Etiket: Ülkelerinde

  • Akdeniz ülkelerinde görülen önemli bir halk sağlığı sorunu “Talasemi”

    Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Gönül Işık Şahlı, Türkiye ve Kıbrıs’ın da içinde olduğu Akdeniz ülkelerinde önemli bir halk sağlığı sorunu olan Beta Talasemi’nin,çocuklara, anne ve babadan kalıtsal olarak geçtiğini,taşıyıcıların saptanmasının önemli olduğunu, genetik danışma ve doğum öncesi tanıyla önlenebilir bir kan hastalığı olduğunu söyledi.

    Buna rağmen dünyada her yıl en az 365.000 Talasemi hastasının doğmakta olup tedavi gördüğünü belirten Uzm. Dr. Gönül Işık Şahlı, Beta Talasemi hastalığının ağır tablolarla seyredebilen bir hastalık olduğunu,düzgün tedavi uygulanmadığında yaşam süresini belirgin şekilde kısaltabildiğini, ve ayni zamanda yaşam kalitesini olumsuz etkileyebileceğini ifade etti.

    Hemoglobin Yapısındaki Bozukluk Sonucu Anemi (Kansızlık) Ortaya Çıkmaktadır

    Kanımızdaki kırmızı kan hücrelerinin içinde yer alan hemoglobinin,dokular için gerekli olan oksijeni taşıdığını söyleyen Uzm. Dr. Gönül Işık Şahlı, hemoglobinin molekülün ve globulin olmak üzere iki kısma ayrıldığını,hemoglobinin genlerin kontrolü altında olduğunu, ailesel ve genetik bir defekt sonucu hemoglobini oluşturan globin zincirlerinden birinin yapımında yetersizlik veya bozukluk oluştuğu zaman talaseminin ortaya çıktığını belirtti. Globin zincirlerinden hangisi sentezlenemiyorsa veya hangisinin sentezi azalmışsa talaseminin onun adıyla anıldığını söyleyen Uzm. Dr. Gönül Işık Şahlı, beta globin sentezindeki değişikliğin beta talasemi hastalığına, alfa globin sentezindeki değişikliğin ise alfa talasemiye neden olduğunu belirtti. Beta talasemide hemoglobin yapısındaki bozukluk sonucu kırmızı kan hücrelerinin hızla yıkıldığını söyleyen Uzm. Dr. Gönül Işık Şahlı, bunun sonucunda anemi yani kansızlığın ortaya çıktığını ifade etti.

    Anne ve Babadan Geçen Genlerin Birinde Bozukluk Varsa Çocuklar Taşıyıcı Olarak Doğuyor

    İnsanlarda bir özelliğe ait genlerden iki adet bulunduğunu söyleyen Uzm. Dr. Gönül Işık Şahlı, bu genlerin birinin anneden, diğerinin ise babadan geçtiğini belirtti. Beta talasemi için anne ve babadan geçen globin geninin normal olması durumunda çocuk normal, biri değişikliğe uğramışsa çocuğun taşıyıcı olarak doğduğunu söyleyen Uzm. Dr. Gönül Işık Şahlı, her iki gende değişikliğe uğramışsa çocuğun hasta olarak doğduğunu ifade etti.

    Uzm. Dr. Gönül Işık Şahlı: “Taşıyıcı Kişiler Hafif Kansızdır, Demir Tedavisinden Yarar Görmezler”

    Hasta veya taşıyıcı olduğu bilinen ailelerde, tarama sonucu veya kansızlık nedeniyle getirilen çocuklara tanı konulabildiğini söyleyen Uzm. Dr. Gönül Işık Şahlı sözlerine şöyle devam etti: “Taşıyıcı kişiler hafif kansızdır, demir tedavisinden yarar görmezler. Tam kan sayımının iyi değerlendirilmesi ve hemoglobin elektroforezi yapılmasıyla tanı kolayca konulmaktadır. Hasta olanlarda ise ağır kansızlık vardır; anne, baba ve çocuğun tam kan sayımı, hemoglobin elektroforezi ve genetik tetkikleri yapılarak kesin tanı konulabilmektedir”.

