Etiket: Tüsiad

  • Tüsiad Başkan Yardımcısı Şükrü Ünlütürk:

    İzmir’de konuşan Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkan Yardımcısı Şükrü Ünlütürk, “Aile şirketlerinin kaybı ülkenin kaybıdır” dedi.

    Yaşar Üniversitesi Ekonomi Bölümü tarafından Türkiye Aile İşletmeleri Derneği’nin (TAİDER) desteği ile düzenlenen Aile İşletmeleri ve Girişimcilik Seminerleri’ne, TÜSİAD Başkan Yardımcısı Şükrü Ünlütürk konuk oldu. TAİDER kurucularından olan Ünlütürk, aile şirketlerinin yok olmasının ülkenin kaybı olduğunu vurgulayarak “Türkiye’deki aile şirketleri ortalama ikinci kuşakta. Daha üçüncü kuşağa geçebilmiş değiliz. İkinci kuşakta yüzde 30, üçüncü kuşağa geçende ise şirketlerin sadece yüzde 10’u yaşıyorsa, ülke ekonomisi için ciddi bir kayıp demektir. Ailenin çekişmesi nedeniyle sermaye ve iş gücü zayıf kalıyor ya da sahneden çekiliyorsa yalnızca aile değil ülke kaybetti demektir” diye konuştu.

    “EKONOMİNİN BEL KEMİĞİ”

    Şükrü Ünlütürk, aile şirketlerinin dünya ekonomisinin bel kemiğini oluşturduğunu belirterek, şunları söyledi: “Dünya gayri safi milli hasılasının yüzde 70’e yakını aile şirketlerinden geliyor. Türkiye’de firmaların yüzde 90-95’i aile şirketi. Aile şirketlerinin kurumsal yönetim ilkelerine göre yönetilmeleri, gerek kendi performansları ve sürdürülebilirliği gerekse de ülke ekonomisine katkıları açısından son derece önemli. Aile sadakati Türkiye için çok önemli bir kültür. İş ile aile bireylerinin ilişkilerini iyi tarif etmemiz lazım. Duygusallık var, bağlılık var, ancak iş tarafında duygusallığa tahammül yok. Mutlaka ilişkilerin bir tarifi olmalı, adı anayasa vs. ne olduğu çok önemli değil. Tek doğru yok, her aileye özel bir durum olmalı. Biz de 2000 yılında aile anayasamızı yazdık. Anayasamıza göre, çocuklarımız üniversiteden mezun olunca 5 yıl şirkete alınmıyor, illa ki bir yerde çalışması lazım. İstiyorsan şarkıcı, doktor, avukat ol bizimle aynı işi yapman ya da aynı bölümü okuman şart değil, diyoruz. İnci Akü’den Şerife İnci Eren hanımla TAİDER’i birlikte kurduk ve hala da aktif olarak dernek için çalışıyorum.”

    SEKİZ DİKİŞ MAKİNESİNDEN 200 MİLYON EURO İHRACATA

    Sun Tekstil’in kuruluş hikayesini de paylaşan Ünlütürk, “1987 yılında yalnızca sekiz dikiş makinesi olan fason üretim atölyesiydik. Ben bu süre içinde iki yıl daha başka bir firmada çalıştım, kardeşim ve eşim tekstil işini yürüttü. Bugünse Sun Tekstil, yıllık 15-18 milyon adetlik giyim ihracat kapasitesi ile Türkiye’nin en büyük 500 sanayi kuruluşu arasında 327. sırada. İspanya ve İngiltere ofislerindeki güçlü tasarım ve Türkiye’de bulunan ar-ge ekipleriyle dünyanın önde gelen markalarına tasarım satan bir organizasyon şirketi haline geldik. Uzakdoğu rekabetinin tamamen dışında, apayrı bir kulvardayız. Ekoten şirketimizde de kumaş üretiyoruz. Kamu tarafından onaylı ar-ge merkezlerimiz var, onlarca mühendis çalışıyor. Jimmy Key markasıyla kendi mağazalarımız var. 200 milyon Euro’ya yakın ihracatımız, bine yakın çalışanımız mevcut, tedarikçilerimizle birlikte büyük bir aileyiz” açıklamasında bulundu.

