Etiket: tuvalet

  • Hırsızın “Tuvalet” Bahanesi Tutmadı

    Adana’da bir iş yerinden hırsızlık yaptığı iddiasıyla gözaltına alınan zanlı tutuklandı. Güvenlik kamerası tarafından da görüntülenen zanlı, “Tuvaletimi yapmaya gelmiştim” diyerek kendisini savundu.

    Edinilen bilgiye göre, Çukurova ilçesi Kurttepe Mahallesi’nde meydana gelen olayda, devriye görevi yapan polisi gören bir kişi kaçmaya başladı. Polis kısa süren kovalamacanın ardından şüpheli şahsı yakaladı. Zanlı, isminin Adem D. (28) olduğunu, üzerinde kimliği olmadığı için kaçtığını söyledi. Polis şahsın kimlik numarasından yaptığı sorgulamada hırsızlıktan çok sayıda kaydı olduğunu belirledi.

    Adana Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü’ne bağlı Hırsızlık Büro Amirliği ekipleri, yaptığı araştırmada, şahsın aynı gün bir güzellik salonundan cep telefonu, tıraş makinesi, gözlük ve para çalan şahsa benzediğini tespit etti.

    Güvenlik kamerası görüntüleri gösterilen zanlının, görüntüdeki kişinin kendisi olduğunu söylediği ancak, “Tuvaletimi yapmaya gelmiştim, hırsızlık yapmadım” dediği öğrenildi.

    İş yeri kamerasında da zanlının güvenlik kamerasına doğru geldiği daha sonra da arkadaşının kamera yönünü çevirdiği görüldü.

    Emniyette ifadesinin alınmasının ardından adliyeye sevk edilen zanlı çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanarak cezaevine gönderildi.

  • Avukatı tuvalete kilitlediler

    ANTALYA Adliyesi’nde görevli 5 kadın zabıt katibi ile Avukat Çiğdem Baysal’ın tuvalet tartışması mahkemelik oldu. Zabıt katiplerinin, personel tuvaletini kullandığı gerekçesiyle içeride kilitledikleri avukat Baysal Savcılığa şikayet dilekçesi verirken, zabıt katipleri de avukatın kendilerine hakaret ve tehditte bulunduğu iddiasıyla şikayetçi oldu.

     

     

    Olay, geçen 15 Nisan’da Antalya Adliyesi’nin 4’üncü katındaki tuvalette yaşandı. Avukat Çiğdem Baysal’ın girdiği tuvalette bulunan 5 kadın zabıt katibi, “Burası personel tuvaleti, giremezsiniz” dedi. Baysal avukat olduğunu belirterek, tuvalet kabinine girdi. Baysal kabindeyken zabıt katipleri tuvaletin ana kapısını kilitleyerek, odalarına döndü.

     

     

     

    Kabinden çıktığında tuvalette kilitli kaldığını gören Baysal, kapıyı yumruklayarak yardım istedi ve kapının açılmasını sağladı. Tuvaletten çıktıktan sonra zabıt katiplerinin odasına girerek, neden kapıyı kilitlediklerini soran Avukat Baysal, aynı gün 5 zabıt katibi hakkında Adalet KomisyonuBaşkanlığı ve Cumhuriyet Savcılığı’na yazılı şikayette bulundu. Zabıt katipleri ise olaydan 1 gün sonra, Avukat Baysal’ın kendilerine ’Terbiyesizler’ deyip, işaret parmağını sallayarak ’Sizi şikayet edeceğim’ diyerek hakaret ve tehdit ettiği iddiasıyla şikayetçi oldu. Zabıt katiplerinin şikayeti üzerine açılan soruşturma sonunda Avukat Çiğdem Baysal hakkında ’hakaret ve tehdit’ suçlamalarıyla 1 yıl 6 aydan 4 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

     

     

     

    4’üncü Sulh Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ilk duruşmasına, şikayetçi zabıt katipleri Seçil Aydoğdu ve Fatma Selcan Özen ile sanık avukat Çiğdem Baysal ve Baysal’ı savunmak üzereAntalya Barosu Avukat Hakları Komisyonu’na bağlı 12 avukat katıldı.

