Etiket: Ülkeler

  • Gelişmekte Olan Ülkeler Obezite Pençesinde

    Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Genel Sekreteri Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı Prof. Dr. Okan Bülent Yıldız, “Son 10 yıl içinde gelişmiş ülkelerde obezite artış hızında duraklama gözlenirken tüm dünyadaki obezlerin yüzde 62’sinin yaşadığı gelişmekte olan ülkelerde, obezite görülme sıklığı giderek artmaktadır. Analiz edilen 33 yıl içinde dünyada hiçbir ülkede obezite sıklığında gerileme olmamıştır” dedi.

    Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Başkan Yardımcısı Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi İstanbul Uygulama ve Araştırma Hastanesi, Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı Prof. Dr. Nilgün Güvener Demirağ, 38. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kongresi’nin Antalya’nın Belek Turizm merkezindeki bir otelde bin 230 kişinin katılımıyla gerçekleştirildiğini kaydetti.

    Kongre kapsamında, ‘3Tiroid Ultrasonografi Kursu’ ve ‘2. Ulusal Lipid Sempozyumu” düzenlendiğini aktaran Prof.Dr. Güvener, “Kongrede toplam 342 bildiri ile başvuru yapıldı. Toplantıda 15 konferans, 20 panel, 6 interaktif vaka oturumu, 5 sözel bildiri oturumu yapıldı. 5’i yabancı olmak üzere toplam 174 konuşmacı ve oturum başkanı bilimsel programda görev aldı. Endokrinoloji bilim dalı kapsamında yer alan; diyabet ve obezite, tiroid hastalıkları, hipofiz hastalıkları, kemik metabolizması, adrenal ve gonad hastalıkları son bilimsel veriler ışığında tartışıldı. Ayrıca, teşhis, tedavi ve izlem kılavuzlarında son yıllarda yapılan değişikliklerin nedenleri katılımcılarla paylaşıldı. Tüm gün süren lipid sempozyumun ’da ise lipid metabolizması, ilişkili hastalıklar ve tedavi yönetimi tüm yönleriyle gözden geçirildi” diye konuştu.

    Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Başkanı Bilim Üniversitesi Tıp Fakültesi, Endokrinoloji Bilim Dalı Prof. Dr. M. Sait Gönen, Tiroid hastalıkları dünyada ve Türkiye’de en yaygın endokrinolojik hastalıklar olduğunun altını çizdi.

    “TÜRKİYE’DE TOPLUMUN YÜZDE 40’NDA TROİD RİSKİ VAR”

    Yapılan çalışmaların Türkiye’de toplumun yüzde 40’ın tiroid hastalığı veya riski bulunduğunu gösterdiğini belirten Prof.Dr. Sait Gönen, “Yaklaşık 20 yıldır uygulanan tuzların iyotlanması programı ile iyot alımında düzelmenin kısmen sağlandığı, ancak sorunun devam ettiği açıktır. Bununla birlikte iyot alımındaki artış, otoimmun tiroid hastalıkları, hipertiroidi ve tiroid kanserleri gibi bazı tiroid hastalıklarının dağılımında değişikliklere neden olmuştur. İyotlama programı ile iyot eksikliği bölgelerinde ortaya çıkabilecek tirotoksikozlar toplum sağlığı açısından iyot destek programına engel olmamalıdır” dedi.

    “TÜRKİYE’DE GUATIR ENDEMİK”

    Türkiye’de guatrın endemik olduğunu vurgulayan Prof.Dr. Gönen, “Toplumun yüzde 5’inden daha sık görülen yaygın hastalıklar. Halen şehir merkezlerinde bile toplumun önemli bir kısmında iyot eksikliğine bağlı guatra rastlanıyor. Okul çağı çocuklarında bile guatr sıklığını yüzde 30 bulan çalışmalar mevcut. Sofra tuzlarının iyotlanması dışında sanayi tuzlarının, ekmeğin ve suların iyotlanması, hazır gübrelere iyot katılması gibi önlemler de alınabilir” diye konuştu.

