Etiket: Ülkeler

  • Prof. Dr. Yıldız: “Türkiye, Avrupa’da en şişman ülkeler sıralamasında birinci”

    EndoBridge Kurucu Başkanı Prof. Dr. Okan Bülent Yıldız, Türkiye’nin Avrupa’da en şişman ülkeler sıralamasında birinci sıraya yükseldiğini belirterek, “Türkiye’de erişkinlerde 3 kişiden biri obez, biri fazla kilolu, sadece biri normal kiloludur” dedi.

    EndoBridge yıllık toplantılarının altıncısı, Amerikan Endokrin Derneği, Avrupa Endokrinoloji Derneği ve Türkiye Endokrinoloji Derneğinin işbirliğinde Antalya’nın Belek Turizm Merkezi’ndeki bir otelde gerçekleştirildi. Kongre kapsamında düzenlenen basın toplantısına EndoBridge Kurucu Başkanı Prof. Dr. Okan Bülent Yıldız, Endokrinoloji ve metabolizma Derneği Yönetim Kurulu üyesi Prof. Dr. Füsun Saygılı, Avrupa Endokrinoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Aj Van Der Lely ve Amerikan Endokrin Derneği Başkanı Prof. Dr. Susan Mandel katıldı.

    EndoBridge Kurucu Başkanı Prof. Dr. Okan Bülent Yıldız, sağlık alanında dünyada birçok ilke imza atan bu uluslararası projenin 2018 yıllık toplantısının 41 ülkeden 578 katılımcıyı buluşturduğunu ve bu yıl en yüksek yabancı delege ve en yüksek ülke sayısına ulaştığını belirtti.

    “2 milyar kişi şişman”

    Prof. Dr. Yıldız, programda diyabet, obezite, lipid bozuklukları, tiroid, kemik ve osteoporoz, hipofiz, böbreküstü bezi, nöroendokrin tümörler, kadın ve erkek üreme endokrinolojisi dahil olmak üzere endokrinolojinin tüm problemlerine güncel yaklaşım kapsamlı bir şekilde ele alındığını bildirdi.1970’li yıllardan beri çocuk ve erişkin obezitesi sıklığının üç katına çıktığını kaydeden Prof. Dr. Yıldız, günümüzde dünyadaki fazla kilolu ve obez birey sayısının 2 milyarın üzerinde olduğuna dikkat çekti.

    “3 kişiden biri obez”

    Türkiye’nin dünyada en şişman ülkeler sıralamasında birinci sıraya yükseldiğini belirten Prof. Dr. Yıldız, “Türkiye’de erişkinlerde 3 kişiden biri obez, biri fazla kilolu, biri normal kiloludur. Obezite vücutta yağ miktarının artmasıdır. Tanıda en sık kullanılan kriter vücut kitle indeksi (VKİ)’dir. VKİ, kilogram cinsinden ağırlığın metre cinsinden boyun karesine bölünmesi ile elde edilen rakamdır. VKİ’nin 18.5 – 25 arasında olması normal, 25-30 arası fazla kiloluluk, 30’un üzerinde olması ise obezite olarak değerlendirilir. Ancak, bu kaba bir rakamdır ve vücuttaki yağ miktarını her zaman doğru olarak yansıtmaz, yağ dağılımı hakkında fikir vermez, ırk ve etnik gruplara göre farklılık gösterir ve ileri yaşlarda yanıltıcı olabilir. Vücudunda yağ fazlalığı olan erişkinlerin yaklaşık yarısı, çocuk ve ergenlerin yüzde 25-50’si normal VKİ’ne sahiptir. Klinik değerlendirmelerde vücut yağ dağılımı hakkında da fikir sahibi olabilmek için bel çevresinin de ölçülmesi önemlidir. Erkeklerde 94 santimetre, kadınlarda ise 80 cm üzeri metabolik hastalık riskinin arttığını gösterir” ifadelerine yer verdi.

