Etiket: Turunçgil

  • Germencik Ziraat Odası Başkanı Akın’dan turunçgil yetiştiricilerine uyarı

    Germencik Ziraat Odası Başkanı Ümmet Akın, turunçgil bahçelerinde Akdeniz sineğiyle mücadeleye başlayan üreticileri bilgilendirdi.

    Mücadelenin ruhsatlı ilaçlar, kimyasal yollar veya kitlesel tuzaklarla ve biyoteknik mücadele ile gerçekleşmesi gerektiğini belirten Germencik Ziraat Odası Başkanı Ümmet Akın “Turunçgil bahçelerinin ana zararlılarının başında Akdeniz meyve sineği geliyor. Akdeniz meyve sineği, turunçgil meyvelerini kurtlandırmak suretiyle dökümlere ve meyve kalitesinin düşmesine neden olan en önemli turunçgil zararlısıdır. Aynı zamanda dış karantina zararlısı olduğundan meyve ihracatında da sorunlara neden olmaktadır. Turunçgil bahçelerinde her yıl mücadelesi yapılması gereken Akdeniz meyve sineği ile mücadeleye başlama zamanı geldi. Mücadelenin başlaması için asılan tuzaklarda sineğin görülmesi ve meyvenin kabuk renginin hafif renk dönüşümünün başlaması ve yine meyvenin hafif tatlanıp sulanmaya başlaması bu mücadeleye başlanma zamanının geldiğinin belirtileridir. Üreticilerimiz her yıl tuzaklama çalışmaları ve ilaçlamalar yapmakta. Bu yılda ilaçlama hasada 10 gün kalaya kadar devam edecek. En önemli konulardan birisi ise Arı ölümlerini önlemek için ilaçlamadan önce çevrelerindeki arıcıları da bilgilendirmek gerekiyor” dedi.

  • Turunçgil üreticisi yeni sezondan umutlu

    Adana Çiftçiler Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Halid Milli, Türkiye’nin ihracat yaptığı komşu ülkelerdeki sorunlar nedeniyle turunçgil üreten çiftçinin sıkıntılı bir dönemden geçtiğini ancak, ihracat pazarlarındaki olumsuzlukların büyük bölümünün geride kalmasıyla yeni sezondan umutlu olduklarını söyledi.

    Milli, yaptığı açıklamada, 2011 yılından beri Suriye’de yaşanan savaş ile Ortadoğu pazarlarına giden ticaret yolunun sıkıntıya girdiğini belirterek, “Suriye’nin ardından 2013 yılı sonlarına doğru Ukrayna’nın iç sorunlar yaşamasıyla, ikinci en büyük turunçgil pazarımızda ekonomik sıkıntılar baş gösterdi. 24 Kasım 2015’te ise Rusya ile başlayan uçak krizi neticesinde Rus pazarı da büyük oranda kapanan yaş meyve-sebze sektöründe en fazla turunçgil çiftçimiz zarar gördü” dedi.

    Türkiye’nin 2015 Yılı TUİK verilerine göre, greyfurtta yüzde 495, limonda yüzde 250, mandalinada yüzde 195 ve portakalda ise yüzde 130 yeterlilik derecesine sahip olduğunu hatırlatan Milli, bu ürünlerin yeteri kadar ihraç edilmediği takdirde ürün fiyatlarının kontrolsüz biçimde düşeceğini ve maliyetlerin karşılanamayacak duruma geleceğini belirtti.

    Hava koşullarının etkisi

    Halid Milli, 2016 Aralık ile 2017 Haziran ayları arasındaki dönemde, 4 defa çok sert ve uzun don olayı, 2 defa şiddetli fırtına, dolu afeti, Ramazan Bayramı ile başlayan ve 10 gün süren poyrazın, mevsim normalleri üzerindeki sıcaklıklarla birlikte 2017 yılı üretiminde olumsuzluklara sebep olduğunu ifade etti. Milli, “Bu olumsuzluklar neticesinde özellikle limon ile orta ve geç cins mandalina çeşitlerinde önemli oranda rekolte eksikliği gözlemlemekteyiz. Portakal ve greyfurt çeşitlerinde ise çok yeterli olmasa da tatmin edici bir rekolte olacağını düşünüyoruz” dedi.