     

     

     

    KAPIYI KİLİTLEYİP ÇIKTI

    Mahkemede ifadesi alınan zabıt katibi Seçil Aydoğdu, Avukat Baysal’dan şikayetçi olduğunu belirterek, şöyle konuştu:

    “Olay günü öğle yemeğinden sonra 4’üncü kattaki personel tuvaletine gittik. Yanılmıyorsam 5 kişiydik. Tuvaletten çıkmak üzereyken avukat hanım geldi. Zaten bir kısmımız çıkıyordu. Kapı açıktı. Kot pantolonluydu ve avukat olduğunu bilmiyorduk. ’Burası personel tuvaleti’ dedik. ’Ben avukatım’ dedi ve tuvalete girdi. Biz de ’Avukat Hanım anahtar kat görevlisinde var’ dedik ve kapıyı kilitleyip çıktık. Çünkü avukatlar mahkeme kalemlerindeki anahtarı alıp tuvalete girer. Personel yakınları da aynı şekilde yapar. Avukat hanım tuvaletten çıktıktan sonra odamıza geldi, ’Terbiyesizler. Kapıyı neden kilitlediniz’ diyerek işaret parmağını sallayarak ’Sizi komisyona şikayet edeceğim’ dedi. Kapının sürekli kapalı tutulması gerekiyor. Zira temizlik konusunda personel arasında sıkıntı yaşanıyor. Avukat hanım ’Anahtarım yok bekleyin’ deseydi beklerdik.”

    Şikayetçilerden diğer zabıt katibi Fatma Selcan Özen de aynı şekilde ifade verdi.

     

     

     

    SESSİZCE ÇIKIP, ARKADAN KAPIYI KİLİTLEDİLER

    Avukat Çiğdem Baysal ise savcılık katında işi olduğunu, ertesi gün de Ankara’da başka bir davası olduğu için Ankara’ya gideceğini anlatarak, şöyle devam etti:

    “Babam otomobilde bekliyordu. Yola çıkacağım için işlerimi acele olarak yapmaya çalıştım. İşim bitti, tuvalete girmek istedim. ’Personel’ yazan tuvaletin kapısı açıktı, içeri girdim. Hatırladığım kadarıyla 5 kadın vardı. Kimisi oturarak, kimisi ayakta sigara içiyordu. ’Burası personel tuvaleti’dediler. ’Ben de avukatım, personelim’ diyerek kabinlerden birine girdim. Girdikten sonra sessiz bir şekilde tuvalet boşaltıldı ve kapı arkadan kilitlendi. Kabinden çıktığımda paniğe kapıldım. Kimi, nereyi arayacağımı bilemedim. Santrali aramak istedim, numarası aklıma gelmedi. Kapıyı yumruklamaya başladım. İki- üç dakika sonra kapıyı görevli açtı. ’Buradan çıkanlar kimdi’ dedim. ’Avukat hanım beni karıştırma’ dedi. Kalem odalarına bakarak hatırladıklarımla görüşmek istedim. Yeşil kıyafetli, dalgalı siyah saçlı birisini hatırlıyordum. Girdiğim üçüncü odada bu kişiyi gördüm. ’Kapıyı üzerime kilitleyen kimdi’ diye sorunca ’Bizdik’ diyerek kadınların hepsini gösterdi. ’Bu yaptığınız ayıp değil mi? Neden kapıyı üzerime kilitlediniz’ deyince, ’Burası personel tuvaleti demiştik’ karşılığını verdiler. Sinirlerim çok bozuldu. ’Bu yaptığınız ayıp, sizi komisyona şikayet edeceğim’ dedim ve aynı gün tuvalette sigara içip, beni kilitledikleri gerekçesiyle şikayetçi olduğuma dair dilekçemi verdim. ’terbiyesizler’ lafını kullanmadım.”

     

     

     

    AVUKATIN HÜRRİYETİNİ TAHDİT ETMİŞLER

    Sanık Çiğdem Baysal’ın avukatlarından Taylan Karakum, avukatların yargılanabilmesi için öncelikle Adalet Bakanlığı’ndan izin alınması gerektiğini belirterek, “Tuvalet son derece insani bir durumdur. Avukat hanım sıkışmıştır ve en yakın tuvalete girmiştir. Zabıt katiplerinin yaptığı çok ağır bir suçtur. 5 kişi bir kadını kilitleyerek hürriyetini tahdit etmiştir. Avukat Hanım’ın zabıt katipleri hakkında yaptığı şikayetin soruşturması devam ediyor” dedi.

    İfadelerin alınmasından sonra mahkeme Avukat Çiğdem Baysal hakkında ’hakaret’ suçundan beraat, ’tehdit’ suçundan ise ceza vermeye yer olmadığına karar verdi.

