Etiket: Ülkelere

  • DSÖ’den ülkelere çağrı: “Yılın ilk 100 gününde tüm sağlık çalışanlarını ve yaşlıları aşılayın”

    DSÖ’den ülkelere çağrı: “Yılın ilk 100 gününde tüm sağlık çalışanlarını ve yaşlıları aşılayın”

    Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, tüm ülkelere yılın ilk 100 gününde sağlık çalışanlarını ve yaşlıları Covid-19’a karşı aşılama çağrısında bulundu.

    Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Covid-19 salgını ve aşılara ilişkin bir basın toplantısı düzenledi. Bu hafta dünya genelinde 100 milyon Covid-19 vakasına ulaşılmasının beklediğini kaydeden Ghebreyesus, “Yayılımı durdurmak ve hayat kurtarmak için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız. Umutlu olmalıyız ve harekete geçmeliyiz. Sağlık çalışanlarına ve yaşlılara yılın ilk 100 günü içinde tüm ülkelerde aşılama yapılmasını talep ettim” ifadelerini kullandı.

    Fiziksel mesafeye uymak, kalabalıktan kaçınmak, maske takmak gibi tedbirleri hatırlatan Ghebreyesus, “Bunu duymaktan bıkmış olabilirsiniz. Bunu yapmaktan bıkmış olabilirsiniz. Fakat bu virüs bizden bıkmış değil. Lütfen, kendiniz ve diğerleri için üzerinize düşeni yapın” dedi.

    Ahlaki ve ekonomik başarısızlık

    Daha önce Covid-19 aşılarına eşit erişim sağlanmaması halinde dünyanın feci bir ahlaki başarısızlığın eşiğinde durduğuna dikkat çeken Ghebreyesus, bu durumun ekonomik bir başarısızlık olacağını savundu. Genel Direktör Ghebreyesus, “Uluslararası çalışma örgütünden yeni bir rapor, Covid-19 salgınının küresel işgücü piyasası üzerindeki etkisini analiz ediyor. Geçen yıl küresel çalışma saatlerinin yüzde 8,8’inin kaybedildiğini ve bunun küresel işgücü gelirinde 3,7 trilyon dolara eşdeğer bir düşüşle sonuçlandığını tespit etti. Uluslararası Ticaret Odası Araştırma Vakfı tarafından yaptırılan çalışmada, Covid-19’un aşı değeri için güçlü bir ekonomik örnek teşkil ettiği bulundu. Aşı milliyetçiliğinin dünya ekonomisine 9,2 trilyon dolara mal olabileceğini ve bunun neredeyse yarısının en zengin ekonomilerde yapılacağını buldu” diye konuştu.

    “Covid-19 salgınını her yerde sona erdirene kadar, hiçbir yerde sona erdiremeyeceğiz”

    Covid-19 salgınının sağlık ve ekonomi ile yakından bağlantılı olduğunu ve herkesin bu işte birlikte olduğunu ifade eden Ghebreyesus, “Covid-19 salgınını her yerde sona erdirene kadar, hiçbir yerde sona erdiremeyeceğiz. Zengin ülkeler aşı yaparken, dünyanın en az gelişmiş ülkeleri bunu izliyor. Her geçen gün ülkeler arasındaki uçurum daha da büyüyor. Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa ile konuştum ve çarşamba günü Afrika Birliği Sağlık Bakanları ve Maliye Bakanları ile konuşacağım. Onlara Afrika’da Covid-19 aşılarının yaygınlaşmasını hızlandırmak, hayat kurtarmak ve ekonomilerini yoluna koymak için elimizden gelen her şeyi yaptığımızı söyleyeceğim. Dünyanın geri kalanı da sorumluluk almalı” ifadelerini kullandı.

    Herkes için Sağlık Film Festivali

    Can kaybı sayılarının insandışılaştırıcı olabileceğini aktaran Ghebreyesus, “Her sayının arkasında bir kişi var, bir hikaye var. DSÖ’nün sağlıkla ilgili hikayeleri anlatmaya yardımcı olma yollarından biri de herkes için ‘Sağlık Film Festivali’dir. Geçen yıl dünyanın her yerinden yaklaşık bin 300 film sunuldu, sağlık ve sağlık çalışanları hakkında kalpleri ısıtan ve ilham veren hikayeler anlatıldı” dedi.

    Ghebreyesus, bu yıl belirlenen gb kategorinin “herkes için sağlık”, “sağlık acil durumları” ve “daha iyi sağlık ve esenlik” olduğunu belirtti.

    Öte yandan salgına karşı aşılama çalışmaları başlarken, dünya genelinde vaka sayısı 100 milyon 95 bin 662’ye yükseldi. Virüs nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı ise 2 milyon 144 bin 971’e ulaştı. Dünya genelinde 72 milyon 45 bin 875 kişi virüsü yendi.

  • 12 bin nüfuslu ilçeden milyon nüfuslu ülkelere balık ihraç ediliyor

    ABD başta olmak üzere Japonya ve Vietnam’a yılda bin 500 ton balık ihraç eden 12 bin nüfuslu Gümüşhane’nin Torul ilçesindeki somon üreticileri, dünyanın tüm pazarlarında söz sahibi olmak istiyor.