    Döviz kurunun artması ile girdi maliyetlerinin yükselmesine rağmen, çevre ülkelerde yaşanan olumsuzluklardan etkilenerek dal fiyatlarının yıllardır aynı kalmasının turunçgil çiftçisini nefessiz bıraktığını belirten Milli, “Düzenli ve dünya standartlarında üretim yapabilmek için dal fiyatlarının olması gerektiği yere gelmesi elzemdir. İhraç pazarlarımızdaki olumsuzlukların büyük bölümünün geride kalması ile turunçgil üreticisi olarak 2017-2018 sezonunda geçmiş yıllara nazaran daha yüksek dal fiyatları ile karşılaşacağımızı ümit ediyoruz” diye konuştu.

  • Turunçgil üreticisine “Biyolojik Mücadele” semineri

    Adana Turunçgil Üreticileri Birliği (ADATÜB), turunçgil zararlıları ile biyolojik mücadele yöntemleri hakkında üreticileri bilinçlendirdi.

    ADATÜB Yönetim Kurulu Üyesi Remziye Karabucak, turunçgil üreticilerinin katılımıyla gerçekleşen “Turunçgil Zararlıları ile Biyolojik Mücadele” konulu seminerin açılışında yaptığı konuşmada, bu tür toplantılarla üreticileri daha donanımlı hale getirmeyi hedeflediklerini belirtti.

    Açılış konuşmasının ardından seminere geçildi. Biyolojik Tarım Danışmanı Doç. Dr. Lerzan Erkılıç, turunçgil zararlıları ile mücadelede, entegre mücadele prensiplerinin benimsenmesinin şart olduğunu vurguladı. Türkiye’de turunçgil bahçelerinde 100’e yakın zararlı böcek türü bulunduğunu ifade eden Erkılıç, “Bu kadar fazla sayıda zararlı olmasına karşın bir o kadar da faydalı tür mevcuttur. Bu sebeple zararlılarla mücadele ederken entegre mücadele prensipleri benimsenmeli ve uygulanmalıdır” dedi.

    Bilinen böcek türlerinin sadece yüzde 10’unun zararlı olduğuna dikkati çeken Doç. Dr. Lerzan Erkılıç, arazileri kimyasallarla ilaçlamadan önce dikkatli düşünülmesi gerektiğini kaydetti. Kimyasal müdahalelerin bilinçsiz yapılmasının hem bitkiye hem toprağa hem de ürüne ciddi zararlar verdiğini dile getiren Erkılıç, doğal dengenin korunması açısından biyolojik mücadelenin büyük önem taşıdığını ifade etti.

    Mücadele yöntemini seçerken dikkat

    Tarımsal üretimin; karlı, çevre ve insan sağlığına uyumlu, sosyal ve ekonomik olarak kabul edilebilir olması gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Lerzan Erkılıç, mücadele metodunun, zararlı miktarı ve ekonomik zarar seviyesine göre seçilmesi gerektiğine işaret etti. Erkılıç, mücadele yöntemi seçilirken; etki süresinin uzun olmasına, ucuz olmasına, insan ve çevre sağlığına zararlı etkisi olmamasına ve yan etkisi olmamasına dikkat edilmesi gerektiğini kaydetti.

    Zararlı avcısı arılar

    Biyolojik mücadelenin, tarımda zararlı böceklerin, hastalıkların ve yabancı otların mücadelesinde doğal düşmanların kullanılması olarak açıklanabileceğini ifade eden Erkılıç, turunçgil zararlıları unlubit, kırmızı kabuklubit ve pas böcüsü ile biyolojik mücadele yöntemlerini anlattı.