    “JİMMY KEY 1 MİLYAR CİROYA ULAŞABİLİRDİ”

    Şükrü Ünlütürk, 1997 yılında açtıkları Jimmy Key markasıyla perakende giyim sektöründe yer aldıklarını hatırlatarak, “Kriz döneminde bir seçim yapmak zorundaydık ve asıl faaliyet alanımız olan tekstil alanında yatırım yaparak krizi atlattık. Bu dönemde Jimmy Key markasına yatırım yapamadık. Aynı dönemde çıkan bazı markalar bugün milyarlarca lira ciro yapıyor. En büyük üzüntülerimden biri Jimmy Key’e gereken yatırımı yapamamak oldu, eğer gerekli yatırımı yapabilseydik, bugün en az 1 milyar cirosu olan bir şirketti” dedi.

    AVRUPA’DA MAĞAZA ZİNCİRİ SATIN ALMA HEDEFİ

    Ünlütürk, Sun Tekstil’in Ar-Ge merkezleri, İspanya ve İngiltere’deki ofisleri, tasarım üretimi ve güçlü tedarik yapısıyla öne çıktığını belirterek, “Avrupa’da perakende giyim sektöründe bir mağaza zinciri satın almayı hedefliyoruz. Çünkü bu sektörde, tedarik sıkıntısı nedeniyle küçük markaların büyüklerle rekabet şansı pek olmuyor. Biz bu sıkıntıyı yaşamayacağımız için çok avantajlı bir konumdayız. Kısa süre içinde böyle bir planımız var” diyerek hedeflerini açıkladı.

    “YÖNETİCİ BAKIŞ AÇISI GENÇLERE AKTARILIYOR”

    Aile işletmeleriyle ilgili çalışmalar yapan Yaşar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ufuk Tutan da şöyle konuştu: “Amacımız, başarılı iş dünyası üyelerinin, aile işletmelerinde edindikleri deneyim ve birikimleri, gelecek nesil ve profesyonel yönetici bakış açılarıyla gençlere aktarmasını sağlamak. Bugüne kadar birçok değerli iş dünyası temsilcisi konuğumuz oldu.”

  • Tüsiad Başkanı: “Ezberbozan İnovasyonlar Yapmak İçin Dijital Değişimi Yönetmeliyiz”

    Türkiye’deki Digital Değişime Ceo Bakışı Raporu toplantısında konuşan TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran-Symes, sadece verimlilik artışına yönelik teknolojinin katkısının artık tıkandığını belirterek, “Farklılaşmak ve ezberbozan inovasyonlar yapmak için dijital değişimi içselleştirmek ve daha da önemlisi yönetmek gerekli” dedi.

    Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Cansen Başaran-Symes’ın ’Türkiye’deki Digital Değişime Ceo Bakışı Raporu’ toplantısında konuştu. Günümüzde 3,4 milyar internet kullanıcısı, 3,8 milyar mobil kullanıcı ve 2,3 milyar sosyal medya kullanıcısı olduğu telaffuz edildiğini belirten Symes, 2020 yılında mobil kullanıcı sayısının 5,5 milyara ulaşması ve daha da önemlisi bunun dünyada elektrik ve temiz suya ulaşabilen veya araba sahibi insan sayısından daha fazla olması öngörüldüğünü söyledi.

    Dijitalleşmenin bireylerin hayatını etkilediği gibi iş dünyasını da dönüştürdüğünü kaydeden Symes, “Değişen ve çeşitlenen müşteri beklentileri ile verimlilik ve rekabet baskısı öyle bir noktada ki, yenilikçi fikirlere yatırım yapmak; tasarım, üretim ve sunumda teknolojiyi odağa yerleştirmek artık hepimiz için kaçınılmaz. Her toplantımızda tekrarlıyoruz ancak dijital değişime ayak uyduran şirketler ve ülkeler, küresel rekabet ortamında sürdürülebilir bir büyüme yakalayabilecek. TÜSİAD olarak biz de bu anlayışla dijital ekonomiyi çalışmalarımızın merkezine koyduk. Dijital değişimi bu kez CEO’ların gözünden ele alan raporumuzu TÜSİAD, Samsung, Deloitte, GfK işbirliği ile gerçekleştirdik. Küresel Rekabetçilik Endeksi gibi birçok çalışma bize Türkiye’nin rekabet etme yeteneğini henüz yeterince geliştiremediğini çok açıkça gösteriyor. İhracatımızda yüksek teknolojili ürünlerin payı yüzde 3,7 çok düşük. Oysa Avrupa Birliği’nde bu oran yüzde 15. Bizde üretimin yüzde 38’i düşük teknoloji ile gerçekleşiyor. Çok daha önemlisi girişimlerimizin yaklaşık yüzde 60’ı düşük teknoloji ile çalışıyor. Yani bir yandan girişimciliği özendiriyoruz, gurur duyuyoruz ama yüzde 60 düşündürücü bir rakam” dedi.