    Prof. Dr. Bülent Yıldız, obezite, diyabet, lipid ve kolesterol bozuklukları, kısırlık, kalp ve damar hastalıkları, karaciğer hastalıkları, uyku apnesi, kanser, psikiyatrik hastalıklar, eklem rahatsızlıkları gibi birçok hastalığın görülme sıklığını, şiddetini ve ölüm oranlarını artırdığını kaydetti.

    “Obezite kronik bir hastalıktır”

    Türkiye’de obezitenin önlenmesi ile tüm ölümlerin erkeklerde yüzde 11’inin, kadınlarda yüzde 16’sının önlenebilmesinin mümkün olduğunun altını çizen Prof. Dr. Yıldız, “Obezitenin önlenmesi ve tedavi edilmesindeki başarısızlığın en önemli nedenlerinden biri, obezitenin kişinin kontrolünde bir yaşam tarzı biçimi sonucu oluştuğu ve şişman bireylerin kilo almalarından kendilerinin sorumlu olduğu düşüncesidir. Oysa obezite kompleks, ilerleyici ve tekrarlayıcı, kronik bir hastalıktır. Bireyin kendi kontrolünde olmayan genetik, biyolojik, psikososyal ve çevresel pek çok faktör de obezite gelişiminde rol oynar. Metabolizma ve hormon dengemizden pazarlama güçlerine kadar birçok etken, vücutta aşırı yağ birikimine eğilim ve duyarlılığımızı belirler. Obeziteyi basitçe bir vücut ağırlığı, imaj ya da irade problemi olarak tanımlamak yerine hastalığa duyarlılığı ve karmaşıklığı dikkate alan insan odaklı ve dört boyutlu olduğu unutulmamalıdır” diye konuştu.

    “Hayati bir salgı bezi”

    Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Füsun Saygılı, hipofiz bezinin, beynin tabanındaki çanak biçiminde kemik yapı içinde yer alan ve vücuttaki birçok hormonun kontrolünü sağlayan hayati bir salgı bezi olduğunu vurguladı. Hipofiz bezinin bir bezelye tanesi büyüklüğünde olup, en çok kanlanan organlardan olduğunu belirten Prof. Dr. Saygılı, “Bu bezle ilgili hastalıklar, bez hormonlarının az ya da çok salgılanması, beze ait adenom denen -genellikle- iyi huylu tümörlerin gelişimi sonucu ortaya çıkar. Hipofiz hastalıkları deyince akla gelen bedenimizin orkestra şefidir. Bu kongrede de olduğu gibi en başlarda yer alır. Hipofiz adına 4 konferans verildi. Hipofiz endokrin organlarını kontrol eder. Troid bezi büyüdüğünde ürememizi sağlayan metabolizmamızı, böbrek üstü bezleri hep hipofiz bezinin sayesinde yaptıklarını yapmaya devam eder. Bu bezdeki bir takım metolojiler biz takım bozukluklar bu bezin adenomları denilen bir takım tümörleri sonucu ortaya çıkabilir. Suyu, tuzu, şekeri elinde kontrol elinde tutan bir bezdir. Hipofiz bezi adenomları, sayılan hormonların bazen fazla salgılanmasına bazen de hiç salgılanamamasına yol açar. Salgı eksiklikleri, bazen, acil ve hayati olabilir. Ayrıca hormon salgısından bağımsız, adenomların büyümesi, komşu yapıları etkileyerek görme kaybına, çift görmeye; ya da baş ağrısı, bulantı-kusma gibi kafa içi basınç artışı belirtilerine yol açar. Hipofiz bezine ait hastalıkların tanı, tedavi ve takibini endokrinoloji uzmanları yapar” diye konuştu.