    Dik dağ zirvelerinin arasında ve mevsim itibariyle yüksek zirveleri karla kaplı Torul Baraj gölünde üretilen somon balıkları önce Karadeniz’deki tuzlu su kafeslerine oradan da belirli bir büyüklüğe gelince çok sayıda ülkeye ihraç ediliyor.

    Gümüşhane’nin Torul ilçesinde elektrik üreten Torul Baraj Gölü’nde faaliyet gösteren kafes balıkçılığı işletmeleri burada yetiştirdikleri somon balığını dünyada en fazla balık tüketen ülkelerden biri olan Japonya başta olmak üzere ABD ve Vietnam’a ihraç ediyor.

    Baraj gölünün 3,86 kilometrekarelik yüzeyinde yürütülen kafes balıkçılığı önemli bir noktaya ulaşırken, Karadeniz bölgesinin en önemli alabalık ve Karadeniz somonu üretim sahalarından birisi olan Torul Baraj gölünde somon balığının hasat ve nakil dönemi başladı.

    Yılda bin 800 ton balık üretilen Torul Baraj Gölünde belli bir büyüklüğe ulaşan somonlar deniz suyu sıcaklığının düşmesinin ardından Karadeniz’de bulunan tuzlu su çiftliklerine sevk ediliyor.

    Torul Baraj Gölü’ne 7 ay önce 2 gramlık yavru olarak gelen ve 250 gramlık seviyeyi aşan balıklar, motorlarla kıyıya çekilen kafeslerden vinçle kamyon üzerindeki oksijenli tanklara yüklenerek 2 saatlik mesafedeki Trabzon’a, Karadeniz üzerindeki büyük tuzlu su kafeslerine naklediliyor.

    Torul İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü su ürünleri mühendisleri Volkan Karakullukçu ve İrem Arıcı gözetiminde gerçekleşen nakil işleminin ardından bu mevsimde soğuyan deniz suyunda iyice lezzetlenen somon 2,5-3 kilograma ulaşınca ihraç ediliyor. Soğuk suyu seven somon balığı için yazları soğuk suyu olan Torul Baraj gölünü tercih eden üreticilerden İsmail Şahin, bir ay sürecek olan nakil sürecine başladıklarını söyledi.

    “250 gramlık bu seviyeye gelmesi için 7 aylık bir süreçten geçiyor”

    Torul barajında aktif 8 aktif balık işletmesinden birisi olduklarını kaydeden Şahin, yıllık bin 800 ton üretim kapasitesine sahip baraj gölünde kendilerine ait 3 çiftlik bulunduğunu belirterek, “Her çiftlikte 15’er tane kafesimiz var. Bu kafeslerin kimisi 16’lık, kimisi 22’liktir. 16’lık da daha az, 22’lik de daha çok balık üretiyoruz. Balık bize kuluçkahaneden 2 gramlık yavru olarak geliyor. Yaklaşık 250 gramlık bu seviyeye gelmesi için 7 aylık bir süreçten geçiyor. Ortalama 250 gramlık balığı denize indiriyoruz. Denizden de 2,5-3 kilogram olunca ihraç ediyoruz” dedi.

    Balığı denize aktardıktan sonra oradan da Japonya’ya, ABD’ye, Vietnam ve bazı ülkelere ihraç edeceklerini ifade eden Şahin, kıyıya yaklaştırılan kafeslerin her birinde yaklaşık 20 ton somon balığı bulunduğunu söyledi.

    “Geçen yıl bin 500 ton balık ihraç ettik, bu yıl hedefimiz 2 bin 500, 3 bin ton balık ihraç etmektir”

    Torul baraj gölünden aldıkları balıkları denizde 2 katı büyüklüğündeki kafeslere aktardıklarını ve orada da her kafeste yaklaşık 100 ton balık yetiştirdiklerini dile getiren Şahin, “Geçen yıl bin 500 ton balık ihraç ettik, bu yıl hedefimiz 2 bin 500, 3 bin ton balık ihraç etmektir” diye konuştu.

    “Somon balığı da soğuk suyu sevdiği için yazları soğuk suyu olan baraj suyunda, kışları da deniz suyunda yetiştiriyoruz”

    Somon balığının en büyük özelliğinin hem tatlı hem de tuzlu suda yaşayabiliyor olması olduğunu belirten Şahin, “Bu da büyük bir avantaj sağlıyor. Tatlı su olduğu için 24 dereceye kadar bu suda yaşıyor. Yazın denizde su sıcaklığı 27-28 dereceyi bulduğu için yaşamıyor. En büyük avantajı bu. Denizde yaz aylarında sıcak suyu sevdiği için en çok levrek yetiştiriyoruz. Somon balığı da soğuk suyu sevdiği için yazları soğuk suyu olan baraj suyunda, kışları da deniz suyunda yetiştiriyoruz. Buna biz Norveç Somonu diyoruz. Eti kırmızı oluyor. Lezzeti de denize inince değişiyor” şeklinde konuştu.