    Dijitalleşen bir dünyada bu tablonun sürdürülebilir olmadığını herkesin gayet net bildiğini vurgulayan TÜSİAD Başkanı, nesnelerin interneti (Internet of Things) kavramı ile artık insan ve makinelerin iletişime girdiği bir dönemi geride bırakıldığını, M2M (makinadan makinaya) denilen, makinelerin kendi aralarında iletişim kurmaya başladığı bir döneme girildiğini belirterek, “Önümüzde daha akıllı endüstriler, akıllı şehirler ve sonunda daha akıllı bir yeryüzü var. Tüm bu gelişmeler sanayiyi de yeni bir evreye, Sanayi 4.0’a taşıyor. Hatırlatmak gerekirse sanayi 4.0’ı, değer zincirlerinin parçalarının sadece kendi içlerinde otomasyonunun ötesinde, birbirleri ile entegre olması olarak tanımlıyoruz, bu son derece önemli. Entegrasyonun en önemli özelliği ise, tüm değer zinciri adımlarının birbiriyle gerçek zamanlı ve sürekli iletişim içinde olması. Bu sayede akıllı ve kendisini uyarlayan bir sanayi sürecine ulaşma vizyonu ortaya çıkıyor. Bu vizyon ’daha hızlı, daha esnek, kalitesi daha yüksek ve daha verimli’ bir sanayi yolculuğuna bizi götürüyor. Dolayısıyla TÜSİAD olarak, Sanayi 4.0’a uyum kabiliyeti çok önemli bir gündem maddemiz. Nitekim BCG ile Sanayi 4.0 projemiz kapsamında daha önce çeşitli sektörlerden yöneticilerle gerçekleştirdiğimiz ankette hem farkındalığın yüksek olduğunu, hem de Sanayi 4.0 teknolojileri kapsamında yapılacak yatırımların küresel değer zincirinden aldığımız payı arttıracağı konusunda herkesin hemfikir olduğunu sevinerek gördük. Sadece sanayi kuruluşlarının Sanayi 4.0’ı uygulamaya başlamasının, faydalardan yararlanmak için yeterli olmayacağı, tüm paydaşların ortak çabası ve bütüncül politikalar gerektiğini de bir kez daha vurgulamak isterim” diye konuştu.

    Dijital değişimin küresel nitelikte olması ve tüm sektörler üzerinde etki oluşturması, bu bütünsel yaklaşıma olan ihtiyacı teyit edildiğini ve ’Dünya Ekonomik Forumu’nun ’Sektörlerin Dijital Dönüşümü’ raporunda, 10 yıl içinde tüm sektörlerdeki dijital değişimin sanayi ve toplum nezdindeki kümülatif değerinin ’iş, karbon emisyonu, kurtarılan hayatlar ve tüketici faydalarının toplamı olarak’ 100 trilyon doları aşabileceği belirtildiğinin altını çizen TÜSİAD Başkanı Symes, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu son derece önemli bir rakam. Bir diğer araştırmaya göre ise ekonomik aktivite içerisinde dijital teknolojilerin penetrasyonunun artması, 2020 yılına kadar dünyanın ilk on ekonomisinin gayri safi yurt içi hasılasına yaklaşık 1,36 trilyon dolar katkı sağlayacak. Dolayısıyla sanayi ve hizmet sektörlerinde şirketlerin dijital teknolojileri yakından takip etmesi ve kendi iş modelleri üzerindeki etkilerini, fırsatları ve yol haritalarını hazırlamaları büyük önem taşıyor. Makro politikalar düzeyinde, ülke çapında bilgi iletişim teknolojileri altyapısının gelişmesinin desteklenmesini ve eğitim politikaları ile gerekli nitelikli çalışan ihtiyacının karşılanmasını önemli öncelikler olarak görüyoruz. Kreatif, yenilikçi, disiplinler arası düşünebilen, bilişim yetkinliklerine sahip, özellikle ’fen, teknoloji, mühendislik, matematik’, yani İngilizce kısaltmasıyla STEM yetkinliği olan işgücünün önemini TÜSİAD olarak sürekli vurguluyoruz. Önümüzdeki günlerde bu konuda daha kapsamlı çalışmalarımızı bizlerden duyacaksınız. Ancak gençlerimize katma değeri yüksek beceriler kazandırarak dijital değişim rüzgarını yakalayabileceğimize inanıyoruz”.