    ’’Beta Talasemi klinik olarak farklı şekillerde ortaya çıkabilir ’’

    Beta talaseminin klinik olarak 4 şekilde ortaya çıkabildiğini belirten Uzm. Dr. Gönül Işık Şahlı, şunları söyledi: “ 1. Klinik şekil olan Talasemi Major yani ağır hasta tipinde anne ve baba taşıyıcıdır ve çocuğa geçen iki globin geni de defektlidir.Genellikle bebek 6 aylık olduğunda ağır bir kansızlık ortaya çıkar ve hayatın ilk 4 – 12 ayında tanı konur. Halsizlik, solukluk, iştahsızlık, huzursuzluk, karaciğer, dalak büyümesi sonucu karın şişliği, kemiklerde genişleme ve incelme, burun kökü basıklığı, alın ve diğer yüz kemiklerinde çıkıntı ile anormal yüz görünümü ortaya çıkar. Bu hastalar hayatları boyunca düzenli tedavi görmek zorundadırlar. 2. Klinik şekil Talasemiİntermedia yani orta -ağır hasta grubu ; Bu şekilde de anne ve baba taşıyıcıdır, çocuğa geçen iki beta globin geni de defektlidir ancak talasemi majordan farkı genlerdeki değişim daha hafif bir klinik tabloya yol açan tiptedir. Kliniği daha ılımlıdır. 3. şekil Talasemi Minör yani Talasemi taşıyıcılığıdır. Bu kişilerin hafif derecede kansızlık dışında sorunları olmaz. 4. şekil ise Talasemi Minima yani Talasemi taşıyıcılığıdır. Bu şekilde ise bulgular Talasemi minördeki gibidir, ancak hemoglobin elektroforezi normal saptanır, tanı, gen analizi ile konur”.

    Beta Talasemi Hastalarına Ömür Boyu Her 3 – 4 Haftada Bir Kan Desteği Şart

    Beta talasemi hastasının ömür boyu her 3-4 haftada bir kan desteğine ihtiyaç duyduğunu söyleyen Uzm. Dr. Gönül Işık Şahlı,hemoglobinin 9,5 g/dl’nin üzerinde tutulması gerektiğini belirtti. Kansızlığı düzeltmek için verilen kan transfüzyonlarının vücutta demir birikmesine yol açtığını söyleyen Uzm. Dr. Gönül Işık Şahlı, kalp, karaciğer, tiroid, pankreas ve dalak gibi organlarda da birikerek hücre hasarına yol açabileceğini belirtti.

    Uzm. Dr. Gönül Işık Şahlı; “Talasemi Hastalarında Kalp Yetmezliği, Şeker Hastalığı, Gelişme Geriliği ve Hormonal Yetersizlik Problemleri Gelişebilmektedir”

    Talasemi hastalarında kalp yetmezliği, şeker hastalığı, gelişme geriliği ve hormonal yetersizlik gibi problemlerin gelişebildiğini söyleyen Uzm. Dr. Gönül Işık Şahlı, bunların gelişmemesi için demir birikimini önlemek amacıyla hastalara genellikle 3 yaş civarında özel bir pompa ile haftanın en az 5 günü, 8-12 saat süren deri altı infüzyonu ile verilen bir ilaç (desferrioksamin) başlanıldığını belirtti. Son yıllarda ağızdan alınan tablet şeklindeki ilaçların da doktorun uygun gördüğü hastalarda kullanılmaya başlandığını ifade eden Uzm. Dr. Gönül Işık Şahlı, kemik iliği naklinin hastalığı düzeltebilen bir tedavi yöntemi olduğunu belirtti.Özellikle iyi tedavi edilen, karaciğerde hasar oluşmamış hastalarda, doku tipi uygun sağlıklı kardeşten yapılan kemik ilik naklinin başarılı olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Gönül Işık Şahlı, ancak bazı olgularda kemik iliği nakli sırasında veya sonrasında çeşitli ciddi problemlerin ortaya çıkabildiğini veya naklin başarısızlıkla sonuçlandığını da ifade etti.