    “Torul barajında su gayet kaliteli”

    Trabzon’da üretim yaptıkları için kendilerine en yakın ve taşınırken mesafesi en kısa olan Torul Barajını seçtiklerini kaydeden Şahin, Torul Baraj gölünün suyunun gayet iyi olduğunu, balık yetiştiriciliği açısından suyunun kaliteli olması nedeniyle burayı seçtiklerini söyledi.

    Balığın denize nakil sürecini de aşama aşama anlatan Şahin, şöyle konuştu:

    “Balığı önce roşi dediğimiz ağa alıyoruz. Kepçeye alabilmek için balığı bir yere topluyoruz. Kepçeye doldurup vinç aracılığıyla kamyon içinde oksijeni olan taşıma tanklarına canlı bir şekilde koyuyoruz. Buradan denize götürüp boru yardımıyla kafeslere aktarıyoruz. 2 saatte balığı denize indiriyoruz.”

  • Manisa’dan Müslüman ülkelere Gazze çağrısı

    Müslüman ülkelere, Gazze’yi gündemlerine almaları ve yardımda bulunmaları çağrısında bulunuldu.

    İsrail tarafından abluka altında tutulan Gazze’de halkın sağlıktan barınmaya, eğitimden gıdaya kadar pek çok temel ihtiyacını karşılayamaz hale geldiğini belirten İHH Manisa İnsani Yardım Derneği Başkanı Mehmet Turhan, tüm Müslüman ülkelere çağrıda bulunarak Gazze’yi gündemlerine almalarını istedi.

    İsrail tarafından Filistin halkına yapılan zulmün her geçen gün arttığına dikkat çeken Turhan, “Filistin Sağlık Bakanlığının açıkladığı verilere göre, Mart 2018’den bu yana devam eden barışçıl Büyük Geri Dönüş Yürüyüşü’nde şu ana kadar, İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucunda 190’dan fazla sivil şehit olurken, 427 kişi de ağır yaralandı. Saldırılar sonucunda birçok kişi sakat kaldı. Saldırılar sonucunda toplamda 19 bin 640 kişi zarar gördü. İşgalci İsrail askerleri silahsız sivillere, çocuklara ve kadınlara gerçek mermiler kullanmış, gazetecileri öldürmüş, kalabalığın üzerlerine gaz ve duman bombaları atmıştır. Bugün burada ve tüm Türkiye’de Gazze dostlarıyla birlikte Siyonist İsrail’in bu hukuksuz uygulamalarına karşı çıkıyoruz. Tüm Filistin ve Gazze sevdalıları olarak tüm bu hakikatleri haykırmaya devam edeceğiz. Her geçen gün Filistin’deki zulmünü artıran İsrail’e karşı bizler de mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.

  • Bakan Soylu’dan terörist sevici ülkelere sert tepki

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “Adamlar bize paramızla satmadıkları silahları PKK’lı, YPG’li teröriste hibe ediyorlar. Normal vatandaşa vermedikleri oturum hakkını, vatandaşlık hakkını, kırmızı bültenle aranan teröristlere veriyorlar” dedi.

    İçişleri Bakanı Soylu, “Jandarma ve Sahil Güvenlik Sınıfı Sözleşmeli/Muvazzaf Subay Öğrencilerinin Diploma Töreni”ne katıldı. Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından kürsüye çıkan Soylu, bulundukları kışlanın isminin “Şehit Korgeneral İsmail Selen” olduğunu anımsatarak, her rütbedeki Türk askerinin vatan uğruna şehadete gözünü kırpmadan gittiğini belirtti. Türk askerinin vatan, bayrak ve millet için çabaladığını ve şehadet söz konusu olduğunda rütbeye bakılmadan şehadet şerbetinin içildiğini ifade eden Soylu, “Er veya korgeneral, çavuş veya orgeneral hiç fark etmeyecek. Mesele, bu üniforma içinde rezil olmamaktır. 15 Temmuz’da olduğu gibi bir gece ansızın, aklı karışmışların talimatına uyup da bu millete silah çekerek rüsva olmamaktır. Vatandaşın üstüne tank sürüp, bomba atarak kepaze olmamaktır. Mesele, bu millete değil, bu millet için silah çekmektir. Bu millet için göğsünü bu üniforma içinde siper edebilmektir. 11 aylık bebekle annesini katleden hainlerin üzerine gidebilmek; bugün Adıyaman’da şehit olan 3’ü kazaen şehit oldu, biri el yapımı patlayıcının infilak etmesiyle. O teröristlerin üzerine gidebilmek; Kato’da Gabar’da ayyıldızlı bayrağın dibinde yatabilmektir. İşte bu kapılara bu isimler böyle yazılır. Bu milletin gönlüne isimler böyle yazılır” diye konuştu.