     

     

     

    TUVALETLER SÜREKLİ SORUN OLUYOR

    Antalya Adliyesi’nde her katta hakim- savcı ve personel tuvaleti bulunuyor. Tuvaletler sürekli kilitli tutuluyor. Orta bölümlerde bulunan ve vatandaşların kullanımına açık olması gereken tuvaletlerin bir kısmı da yine personel tuvaleti olarak ayrıldığı gerekçesiyle kilitli tutuluyor. Avukat tuvaleti isesadece binanın birinci katında bulunuyor. Kısa süre önce binanın girişindeki engelli tuvaleti, ’Kirletiliyor’ gerekçesiyle temizlik personeli tarafından kapatıldı. Temizlik personelinin vatandaşların kullanımına tahsis edilen tuvaletleri de ’Pis kullanıyorlar’ gerekçesiyle zaman zaman kilitlemesi şikayetlere yol açıyor.

  • Hz. Hatice’nin evini tuvalet yaptılar

    İslam’ın iki kutsal şehri Mekke ve Medine için çok söz söylendi ancak iki şehrin çehresini değiştiren mega-projeler gelecek adına oldukça endişe veriyor…

     

    Birol Biçer’in haberi


    Dünyanın en yüksek emlak piyasasının bulunduğu yerlerin başında Monaco geliyor. Kumarhaneleriyle ünlü küçük prenslikte emlak fiyatları metrekaresi 43 bin dolara kadar varıyor.

     

    Ancak son dönemlerde Müslümanların kıblesi Kabe’nin bulunduğu Mekke şehrinde metrekaresi 200 bin dolara kadar çıkan emlak fiyatları Monaco’ya rahmet okutturacak cinsten. Her karışı son peygamber ve sahabesinin izlerine, İslam’ın doğuşu ve gelişimine şahitlik etmiş Mekke’de öyle hummalı bir mega-yapılaşma hüküm sürüyor ki son yılların gözde şehirleri Dubai ve Abu Dabi’deki şatafatı dahi gölgede bırakacak gibi görünüyor.

     

     

    Hz. Hatice’nin evi tuvalet oldu

    İslam dünyasının kalbi Kabe’nin 600 metre yakınında yükselen ve 30 kilometre mesafeden görülebilen, Londra’daki Big Ben’i bile gölgede bırakan dünyanın en büyük saat kulesi Abraj el-Beyt ve Kabe’nin etrafını çevreleyen lüks oteller ve alışveriş merkezlerinden kurulu gösterişli projeleri artık duymayan kalmadı.

     

    2011 yılında sona eren ve 15 milyar dolara mal olan bu projenin yerindeliği çok tartışılsa da sadece tartışıldığıyla kaldı. Kabe’ye tepeden bakan ve bütünlüğü içerisinde onu haritada küçük bir nokta gibi bırakan dev kompleks 1781 yılında Osmanlılar tarafından Mekke’yi korumak için inşa edilen Ecyad Kalesi yıkılarak yapılmıştı.

     

    Ecyad Kalesi Suudiler tarafından 2002 yılında yıkılırken ülkemiz başta olmak üzere tüm dünyada teessüflere neden olmuş ancak bu tarihi ve kültürel miras yıkımına karşı yükselen seslere “Devlet otoritemizin kararına kimse karışamaz” cevabı veren Suudi Dışişleri Bakanı’na karşı hiçbir etkisi olmamıştı.

     

     

    Mekke toprakları üzerinde milyonlarca ziyaretçiyi ağırlamak üzere birbiri ardına yükseltilen dev projeler birbirini izlerken İslam’ın ilk günlerinden bugüne dek ayakta kalmayı başarabilmiş sembolik ve kültürel değerlerinin çok ötesinde pek çok varlık da onlara yer açabilmek için göz kırpılmadan yerle bir ediliyor.

     

     

    Örneğin Hz. Muhammed’in eşi Hz. Hatice’nin evi umumi tuvaletlere yer açmak için rahatlıkla feda edilmiş durumda. Peygamber’in büyük dostu ve halifelerinin birincisi Hz. Ebu Bekir’in evinin yerinde ise Hilton Oteli yükseliyor. Yine Hz. Peygamber’in torunlarının evlerinin yerinde bugün Kral’a ait saraylardan biri yer alıyor. Bunlar sadece kültürel miras olmakla kalmayıp dini açıdan da önemli sembolik değeri bulunan ama rant uğruna feda edilen sayısız mahalden ancak birkaçı.