    Bugün tanıtımı yapılan ve Samsung Electronics, Deloitte ve GfK ortaklığında gerçekleştirilen çalışmada, dijital değişim süreci CEO’ların gözünden kapsamlı olarak ele alındığını bildiren Symes, sözlerini şöyle tamamladı: “Şirketin bir bütün olarak dijital değişimini sağlamak için güçlü ve kapsayıcı bir dijital stratejinin oluşturulmasını ve inovatif bakışın kurum kültürüne yerleştirilmesini önemli bir gereklilik olarak görüyoruz. Bu noktada ’dijital vizyona sahip liderler’in oynayacağı rol belirleyici olacak. Araştırmamızda, dijital değişim konusunda hangi sektörde olursa olsun CEO’lardaki farkındalığın yüksek olduğunu görmek memnuniyet verici. Kurumların dijital olgunluk düzeyi, dijitale yapılan yatırımlar, dijital kanallardan elde edilen ciro, dijital süreçten sorumlu üst düzey yönetici atanması gibi bileşenler bakımından önümüzde katedilecek önemli bir mesafe olduğu görülüyor. Şunu hepimiz iyi anlamalıyız; sadece verimlilik artışına yönelik teknolojinin katkısı artık tıkandı, farklılaşmak ve ezberbozan inovasyonlar yapmak için dijital değişimi içselleştirmek ve daha da önemlisi yönetmek gerekli”.

  • Tüsiad Başkanı Symes’ten Teröre Karşı Ortak Duruş Çağrısı

    TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran-Symes, ’Türkiye’nin Sanayi 4.0 Dönüşümü Konferansı’nda yaptığı konuşmada Ankara’da yaşanan terör saldırısına ilişkin yaptığı açıklamada siyasi partilerin ortak tutumda buluşmalarını önemsediklerini söyledi.

    ’Türkiye’nin Sanayi 4.0 Dönüşümü Konferansı’nda konuşan Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Cansen Başaran-Symes, pazar günü Ankara’da yapılan terör saldırısına değindi. Symes, 37 kişinin hayatını kaybettiği saldırının toplumu derinden sarstığını belirterek siyasi partilerin ortak tutumda buluşmasını önemsediklerini söyledi. Symes, konuşmasında şu ifadeleri kullandı: “Pazar akşamı Ankara’da yine insanlık dışı bir terör saldırısıyla toplum olarak derinden sarsıldık Bu insanlık dışı saldırıları kabul etmemiz mümkün değil. Toplumun saldırıları toplumun kenetlenmesi açısından siyasi partilerin ortak tutumunu son derece önemsiyoruz. Diyalog ve barış ortamının bir an önce oluşturulması adına dün Ankara’da bir dizi görüşme gerçekleştirdik. Toplumun her kesiminden artan güvenlik kaygıları konusunda görüş alışverişinde bulunduk. Ben tekrardan kaybettiğimiz vatandaşlarımızın ailelerine ve tüm Türkiye’ye başsağlığı diliyorum. Yaralılara da acil şifalar” .

  • Tüsiad Başkanı Symes: “Küresel Büyüme Bu Sene De Beklenenin Altında Gerçekleşti”

    TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran-Symes, Küresel Ekonomik Beklentiler 2016 Toplantısı’nda küresel büyümenin bu sene beklenenin altında gerçekleştiğini dile getirdi.

    Küresel Ekonomik Beklentiler 2016 toplantısı İstanbul’da gerçekleşti. Toplantı ,Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Johannes Zutt’un konuşması ile başlarken, Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği Başkanı Cansen Başaran-Symes’in ve diğer katılımcıların konuşması ile devam etti. Küresel büyümenin 2015 yılında da beklentilerin gerisinde kalmasının, yükselen ve gelişmekte olan ülkelerde ekonomik faaliyetteki yavaşlamanın devam etmesinin ele alındığı toplantıda konuşan Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Cansen Başaran-Symes, “Merkez Bankası’nın izlediği politikaların başarısını Merkez Bankası’nın hedefleri doğrultusunda, yani enflasyon hedefini tutturması açısından değerlendirmek gerektiğini hep söylüyoruz. Bugün geldiğimiz noktada, maalesef, enflasyon sadece hedeften yüksek olmakla kalmayıp, giderek yükselen bir trend izlemeye başladı. Aynı zamanda Merkez Bankası politikaları enflasyon hedeflemesinden uzak bir görüntü çiziyor. Enflasyon için hedef koymakla, para politikası olarak enflasyon hedeflemesi yapmak arasında fark var. Son zamanlarda sadece bir hedefe sahip olmak yeterliymiş gibi bir izlenim hakim. Asla ulaşamayacağımız bir oranı mı hedefliyoruz? Yoksa bu hedefe ulaşmamız için gereken politikaların yapılmasının önünde engeller mi var? Samimi olarak söylemeliyim anlamakta güçlük çekiyoruz” dedi.

