesiyle Filistinli gençlerin ve çocukların umudu olacak. Yazdığı ’Dil Eğitimi’ ile ’Üniversitelerden Mezun Olduktan Sonra İstihdam’ projeleriyle Ayşe öğretmen, Filistinli gençlerin ve çocukların hem İngilizce öğrenmelerini hemde üniversiteden mezun olan öğrencilerin iş bulmalarını sağlayacak. Projelerle ilgili açıklama yapan Ayşe Petek Kadıoğlu, Anamur’da sözleşmeli olarak İngilizce öğretmenliği yaptığını belirterek, “Ben göreve ilk başladığım günden beri çok sayıda Erasmus projesi yaptım. Öğrencilerimizi yıllardır Avrupa’ya götürüp getirdik. Bu süreçte Anamur Meslek Yüksekokulu’nda bir taraftan derse girip bir taraftan da proje yazıyordum. İlk göreve başladığım bir Filistin projesi hakimdi. Bu proje Türkiye Ulusal Ajansı’ndan gelmişti ve bu proje Türkiye’de bir ilk olacaktı. Bu üniversite düzeyinde projeydi, o yüzden Meslek Yüksekokulu yönetimimiz de bu projeyi yazmama destek olacağını söyledi. Bende bunun üzerine yazışmalara başladım. Şu anda bizim ortak ülkelerimiz bizi yürütücü konumuna getirdiler. Çünkü bizler bu konuya hakimiz. Ancak bu projeye Mersin Üniversitesi (MEÜ) imza atmadı. Proje neredeyse yanmak üzereydi, son 3 gün kala Anamur İlçe Milli Eğitim Müdürümüz projeye imza attı, sırf projemiz yanmasın, Türkiye’nin adı kötü olmasın diye. Çünkü diğer ülkeler tarafından ben inanılmaz eleştiriye maruz kaldım. Yüksekokul müdürümün projenin arkasındayım demesine rağmen imza atmaması hiç hoş olmamıştı. Projeler son anda İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından kurtarıldı ve imzalar atıldı. Uygunluğu var mı yok. Çünkü ortakların hepsi üniversite. Bizimde üniversite olmamız lazımdı. Biz yaş kategorisi daha büyük olduğu için Halk Eğitim Merkezi üzerinden sunduk. Biz neden üniversite olarak katılamadığımızı çözemedik. Sadece bu proje değil bundan öncede birçok projeye imza atılmadı” diye konuştu.

    “Bizde uygulanan bütün sistemleri ülkelerinde yapmak istiyorlar”

    17 Mart Cuma günü Filistin’de bu projeyle ilgili sempozyum yapılacağını kaydeden Kadıoğlu, “Orada hep üniversiteler olacak. O yüzden ben MEÜ’nün adının duyulmasını çok istemiştim. 19-20 Mart’ta dünyada uluslar arası dil metotları sempozyumu yapılacak. Buraya Türkiye adına ben gideceğim. Bu projede özellikle Filistin’de Farsça, Arapça ve Fransızca çok hakim olmuştur. Artık dünya diline açılmak, İngilizceyi öğrenmek istiyorlar. Nasıl öğreniriz, yeni metotlar nelerdir bunun üzerine proje kuruldu. Bu proje ile dil laboratuvarı açmak istiyorlar. Bizde şu anda uygulanan bütün sistemleri ülkelerinde yapmak istiyorlar. Özellikle uzaktan eğitimden dil sistemi öğrenmek istiyorlar. Öğrenciler evinde de İngilizce öğrensin istiyorlar” şeklinde konuştu.

    Bu projeyle ilgili ortak ülkelerden üniversitelerin dil bölümlerinden ekiplerin oluşturulacağını vurgulayan Kadıoğlu, “Her bölümden uzmanlar gelecek. Hem fikir oluşturarak eğitimlerimizi vereceğiz. Burada öğrenci hedef kitlemiz çok fazla. Öncelikle üniversite seviyesi ama biz bunu temele kadar indirmek istiyoruz. Sıfırdan başlayıp, yukarı çıkmak istiyoruz. Amacımız dile öğrenirken yeni metot oluşturmak” ifadelerini kullandı.

    ’Üniversitelerden Mezun Olduktan Sonra İstihdam Projesi’ ile ilgili de bilgi veren Kadıoğlu, “Bu sektörel bir projedir. Bizim öğrencilerimizde üniversitelerden mezun olduktan sonra bir karmaşaya giriyorlar. Aslında aynısı birçok ülkede var. İşe girip çıkmada aslında tüm dünyada bir kriz var. Biz bunu bir fikir edindik. Bunu yazarken belli bir işsizlik oranı var. Bu özellikle yeni mezunlarda gözüküyor. Bu yeni mezunlarda ki karmaşayı yok etmek için bu süreçte öğrencilere ne verebiliriz onun üstüne çalışmalar yapacağız. Bu bir istihdam projesidir. Bu işe başlama tarzı” dedi.

    “Filistin halkının bize ihtiyacı var ve bizde buna destek olmak istiyoruz”

    Filistin’in yeniden kurulmaya başlayan bir ülke olduğunun altını çizen Kadıoğlu, “Bu konuyu ben Filistinli yetkililer sordum. Siz daha yeni savaştan çıkmış bir ülkesiniz dediğimiz zaman bana, ‘Biz aslında Filistin’i sıfırdan kuruyoruz. Yeni fabrikalar, okullar kuruyoruz. Bizim üniversitemiz bile henüz 2 yaşında. Daha yeni akademisyen yetiştiriyoruz. O yüzden size ihtiyacımız var’ dediler. Yani yeni mezun olacak öğrencilerin iş sektöründe çok başarılı olmasını istiyorlar. Bir daha savaş ortamını yaşamamak istiyorlar. Eski Filistin olmak istemiyorlar. Bunda da garantör olarak Türkiye’den destek istiyorlar. Türkiyeyi gerçekten çok seviyorlar. Bizim siyasi, dini birliğimiz, gönül bağımız çok önemli. İlla ki proje yazarsın, maddi paralar harcanır, yardımlar yapılır. Bu bizim için önemli değil. Önemli olan ülkeler arasında köprü kurmak gerekir. Birbirine destek olmak önemlidir. Biz de şu anda bunu yapıyoruz. Filistin halkının bize ihtiyacı var ve bizde buna destek olmak istiyoruz. Bu projeyi de yine İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü aracılığıyla gerçekleştireceğiz” ifadelerini kullandı.

    Bu projenin amacına ulaşacağına inandığını belirten Kadıoğlu, “İnanılmaz istekliler. Bu insanların gerçekten bize ihtiyacı var ve bende bu yüzden gönüllüyüm. Cuma günü Filistin’e gideceğim ve projelerle ilgili sempozyuma katılacağım. 3 gün sürecek. Filistinliler kendilerini dünyaya tanıtmak hevesindeler. Yeniden doğuyorlar. Kendilerini ‘yeni doğmuş bir bebek’ gibi görüyorlar. Yavaş yavaş emekleme ve yürüme döneminde olduklarını ve kendilerine destek çıkmamızı istiyorlar” dedi.