    “40 YAŞIN ÜZERİNDE SIKLIK ARTIYOR”

    Günümüzün önemli bir problemlerden birinin gebelikte yetersiz iyot alımına bağlı gebe ve bebek sağlığının etkilenmesi olduğunu işaret eden Prof.Dr. Gönen, “Gebelerde tuzla yeterli iyot alınamıyorsa medikal olarak iyot tedavisi düşünülmelidir. Yine ülkemizde değişik bölgelerde yapılan çalışmalarda guatr sıklığının yüzde 45’lere kadar çıkabildiği gösterilmiştir. Özellikle 40 yaşın üzerindeki bireylerde ve kadınlarda sıklık artmaktadır. Ancak çocuk ve genç populasyonda da halen guatr önemli bir sorun olmaya devam etmektedir. Batı Karadeniz bölgesinde yapılan bir çalışmada 13-19 yaş grubunda guatr sıklığı yüzde 23,8 olarak bulunmuştur. Ülkemizde hipertiroidi, hipotiroidi, özellikle de iyot eksikliği, guatr ve nodüler guatr en sık görülen endokrinolojik hastalıklardandır” ifadelerine yer verdi.

    “OBEZİTE GÖRÜLME SIKLIĞI ARTIYOR”

    Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Genel Sekreteri Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı Prof. Dr. Okan Bülent Yıldız, vücutta yağ miktarının artması olarak tanımlanan obezitenin tüm dünyada bir salgın hastalık olarak görüldüğünü aktardı.

    Prof.Dr. Yıldız, 1980-2013 yılları arasında 188 ülkede bin 769 obezite sıklığı çalışmasının incelendiği ve yakın zamanda yayınlanan bir analizin sonuçlarına fala kiloluk sınırı erkeklerde yüzde 29’dan yüzde 37’ye, kadınlarda yüzde 30’dan yüzde 38’ yükseldiğini kaydetti.

    Dünyada 2,1 milyar fazla kilolu ve obez insan bulunduğunu kaydeden Prof.Dr. Yıldız, “ Önümüzdeki 20 yıl içinde bu rakamın 3 milyara çıkması bekleniyor. Obez bireylerin yüzde 13’ü Amerika’da, yüzde 15’i Çin ve Hindistan’da yaşamaktadır. Son 10 yıl içinde gelişmiş ülkelerde obezite artış hızında duraklama gözlenirken tüm dünyadaki obezlerin yüzde 62’sinin yaşadığı gelişmekte olan ülkelerde, obezite görülme sıklığı giderek artmaktadır. Analiz edilen 33 yıl içinde dünyada hiçbir ülkede obezite sıklığında gerileme olmamıştır” diye konuştu.

    “ERİŞKİN NÜFUSUN YÜZDE 65’İ KİLOLU VEYA OBEZDİR”

    Günümüzde gelişmiş ülkelerde yaşayan her 4 çocuk ve ergenden birisi ve gelişmekte olan ülkelerde her 7 çocuk ve ergenden birisinin fazla kilolu ya da obez olduğuna değinen Prof.Dr. Yıldız, “Ülkemizde erişkin nüfusun yüzde 65’i kilolu veya obezdir. Her 100 kadından 5’i ve her 100 erkekten 1’inde morbid obezite mevcuttur. Türkiye’deki çocuk ve ergen obezite rakamları gelişmiş ülkelere benzer görülüyor. Obezitenin yalnızca Amerika’daki yıllık maliyeti 150 milyar doların üzerindedir. Ülkemizde obezitenin önlenmesi ile tüm ölümlerin erkeklerde yüzde 11’inin, kadınlarda yüzde 16’sının önlenebilmesi mümkün”dedi.

    “OBEZİTEDE ULUSLAR ARASI İŞBİRLİĞİ ÖNEMLİ”

    Obezitenin önlenmesine de değinen Prof.Dr. Yıldız, “Obezitenin önlenmesinde ve yönetilmesinde birey, özel sektör ve sivil toplum örgütlerine önemli sorumluluklar düşüyor. Kilo alımını son derece kolaylaştırıcı bir çevrede yaşadığımız ve obezitenin tüm dünyanın ortak sorunu olduğu göz önüne alınırsa uluslararası işbirliği çerçevesinde ülke yönetimlerinin liderliğinde sistemli programların düzenlenmesi, yatırım yapılması ve yapılanların sonuçlarının toplum düzeyinde takip edilmesi obezite ile mücadelenin başarılı olabilmesi için kaçınılmazdır” dedi.

    “TÜRKİYE’DE DİYABETLİ 11 MİLYONA YAKLAŞTI”

    Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Üyesi Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı Prof. Dr. İlhan Yetkin, diyabetin tüm dokuları ve organları etkilediğinin bilindiğini belirterek, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de diyabetli sayısının arttığına değindi.