    “SURİYE KONUSUNUN GİDEREK DERİNLEŞTİĞİNİ VE ÜLKEMİZ BAŞTA OLMAK ÜZERE DÜNYANIN BİRÇOK BÖLGESİNDE TERÖR OLAYLARININ ARTTIĞINI ÜZÜLEREK GÖRÜYORUZ”

    TÜSİAD Başkanı Symes, konuşmasına “Küresel büyüme bu sene de beklenenin altında gerçekleşti. Çin ekonomisi yavaşlamaya devam ediyor. Suriye sorununun giderek derinleştiğini ve ülkemiz başta olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde terör olaylarının arttığını üzülerek görüyoruz. Jeopolitik riskler geçen yıla kıyasla çok daha artmış durumda. Son zamanlarda her sohbetin, en tedirgin edici, baş konusu bu” diye devam ederek terör konusundaki endişelerini de dile getirdi.

    Konuşmasında petrol fiyatlarındaki düşüşten ve etkilerinden de bahseden Symes, “Düşük petrol fiyatları ise birçok ülkenin ekonomisinde hiç de tahmin etmediğimiz kadar istikrarı bozucu etki yapıyor, daralmaya neden oluyor. Uzun süre daha düşük seviyelerde kalacağı tahmin edilen fiyatlar yalnızca hammadde satarak sağlanan refahın sürdürülebilir olmadığını net bir şekilde ortaya koyuyor. Bizim de buradan kendi adımıza çıkarmamız gereken ders, sadece hammadde gelirine bağımlı ekonomilere dayanarak büyümemizi sürdürülebilir kılamayacağımız. Bu durumun çözümünün de petrol fiyatlarının tekrar yükselmesini beklemek olmadığı son derece aşikar. İş dünyamız, pazar çeşitliliğinin önemini bugünlerde her zamankinden daha fazla hissediyor. Küresel gelişmeler artık istisnasız tüm ekonomilerde arz yönlü önemli yapısal değişiklikler olmasını kaçınılmaz kılıyor” dedi.

    “ÖNDE GELEN GELİŞEN ÜLKELER GRUBU YAVAŞLIYOR”

    Symes, gelişen ülkelerdeki ekonomik sorunlardan bahsederek, “Dünya Bankası raporunda gerek petrol ihracatçılarının içinde bulunduğu durum gerekse gelişmekte olan ekonomilerdeki zayıf büyümenin diğer ülkelere yayılma etkisi kapsamlı olarak ele alınıyor. Sonuçlar oldukça çarpıcı. BRICS denilen, Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’dan oluşan, önde gelen gelişen ülkeler grubu yavaşlıyor. Hindistan hariç gözlenen bu yavaşlamanın küresel ekonomiye yayılması bekleniyor. Dünya Bankası araştırmacıları BRICS grubunun büyümesinin 1 yüzde puan kadar düşmesi durumunda, diğer gelişmekte olan ülkelerde büyümenin ortalama 0,8 yüzde puan, küresel büyümenin ise 0,4 yüzde puan azalacağını tahmin ediyorlar. Bunlar bizleri etkileyecek oldukça yüksek oranlar. Gelişen ülkelerin küresel ekonomide giderek daha büyük bir yer kapladığına ve bu piyasaların sağlıklı olmasının küresel istikrar için giderek daha önemli olduğuna şahit oluyoruz.  Ancak küreselleşmeyi ne kadar anlayabildik, gittikçe serbestleşen sermaye ve küreselleşen ekonominin gerektirdiği denetim ve düzenleme mekanizmalarını kurmayı başarabildik mi? Dünyadaki aktörler küresel ölçekte politika yapma kabiliyetine sahip mi? Bu son kriz belki de bize aslında ne kadar az şey bildiğimizi gösterdi, mevcut uluslararası kurumların ne kadar dar bir politika alanına sahip olduğunu gün yüzüne çıkardı” dedi. Symes konuşmasında 2016 yılında Türkiye’yi zor bir dönem beklediğine de dikkat çekti. Toplantı diğer katılımcıların konuşmalarıyla devam etti.