     

     

    Bu yıkıma cılız itirazlar sadece dışarıdan değil, Suudi Arabistan’ın içinden de geliyor. Örneğin 30 yıldır bu şekilde yok edilen tarihi ve dini yerlere fazlasıyla şahitlik etmiş olan Cidde Hac Araştırma Merkezi “Mübarek şehrin; kültürel varlığı, kültürü, kimliği ve doğal çevresi olmayan bir makineye dönüştürüldüğü”nü düşünüyor.

     

     

    Suudi rejiminin Vehhabi anlayışını payanda yaparak gerçekleştirdiği bu dev yapılaşmaya karşı dağlar bile dayanamıyor ve bir bir ortadan kayboluyorlar. Ecyad Kalesi yıkılırken tıraşlanarak dümdüz edilen üzerinde kurulduğu tepe bunlardan yalnızca biri.

     

     

    Kabe civarı ve Mekke topraklarında mantar gibi yükselmeye devam eden dev ve lüks projeler bu kadarla sınırlı olmadığı gibi hem tarihi hem de dini kültürel değerlerin yıkımı da salt Osmanlı yadigarı Ecyad Kalesi’yle sınırlı kalmıyor. Mekke’de ilk kuleleri hızla yükselen bir başka milyarlık proje de Cebel-i Ömer tesisleri. 100 bin kişiyi ağırlamak üzere tasarlanan bu büyük proje de 26 lüks otel, 4 bin mağaza ve 500 restoranı içeriyor. Dev apartman bloklarından oluşan bu yapının da kimi noktalarda 200 metre yüksekliğe ulaşması planlanıyor. Bunu takip eden bir başka proje ise El Şamiye muhitinde yükseliyor. 10 milyar dolarlık yatırım bedeline ulaşan ve tamamlanması an meselesi olan bu yapı kümesi de 400 bin metrekarelik bir cami eklentisi. Böylelikle Kabe’nin etrafını çevreleyen Mescid-i Haram’a 1 milyon 200 bin kişi için ibadet alanı sağlanmış olacak. Mescid-i Haram’ın Kuzey bölgesinde eklenti olarak yapılan bu ibadet alanının mal olduğu bedelse sadece 10 milyar dolarla sınırlı değil. Zira bu bölge şehrin en tarihi bölümü içerisinde yer alıyor ve ek kompleksin yapımı bu bölgedeki tarihi ve sembolik ne varsa yok edilmesi anlamına geliyor.

     

     

    Vehhabilik kültürel değer dinlemiyor

    Mekke’nin Doğu tepeleri üzerinde yapımı devam eden bir başka projeninse büyük ihtimalle Hz. Muhammed’in doğduğu semti yok edeceği öngörülüyor. Bu öngörüde bulunansa Londra’da İslami kültürel varlıkları korumak üzere kurulmuş olan İslam Mirası Araştırma Vakfı başkanı İrfan El-Alevi. El Alevi’ye göre dev projeler uğruna dini sembolik yerlerin tahrip edilmesi kesinlikle kazara olan bir şey değil tam tersine Suudi Arabistan rejimi tarafından resmen benimsenen “Vehhabilik anlayışı tarafından teşvik ediliyor”. İslam’ın ve Kur’an’ın oldukça sert ve yüzeysel bir yorumuna dayanan Vehhabilik anlayışı Muhammed Bin Abdülvehhab tarafından 18’inci yüzyılda geliştirildi. O dönemde Suud ailesi tarafından korunan ve aileye damat olarak alınan Bin Abdülvehhab’ın, Vehhabi görüşü o tarihten itibaren Suudi iktidarının da resmi mezhebi olarak benimsendi. Türbe, kabir ziyaretlerini şirk sayan görüşe göre, tarihi ya da kültürel varlıklara özel bir değer atfedilmesi dinen sakıncalı. Bu anlayışa göre böylelikle sembolik ve tarihi varlıkların kutsallaştırılmasının, tabulaştırılmasının önüne geçilmiş oluyor. Ancak işin ironik tarafı aynı görüşü resmi mezhep olarak benimseyen Suud yönetiminin İslam’ın ilk yıllarının doğal müzesi niteliğindeki yapı ve coğrafyayı dümdüz ederken, kendi hanedanlarının beşiği niteliğindeki Dariya’nın Unesco’nun dünya mirası listesine alınması için büyük baskı ve ısrarlarda bulunması.