    Son yıllarda Türkiye’deki diyabetli sayısının 10-11 milyona yaklaştığını kaydeden Prof.Dr. Yetkin, “Bunun yanı sıra ülkemizdeki obezite oranlarının artışı gelecekte ülkemizdeki diyabetli sayısının beklenin de üzerine çıkacağını beklemek gerçekçi bir yaklaşım olur. Ayrıca sağlık giderlerinin tahminen yüzde 11 sadece diyabet hastaları için harcandığı da bilinmektedir. Çok iyi bilenen başka bir özellik ise “Komplikasyonlar Hastalığı” olarak tanımlanan diyabette komplikasyon sayısı arttıkça maliyetlerin 8 kata kadar arttığının anlaşılması tedavisinin daha dikkatli ve hassas düzeyde yapılması gerekliliğini gösterir” ifadelerini kulandı.

    Diyabet tedavisinde yan etkileri azaltmaya yönelik yeni nesil tedavi yöntemlerinden de bahseden Prof.Dr. Yetkin, “Dünyada kullanıma giren ülkemizde de yakın bir zamanda kullanıma gireceğini düşündüğümüz SGLT-2 inhibitörleri özellikle hiperglisemisi önlenemeyen, şiddetli ani kan şeker yükselmesi olan olgularda önemli düzelmelere vesile olabilir. Yeni geliştirilen bu ilaçlar ve klasik uygulanan ilaçlarla birlikte daha etkin kombinasyonlar yapma şansımız artmıştır” dedi.

    Prof. Dr. Yetkin, Türkiye’nin en nemli sağlık sorunlarından birinin diyabet olduğunun altını çizerek, diyabetin kronik ve komplikasyonlarla anıldığını belirtti.

    Türkiye’de 11 milyona yakın diyabetli olduğunun altını çizen Prof. Dr Yetkin, “Ülkemizde diyabetlilerin eğitimi noktasında sıkıntı var. Bu eğitime önem vermeliyiz. Bunun yanında beslenme şekli, aktif yaşam ve medikal tedavilerde önem arz ediyor” dedi.

    Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Üyesi Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Üyesi Dalı Prof. Dr. Fahri Bayram, günümüzde hastalıkların ve ölümlerin en büyük kısmını oluşturan durumların kalp-damar hastalıkları olduğunu bildirdi. Prof. Dr. Bayram şöyle konuştu:

    “Deneğimiz adına bütün Türkiye’yi içine alan ve uluslararası saygın dergilerde yayınlanan yazı ve araştırmalarımızda lipid bozukluklarının en az birisinin toplumda 20 yaş üzerindeki kişilerde yüzde 70 oranında mevcut olduğunu ortaya koymuştur. Çoklu ve riskli lipid bozuklukları ise yüzde 40-50 oranındadır. Konu bu kadar önemli bir toplumsal problem halini almışken ve önlenmesi gerekirken, toplumun bu konuda bilinçlendirilmesini ve yönlendirilmesini tüm hekimler ve özellikle endokrinologlar olarak görev bilmelidirler.”

    Hipertansiyon tüm toplumlarda, tüm hasta gruplarında en önde gelen ölüm sebebi ve çeşitli hastalıklar içinde risk faktörü olduğunun altını çizen Prof.Dr. Bayram, “Toplumda yapılan çeşitli araştırmalarda 20 yaş üzerindeki insanların en az yüzde 30’da, 50 yaş üzerindeki insanların yarısında hipertansiyon mevcuttur. Bu sık rastlanan hastalık ani ölüm, kalp krizi, koroner arter hastalığı, diyabet, inme, çeşitli nörolojik hastalıklar vb. için riski katlayarak arttırır. Bazen ihmal edilen, önemsenmeyen hipertansiyonun bir risk faktörü olmasının yanında en önemli özelliği önlenebilir, kontrol altına alınabilir bir risk faktörü olmasıdır” dedi.

    Prof. Dr. Fahri Bayram, 2014 yılında 28 ilde yaptıkları bir araştırmada insanların yüzde 28’inde bir lipit bozukluk olduğunu belirlediklerini kaydetti.

    “30 YAŞINA KADAR KEMİK YAPISI DOLDURULMALI”

    Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Üyesi Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı Prof. Dr. Oğuzhan Deyneli, vücut görüntüsü ve duruşu sağlayan kemiklerin başlıca işlevleri, organları koruma, kasların tutunmasını sağlama ve kalsiyum deposu olduğunu vurguladı.

