Etiket: Tutulması”

  • Prof. Dr. Veznedaroğlu: “OHAL, hukuk kapsamında tutulması gereken bir rejimdir”

    3 ay sürecek olan OHAL kararıyla birlikte süreç hakkında hukuksal anlamda önemli bilgiler veren İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sevtap Yokuş Veznedaroğlu, “OHAL, hukuk kapsamında tutulması gereken bir rejimdir” dedi.

    Gerçekleştirilen MGK toplantısından sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 3 ay OHAL kararını açıklamasıyla birlikte vatandaşların bu süreçten nasıl etkilenecek olduğu merak konusu oldu. “Ülkeler, devletler zaman zaman olağanüstü rejimlere ihtiyaç duyabilirler” diyen Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sevtap Yokuş Veznedaroğlu da konuyla ilgili hukuksal değerlendirmelerde bulundu. Veznedaroğlu, “Olağanüstü yönetim usulleri de aslında anayasal düzeyde belirlenmiş yönetim usulleridir. Ülkeler, devletler zaman zaman olağanüstü rejimlere ihtiyaç duyabilirler. Burada önemli olan olağanüstü rejimin de hukuk kapsamında tutulması gereken bir rejim olduğunu unutmamak. Hukuk kapsamında olması için de belli kriterlerin yerine getirilmesi gerekiyor. Bu kriterlerden biri de rejimin kısmi uygulanması gerektiğidir. Ancak şu an ki mevcut duruma baktığımızda bu rejimin, koşulların şiddeti nedeniyle ülke geneline yayılmış olduğunu görüyoruz. Diğer ikinci bir önemli kriter de olağanüstü rejimin belli bir zaman sınırına bağlı kalması gerektiğidir. Yani olağanüstü rejim ne kadar çok zamana yayılırsa o kadar çok hukuksuzluğa neden olur. Bu yüzden belli bir zamanda ve belli bir alanda uygulanması gibi kriterlere ihtiyacımız var. Diğer bir kriter ise, ölçülü olunması. Yani, olağanüstü rejime sebep olan koşulları ortadan kaldıracak yetkilerin ölçülü kullanılması gerekiyor. Olağanüstü rejim uygulamalarını daha düşük yetkiler ve önlemlerle çözebilecekken çok daha yüksek seviyede önlemler geliştirilirse bu da yine olağanüstü rejimi, hukuk rejimi kapsamından çıkaran bir nedene dönüştürür. Bir diğer önemli koşul da olağanüstü rejim uygulamalarının da her şeye rağmen, yargısal denetiminin yapılabilmesi gerektiğidir ki ortaya bir hukuksuzluk durumu çıkmasın” diye konuştu.

    Hukuksal anlamda uygunluk sağlayabilmek için kriterlerden sonra bir de ortaya çıkabilecek olan sorunlardan da bahseden Veznedaroğlu, ”Bu saydığımız kriterler olağanüstü rejim uygulamalarını hukuk kapsamında tutabilecek kriterlerdir. Bu yüzden kriterlere bağlı kalınması gerekiyor. Fakat bizim özellikle yargı denetimi bakımından sorunumuz, yargısal engellerin de yine anayasal düzeyde belirlenmiş olmasıdır.Olağanüstü rejim uygulaması, olağanüstü bir durumla karşı karşıya iseniz zorunlu hale gelebilir ama yargısal denetimin önü kapatılmamalıdır. Biz olağanüstü rejime ilişkin yargı engellerini hep eleştirdik. Bu tür sorunlarımız var. Bir diğer problem de, olağanüstü rejimin sağladığı bir takım yetkilerin ölçüsüz kullanılabileceği durumlarda bunun idari ve yargısal denetiminin nasıl yapılacağı konusudur. Bu yeni dönem yine kendi yeni problemlerini beraberinde getirecek gibi gözüküyor” ifadelerinde bulundu.