     

     

    Mekke’de devam eden ve tarihi sembolik ne kadar yapı ve mahal varsa dümdüz eden uygulamaları üzüntüyle seyredenlere göre Mekke’yi “bir tür Disneyland” haline getiren bu yapılaşma bir başka açıdan İslam tarihinin bir müzesi olarak “Mekke’nin yok edilmesi” anlamına da geliyor. Son olarak Kabe’nin etrafını saran açık alanının genişleterek saate 130 bin kişinin ziyaretini sağlamak üzere başlayan çalışmaların Mimar Sinan tarafından tasarlanan kısımları yok edebilecek olması ya da Abbasi döneminden kalan sütunların itirazlara rağmen yıkılmış olması da bu pervasızlığın bir başka örneği.

     

     

    Ancak bu tarih ve kültür yıkımının Mekke tam bir ticaret ve lüks şehir haline getirilirken durdurulması pek de mümkün görünmüyor. Çünkü artan taleplerle beraber şehrin gelecek yıllarda ziyaretçi kapasitesinin giderek artırılması kaçınılmaz. Mekke’ye yakın Cidde şehri havaalanı yılda 80 milyon yolcuyu ağırlayacak şekilde genişletilmeye başlandı bile. Hac ve Umre ziyaretçileri yoğunluklu yılda 12 milyon kişiyi ağırlayan Mekke’nin 2015’te bu kapasitesi 17 milyon kişiye çıkarılması planlanıyor.

     

     

    Medine de tehdit altında

    Madalyonun bir yanında Hac ve Umre ziyaretçilerinin artışıyla ihtiyaca cevap verme arayışı, öte yanda Mekke’yi lüks bir ticaret merkezi haline getirme çalışmaları… Madalyonun diğer yüzündeyse ortadan kaldırılmasında hiçbir sakınca görülmeyen ve buldozerlerle rahatlıkla dümdüz edilen tarihi, kültürel ve sembolik yerler… Ancak bu yıkımın mağduru sadece Mekke değil. İslam dini açısından en az onun kadar önemli olan Medine için de aynı tahribat söz konusu. Hac ve Umre ziyaretçilerinin bir diğer uğrak noktası olan ve Hz. Peygamber’in medfun bulunduğu Medine’nin de aynı hoyratlıktan nasıl muzdarip olduğunu Suudi Arabistanlı gazeteci Eşref İhsan El Fakih blogunda oldukça net dile getiriyor. El Fakih’e göre 30-40 yıldır hacılar için altyapı çalışması ya da sembolik yerlerin tabulaştırılmasının önüne geçilmesi bahanesi altında yapılan yıkımlar karşısında Hicaz bölgesi halkı kendi kimliklerinin silinmeye çalışıldığı yönünde bir komployla karşı karşıya olduğunu düşünüyor. El Fakih’e göre Mekke’deki modern yapılaşma ve onun getirdiği kültürel tahribat Medine’de de aynen yaşanıyor. Örneğin Hz. Muhammed’in vefatından sonra Müslümanların toplandığı ve ilk halifeyi seçtikleri Beni Saide Gölgeliği artık yok. Uhud Savaşı’na sahne olan Uhud Dağı yol genişletme çalışmalarının tehdidi altında dümdüz edileceği günü bekliyor. Hendek Savaşı sırasında Hz. Peygamber’in dua ettiği yerlerde kurulan yedi caminin yıkılması gerçekleştirilecek projelerin tehdidi altında. Dördüncü Halife Hz. Osman’ın Medinelilere su getirmek için satın aldığı su kuyuları unutulmaya terk edilmiş durumda. Kısacası El Fakih’e göre Ümeyyeoğulları, Abbasiler, Fatımiler, Memluklar ve Osmanlılar dönemlerinde korunması uygun görülen İslam tarihine ait varlıkların hepsi bugün Medine’de de yok olma tehlikesi altında.

     

     

    Bu anlamda Medine’yi tehdit eden projelerden biri ise Mescid-i Nebevi’nin genişletilmesi projesi. Temeli kral tarafından geçen yıl atılan proje bitirildiğinde Medine’nin de herhangi bir Batı şehrinden farklı olmayacağı tartışılıyor. Pek çoklarına göre tüm bu çalışmalar “Mekke ve Medine’yi İslami tarih ve kimliğinden koparıyor”. İslam’ın iki kutsal şehrinin karşı karşıya kaldığı tehlikeye dair pek çok görüş ileri sürülüyor ancak belki de bu tehlikenin niteliğini en iyi “Paris Hilton’un Mekke’deki alışveriş merkezlerinden birinde kendi mağazasını açacağını duyurması” haberi açıklıyor.

    AKTUEL