    Kemiğin sürekli yenilenen bir organ olduğunu ifade eden Prof.Dr. Deyneli, “Hayatın erken yıllarında yeni kemik yapımı, yıkımdan daha fazla olup, kemik kitlesini arttırır. Pek çok insanda kemik yapımı lehine olan bu döngü sayesinde yaklaşık 30 yaşına kadar kemik kitlesine ulaşacağı maksimumu seviyeye gelir. Ancak bu yaş sonrasında yapım-yıkım dengesi yıkım lehine değişmeye başlar. Dolayısıyla bu yaşa kadar ne kadar yüksek kemik kitlesine ulaşıp başka bir deyişle kemik bankamızı ne kadar iyi doldurduysak, yaşımız ilerledikçe kemik kaybının getireceği sorunları önlemek o kadar mümkün olabilir” dedi.

    “YOĞUN TUZ ALIMI KEMİK SAĞLIĞINI OLUMSUZ ETKİLER”

    Prof.Dr. Deyneli şöyle konuştu:

    “Genetik mirasımız, beslenmede yeterli kalsiyum alımı, yeterli gün ışığı maruziyeti ile D vitamini eksikliğinin önlenmesi, egzersiz, yüksek tuzlu beslenmeden kaçınma, potasyum içerikli meyve sebze tüketimleri, sigara ve alkolden uzak durulması; sağlıklı kemikler için kazanılması gereken yaşam alışkanlıklarıdır. Bu alışkanlıkların çocukluktan itibaren kazanılması, osteoporozdan (kemik erimesinden) korunma adına oldukça önemlidir. Yoğun tuz tüketiminin kemik sağlığını da olumsuz etkileyeceği bildirilmektedir. Diyette alına tuz miktarının fazlalığı, böbreklerde kalsiyumun tutulamamasına sonuç olarak kalsiyum kaybına neden olmaktadır. Bu atılan kalsiyumun önemli bir kaynağı kemiklerimizdir.”

    “KEMİK ERİMESİ İLERİ YAŞLA ERKEKLERDE DAHA FAZLA”

    Osteoporoz(kemik erimesi), dünyada her yıl yaklaşık 9 milyon frajilite kırığından sorumlu tutulduğunu aktaran Prof. Dr. Deyneli, “Türkiye halen Avrupa’da kalça kırığı oranının düşük olduğu bir ülke olmakla beraber, 1988’de yapılan MEDOS çalışması ve 2009 ‘da yapılan FRACTURK çalışması verileri 20 yılda, kırık insidansının belirgin arttığını göstermiştir. Osteoporoz daha çok kadınları ilgilendiren bir sorun olarak algılanmaktadır. Oysa erkeklerde de osteoporotik kırıklar ileri yaşlarda sıklıkla olabilmektedir. Bu yanlış algı, erkeklerde bu konuda korunma, taranma ve tedavi açısından eksiklik oluşturmaktadır. Tüm dünyadaki kalça kırıklarının 1üçte biri erkeklerde olup, erkeklerde kalça kırığı sonrası ölümün, kadınlara göre 2 kat daha fazla olduğu bildirilmektedir. Bu nedenle hem sağlık ekibinin, hem de toplumun bu yanlış algıyı düzeltmek üzere bilinçlendirilmesi gereklidir” ifadelerini kullandı.

    “D VİTAMİNİ”

    Prof.Dr. Deyneli, Vitamin D’nin kemik sağlığı için oldukça önemli olduğunu vurgulayarak, “Besinlerle alımı sınırlı olup, en iyi besinsel kaynak yağlı balıklardır. Besinler tek başına ihtiyacın tamamını karşılayamazlar. Vitamin D’nin doğal ana kaynağı, güneşli havalarda ultraviole ışınları ile cildimizde sentezlenmesidir. Yakın dönemde ülkemizde yapılan bir çalışmada, postmenopzal osteoporoz için en önemli klinik risk faktörleri olarak, vak’aların yüzde 53’ünde yetersiz güneş maruziyeti, yüzde 52’sinde mevcut sedanter hayat biçimi,, yüzde 45’inde çocukluk ve erişkinlik döneminde gıdalarla yetersiz kalsiyum alımı, yüzde 27’sinde ergenlik döneminde hareketsiz yaşam biçimi olarak bulunmuştur. Bu risk faktörlerinin hepsi de alınacak önlemlerle ortadan kaldırılabilir” dedi.

  • Türk Vatandaşlarının Vizesiz Seyahat Edebileceği Ülkeler

    Uçak bileti sitesi Enuygun.com’un Seyahat Analisti Tuğba Hacıbayramoğlu, Türk vatandaşlarının vize alamadan seyahat edebileceği ülkeleri sıraladı.