    Bunun yanı sıra sivil halk günlük hayatında ne gibi sorunlarla karşılaşabilir sorusuna da açıklık getiren Veznedaroğlu, “Anayasamızda bulunan 15. madde hükmüne göre ‘milletler arası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemeli’ denmekte. Örneğin olağanüstü rejimde uluslararası sözleşmelerin de öngördüğü birtakım yetki sınırlamaları varsa buna uyulması gerekiyor. Yine aynı şekilde 15. maddede ölçülü kalınmasından söz edilmekte ve bir de çekirdek haklar alanı var. Örneğin, kimseye düşüncesini, inancını zorla açıklattıramazsınız. Fakat bu 15. maddede belirtilen çekirdek alan dışında hak ve özgürlüklerin olağanüstü rejimde sınırlandırılması olanaklı. Zaten olağanüstü rejimin anlamı da budur. O sebeple kimlik kontrolleri ve aramalar, zaman zaman yol kapatmalar, sokağa çıkma yasakları, olayların tırmanması durumunda valilerin yetkisiyle askeri güçlerden takviye alabilme gibi hem anayasanın 120. maddesindeki hükümlere hem de olağanüstü hal kanununa dayanarak bir takım önlemler alınabilir. Burada bir diğer dikkat çekilmesi gereken durum ise olağanüstü hal süresince Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu olağanüstü hal kanun yükümünde kararnameler yoluyla düzenlemelere gidebilir. İşte bu kararnameler oluşturulurken ve de olağanüstü hal kanunu uygulanırken en önemlisi biraz önce bahsettiğim hukuk rejiminde kalmayı sağlayacak asgari standartlara sıkı sıkıya bağlı kalmak. Mesela polise yetki vereceksiniz, ama polisin yetkisinin de bir şekilde yine denetlenmesi gerekiyor. Darbeler hukuku askıya alıyor. Olağanüstü rejimde hukuk düzeninde kalmaktan bahsedebiliriz ama darbede zaten hukuktan bahsedemezsiniz. Darbede artık hiçbir hukuksal hesap yoktur. O yüzden darbeler bu kadar çok ürkütücüdür. Darbeler demokrasileri ve hukuku ortadan kaldırdığı için korkunçtur” diye konuştu.

    Belirlenen hukuk kriterlerine uyulmaması durumunda, “Olağanüstü hal rejimleri hukuksuzluğa giderse totaliter bir rejime varılabilir” diyen Veznedaroğlu aynı zamanda, “Rejim hukuk kapsamında uygulanırsa tekrar demokratik ilkelere daha kolay ulaşabiliriz. Bizim istediğimiz de olağanüstü rejim uygulamasının kesinlikle ama kesinlikle hukuk ve demokratik ilkeler içerisinde olması gerektiğidir. Hukuk rejimi içinde ilerleyerek darbe koşullarını ortaya çıkaran nedenleri ortadan kaldırıp bir an önce yine olağan döneme geçebilmenin olanağının sağlanması gerekiyor. Olağanüstü rejim ancak bu durumda en başarılı şekilde uygulanabilir. Türkiye 12 Eylül’den sonra olağanüstü hal bölgesinde yıllarca olağanüstü rejimi yaşadı. Umarız bu uygulanan olağanüstü rejim oradaki uygulamalara benzer bir uygulamaya dönüşmez” diyerek sözlerini tamamladı.

  • Cihan Aktaş “Şehir Tutulması” Konferansında Konuştu

    Gazeteci-Yazar Cihan Aktaş, Bülent Ecevit Üniversitesi’nde (BEÜ) “Şehir Tutulması” konferansında konuştu. Aktaş, konferans öncesi MEDEM’in Tezhip Sergisi’nin açılışını yaptı.

    Bülent Ecevit Üniversitesi Medeniyet Araştırmaları ve Değerler Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi kursiyerleri tarafından hazırlanan Tezhip Resim Sergisi’nin açılışı Sezai Karakoç Kültür Merkezi’nde yapıldı.

    Konferans için üniversitede bulunan Gazeteci-Yazar Cihan Aktaş da beraberindekiler ile birlikte serginin açılış kurdelesini kesti. Sergiyi gezen Aktaş, gazetecilere ilk kez Zonguldak’a geldiğini anlattı. Aktaş, “Üniversite hakkında pek fazla bilgim yoktu. Tanımak yetmiyor, kütüphaneleri, salonları, özellikle konuk evi çok özenli. Sergi de sürpriz oldu. Tezhip çok zordur. Biz tezhipte geçmiş yıllarda çok zirveye çıkmışız. Deneyimli başarılar elde etmişiz” diye konuştu.

    MEDEM’de görevli Öğretim Görevlisi Merve Öztürk de kurs hakkında bilgiler aktardı. Öte yandan, 16 kursiyerin hazırladığı Tezhip Sergisi, yaklaşık bir hafta kadar sürecek.

    AKTAŞ, ŞEHİRCİLİĞİ ANLATTI

    Tezhip Sergisi’nin ardından “Şehir Tutulması” konferansı düzenlendi. Konferansa konuşmacı olarak katılan Gazeteci-Yazar Cihan Aktaş, şehircilik konusundaki gelişmeleri anlattı. Aktaş, insanların kültürlerini yaşadıkları mekanlara yansıttıklarını söyledi. Küçük yaşta depremi yaşadığını hatırlatan Aktaş, depremin değil binaların öldürdüğünü söyledi. Mimarlık mesleğini seçmesinde de bunun etkili olduğunun altını çizen Cihan Aktaş, “Şehir Tutulması” kitabından bölümler aktardı.

    Yazarlık mesleğini aşkla yaptığını ifade eden Aktaş, geçmişten günümüze yazarlık mesleğinin durumu hakkında da bilgi verdi. Konferans, Gazeteci-Yazar Cihan Aktaş’a plaket verilmesi ile son buldu.