  • Tüsiad Başkanı Symes: “Küresel Isınma Temel Yaşam Kaynaklarımızı Tehdit Ediyor”

    TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran-Symes, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı (COP) 21’in sonuçlarının ele alındığı toplantıda “Küresel ısınma temel yaşam kaynaklarımızı tehdit ediyor” dedi.

    Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 21. Taraflar Konferansı (COP 21) Aralık ayında Paris’te gerçekleştirildi ve iklim değişikliğiyle mücadelede 2020 yılı sonrasına yönelik yeni rejimin çerçevesini çizen bir anlaşma metni üzerinde uzlaşıyla sonuçlandı. Birleşik Krallık Ankara Büyükelçiliği Refah Fonu İşbirliği, REC Türkiye ve Amerikan Büyükelçiliği desteği ile yapılan toplantıda Paris Anlaşması’nın Türkiye ve Türkiye’deki özel sektör açısından yansımaları ele alındı.

    Toplantıda konuşan Türk Sanayicilieri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Cansen Başaran-Symes, ekonomik faaliyetlerin çevresel kaygıları dikkate alan bir anlayışla sürdürülmesinin TÜSİAD’ın en öncelikli çalışma prensiplerinden olduğunu söyledi. Symes, 1996 yılından bu yana salt çevre ve iklim değişikliği konularına ilişkin olarak faaliyet gösteren, bir çok faaliyete imza atan son derece güçlü bir çalışma grubuna sahip olduklarının altını çizerek “Dünya Sürdürülebilir Kalkınma İş Konseyi’nin Vizyon 2050 raporundan hareketle, TÜSİAD’ın 40. yılında, hazırlanan ’Vizyon 2050 Türkiye’ raporumuzda da ’Sürdürülebilir dünyaya nasıl ulaşabiliriz denkleminde iş dünyasının rolünü’ ele aldık. Son iki yıldır İklim Yatırımı Fonları (Climate Investment Funds) kapsamındaki Temiz Teknolojiler Fonu’nun (Clean Technologies Fund) gelişmekte olan ülkeler adına özel sektör gözlemci üyesiyiz. Dünyanın en kapsayıcı kurumsal sürdürülebilirlik platformu olan UN Global Compact’in Türkiye’deki sekretaryasını da TİSK ile birlikte yürütüyoruz. Geçen yıl hazırladığımız Gıda, Tarım ve Hayvancılık Rekabet Gücü raporumuzda olduğu gibi birçok çalışmamızda iklim değişikliğinin etkilerini ve alınması gereken önlemleri ele alıyoruz. REC Türkiye ile birlikte kurmuş olduğumuz, TÜSİAD üyesi olmayan iş dünyası temsilcilerini de içeren, İklim Platformu 2008 yılından bu yana çalışmalarını sürdürüyor. Yine siz değerli paydaşlarımızla her yıl, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansının (COP) sonuçlarını, düzenlediğimiz toplantılarda ele alıyoruz. COP 21’de üzerinde uzlaşılan anlaşma metni, 2020 yılı sonrası için yeni bir iklim rejiminin çerçevesini çizdi. Sonuçlarını farklı boyutları ile tartışacağımız bu anlaşmanın gerek ekonomik gerekse çevresel yansımaları bakımından bir dönüm noktası olduğu düşüncesindeyiz. Biz de bu yılki toplantımızda, bir ekonomik dönüşümün temellerini atan Paris Anlaşması’nı iş dünyasının gözüyle ve uygulama perspektifinde tartışmayı hedefliyoruz” dedi.