    Türkiye’nin en büyük uçak bileti sitelerinden Enuygun.com’un Seyahat Analisti Tuğba Hacıbayramoğlu, Avrupa’dan Asya’ya hatta Amerika’ya kadar her kıtada Türk vatandaşlarının vizesiz gezebileceği ülkeler olduğunu söyledi. Hacıbayramoğlu, yurt dışına çıkmak isteyen Türklerin en büyük derdinin ’vize’ olduğunu dile getirerek “Birçok formaliteyle uğraşıp ortalama 100 euro gibi bir tutarı gözden çıkarmanız gerekiyor. Bunlarla uğraşmak istemiyorsanız vizesiz de seyahat edebileceğiniz çok sayıda ülke var. Bu yaz tatil planlarını yapmadan önce bu ülkelere göz atmayı ihmal etmeyin” dedi.

    AVRUPA’DA VİZESİZ GİDİLEBİLECEK ÜLKELER

    Avrupa’da Arnavutluk, Beyaz Rusya, Gürcistan, Karadağ, Kosova, Kuzey Kıbrıs, Makedonya, Sırbistan, Ukrayna ve Moldova’nın vizesiz gezilebileceğini belirten Hacıbayramoğlu “Aslında vizesiz Andorra ve Vatikan’a bile gidebilirsiniz ancak buraya Roma üzerinden ulaşmanız gerektiği için Schengen vizesi almanız şart. Bu ülkelerin yanı sıra sınır kapısında vize alarak Azerbaycan ve Ermenistan’a da gidebilirsiniz. Vizesiz gidilebilen Balkan ülkeleri ise Türklerin en çok tercih ettiği yurt dışı rotaları arasında yer alıyor” dedi.

    AMERİKA KITASI’NDA TÜRKLERDEN VİZE İSTEMEYEN ÜLKELER

    Hacıbayramoğlu, Arjantin, Brezilya, Kolombiya, Şili, Venezuela gibi Güney Amerika ülkelerinin de Türk vatandaşlarından vize istemediğini söyleyerek, “Amerika kıtasında Bolivya, Ekvador, Güney Georgia, Paraguay, Peru, Uruguay, Antigua ve Barbuda, Bahamalar, Barbados, Belize, Britanya Virjin Adaları, Dominika, El Salvador, Guatemala, Haiti, Honduras, Jamaika, Kosta Rika, Meksika, Nikaragua, Panama, Saint Kitts ve Nevis, Saint Lucia, Saint Vincent ve Grenadinler, Trinidad ve Tobago, Turks ve Caicos Adaları ve Dominik Cumhuriyeti’ne vizesiz gidebilirsiniz” açıklamasını yaptı.

    ASYA KITASI’NDA VİZE İSTEMEYEN ÜLKELER

    Asya kıtasında, Maldivler, Lübnan, Endonezya, Tayland gibi turistik ülkelerin de Türk vatandaşlarından vize istemediğini belirten Hacıbayramoğlu, “Uzak Doğu ve Asya kıtasında da pek çok ülke Türklerden vize istemiyor. Bunlar arasında Japonya, Güney Kore gibi ülkeler var. Asya’da ayrıca Bahreyn, Doğu Timor, Filipinler, Hong Kong, İran, Kamboçya, Katar, Kazakistan, Kırgızistan, Kuveyt, Makao, Malezya, Moğolistan, Myanmar gibi ülkeler de vize istemiyor” dedi.

    Afrika’nın en turistik ülkelerinden Güney Afrika Cumhuriyeti’nin de Türk vatandaşlarından vize talep etmediğini dile getiren Enuygun Analisti Hacıbayramoğlu, Afrika kıtası ve Okyanusya’daki vizesiz ülkeleri de sıraladı: “Botsvana, Burundi, Cibuti, Fildişi Sahili, Fas, Gambiya, Güney Afrika Cumhuriyeti, Kenya, Komor, Libya, Madagaskar, Mauritius, Mozambik, Ruanda, Sao Tome, Senegal, Seyşel Adaları, Sudan, Svaziland, Tanzanya, Togo, Tunus, Uganda, Yeşil Burun Adaları, Zimbabve, Cook Adaları, Fiji, Mikronezya, Niue, Palau, Samoa, Tonga, Tuvalu, Vanuatu, Yeni Zelanda. Bu ülkelerden bazıları sınır kapılarında ücretli vize imkanı sunuyor”. Hacıbayramoğlu, listedeki bazı ülkelerin sınır kapısında düşük ücretlere vize verebildiğini de sözlerine ekledi.

  • İhracatta Alternatif Ülkeler Rusya Kaybının Etkisini Azalttı

    Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği (BAİB) Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Satıcı, alternatif pazarlarda yaşanan ihracat artışlarının Rusya’dan yaşanan kaybın bir bölümünün giderilmesinde etkili olduğunu söyledi.