    “Troid nodülleri”

    Amerikan Endokrin Derneği Başkanı Prof. Dr. Susan Mandel, son on yılda tıbbi görüntülemenin giderek daha çok kullanılmasıyla birlikte tiroid nodüllerinde tanı sayısı çok büyük oranda arttığını bildirdi. Tiroidin boyun ağrısı veya kronik öksürük gibi diğer tıbbi durumların değerlendirilmesi amacıyla yapılan boyun ve göğüs görüntülemesinin bir parçası olarak görüntülendiğini aktaran Prof. Dr. Mandel, “Tiroid nodüllerinin büyük çoğunluğu benign nodüllerdir. Ancak bir tiroid nodülü tespit edildiğinde hasta genellikle endişeye kapılır ve bir kez daha değerlendirilmek üzere başka bir uzmana yönlendirilir. Tiroidin ultrasonla görüntülenmesi, kanser riskinin sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesini ve hem herhangi bir ek değerlendirmeye gerek bulunmayan hem de ince iğne aspirasyon biyopsisi endike olan nodüllerin tespit edilmesini sağlayabilmektedir. Dolayısıyla tiroid ultrasonunun doğru uygulanması ve yorumlanması kritik önem taşır. Bir nodül, biyopsi açısından uygun olsa da sonuç bazen belirsiz olabilir, yani benign veya kanser tanısı kesin olarak konamayabilir” diye konuştu.

    “Troid artışı”

    Tiroid tanısının tüm dünyada görüntüleme ve sağlık hizmetlerine erişimin artmasına bağlı olarak artış gösterdiğini dile getiren Prof. Dr. Mandel, “Tiroid kanseri insanların yüzde 20-25 ‘inde var. 30 yaşına geldiğinize yüzde nüfusun 20-25’de küçük kanserler var. Bunlarla yaşayıp başka şeylerden ölüyoruz. 15 yıl önce elle kontrol ediyorduk şimdi, görüntüleme çalışmasıyla belirleniyor. Bazı ülkelerde dünyada sağlığa erişim olamadığı için oran düşük. Daha fazla görüntülemeye erişim arttıkça kanser insidansının arttığını görüyoruz. Etnik anlamda çok farklılık belli değil” dedi.

    “Beynin fonksiyonları”

    Avrupa Endokrinoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. AJ Van Der Lely, metabolizmanın kontrolü açısında beyinle ilgili çok az şey bildiklerini söyledi. Beynin hastalıkları nasıl etkilediğini yavaş yavaş öğrenmeye başladıklarını kaydeden Prof.Dr. Lely, “Beyin nasıl bağırsakla iletişime geçiyor, elimizde bir bilgi yok. Obez hastalar çok daha fazla yiyorlar, zayıf kişiye göre bu doğru değil. Beyin neden geri gidip neden orijinal kiloya dönmüyor. Bu temel faktörleri tespit etmeye başladık” dedi.

    Lely, şöyle konuştu:

    “Ghrelin (veya açil ghrelin; AG) ve des-açil ghrelin (DAG) peptidleri, çoğunlukla midede eksprese olan preproghrelin geni tarafından kodlanır. Hakkında epeyce bilgi sahibi olunan obezite hormonu ghrelinle kıyaslandığında DAG çok büyük bir ilgi görmemiştir. DAG uzun zamandır AG’nin inert bir bozunma ürünü olarak değerlendirilmiştir. Bununla birlikte son dönemde ulaşılan kanıtlar, DAG’nin ayrı bir hormon olarak davranış sergilediğini göstermektedir. DAG’nin AG’nin fonksiyonel bir inhibitörü olduğunu öne süren çalışmaların sayısının giderek artması da klinik açıdan potansiyel önem taşımaktadır. Dolayısıyla DAG veya DAG analogları; diyabet, obezite ve Prader Willi sendromu gibi metabolik bozuklukların tedavisine yönelik erken dönem çalışmalarda incelenmektedir.”

    “Kanser ghrelin sistemi”