    Turunçgil unlubit ile mücadelede BiyoArı S ve BiyoAvcı S’in etkili yöntemler olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Lerzan Erkılıç, BiyoArı S’nin çoğunlukla 3. dönem unlubit larvaları ile yeni ergin olmuş zararlıların içine yumurtasını bıraktığını, yumurtadan çıkan arıların unlubitten beslenerek bu zararlıları yok ettiğini belirtti. Lerzan Erkılıç, bu yöntemin, Mayıs ayında ilk unlubit ergini görüldüğünde; önceki yıl unlubit zararı hafif olan bahçelerde ağaç başına 10 BiyoArı S, unlubit zararı ağır olan bahçelerde ağaç başına 20 20 BiyoArı S şeklinde uygulanması gerektiğini salımdan sonra unlubitin popülasyon gelişmesinin takip edilmesi, Ağustos ayında zararlı popülasyonunda artış gözlenmesi durumunda yeniden salım yapılması gerektiğini anlattı.

    Erkılıç, biyolojik mücadelede kullanılan bir diğer türün ise BiyoAvcı S’nin de turunçgil unlubitinin küçük gelişme dönemleri ile yumurtalarını doğrudan yiyerek onların yok olmasını sağladığını ifade etti. Mayıs-Haziran aylarında ilk unlubit yumurta paketi görüldüğünde uygulanması gereken bu türün dozunun da tıpkı BiyoArı S’de olduğu gibi unlubit zararı hafif olan bahçelerde ağaç başına 10, unlubit zararı ağır olan bahçelerde ağaç başına 20 BiyoAvcı S şeklinde uygulanması gerektiğini vurguladı.

    “İkisi birlikte kullanılmalı”

    Turunçgil unlubiti sorunu olan bahçelerde BiyoArı S ve BiyoAvcı S’nin birlikte kullanılması gerektiğine işaret eden Erkılıç, şöyle devam etti:

    “Çünkü her iki faydalının da etki mekanizması diğerinin çalışmasını tamamlayacak şekilde gelişmiştir. BiyoArı S 3. dönem larva ve yeni ergin olmuş dişi unlubitleri parazitlerken, BiyoAvcı S turunçgil unlubitinin yumurtalarını ve küçük larva dönemlerini doğrudan tüketir. Turunçgil bahçelerindeki karınca aktivitesi faydalı böceklerin çalışmasını, özellikle BiyoArı S faaliyetini olumsuz etkilemektedir. Karıncalar unlubitlerin beslenirken çıkardıkları tatlı maddeler ile beslenmeye geldiklerinde hareketleri ve salgıladıkları kokular ile BiyoArı S’nin parazitleme davranışına engel olurlar. Bu nedenle karınca faaliyetinin yoğun olduğu bahçelerde ağaçların kök boğazına toz malathion sürülmelidir. Bu işlem bir sünger yardımıyla ağacın kökboğazının biraz üzerine bilezik şeklinde sürülerek yapılırsa etkisi daha kalıcı olmaktadır. Ağaç gövdesine sürülen bu toz ilaç tabakası karıncanın ağaç üzerindeki unlubit kolonisine ulaşmasını engeller.”

    Biyolojik mücadele uygulanacak bahçede insektisit, yani geniş etkili veya böcek büyüme regülatörlerinin kullanılmamış olması gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Lerzan Erkılıç, “Eğer kullanılmış ise bahçede en son kullanılan insektisit ile 30 gün (4 hafta), böcek büyüme regülatörü ile 45 gün (6 hafta) sürenin geçmiş olması gerekir. Biyolojik mücadele için salım yapıldıktan sonra da söz konusu ilaçlar kesinlikle kullanılmamalıdır. Bu ilaçların kullanılması biyolojik mücadelenin başarısını olumsuz etkiler” şeklinde konuştu.

    Limonun düşmanı uç kurutan hastalığı

    Biyolojik Tarım Danışmanı Doç. Dr. Lerzan Erkılıç, seminerin devamında, Eureka Limon ve bazı geçici dikenli limonlarda, uç kurutan hastalığı ve mücadele yöntemleri hakkında bilgiler verdi. Rüzgar, don ve dolu yaralarından bitkiye giren hastalığın, Akdeniz bölgesinde lokal koşullara bağlı olmakla beraber Eylül-Nisan ayları arasında bahçeler için risk oluşturduğunu kaydetti. Uç kurutan hastalığının, Akdeniz bölgesinde Eureka Limon ve bazı geçici dikenli limonların en tehlikeli hastalığı olduğunu belirten Erkılıç, “Uç kurutan salgınları soğuk ve donlu geçen kışlar, ağır dolu zararları sonrasında gelişir. Hastalık semptomları ilkbahar ve sonbahar aylarında daha belirgindir. Sıcak yaz aylarında hastalık inaktif olur. Hastalığın bulunduğu bölgelerde limon üretimi hem kalite hem de miktar açısından etkilenir. Uç Kurutan hastalığı hassas çeşitlerin üretimini ve anaçların kullanımını sınırlar” ifadelerini kullandı.