    Beta Talasemi hastalığından korunma yollarına da değinen Uzm. Dr. Gönül Işık Şahlı, öncelikle toplum eğitiminin önemli olduğunu, mutlaka taşıyıcıların tespit edilmesi gerektiğini, bu bağlamda, genetik danışmanlığa ve prenatal (doğum öncesi) tanıya dikkat çekti. Uzm. Dr. Gönül Işık Şahlı iki taşıyıcının evliliği söz konusu ise çiftlerin mutlaka her gebeliğin erken döneminde (özellkle ilk 2 ay) doktora başvurmalarının ve ilgili testleri yaptırmalarının gerekli olduğunu söyledi.

  • Almanlar bu yıl tatillerini ülkelerinde geçirecek

    FRANKFURT (İHA) – 70 milyon turizm hareketliliğiyle dünya turizm şampiyonu olan Almanya’da yapılan bir araştırmaya göre Almanlar, 2017 yılında tatillerini kendi ülkelerinde geçirecek.

    Statista piyasa araştırma kuruluşu tarafından yapılan kamuoyu araştırmasında, Almanların geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da tatillerini kendi ülkelerinde geçirmek istedikleri belirlendi. Almanların kendi ülkelerinde tatillerini yapmalarının en büyük gerekçesinin güvenlik endişesinden kaynaklandığı açıklandı. Geçtiğimiz yıllarda 5 milyon Alman turistin tatilini geçirdiği Türkiye’ye Almanların bu yıl bir önceki yıl olduğu gibi sıcak bakmadığı, bunun da en büyük gerekçesinin terör olaylarından kaynaklandığı kaydedildi.

    Statista’nın anketine göre, Almanların son iki yılda Türkiye ve Mısır’a olan ilgileri terör yüzünden ciddi manada geriledi. Ankete katılanların yüzde 71’i Türkiye’de güvenliğin kötüleştiğini ifade ederken, yüzde 23’ü aynı şartların devam ettiğini ve yüzde 5’i ise durumun iyileştiğini belirtti.

  • Avrupa ülkelerinde 2.8 milyar konaklama yapıldı

    Dünya turizm hareketliliğinde önemli bir potansiyeline sahip olan Avrupa ülkeleri konaklama sayısında yüzde ikilik artışla 2016 yılını kârlı kapattı. AB’nin resmi araştırma kuruluşu Eurostadt tarafından yayınlanan 2016 konaklama raporunda 34 Avrupa ülkesinde 2 milyar 800 milyon konaklama olduğu belirtildi.

    2016 yılında en çok konaklama yapan İspanya 454 milyon geceleme ile ilk sırada yer alırken bir önceki yılı nazaran yüzde 7,8 oranında yükselme göstererek en çok artış gösteren ülke olurken, 395 milyon geceleme ile Fransa bir önceki yıla oranla yüzde 4,6 oranında düşüşle en çok kaybeden ülkelerin başında yer aldı.

    Kazananlar arasında 395 milyon geceleme ile İtalya binde 5 oranında yükselirken, Almanya 390 milyon geceleme ile 2,8 oranında büyüme gösterdi. İngiltere de 2016 yılında kaybedenler kategorisinde yer aldı. 292 milyon geceleme ile İngiltere’nin 2016 yılını 4,5 oranında kayıplı kapadı. Toplam gecelemede en büyük artıyı yüzde 17 oranı ile Bulgaristan, yüzde 16 ile Slovakya, yüzde 11 oranı ile Polonya ve yüzde 10 oranındaki büyüme ile Güney Kıbrıs kazananlar arasında yer aldı.

  • En fazla aile şirketi G8 ülkelerinde

    Bursa’nın İnegöl ilçesinde iş adamlarına aile şirketleri anlatıldı.