    Bugünlerde kanser alanında ghrelin sistemine daha büyük bir ilgi gösterildiğini ifade eden Prof. Dr. Lely, “Lokal ve sistemik faktörlerin, östrojen reseptörü pozitif meme kanseri riski yüksek olan postmenopozal dönemdeki obez kadınlarda meme kanseri hücrelerinin büyümesini teşvik ettiği kanıtlanmıştır. Aromataz enzimi tarafından memedeki yağ dokusunda lokal olarak üretilen östrojenler, kanser hücrelerinin çoğalmasını tetiklemede önemli bir role sahiptir. Dolaşımdaki AG ve DAG düzeyleri obeziteyle hemen hemen her zaman ters orantılıdır ve bu peptid hormonlarının adipoz dokusundaki aromataz ekspresyonunu inhibe ettiği kısa süre önce kanıtlanmıştır. Ayrıca bu peptid hormonlarının bazı tümör hücreleri tarafından da üretildiği ve tümör büyümesini etkilediği tespit edilmiştir. AG ve DAG’nin enerji homeostazı üzerindeki etkileri de tümör gelişimi ve büyümesini etkileyebilir. Son olarak DAG’nin iskemide ve Duchenne müsküler distrofisinde kas hücrelerinin durumunu, diyabet hastalarında ise kiloyu ve glisemik kontrolü iyileştirdiği tespit edilmiştir” diye konuştu.

  • Lavrov: “Türkiye ve İran’ın Suriye’de hedefleri aynı olmayabilir, ancak ülkeler terörle mücadelede müttefikler”

    Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nde “Türkiye ve İran’ın Suriye’de hedefleri aynı olmayabilir, ancak ülkeler terörle mücadelede müttefikler” dedi.

    Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nde konuşan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rusya, İran ve Türkiye’nin Suriye’deki hedefleri hakkında açıklamalarda bulundu. Lavrov, “Türkiye ve İran’ın Suriye’de hedefleri aynı olmayabilir, ancak ülkeler terörle mücadelede müttefikler. Suriye’de hem İran’ın, hem Türkiye’nin, hem de Rusya’nın belki de çok farklı hedefleri var. Ancak bu aşamada, Suriye’de terörle mücadelede ve Suriye devletinin korunmasında müttefik olduğumuz gerçek. Suriyelilerin kendi kaderlerini belirleyebilmeleri için aralarında bir siyasi diyalog başlatmak için gerekli koşulları oluşturmalarına yardımcı olmak için çalıştığımızdan şüphem yok. Bu, Astana formatı çerçevesinde çok faydalı bir işbirliği” ifadelerini kullandı.

  • Bakan Çavuşoğlu: “Mali saldırının arkasında sadece ABD var dersek aldanırız. Bazı ülkelerin olduğunu biliyoruz, kardeş Müslüman ülkeler de var”

    Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, dövizdeki dalgalanmalara değinerek bunun bir saldırı olduğunun altını çizdi. Çavuşoğlu, “Mali disiplinimizi asla bozmadık. Merkez bankası rezervlerimiz de öyle. Bu saldırının arkasında sadece ABD var dersek aldanırız. Bazı ülkelerin olduğunu biliyoruz, kardeş Müslüman ülkeler de var. Bunun üzerinden de geleceğiz” dedi.

    Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, beraberinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Turizm ve Çevre Bakanı Fikri Ataoğlu ile birlikte Antalya’nın Alanya ilçesinde Yeni Alanya Gazetesi’nin 51. yıldönümü ve Dim Medya A.Ş.’nin bir diğer yayın organı olan DİM TV’nin 1. yılı sebebiyle Alanya’da bir restoranda düzenlenen törene katıldı.

    “Kardeş Müslüman ülkelerde var”

    Son zamanlarda dövizde dalgalanmaların olduğunu kaydeden Bakan Çavuşoğlu, bunun bir saldırı olduğuna dikkat çekti. “Bu bir saldırıdır, geçecek” diye beklemeye gerek olmadığını vurgulayan Bakan Çavuşoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Cumhurbaşkanlığımızın da liderliğinde ciddi çalışıyoruz, tedbirlerimizi alıyoruz. Güçlü bir banka disiplinimiz var. Mali disiplinimizi asla bozmadık. Merkez bankası rezervlerimiz de öyle. Bu saldırının arkasında sadece ABD var dersek aldanırız. Bazı ülkelerin olduğunu biliyoruz, kardeş Müslüman ülkeler de var. Bunun üzerinden de geleceğiz. Krizlerde nasıl güçlendiysek, bunu da atlatacağız. Bu krizi atlattıktan sonra, Türkiye’yi kimse tutamaz. Alt yapıda, üst yapıda tüm hedeflerimize ulaşacağız. Allah’tan başka kimse bizi döndüremez. Milletçe tek yürek olduk. Bu süreçte milletimizin sergilediği duruş çok önemli oy versin ya da vermesin. MHP’yle ittifak kurduk, oy verenler kadar vermeyenlerden de çok ciddi destek gördük. Uyanan bir milletiz. Sürekli ‘Bundan nasıl fayda sağlayabiliriz’ diye düşünenler, etik olmayan, kanuna aykırı hareket eden var. Devlet bunlardan hesabını sorar. Kanuna aykırı hareket edenlerden devlet hesap sorar ve soracaktır.”