    “Silahları PKK’lı, YPG’li teröriste hibe ediyorlar”

    Bugünkü dünya düzenini idare etmeye çalışanların kimseye acımasının olmadığını ifade eden Soylu, “Dünya kamuoyu diye bir şeyden kimse medet ummasın. Vardır ama yoktur. Uluslararası normlar, adalet divanları, barış güçleri vardır ama yoktur. Varsa bile herkese yoktur. Adamlar bize paramızla satmadıkları silahları PKK’lı, YPG’li teröriste hibe ediyorlar. Normal vatandaşa vermedikleri oturum hakkını, vatandaşlık hakkını, kırmızı bültenle aranan teröristlere veriyorlar. Caddelerinde açlıktan ölseniz bir lokma ekmek vermezler, PKK’nın dağ kadrosuna dernekler üzerinden milyon dolarlar gönderiyorlar. İlim tahsil ediyorlar, laboratuvarlar yapıyorlar, o laboratuvarlarda kanser ilacı yapmak yerine uyuşturucuların en ölümcüllerini yapıp, edip dünyaya satıyorlar. 2002’de Afganistan’a müdahale ederken 17 bin hektar afyon ekilen tarla vardı, bugün 328 bin hektarda afyon ekimi yapılıyor. Güya barış getiriyorlardı, demokrasi getiriyorlardı, zenginlik getiriyorlardı. Ülkeleri fakirleştiriyorlar, kaynaklarını yağmalıyorlar, uyuşturucu gönderip uyuşturuyorlar, eğitmen gönderip terörist yetiştiriyorlar, kendileri için savaştırıyorlar” şeklinde konuştu.

    Soylu, “barış” getirdiklerini iddia eden ülkelerin terörle, iç savaşla insanları göçe zorladığının altını çizerek, bu ülkelerin sahillerine yanaşan göçmen botlarını kurşunlayıp denizin dibine yolladığını vurguladı. Soylu, mezun olan subayların bütün bu tablonun tam ortasında duran, insanlık için ve kendi bekası için bir şeyler yapmaya, vicdanının sesine kulak vermeye çalışan bir milletin, tam da bu meselelerin göbeğindeki kolluk gücünde görev almak üzere olduğunu söyledi. Türkiye’nin fırsatlarının da risklerinin de yüksek olduğuna değinen Soylu, şunları kaydetti:

    “Sizin dahil olduğunuz bu meslek, tehditlerin savuşturulmasıyla ilgilidir. Bu meslek; tek tek gün sayıp, omzunuzdaki yıldızların veya şeritlerin, göğsünüzdeki brövelerin artmasını bekleyerek tatmin olunacak bir meslek değildir. Hele hele rahatlık mesleği, hiç değildir. Dünya ve etrafımızdaki coğrafya bu haldeyken, ülkemize bu kadar tehdit yönelmişken, içimizdeki kapıda bu kadar hain varken; aslan gibi evlatlarımız şehadete koşarak giderken, bu şerefli üniformaların içinde rahat edebilen insan zaten yanlış meslek seçmiştir, yanlış üniforma giymiştir.”

    “Gözleri çakmak çakmak, yüreği vatan sevgisiyle dolu aslanlar gördüm”

    İçişleri Bakanlığı süresince katıldığı onlarca mezuniyet töreninin hiçbirinde yanlış üniforma giymiş kimseyi görmediğini dile getiren Soylu, “Helal süt emmiş gençler gördüm. Gözleri çakmak çakmak, yüreği vatan sevgisiyle dolu aslanlar gördüm. Çok şükür ki bugün bu alanda da sizleri öyle gördüm. Tehdit çok. Ama bizler de her geçen gün güçleniyoruz. Arkadaşlarınızı Gabar’da, Kato’da, Ağrı’nın eteklerindeki dağlarda gördüm. Onlarda hiçbir yılgınlık görmedim. Eğer bugün kardeşleriniz okullarında rahat okuyorsa, anneniz, babanız çarşıda, pazarda rahatça alışveriş yapıyorsa bu sizlerin sayesindedir. Sizlere inanıyoruz. Devletimize, milletimize, namusumuza sahip çıkacağınıza inanıyorum. Terörün, uyuşturucunun, asayiş hizmetlerinde suçlunun her türlüsüyle topyekun mücadele edeceğinize inanıyorum” dedi.

    “İnsanlı ve insansız hava gücümüze ciddi yatırımlar yapıyoruz”

    Bugün mezun olan 636 subayın arasında havacılık grubunda eğitim almış kişilerin de bulunduğunu belirten Soylu, bu yönde eğitim alan askerleri sayısını dahada arttıracaklarını bildirerek, “Çünkü insanlı ve insansız hava gücümüze ciddi yatırımlar yapıyoruz. Bu yıl jandarmamıza 3 adet ATAK helikopteri aldık. Hem yerli hem de milli. 6 tane taktik İHA’mız vardı şimdi Gaziantep’le beraber bu sayıyı 20’ye çıkarttık. Aynı şekilde Sahil Güvenlik Komutanlığımıza da hava aracı alımlarımız oldu ve bu yatırımlardan çok olumlu neticeler alıyoruz. Personel kapasitemizi önemli ölçüde arttırdık” ifadelerini kullandı.

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan petrol zengini ülkelere mesaj

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Petrol zengini Müslüman ülkelere sesleniyorum, Müslüman ülkeler salt zekatlarını tespit edip bu fakir, garip ülkelere verseler dünyada herhalde fakir kalmaz” dedi.