    İnegöl Ticaret ve Sanayi Odası (İTSO) tarafından “aile şirketlerinde kurumsallaşma ve yeniden yapılanma” konulu seminer tertiplendi. Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü öğretim görevlisi Doç. Dr. Mehmet Eryılmaz, dünyada ve Türkiye’de aile şirketleri ve ülke ekonomileri açısından önemini anlatarak, “Yurtdışında en eski aile şirketlerine bakıldığında ilk sırayı kuruluş yılı 578’e kadar uzanan Kongo Gumi adlı Japon firması alıyor. 40. nesle kadar ulaşmış durumda. Bir başka Japon firması olan Hoshi ise 718 yılında kurulmuş ve 46. nesle ulaşmış durumda. En eski 100 aile şirketinin ülkelere göre dağılımında Birleşik Krallık ve Fransa 16 ile ilk 2 sırayı alırken, onları 15 aile şirketiyle İtalya takip ediyor. En fazla aile şirketi olan ülkelerin hepsi G8 ülkesi. Türkiye’de ise en eski aile şirketi sıralamasında ilk sırayı 1777 yılında kurulan Ali Muhidddin Hacı Bekir işletmesi alıyor. Aslında Zidjian Company, 1623 yılında İstanbul’da kurulmuştur. Fakat aile 1909 yılında ABD’ye göç ettiğinde bugün şirket sıralamalarda bir ABD şirketi olarak gösterilmektedir” dedi.

    Eryılmaz, “Dünyadaki bütün şirketlerin üçte ikisinin bir ailenin sahipliğinde olduğu tahmin edilmektedir. İtalya’da 100 büyük şirketin yüzde 43’ü, ABD’de 500 büyük şirketin yüzde 33’ü, Fransa’da 100 büyük şirketin yüzde 26’sı, Almanya’da 100 büyük şirketin yüzde 7’si aile şirketidir. Türkiye’de ilk 500 şirketin yaklaşık yüzde 40’ı, genel olarak ise Türk şirketlerinin yüzde 90-95’i aile şirketidir. Ekonomilerde bu derece önemli yer tutmalarına rağmen, aile şirketlerinin yalnızca yaklaşık üçte biri üçüncü kuşağa ulaşabilmektedir. Aile şirketleri sık sık çalışanlarına aile sıcaklığı yayan bir çalışma ortamı sunar. Kadınlar şirketlerin yönetim kademelerine gelirken sıklıkla ‘cam tavan’ diye tabir edilen bazı problemler yaşarlar. 2009 yılında yayınlanan bir raporda, kadın CEO rakamlarında Türkiye’nin yüzde 12 ile Finlandiya’dan sonra dünyada 2. olduğu görülmektedir. Aile şirketlerinin en mühim avantajlarından bir tanesi de çalışanların çok yüksek seviyede kurumla özdeşleşmeleridir. Aile şirketlerinde sık karar alma süreçleri de daha hızlı işlemektedir” diye konuştu.

  • (Özel Haber) Ülkelerinde Mülteci Konumuna Düşen Suriyelilere Türkiye Sahip Çıkıyor

    Esad rejimi ile Rusya’nın saldırısından kaçan 100 bine yakın Suriyeli, ülkelerinde Türkiye’nin kurduğu kamplarda yaşama tutunuyor.

    Ocak ve şubat ayları içerisinde Beşar Esad yönetimindeki rejim güçlerinin Hizbullah ile birlikte karadan, Rus Hava Kuvvetleri’nin ise havadan bomba yağdırdığı Suriyelilerin Türkiye sınırına gelmesi üzerine Türkiye Cumhuriyeti ve sivil toplum örgütlerinin iş birliğinde Babul Selam Sınır Kapısı içerisinde Türkiye sınırına sıfır noktada, Kilis Valiliği koordinesinde Kızılay, AFAD ve İHH tarafından çadır kent kuruldu. Önceki kamplar ile birlikte 100 bin Suriyelinin her türlü ihtiyacı Türkiye Cumhuriyeti, İHH önderliğindeki sivil toplum örgütleri tarafından karşılanıyor.

    İHH fırınlarında üretilen 100 bin ekmek Suriyelilere dağıtılırken, temel ihtiyaç malzemeleri de karşılanıyor. Suriyelilere sıcak yemek de veriliyor.

    Türkiye’de kamplarda kalan Suriyelilere verilen her türlü imkan, Suriye içlerinde kurulan kamplarda da verilirken, Suriye’deki kampta verilen hizmet kalitesi ve içerisindeki düzenin Türkiye’deki çadırkentleri aratmadığı görüldü.

    Suriyeliler, Rusya ile Esad rejiminin saldırısından kaçtıklarını ifade ederek, “Türkiye’den başka yardım eden yok. Evimizden kaçarak Türkiye sınırına geldik. Allah Türkiye’den razı olsun” dedi.