    “Suriye’yle yakından ilgilenen tüm aktörlerle temasımız var”

    İdlib’deki çatışmaların devam ettiğini vurgulayan Bakan Çavuşoğlu, insani dramların yaşanmaması, felaketlerin yanı başımızda ortaya çıkmaması için çaba sarf edildiğini kaydetti. Çavuşoğlu, “İnsani politikamız gereği, bu çatışmaları durdurmak için ikili ve üçüncü düzeyde yoğun çaba sarf ediyoruz. Suriye’yle yakından ilgilenen tüm aktörlerle temasımız var. ABD’yle Suriye konusunda da temaslarımız var. O başkadır, bu başkadır. Bu uluslararası çaba gerektiren bir durumdur. İnsanı dış politikamızın gereği olarak göç oluşmaması, insanların evlerini terk etmemesi ve yüzlerce insanın ölmemesi için çabamızı sarf edeceğiz. Şu anda bizi sevenlerin ve sevmeyenlerin söylediği, ’Bunu engellerse Türkiye engeller’ Türkiye’nin Suriye politikasını, Suriye’nin geleceğini düşünen ve teröristlerden temizlenmesi için çaba sarf eden şehit veren bir ülke olduğumuz için, herkes Türkiye’ye güveniyor” ifadelerini kullandı.

    “Teröre kucak açan o özgürlükten, bu özgürlükten yararlanamaz”

    Türkiye’nin her yerinde yerel medyanın dinamik ve canlı olduğunu gördüğünü dile getiren Çavuşoğlu, “Bizi eleştirsin, eleştirmesin fark etmez. Medyanın görevi eleştirmektir. Mehmet Ali’de bizi çok eleştirir. Basın ve ifade özgürlüğü bu demektir. Şahsi hakaretler olur ve mahkemeler karar verir. Devletin hassas olduğu konu, terördür. Teröre kucak açan kim olursa olsun, o özgürlükten, bu özgürlükten yararlanamaz. Terörden çok çektik, kayıplar verdik ama mücadele ettik. Kahramanlarımız sayesinde içerde temizledik, sınırda da mücadelemizi veriyoruz” diye konuştu.

    “Engelleri beraber aşacağımızdan bir kuşkumuz yok”

    Davete katılmanın mutluluğunu yaşadığını ifade eden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Turizm ve Çevre Bakanı Fikri Ataoğlu, basının dünyadaki önemine dikkat çekti. Basına yapılan katkının esirgenmeyeceğini söyleyen Ataoğlu şu ifadeleri kaydetti:

    “Alanya olarak çok yakın bir mesafeden oluşumuzdan dolayı, 4-5 yıl ara verdikten sonra, Alanya-Girne seferlerini başlatmış oluyoruz. Umarım gerek Alanya’nın havayolunun Kuzey Kıbrıs’a da seferler düzenleyerek, Alanya’da bulunan yaklaşık 250 yatak kapasiteli turizm sektöründe karşılıklı işbirliğinde işler yapacağımızı paylaşmak istiyoruz. Mehmet Ali Dim’le nasıl hareket edeceğimizi, ve Alanya’nın kış döneminde kapatılan otellerin nasıl harekete geçirilebileceğimiz yönünde konuşmalarımız oldu. Bu girişimde bulunmasından dolayı değerli kardeşime teşekkür ediyorum. Ülkemize saldırmalarından dolayı gerek ana vatan, gerekse yavru vatan bütün engelleri beraber aşacağımızdan bir kuşkumuz yok. Biz güceniyoruz ve atılacak adımların yanındayız. Umarım önümüzdeki süre içerisindeki nesillerin nice yıllar olması dileğiyle, Mehmet Ali ve ekibine kolaylıklar diliyorum.”