    Batı Akdeniz’den ihracat yapılan ülke sayısı geride kalan 2.5 ayda 118’e çıkarken BAİB Başkanı Mustafa Satıcı, Rusya’dan yaşanan kaybın bir bölümünün giderildiğini ifade etti.

    “İHRACATIN DAHA DA ARTMASI BEKLENİYOR”

    Rusya krizinin ardından başlayan alternatif pazar arayışında önemli mesafe kaydedildiğini belirten BAİB Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Satıcı, “Yakın coğrafyamızdaki birçok ülkeye gerçekleştirilen ihracatın ciddi oranda arttığı görüldü. BAİB verilerine bakıldığında ihracat gerçekleştirilen 118 ülke arasında yakın coğrafyamızın yanı sıra Latin Amerika ve Uzak Doğu ülkeleri de yer aldı. Bölge firmalarının uzak coğrafyalarda da olması Batı Akdeniz ihracatı adına önem taşıyor. Bu ülkelere gerçekleştirilen ihracatın önümüzdeki aylarda daha da artması bekleniyor” dedi.

    “ALTERNATİF PAZARLAR RUSYA KAYBININ GİDERİLMESİNİ SAĞLADI”

    Verilere bakıldığında 118 ülkenin 44’üne 1 milyon dolar ve üzeri ihracat yapıldığını dile getiren Mustafa Satıcı, ihracat miktarı 5 milyon dolar ve üzeri olan ülke sayısının ise 18 olduğunu belirtti. Satıcı, “6 ülkeye ise 10 milyon dolar ve üzeri ihracat gerçekleşti. Bölge ihracatının şuan lokomotifi konumundaki bu 44 ülke arasında ihracatın ciddi oranda düştüğü tek ülke Rusya oldu. Alternatif pazarlarda yaşanan artış, Rusya’da yaşanan kaybın bir bölümünün giderilmesinde etkili oldu. Alternatif pazarlara bakıldığında Almanya’da yüzde 76.8, Ukrayna’da yüzde 81.8, Beyaz Rusya’da yüzde 163.2, Birleşik Arap Emirlikleri’nde de yüzde 70.1 ihracat artışı yaşandı. Geçen yıl bu dönemde 24 bin dolarlık ihracat gerçekleştirilen Arjantin’e Mart ayı itibariyle yapılan ihracat 2,3 milyon dolara, Pakistan’a gerçekleşen ihracat ise 56 bin dolardan 1,2 milyon dolara çıktı” şeklinde konuştu.

  • Bakan Işık: “Otomotiv Teknolojisini İzleyen Değil, Belirleyen Ülkeler Arasında Yer Alacağız”

    Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, Türkiye’nin otomotiv teknolojisini, mevzuatını izleyen ve uygulayan değil, belirleyen ülkeler arasında yer alacağını söyledi.

    Bakan Işık, bugün Conrad Otel’de otomotiv sektöründeki temsilcileri bir araya getiren Otomotiv Sanayi Çalıştayı’na konuk oldu. Burada yaptığı konuşmada otomotiv sektörüne ışık tutacak önemli değerlendirmelerde bulunan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, “Artık, otomotiv teknolojisini ve mevzuatını izleyen ve uygulayan değil, belirleyen ülkeler arasında yer alacağız. Önümüzdeki sürece en iyi şekilde adapte olmak amacıyla yeni Otomotiv Strateji Belgesi’nin hazırlıklarını tamamladık, inşallah en kısa sürede uygulamaya başlayacağız. Yeni belgemizde temel hedefimiz; yerli marka otomobillerimizi üretmek ve katma değeri yüksek ürünler ile dünya otomotiv pazarında daha fazla söz sahibi olmaktır” dedi.

    ÇALIŞMALAR ‘3Y’ FORMÜLÜYLE SÜRDÜRÜLÜYOR

    Son 3 yılda ülke olarak üretimde düşük teknoloji düzeyinden orta teknolojiye doğru geçiş yapıldığına dikkat çeken Bakan Işık, hükümet olarak bundan sonraki dönemde de orta yüksek ve yüksek teknolojiye doğru geçiş yapmak istediklerini kaydetti. Işık, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Gelişmiş bir ülke olmak istiyorsak, yüksek teknolojili ürünlerin ihracatımızdaki payını yüzde 15 seviyesine çıkarmalıyız. Bu nedenle, Bakanlık olarak çalışmalarımızı, ‘3Y’ formülüyle; yani ‘yerli’, ‘yenilikçi’ ve ‘yeşil’ üretim anlayışı ekseninde sürdürüyoruz. Teknolojide Derinlik, Ar-Ge ve Yenilikte Yetkinlik Stratejimiz çerçevesinde otomotiv ve makine gibi güçlü alanlarda hedef odaklı yaklaşım anlayışıyla hareket ediyoruz.”