    TİKA koordinatörlerini Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde kabul eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, TİKA’nın faaliyetlerinden bahsetti, Müslüman ülkelere ve Batılı ülkelere seslendi. Erdoğan, “Müslüman ülkeler salt zekatlarını tespit edip bu fakir, garip ülkelere verseler dünyada herhalde fakir kalmaz. Batı’nın ortalığı karıştırmak, terör örgütlerini kışkırtmak, insanları birbirine kırdırmak için harcadığı para ile dünyanın kalanını asgari refah seviyesine ulaştırmak mümkündür” ifadelerini kullandı.

    “Amerika sağda solda konuşuyor. Rakamlar ortada”

    “Bugün dünyanın 5 kıtasındaki 58 farklı ülkede bulunan 60 program koordinasyon ofisi ile nerede bir dertli varsa imdadına yetişmeye çalışan TİKA’mızın yanında olmaya devam edeceğiz” açıklamasında bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendilerinin ecdattan aldıkları mirası layık olduğu yere ulaştırabilmek için TİKA başta olmak üzere mazlumlara, mağdurlara, kimsesizlere, gariplere el uzatan kurumların çalışmalarına özel önem verdiklerini kaydetti.

    Türkiye’yi yardım alan bir ülke konumundan dünyanın en çok kalkınma yardımı yapan ülke konumuna getirdiklerinin altını çizen Erdoğan, “Türkiye 2016 yılında 6 milyar dolarlık insani kalkınma yardımı ile Amerika’nın hemen ardından ikinci sırada yer almıştır. Bu yardımın milli gelire oranı bakımından ise binde 75 ile açık ara ilk sırada yer alıyoruz. Amerika sağda solda konuşuyor. Rakamlar ortada. Bu verdiğim rakam OECD rakamıdır. Türkiye’nin 2017 yılındaki toplam kalkınma yardımlarının hesaplaması 8 milyar 140 milyon lira olarak dün açıklandı. Bu yardımların milli gelirimize oranı ise binde 95 seviyesine çıktı. Türkiye’nin kalkınma yardımlarının 7,2 milyar dolarını insani yardımlar diğer kısmını ise diğer sair kalkınma yardımları oluşturuyor. Geçen yıl 6 milyar dolarlık insani yardım ile listede ikinci sırada yer almıştık. İnşallah bu yıl şayet diğer ülkelerin yardımlarında fevkalade bir artış yoksa 7,2 milyar dolarlık insani yardım ile ilk sıraya çıkmamız kuvvetle muhtemeldir. Birkaç aya kadar bu liste açıklığında durumu göreceğiz. Batılı ülkelerin dünyanın kalan kısmına verdikleri ciddi krediler sebebiyle toplam kalkınma yardımlarındaki rakamlar çok değişiyor. Buna rağmen toplam kalkınma yardımlarında da dünyada altıncı, bunların milli gelire oranında dördüncü sıradayız. Biz tarih boyunca devlet ve millet olarak elimizdeki imkanları paylaşma konusunda daima cömert davrandık. Böylece ecdadın emanetine sahip çıkmış oluyoruz. Bu bizim ecdattan devraldığımız mirastır” diye konuştu.

    “Petrol zengini Müslüman ülkelere sesleniyorum”