    Korunma ve mücadele yöntemleri

    Yapraklarda damarlar boyunca renk açılmalarının hastalığın erken belirtisi olduğunu belirten Erkılıç, kabuk soyulduğunda ya da odun doku kesildiğinde tipik somon-pembe ya da turuncu-kırmızımsı renklerin de hastalığın en tipik özelliği olduğunu kaydetti. Hastalıktan korunma ve mücadele yöntemlerine de değinen Lerzan Erkılıç, şunları söyledi:

    “Hastalıklı dalların hemen budanması ve bahçede toprağa düşürülmeden çıkarılması en önemli kültürel mücadeledir. Kimyasal mücadelede bakırlı preparatlar kullanılmaktadır. Hastalığın aktif olduğu ilkbahar ve sonbahar aylarında 2-3 kez uygulama yapmak gerekir. Hastalığı tetikleyen don, dolu ve fırtınalı havalardan sonra mutlaka uygulama yapılmalıdır.”

  • Turunçgil üretiminde 2’nci sıraya yükselen Türkiye, ihracatını da yüzde 14 artırdı

    Ulusal Turunçgil Konseyi Başkanı Kemal Kaçmaz, Türkiye’nin geçen yıl 4,2 milyon ton turunçgil üretimi ile dünyada turunçgil üreticisi ülkeler arasında 8’inci sıraya, ihracatta ise 2’nci sıraya yükseldiğini belirterek, 880 milyon dolar ihracat geliri elde ettiğini söyledi. Kaçmaz, turunçgil ihracatının 2016’da yüzde 14 arttığını da bildirdi.

    Ulusal Turunçgil Konseyi, 2016 Yılı İhracat Raporu’nu Mersin’de açıkladı. Akdeniz İhracatçı Birlikleri’nde (AKİB), konsey üyeleri ile birlikte basın toplantısı düzenleyen Ulusal Turunçgil Konseyi Başkanı Kemal Kaçmaz, turunçgil verilerini kamuoyu ile paylaştı. Yaş meyve sebze sektörü içinde en önemli alt ürün grubunu turunçgil ürünlerinin oluşturduğunu dile getiren Kaçmaz, turunçgillerin son yıllarda üretim ve ihracatıyla alt grup olmaktan çıkarak başlı başına bir sektör haline geldiğini vurguladı. Türkiye’nin, TÜİK verilerine göre 4,2 milyon tonluk turunçgil üretim rakamı ile dünyada turunçgil üreticisi ülkeler arasında 8’inci sıraya, ihracatta ise 2’nci sıraya yükseldiği bilgisini veren Kaçmaz, “Turunçgilin gerçekleşen ihracatı ile ülkemiz ekonomisine sağladığı net döviz girdisi ve istihdam katkısı turunçgil sektörünün stratejik bir sektör olduğunun ifadesidir. 24 Kasım 2015’te en büyük turunçgil ihracatı gerçekleştirdiğimiz Rusya Federasyonu ile yaşadığımız kriz sektörümüzü etkilemiş, hükümetimizin almış olduğu kararların hızla yürürlüğe geçmesiyle birlikte yaş meyve sebze sektörü ayakta kalmıştır” dedi.

    “Turunçgil ihracatı yüzde 14 büyüdü”

    2015-2016 yıllarında yaşanan tüm zorluklara karşın başarılı bir ihracat gerçekleştirdiklerinin altını çizen Kaçmaz, 2016 yılında 1 milyon 672 bin ton turunçgil ihracatı gerçekleştirildiğini dile getirerek, “Bunun karşılığında 880 milyon 259 bin dolar döviz girdisi sağlanmıştır. 2016 turunçgil ihracat sezonunda ise bir önceki sezona göre, 1 Eylül 2016-31 Aralık 2016 tarihleri arasında 1 milyon 72 bin ton ihracat gerçekleşmiş, karşılığında 559 milyon 558 bin dolar döviz girdisi sağlanarak, bir önceki sezona göre yüzde 14 artış göstermiştir. En çok artış limonda ve mandalinada gözlenmiştir” diye konuştu.