    “SEKTÖRÜN SÜRÜKLEYİCİ ETKİSİNİ ÖNEMSİYORUZ”

    Otomotiv sektörünün Türkiye’de üretim, ihracat, istihdam gibi alanlarda en ön sırada gelen sektörlerin başında olduğuna vurgu yapan Bakan Işık, geçen yıl yan sanayi ile birlikte sektörün gerçekleştirdiği 17,5 milyar dolarlık ihracat rakamının toplam ihracatın içindeki en büyük kalem olduğunu ifade etti. Işık açıklamalarına şöyle devam etti:

    “GBS verilerine göre, 2014 yılında otomotiv sektöründe faaliyet gösteren firma sayısı, büyüğüyle küçüğüyle birlikte 3.346’dır. Yine 2014 yılında ülkemizdeki toplam cironun yüzde 8,2’sini oluşturan otomotiv sektörü, istihdamın da yüzde 5,5’ini sağlamıştır. Ülkemizdeki vergi sonrası karın yüzde 10’u da otomotiv sektörüne aittir. Ancak bu sektör, sadece kendisi açısından değil, sanayinin diğer birçok sektörüyle sağladığı etkileşim açısından da büyük bir değer taşıyor. Sektörün bu sürükleyici-lokomotif etkisini de çok önemsiyoruz. Otomotiv sektörü, dünya ekonomisinde de çok ciddi bir ağırlık taşıyor. Bugün sanayileşmiş ülke denince, insanların aklına hala otomotiv sektörü güçlü ülkeler geliyor. 2014 yılı verilerine göre, dünya ticareti yaklaşık 18,7 trilyon dolar iken otomotiv sektöründeki ticaret ise 1,4 trilyon dolardır. Bu ciro büyüklüğü ile otomotiv sektörü, satın alma gücü paritesine göre dünyanın en büyük 12’nci ekonomisine eşdeğer durumdadır. Türkiye, bu önemli sektörde, dünyanın en önemli üretim merkezlerinden biri haline geldi. Dünya araç üretiminde 16’ncı sırada, AB’de ise 6’ncı sırada yer alıyoruz. Avrupa Birliği’nde otobüs ve hafif ticari araç üretiminde birinci, kamyon üretiminde ise ikinci sıradayız.”

    1 MİLYONLUK REKOR ÜRETİM

    Hükümet olarak otomotiv sektörüne yönelik çok önemli teşvikleri olduğunu hatırlatan Işık, “Ancak en önemli teşvikin iç ve dış pazardaki gelişmeler olduğuna inanıyorum. Nitekim 2015 yılı, bu sektörde rekorlarla dolu yeni bir yıl olarak tarih geçti.2002 yılında 175 bin adet olan iç pazar, geçtiğimiz yıl 1 milyonu geçerek yeni bir rekor kırdı.Dövizdeki ciddi dalgalanma yaşanmasaydı, eminim ki bundan da iyi rakamlara ulaşacaktık. Yine 2002’de 258 bin adet olan ihracat, geçtiğimiz yıl 992 bin adet olarak gerçekleşti. Türkiye’nin ekonomik istikrarı, yatırım ortamındaki iyileşmeler ile iç ve dış pazardaki bu gelişmeler sayesinde, geçtiğimiz yıl üretimde de rekor kırdık. Hatırlarsınız 2002 yılında üretim 350 bin adetle sınırlıydı. Daha sonra gerek hükümetimiz, gerek sektör temsilcileri yıllık 1 milyon adet üretim hayalinden bahsettiklerinde bunun çok zor, hatta imkansız olduğunu söyleyenler çıkmıştı. Peki geçen yıl üretim ne oldu? Evet, geçtiğimiz yıl 1 milyon 410 bin adet araç ürettik. Araç üretim kapasitemiz 1 milyon 759 bine çıktı” dedi.