    Dünyadaki pek çok sorunun, krizin, çatışmanın kaynağında gelir dağılımındaki adaletsizliğin yattığını kaydeden Erdoğan, “Ülkeler arasındaki savaşlar ve özellikle iç çatışmalar gelir dağılımındaki adaletsizliği içinden daha da çıkılamaz bir hale getiriyor. Pek çok geri kalmış ülkeye gittiğimizde bir tarafta bir lokma yemeğe, bir yudum suya hasret milyonlarca insan varken, diğer tarafta küçük bir azınlığın lüks ve şatafat içinde hayat sürdüğüne şahit oluyoruz. Eskiler ne güzel söylemiş, tabi bunun tercümesinde biraz zorluk olabilir, ‘maslahatı alem dört şeye olmuş bina, ben yiyeyim sen yeme, ben iyiyim sen fena.’ Yani dünya üzerine kurulduğu söylenen bu dört çarpıklığın yükünü kaldırmaz. Biz imkanlarımızın el verdiği, elimizin uzandığı, gönlümüzün alabildiği kadar insana yardımcı olmaya gayret ediyoruz. Örneğin Bangladeş, Arakan. Bangladeş’te gönlümüz hep şunu arzu etti, Şeyh Hasina’ya özellikle rica ettim, bize orada bir yer verin, verin ki biz orada bütün Arakanlı mültecilere sıkıntı yaşamadan, sıkıntıyı minimize edecek bir şekilde kamp kuralım ve onların oradaki gerek eğitimini, gıda noktasındaki sıkıntılarını çok daha çabuk karşılayabilir hale gelelim. Bunu başaramadık. Tüm bunlara rağmen bir Bangladeşli kardeşimizin orada bizler adına bu mücadeleyi veriyor olması, bu hizmeti veriyor olması takdire şayan, kendilerini tebrik ediyorum. Bizim için bu yardımlar karşı tarafa mihnet vermek değil, tam tersine yükünü azaltmak, derdine bir nebze de olsa derman olmak amaçlıdır. Kalkınma yardımı konusunda ön sıralarda görünen Batılı ülkelere baktığımızda ölçünün ihtiyaç değil irtibat olarak belirlendiği görülüyor. Yani sadece kendi siyasi, ticari, bölgesel, küresel politikalarına hizmet edecek yerlere yardım ediyorlar. İnsanların gerçekten yardıma ihtiyaç duyduğu nice yerlerde ise bu ülkelerin kayda değer hiçbir faaliyetinin olmadığını görürsünüz. Oysa ekonomik güçleri itibariyle Türkiye’nin katbekat önünde olan bu ülkeler gerçekten isteseler dünyadaki açlığın ve yoksulluğun önüne geçebilir. Ben daha da ileriye gidiyorum, özellikle Müslüman ülkelere sesleniyorum, petrol zengini Müslüman ülkelere sesleniyorum, Müslüman ülkeler salt zekatlarını tespit edip bu fakir, garip ülkelere verseler dünyada herhalde fakir kalmaz. Bu yapılmıyor. Sadece çıkan petrolün bunlar zekatını verseler o fakir fukara ülkeler ihya olur. Hep söylenir ya, Batı’da israf edilen yiyecek ile dünyanın kalanındaki tüm açlar doyar. Aynı benzetmeyi şöyle de yapabiliriz, Batı’nın ortalığı karıştırmak, terör örgütlerini kışkırtmak, insanları bir birine kırdırmak için harcadığı para ile dünyanın kalanını asgari refah seviyesine ulaştırmak mümkündür. Silahlanmaya harcanan paralar. Şu anda değişik yerlerindeki yağdırılan bombalar. Fazla yere gitmeye gerek yok. Sadece şu Ortadoğu’da harcanan paralar, bunlara baktığımız zaman, Irak’ta neler yaptılar, şu anda Suriye’de, Filistin’de yapılanlar, Libya’da, bütün buralarda yapılan sadece savaş için harcamalar dünyadaki fakir halkları ihya eder. Bizim ölçümüz asla bunlar olmadı. Sadece şurada Suriye’de terör örgütlerine Amerika’nın gönderdiği yardım 5 bin tır silah ve mühimmat, 2 bin kargo uçağı ile buralara gelen silah ve mühimmat. Artık siz bunların ne tür büyük rakamlar tuttuğunu hesap edin” şeklinde konuştu.

    “Rabbim bizlere ensar olma şerefini bahşetti”

    3,5 milyonu Suriyeli olmak üzere 4,5 milyon mülteciye dünyada ev sahipliği yapan başka ülke olmadığını belirten Erdoğan, “Üzülmüyoruz, ’niye böyle’ demiyoruz, diyoruz ki, ya Rab sana hamdolsun, bize 4,5 milyon mülteciye ev sahipliği yapma şerefini bahşettin. Biz muhacir de olabilirdik, Rabbim bizlere ensar olma şerefini bahşetti. Ensar olmaktan daha güzeli olabilir mi? Öyleyse ensar olabilmenin görevini yerine getirmemiz lazım. Suriyeli kardeşlerimize kendi yurtlarında güvenli, huzurlu ve müreffeh bir gelecek için yaptığımız sınır ötesi operasyonları ödediğimiz bedellere rağmen sürdürmekte kararlıyız. Terör örgütlerine karşı yürüttüğümüz mücadelede maalesef kendimize pek az dost bulabildik. Hatta demokrasiden ve özgürlüklerden dem vuran ülkelerin önemli bir bölümünün çıkarları öyle gerektirdiği için terör örgütlerinin yanında yer aldığını gördük. Lafa geldiği zaman ‘dostuz’ diyorlar, yalan. Geldiğimiz noktada bu ülkelerle aramızda çok kesin görüş ayrılıkları olduğunu tespit ettik. Mesela biz Suriye’de güvenli bölgeler oluşturmak istiyoruz. Obama döneminden beri ben bunu söylüyorum. Kendisi ile kaç kez görüştük, söyledik. Yeni gelen yönetim baktım onlarda ‘güvenli bölge oluşturalım’ diyor. Biz bunu zaten ne zamandan beri söylüyoruz, hadi gelin oluşturalım, bakın yine yanaşmıyorlar. Niye? İstedikleri bu değil, istedikleri ortalığı karıştırmak, istedikleri Müslüman kıyımı. Fakat öyle bir Müslüman kıyımı ki, öldüren ‘Allahuekber’ diyor öldürüyor, ölen ‘Allahuekber’ diyor o da ölüyor. Böyle bir terslik olabilir mi? Şu anda biz İslam dünyasında bunu görüşüyoruz. Afganistan’da Irak’ta bu var, Suriye’de bu var, Libya’da bu var. Oyun hep aynı oyun. Onlar kan ve ateş her yere yayılsın istiyoruz. Biz Suriye halkı kendi topraklarında huzur içinde yaşasın istiyoruz. Onlar Suriye halkı bir birini kırsın, yok etsin istiyor. Biz Suriye şehirlerini alt yapısıyla, üst yapısıyla yeniden yaşam alanları haline getirelim istiyoruz. TİKA niye var, bunun için var. Gittiği yerlere bunu götürüyor. Onlar her şeyi yakıp yıkmak, mümkünse geride hiçbir şey bırakmamak istiyor. Biz insanlar 7 yıldır kesintisiz yaşadıkları o kötü günleri geride bıraksın, kendilerine yeni bir gelecek inşa etsin istiyoruz. Onlar kaos ve çatışma sonsuza kadar sürsün istiyor. Bu karşıtlıkları daha uzun uzun saymak mümkün. Asıl acısı da bu aleni fotoğrafa rağmen terör örgütlerini destekleyen ülkelerin seslerinin daha çok çıkması, hatta Türkiye’yi eleştirmeleridir. Türkiye hiçbir operasyonunda sivillerin kılına dahi zarar vermemişken, rejim ve güya DEAŞ ile mücadele eden güçler neredeyse bir misyon veya bu misyonun ötesinde yüklendiği görev ile 1 milyon sivili katletmiştir. Ülkemizin siviller bahane edilerek eleştirilmesini acı acı gülümseyerek takip etmekten başka bir şey yapamıyoruz. Suriye’de taş üstünde taş bırakmamaya adeta yemin etmiş örgütlerin ve güçlerin karşısına Suriye’nin yeniden ihyası, inşası ve yükselişini sağlayarak çıkmakta kararlıyız. Yüzlerinin kızarmayacağını, kalplerinin yumuşamayacağını biliyoruz. Ama biz ecdadımızdan aldığımız terbiyenin gereği olarak bu şekilde hareket etmeyi sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.