    Dünyanın baş döndürücü bir değişimin, dönüşümün içinde olduğuna vurgu yapan Cansen Başaran-Symes, “Tükenen doğal kaynaklar, sayısı giderek artan doğal afetler, farkındalık artmış olsa da ürkütücü boyutlara ulaşan yoksulluk, ekonomik faaliyetlerin çevresel ve sosyal açıdan artık mevcut biçimiyle sürdürülemez olduğunu gösteriyor. Büyüme, yaşam kalitesi ve iklimin korunması hedeflerinde dengeyi sağlayamadık. Ve maalesef küresel ısınma yaşam alanımızı ve temel yaşam kaynaklarımızı tehdit eder boyutlarda. Son 50 yılda ortalama sıcaklık artışının 1 santigrat dereceye yaklaştığı dünyamızda 2.7 milyar insan su sıkıntısı yaşıyor ve bu sayının daha da artacağını biliyoruz. Son 20 yılda çoğunluğu iklim değişikliği nedeniyle gerçekleşen doğal afetlerin yol açtığı zarar 2 trilyon 300 milyon doları buldu. Bu afetler nedeniyle bir yılda göç eden insan sayısı 22 milyonu aşmış durumda.İklim değişikliği sorununun temel nedeni olan sera gazı emisyonları tarihteki en yüksek seviyeye ulaşmış durumda. Nitekim Dünya Ekonomik Forumu tarafından yapılan küresel risk araştırmasında iklim değişikliği, önümüzdeki 10 yıl için, kitlesel imha silahlarından daha da önemli bir tehdit olarak birinci sırada konumlandırıldı.Geçen yıl bu konuların küresel ölçekte ve en üst seviyede çok çeşitli zirvelerde dillendirildiğine şahit olduk. Binyıl Kalkınma Hedefleri yerini Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine bıraktı. Dünya liderleri, 2030 yılına yönelik 17 hedef ortaya koydu: Bunların içinde ulaşılabilir ve temiz enerjinin temini, iklim değişikliğiyle mücadele, yoksulluğun ortadan kaldırılması gibi hedefler de yer alıyor. Bu 17 hedefin hepsi çok temel gereklilikler ve hiçbiri de maalesef yeni değil. Konular yeni olmadığına göre artık tespit değil eylem zamanı. Peki bu açıdan baktığımızda durum nedir? Geçen sene OECD ülkelerinin bu 17 hedef ve seçilen 34 gösterge çerçevesinde performansları değerlendirildi. Çalışmaya göre maalesef dünyanın en zengin ülkeleri bile hedefler için tam olarak hazır değil. Türkiye ise sadece 8 göstergede iyi ve üzeri not almış. Bu hedefler doğrultusunda acaba değişime ne kadar hazırız?” şeklinde konuştu.

    Symes, sürdürülebilir kalkınma zirvesinden üç ay sonra gerçekleşen COP 21’de üzerinde uzlaşılan anlaşmanın, bu hedeflerden belki de en zor olanına, iklim değişikliğiyle mücadeleye ilişkin bir yol haritası ortaya koyduğunu belirterek “Düşük karbonlu ve iklim değişikliğine dirençli bir ekonomiye geçişi amaçlayan bu yol haritası ne demek? Sera gazı emisyonlarının azaltılması için üretim ve tüketim süreçlerinde, yaşam biçimimizde değişim demek: yani ulaşımdan, gıdaya, enerjiden, sanayiye kadar birçok alanda üretim ve tüketim süreçlerini çevresel maliyetleri göz önüne alarak yeniden tasarlamak demek. Bununla birlikte, küresel ısınmanın etkilerine dirençli bir yaşam biçimi demek. Tüm bunlar ise teknolojinin, Ar-Ge’nin, finans dünyasının bu dönüşümü gerçekleştirecek kapasiteyi, mekanizmaları, araçları hızla oluşturmasına ihtiyaç var demek. Artık iklim değişikliği konusu alışılagelmiş sektörel alanlar dışında da öncelikli ele alınıyor: örneğin, sigorta sektöründen bir örnek vermek gerekirse,  Münih İklim Sigortası Girişimi kapsamında kalkınmakta olan ülkelerdeki 400 milyondan fazla kişiye destek olma hedefiyle yeni modeller tasarlanıyor. Dünya Ekonomik Forumu’nda sanayide dönüşüm olgusunun konuşulduğu platformlarda konu iklim değişikliğine geliyor, döngüsel ekonomi tartışılımaya başlandı. Biz de TÜSİAD olarak 17 Mart’ta Sanayi 4.0 yaklaşımının Türkiye için potansiyelini ve fırsatları ele alan çalışmamızı kamuoyu ile paylaşacağız. İletişim teknolojileri, robotlar, biyo-teknoloji, malzeme bilimi, nano-teknoloji gibi birçok alandaki ilerleme bize bir başka gerçeği gösteriyor. Enerjiyi depolayan teknolojiler, üç boyutlu yazıcılar, kuraklığa dayanıklı tohumlar gibi bir dizi çığır açan buluşu tetikleyen değişim ve dönüşüm baskısı, yalnızca çevresel ve sosyal sorunların sonucu değil, aynı zamanda ekonomik gelişimin yarattığı bir fenomen” dedi.