    “2020’DEN ÖNCE SERİ ÜRETİME GEÇİLECEK”

    “Artık, otomotiv teknolojisini ve mevzuatını izleyen ve uygulayan değil, belirleyen ülkeler arasında yer alacağız” diyen Bakan Işık, “Önümüzdeki sürece en iyi şekilde adapte olmak amacıyla yeni Otomotiv Strateji Belgesi’nin hazırlıklarını tamamladık, inşallah en kısa sürede uygulamaya başlayacağız. Yeni belgemizde temel hedefimiz yerli marka otomobillerimizi üretmek ve katma değeri yüksek ürünler ile dünya otomotiv pazarında daha fazla söz sahibi olmaktır. Bu noktada, yerlilikten ne anladığımızı kısaca açmak istiyorum. Biz, Türkiye’de üretim yapan tüm firmaları yerli kabul ediyoruz. Ancak yerlilik oranı hesaplamalarında sadece üretim safhasını hesaplamanın yeterli olmadığına inanıyoruz. Yerli otomobil projemizin üstünde bu kadar kararlılıkla durma nedenimiz budur. Bu sektörde yarım asırdan fazla tecrübeye sahip olan ülkemizin, artık kendine özgü bir marka ve tasarım oluşturması gerektiğine inanıyoruz. TÜBİTAK MAM bünyesinde sürdürdüğümüz çalışmalar neticesinde şu ana kadar 4 farklı prototip araç üretildi. Bu yılın sonuna kadar, en az 30 adetlik bir test filosu oluşturmayı, 2018’in Haziran ayı gibi aracın tanıtımını yapmayı ve 2020 yılından önce de seri üretime geçmeyi planlıyoruz. Proje kapsamında, öncelikle menzili artırılmış elektrikli araç geliştirmeye odaklanmış durumdayız. Projemizle yerli bir marka oluşturmanın da ötesinde, otomotiv teknolojilerini geliştiren, üreten ve ihraç eden bir ülke haline gelmeyi hedefliyoruz.Nitekim yerli otomobil projemizin sonucunda, batarya, elektrik motoru, sürücü kontrol ünitesi ve otonom araç sistemleri gibi teknolojileri de ülkemize kazandırmış olacağız.Bu amaçla, TÜBİTAK’ta bir Otomotiv Mükemmeliyet Merkezi de kuruyoruz.Yerli dizel motor üretmek amacıyla bir Motor Mükemmeliyet Merkezi kurmak için de çalışmalarımızı başlattık” diye konuştu.

  • Ülkeler Arası Oluşabilecek Krizlerin Çözümü Turizmde

    Doğu Akdeniz Uluslararası Turizm ve Seyahat Fuarı (EMITT), Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal’ın katılımıyla 20’inci kez kapılarını ziyaretçilere açtı.

    EMITT, TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’ndeki fuar açılışına katılan Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal, hangi ülkede kriz yaşanırsa yaşansın turizmin iyileştirici bir unsur olduğunu söyledi.

    Fuar açılışında konuşan Bakan Ünal, “Bugün hangi anlamda olursa olsun devletler arası alanda hangi kriz yaşanırsa yaşansın turizm her zaman iyileştirici bir etkiye sahip, Uluslararası ilişkilerde kesinlikle ülkeler turizm alanını bir yaptırım aracı olarak kullanmamalıdır. Çünkü uluslararası alanda herhangi bir kriz yaşansa bile yaşanan bu krizin daha sonraki süreçte iyileştirici ve çözüme kavuşturucu etkisini içinde saklayan temel alan turizmdir” dedi.

    Terörü bir ülkenin sorunu olarak değil, küresel bir sorun olarak görmek gerektiğini de ifade eden Bakan Ünal, “Maalesef bugün dünya düşük yoğunlukla bir mücadele sürecinden geçiyor. Maalesef terör bu karşılıklı mücadelenin adeta bir aygıtı durumundadır. O yüzden terör her yerde insanın ve insanlığın üzerinde yükselttiği değerlerin temel düşmanıdır. Terörün temel amacı olarak korku, endişe kaygı ve bunlar üzerinde bir şiddet sarmalı oluşturuyor. O yüzden terör herhangi bir ülkenin sorunuymuş gibi görmemeliyiz. Terör küresel bir sorundur. Ülkeler terörle ortak mücadele etmelidir” dedi.

    Basının mensuplarının sorusu üzerine Rusya ilişkilerini de değerlendiren Bakan Ünal, “Rusya ile birlikte Türkiye bu sorunu aşabilecek güçtedir. Ayrıca her kriz bir fırsat doğurur. Biz de temaslarımız neticesinde Rusya’dan yaşanacak turizm kaybını telafi için tedbirlerimizi aldık.Buradan bir çağrıda yapmak istiyorum ki teröre karşı sağduyu ile tepki koymamız gerekiyor” İfadelerini kullandı.

    Yapılan konuşmaların ardından Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal, protokol üyeleriyle birlikte fuarın açılış kurdelesini keserek stantları gezdi.