    “Gidilen ülkeler arasında öyle yerler var ki, haritada yerini bulmak dahi zor”

    Bu anlayışın sadece Suriye konusunda değil, bugüne kadar 170 ülkeye ulaşmış olan kalkınma yardımlarıyla dünya çapında ortaya koyduklarının altını çizen Erdoğan, “Bizim için sadece halkı Müslüman olan ülkeler değil, Müslüman olmayan mağdur ve mazlum ülkelere de biz yardımımızı gönderiyoruz. TİKA olarak ilk Orta Asya’da bağımsızlığını kazanmış 5 Türk cumhuriyetine yönelik kalkınma yardımları, böyle başladık. Biz bu ufku çok dar bulduk, TİKA’nın faaliyet alanını Balkanlar’dan Ortadoğu’ya, Afrika’dan Latin Amerika’ya, Güney Asya’dan Pasifik’e kadar genişlettik. Bizden önceki 10 yılda toplam 2 bin 500 proje hayata geçiren TİKA, bugün yılda 2 bin proje ile yoluna devam ediyor. Gerektiğinde elbette balık ta verilen, ama asıl olarak balık tutması öğretilen bir anlayışla projeler geliştiriliyor. Gidilen ülkeler arasında öyle yerler var ki, haritada yerini bulmak dahi zor. Mesela, Güney Pasifik’teki Solomon Adaları’na sağlık hizmetlerine ulaşımı kolaylaştırmak üzere 4 deniz ambulansı temin edilmiştir. Komorlar’da 5 bin kişilik bir stadyum, Kolombiya’da ilköğretim okulu hizmete sunulmuştur. TİKA yürüttüğü projeleri rast gele seçen, çıkar amaçlı hareket eden bir kurum asla olmadı. Faaliyet gösterilen ülkenin beşeri ve tabi kaynakları dikkate alınarak buna en uygun alt yapının kurulmasına çalışılıyor. TİKA projelerinin yaklaşık yüzde 80’inin istihdama, eğitime, sağlığa, kadınlara, çocuklara, iletişime, yani sosyal alt yapının geliştirilmesine yönelik olmasının sebebi budur. Kamboçya’da, Nijerya’da, Fildişi Sahilleri’nde, Pakistan’da, Afganistan’da, Somali’de, Bangladeş’te kadınlara yönelik rehabilitasyon merkezleri açılmasının sebebi budur. Nijerya’da ana çocuk sağlığı hastanesi, Makedonya’da çocuk kliniği, Özbekistan’da kemik iliği hastanesi, Tunus’ta kadın doğum hastanesi kurulmasının sebebi budur. Çevrecilik adı altında her türlü kalkınma, gelişme çabalarına karşı düşmanlık edenlerin aksine biz hakiki manada çevre koruma projeleri hayata geçirdik. Geçtiğimiz yüz yılın en önemli çevre felaketlerinden birisi olan Aral Gölü’nün kuruması karşısında ağaçlandırma, tarım ve hayvancılık projeleri ile Özbekistanlı kardeşlerimizin yanında yer aldık. Burkina Faso’da yüz bin Moringa ağacı yetiştirerek hem çocuklara destek olduk hem de çölleşmeye karşı önemli bir adım attık. Tarihe saygımızı restorasyon projelerimizle gösterdik. Son 3 yıl 3 farklı kıtadaki 18 ülkede 100’ü aşkın eserin restorasyonunu başlattık. TİKA’nin ilk kuruluş amacı olan Türk dünyası ile ilişkilerini de Orta Asya ile sınırlı tutmayarak Gagavuzlar’dan Harar’a, Ahıskalar’dan Türkmenlere kadar geniş bir yelpazeye yaydık. Türkçe’nin en önemli ve en kapsamlı sözlüğünü dünyanın tüm prestijli kütüphanelerine ve üniversitelerine taşıdık. Gazze’de hastane, toplu konut ve zeytin yağı fabrikası, Sri Lanka’da Türk köyü kurulması gibi pek çok faaliyet vardır. Hele bir Somali örneği var ki, bu ülkedeki faaliyetlerimizle dünyada kalkınma yardımları konusunda yepyeni bir model ortaya koyduk. 2011 yılında çok büyük bir kuraklık yaşayan Somali’nin yardım çağrısına kulak vererek dostlarımızın yanına koştuk. Herkes Somali’deki faciayı seyrederken, ben, eşim, çocuğum, arkadaşlarım birlikte Somali’ye uçtuk. Terör tehditlerine rağmen orada yerimizi aldık, kollarımızı sıvadık. Her alanda neler yapabileceğimizi belirledik. Devletimizle, milletimizle el ele verip eğitimden sağlığa, tarımdan ulaştırmaya, güvenlikten idari yapıya kadar ülkeyi baştan sona ayağa kaldıracak çalışmalara başladık. Biz Somali’de yaptığımız işleri Türk Tipi Kalkınma Modeli diyoruz” açıklamasında bulundu.