    Atık yönetimi ve enerji verimliliği gibi alanlardaki yeni yaklaşımlardan doğan döngüsel ekonomi olgusunun da bu dönüşümün bir başka boyutunu ortaya koyduğunu söyleyen Symes, Avrupa’da döngüsel ekonomi prensipleri uygulanarak gerçekleştirilecek teknolojik dönüşümün 2030 yılında net 1.8 trilyon Euro kar sağlayacağı tahminleri yapılıyor” dedi. Symes, artık ürünün yaşam dönemi en uzun olacak şekilde tasarlanması ve üretilmesine yönelik Ar-Ge ve inovasyon çalışmalarında yoğunlaşıldığını belirterek “Sadece atıkların yeniden kullanılması değil ürünün kendisinin ya da yan ürünlerin hammadde veya yakıt olarak yeniden ekonomik döngü içine girmesi artık yatırım planlamalarının bir parçası oluyor. Çevresel kaygılar ve iklim değişikliğiyle mücadele iş dünyasına önemli bir sorumluluk yüklüyor. Memnuniyetle belirtmek isterim ki yatırım kararları daha çevre ve iklim dostu hedefleri içermeye başladı. Ar-Ge ve inovasyon faaliyetlerinin mevzuatta yapılan son iyileştirmelerle bu çabalara önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz.  Bununla birlikte, çoğunluğunun özel sektör tarafından yapılması öngörülen düşük karbonlu ve yüksek verimli teknoloji yatırımları için, öngörülebilirlik ve politikalarda uyum ihtiyacı önemle vurgulanması gereken bir konu olmaya devam ediyor” şeklinde konuştu.

    TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran-Symes konuşmasını şu şekilde sonlandırdı: “Konuşmamın başında, TÜSİAD olarak, iklim değişikliğiyle mücadele konusunu birincil önemdeki konular arasında gördüğümüzü belirttim. Şimdi de bu mücadelede etkili uygulama için önemli gördüğümüz bazı konuları sizlerle paylaşmak isterim. Negatif etkilerini yaşamaya başladığımız iklim değişikliğiyle mücadelede ortak çabayı gösteren Paris Anlaşması’nın tarafları arasında olunması ülkemiz açısından mutlak bir önemdedir. Öte yandan, dünya ekonomisini de şekillendireceğine inandığımız bu anlaşmada ülkemizin konumunun, gelişmekte olan ülkelere yönelik finansal destek ve teknoloji transferi mekanizmalarından yararlanacak şekilde netleştirilmesi de eşdeğer gerekliliktedir.Bunu mümkün kılacak adımların uluslararası platformlarda ivedilikle ve kararlılıkla atılacağını düşünüyoruz. COP21 dönem başkanı Fransa’nın bu yönde desteğini sürdürmesini bekliyoruz. Öte yandan, ulusal düzeyde iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik tüm plan ve politikaların bir an önce net bir şekilde tariflenmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu süreçte de; Çevresel, ekonomik ve sektörel hedeflerin bütüncül bir anlayışla ve birbirini tamamlar şekilde ele alınmasını; Etkili uygulamayı mümkün kılacak regülasyonların ve altyapının uyumlu bir takvimleme yapılarak hayata geçirilmesini; Uygun finansman mekanizmalarının eşzamanlı tasarlanmasını önemli görüyoruz. İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planı’nın gözden geçirilmesi bu kapsamda bir ilk adım olacaktır. Bu politikalar dahilinde, sanayide enerji verimliliğini artırmaya ve yeni teknolojileri geliştirmeye yönelik yatırımların teşvik edilmesi öncelikli olmalıdır. Bu anlayışla Ar-Ge ve inovasyon vizyonumuz düşük karbon ekonomisini de merkeze alacak şekilde geliştirilmelidir.   Elektrik piyasalarının verimliliği özendirecek bir yapıya kavuşturulması için ilave tedbirler alınmalıdır. Yenilenebilir enerji kaynakları potansiyelimizin kullanılmasına yönelik son yıllarda sağlanan ivme artarak devam ettirilmelidir. Biz de TÜSİAD olarak iklim değişikliği ile mücadeleye yönelik politikaları oluşturma sürecindeki çalışmalara katkı sağlamak üzere, piyasa temelli ve düzenleyici araçları maliyet ve etkinlik açısından ele alacak bir projeyi başlatıyoruz. TÜSİAD’ın 45. yılında gerçekleştireceğimiz bu projemizle, politika yapıcılara sunacağımız önemli bir etki değerlendirme çalışmasını gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Biraz sonra konuk konuşmacılarımız ve panelistlerimiz anlaşmanın içeriğini farklı yönleriyle ve çok etraflıca ele alacaklar. Ben bu noktada Davos Forumundan bir alıntı ile bu zorlu sürecin başarısı için gerekli gördüğüm unsuru paylaşmak isterim: “Bir planınız yoksa hedefler sadece dileklerdir”.