    “Kendimi patron olarak görmüyorum”

    Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun kendilerini asla yalnız bırakmadığını belirten DİM Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Dim, Bakan Çavuşoğlu’nun Alanya’ya çok değer verdiğini kaydetti. Kendisini medya patronu olarak görmediğini ifade eden Dim, “Ben gazetecinin emekçisiyim. Kendimi patron olarak görmüyorum” şeklinde konuştu.

    Öte yandan kutlama törenine, DİM Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Dim, Alanya Belediye Başkanı Adem Murat Yücel, Türkiye geneli gazeteciler cemiyet başkanları, yazarlar, basın mensupları, turizmciler ve çok sayıda davetliler katıldı.

  • Çalışmak içinen çok tercih edilen ülkeler belli oldu

    Yaşam standartları dikkate alınarak hazırlanan rapora göre, dünyada çalışma şartları en iyi olan ülke Kanada olarak belirlendi.

    Medya takip ve raporlama ajansı PRNet, en iyi çalışma şartlarına sahip ülkeler araştırmasını inceledi. PRNet’in Biletall.com’un verilerinden ve medya yansımalarından derlediği bilgilere göre, dünya üzerinde çalışma şartı en iyi olan ülke Kanada olarak belirlendi. Yaşam standardının oldukça yüksek olduğu bilinen Kanada’nın finans ve ekonomi anlamında çalışmak isteyenlerin ilk tercihlerinde yer aldığı görüldü. Kanada’yı ikinci sıradan takip eden ülke ise Norveç olurken, ülkenin yıllık maaş ortalamasının 33 bin 492 dolar olduğu belirlendi. Bununla birlikte listenin üçüncü sırasına Amerika Birleşik Devletlerinin yerleştiği saptandı.

    7 ülke arasında Türkiye yok

    PRNet ve Ajans Press’in gerçekleştirdiği medya araştırmasında konuyla ilgili yazılı basına yansıyan haber adetleri de belli oldu. Çalışma hayatıyla alakalı geçtiğimiz yıl medyaya 4 bin 982 haber yansırken, bu rakam 2018 yılı içerisinde 2 bin 269 olarak belirlendi. Medyaya yansıyan haber başlıkları incelendiğinde ise; özellikle Türkiye’de çalışma saatleri ve düzensiz mesai uygulaması en çok konuşulanlar arasında başı çekti.

    Raporda, 7 ülke yer alırken Türkiye’nin bu listede yer almadığı görüldü. Kanada’nın başı çektiği listede yer alan diğer ülkeler ise; Almanya, İsviçre, Brezilya ve Rusya olarak belirlendi. Listenin dördüncü sırasında yer alan Almanya’nın işsizlik oranı yüzde 5 olarak belirlenirken, onun bu listeye girmesinde büyük rol oynadığı anlaşıldı. Beşinci sırada yer alan İsviçre’de yıllık ortalama kazancın 188 bin 280 dolar olduğu gözlendi. Altıncı sıraya da Brezilya yerleşirken, listenin son sırasında Rusya’nın yer aldığı görüldü.

  • DASİFED Başkanı Ekinci: “Ülkemizi gelişmiş ülkeler düzeyine çıkartma zamanıdır”

    Doğu Akdeniz Sanayici ve İş İnsanları Federasyonu (DASİFED) Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Ekinci, seçimlerin ardından sorunları değil çözümleri, geçmişi değil geleceği hedefleyerek çözüm önerilerinin hayata geçmesi gerektiğini vurguladı.