    “Her ne yapıyorsak gönülden yapacağız, Allah için yapacağız”

    TİKA’nın Ramazan ayı boyunca dünyanın dört bir yanında gerçekleştirdiği iftarlar ve diğer çalışmalarını taktir ile takip ettiğini ifade eden Erdoğan, “Diğer ülkeler herhangi bir siyasi, sosyal veya ekonomik sorunla karşılaşınca ilk iş kalkınma yardımlarını kısarken Türkiye tam tersine en sıkıntılı zamanlarında dahi kalkınma yardımlarını artırmaya devam etti. Muhataplarımızı incitmeden, çünkü sevgililer sevgilisi Peygamberimiz ne buyuruyor; ‘sağ elin verdiğini sol el görmeyecek.’ Ölçü bu. Onun için aşağılamadan tamamen eşit ortaklık anlayışı ile işbirliği yolları aradık, arıyoruz. İnsani diplomasiyi dış politikamızın zirvesine yerleştirdik. Ev sahipliği yaptığımız zirveler bunun en açık ifadesidir. 2016 yılındaki Dünya İnsani Zirvesi, 2011 ve 2016 yıllarındaki En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansı, İTT 13. Zirvesi, Uluslararası Somali Konferansı ve ez gelişmiş ülkelerin sorunlarını özellikle gündeme aldığımız G-20 zirvesi bu toplantılar arasındadır. Ülkemizin kalkınma yardımları konusundaki gösterdiği samimi duruş uluslararası kuruluşların ilgisini de üzerine çekmiştir. Herkes yardım adı altında siyasi ve ticari çıkarları için zemin oluştururken, biz 47 en az gelişmiş ülkelere özel olarak yöneldik. Yapılan zirvelerde çoğu ülke taahhüdünü yerine getirmezken biz 2008-2015 yılları arasında 2 milyar doların üzerinde yardım yaparak taahhüdümüzün de ötesine geçtik. Bu şekilde yolumuza devam edeceğiz. Türkiye’yi büyüttükçe, ülkemiz kazandıkça bunu dünyadaki tüm mazlumlar ve mağdurlarla paylaşma zaviyemizi asla kaybetmeyeceğiz. TİKA’mızın siz değerli temsilcilerinden beklentim, Yunus Emre’nin şu sözünü hiçbir zaman aklınızdan çıkartmayın; ‘ben gelmedim kavga için, benim işim sevgi için, dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim.’ Sizlerden sadece gönüllere girmenizi şahsım ve milletim adına istiyorum. Varsın ötekiler çıkar için, petrol için, maden için, altın için, toprak için, ucuz iş gücü için çevirmedik fırıldak bırakmasın, biz asla bu tür riyakarlıklara tevessül etmeyeceğiz. Her ne yapıyorsak gönülden yapacağız, gönüllerde yer etmenin yoluna bakacağız, Allah için yapacağız. TİKA koordinatörlerimizin her birini Türkiye’nin yumuşak güç politikasının birer uç beyi, akıncısı olarak görüyorum. Mahalli personel olarak kadronuzdaki bulanan arkadaşları da bu kutla davadaki gönüldaşlarımız, yoldaşlarımız olarak kabul ediyorum. Her şeyden önce Rabbim yar ve yardımcınız olsun. Yıllardır başarılı çalışmalarını yakından takip ettiğimiz Serdar Çam kardeşimiz başta olmak üzere TİKA’nın tüm mensuplarına ülkemize yaptıkları hizmetler için, milletim adına yaptığınız bu hizmetler için teşekkür ediyorum” dedi.