    Faruk Ekinci, 24 Haziran seçimlerinin tüm ülkeye hayırlı olması dileklerinde bulunarak iş dünyasının beklentilerini açıkladı. Ekinci, “Artık bundan sonra sorunları değil çözümleri, geçmişi değil geleceği hedefleyerek ülkemizi gelişmiş ülkeler düzeyine çıkartma zamanıdır” dedi. Vakit kaybetmeden yeni yapılanma içerisinde kolları sıvayıp, yola koyulmak gerektiğinin altını çizen diyen Ekinci, “Tabiki bunu milletle el ele olmanın verdiği güçle yapmanın sürdürülebilir bir gelecek için olmazsa olmaz olduğu açıktır. Hukuk devletinin ve özgürlüklerin en ileri demokrasiler düzeyinde gerçekleştirilmesi, 81 milyonun yaratacağı katma değeri zirveye çıkaracaktır” diye konuştu.

    Faruk Ekinci, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) tüm paydaşların katılımcılık esasıyla kanun yapma, yerelde ve genelde partiler arası uzlaşma ile etkin denetim mekanizmasının tüm unsurlarının hayata geçmesi gerektiğini kaydetti. Yasama ve yürütmenin kapsamlı bir reform ve politika gündemine yer vermesinin önemini hatırlatan Ekinci, “Gelişmiş Batı ülkelerinde uygulanan anayasaların tüm vatandaşları eşitlik ilkesinde kapsayan bir yapıda olduğu göz önüne alınarak Türkiye’de de bütünleştirici, bireysel hak ve özgürlükler dikkate alınarak toplumun tüm kesimlerini eşitlik ilkesinde kapsayıcı bir sivil anayasa hazırlanması da önem taşımaktadır” şeklinde konuştu.

    “Haksız rekabete yol açan bütün engeller kaldırılmalı”

    Türkiye’yi en geç 5 yıl içinde bulunduğu seviyeden gelişmiş ülkelerle rekabet edecek seviyeye çıkarmanın mümkün olacağını ifade eden Faruk Ekinci, “Bunların zor olduğunu hiç sanmıyorum. Mesela; kadın-erkek eşitliğini sağladığımızda yurt içi yıllık hasılayı 250 milyar dolar arttırabiliyoruz. Sanayi, tarım ve hizmetleri kapsayan bütün sektörlerde haksız rekabete yol açan Kapasite Fazlalıklarını, Kayıt Dışını, Dampingli ve Dış Devlet Teşvikli İthalatı ortadan kaldırdığımızda, iş insanlarımız ihtiyaç duyduğu gerekli sermaye birikimine sahip olacak ve yüksek teknolojiye sahip tesis yatırımları yaparak katma değeri yüksek ürün ve hizmetler üretecek ve dünya pazarlarında rekabetçi bir konumda yerini alabilecektir” ifadelerini kullandı.

    Endüstri 4.0 devrimine işaret etti

    Tüm dünyayı etkileyen Endüstri 4.0 devriminin önemini vurgulayan Ekinci, şunları söyledi:

    “Yüzyıllardır süren gecikmelerle ancak yakalayabildiğimiz endüstri 1.0, 2.0 ve kısmen 3.0 devrimleri artık miadını doldurmuştur. Gelişmiş ülkeler başta olmak üzere artık işçilik maliyetini neredeyse sıfıra indirgeyen Endüstri 4.0 devrimini gerçekleştirme yarışına tüm dünya ülkeleri girmiştir. Bu devrimde de geç kalmamız durumunda pazarda rekabet edemeyerek işverenlerimiz işyerlerini, işçilerimiz de işlerini kaybedeceklerdir. Dolayısıyla Endüstri 4.0. devrimi bir keyfiyet değil, mecburiyettir. Önümüzdeki 15 yılı hedef alarak bu yarışta ön saflarda yer almamız Devlet ve Özel Sektör İşbirliği içinde yukarıda sözünü ettiğimiz ortamı yaratarak gerçekleştirmemiz mümkündür. Bütün bunların yanında “Komşularla Sıfır Sorun Politikası” ile bir zamanlar yakaladığımız yüksek ekonomik ve sosyal büyümeye aynı politikayı sürdürerek ulaşmamız mümkün olacaktır. Avrupa Birliği normlarıyla bütün farklılıklarımızı gözden geçirerek AB ile uyumlu hale gelmemizin yaratacağı etkinin de sosyal ve ekonomik büyümemizde önemi büyüktür.”