    Turunçgil sektörünün 2017 yılında da 2023 hedefleri doğrultusunda çalışmalarına devam edeceğini vurgulayan Kaçmaz, “Stratejik bir sektör olan turunçgilin geleceğinden umutluyuz” ifadelerini kullandı.

  • Turunçgil sektörü Adana’da buluştu, sorunlarını konuştu

    Türkiye’nin turunçgil üretimi, ihracatı ve sektördeki son gelişmelerin masaya yatırıldığı “Turunçgil Sektörü Buluşması”, Ulusal Turunçgil Konseyi (UTK) ve Adana Turunçgil Üreticileri Birliği’nin (ADATÜB) ev sahipliğinde Adana’da gerçekleştirildi.

    Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bürokratları, üreticiler, ihracatçılar ve akademisyenlerin katılımıyla Adana Sanayi Odası’nda düzenlenen toplantı, UTK Başkanı Kemal Kaçmaz’ın açılış konuşmasıyla başladı.

    Kaçmaz, turunçgil sektörünün, yaş meyve-sebze sektörü içerisinde en önemli alt grubu oluşturduğunu belirtti. Sektörün, 4.2 milyon tona varan üretimi ve 1.5 milyon tona ulaşan ihracatı ile alt grup olmaktan çıkıp ana grup haline geldiğini vurgulayan Kaçmaz, ihracatın daha da artırılması için sektörün çatı kuruluşu UTK olarak, 2023 yılı ihracat hedefleri doğrultusunda bir dizi çalışma gerçekleştirdiklerini ifade etti.

    Turunçgil stratejik planı hazırlanıyor

    Şu anda ana hedeflerinin Turunçgil Stratejik Planı’nı oluşturmak olduğunu ve bu yönde çalışmaların devam ettiğini belirten UTK Başkanı Kemal Kaçmaz, “Turunçgil Stratejik Planı’nı tamamladığımız zaman kısa, orta ve uzun vadede neler yapabileceğimizi ortaya koyacağız ve bu doğrultuda çalışmalarımızı daha verimli bir şekilde sürdüreceğiz” dedi.

    2020 Uluslararası Turunçgil Kongresi’nin Cumhuriyet tarihinde ilk kez Türkiye’de düzenleneceğini de aktaran Kaçmaz, şöyle devam etti:

    “Bu kongre, 4 yılda bir dünyanın muhtelif ülkelerinde gerçekleştiriliyor. Türkiye’de 14.’sü düzenlenecek. Bu organizasyon sayesinde, 2020’ye kadar tüm dünyada ülkemizi ve sektörümüzü tanıtma fırsatı bulacağız. Spor olimpiyatları nasıl önemliyse, Turunçgil Kongresi de bizim için olimpiyat niteliğindedir. Son derece önemsiyoruz. Bu organizasyonla üretici ülkelerde neler olmuş, neler bitmiş, yapılan akademik çalışmalar nelerdir bunları birebir görmüş olacağız.”

    Açılış konuşmalarının ardından, 14. Uluslararası Turunçgil Kongresi sunumu gerçekleştirildi. Ardından Prof. Dr. Süha Berberoğlu, “Turunçgil Envanter Çalışması” hakkında bilgi verdi. Daha sonra, moderatörlüğünü Çukurova Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Okan Özkaya’nın üstlendiği panele geçildi.

    “Sektörün sorunu günlerce konuşsak bitmez”

    Panelde ilk söz alan Akdeniz İhracatçı Birlikleri (AKİB) ve Narenciye Tanıtım Grubu (NTG) Başkanı Ali Kavak, turunçgil sektöründe konuşulması, tartışılması gereken çok fazla konu bulunduğunun altını çizerek, “Günlerce konuşsak bitiremeyiz” dedi.

    Üreticinin, ihracatçının ve Bakanlığın ayrı ayrı sorumlulukları bulunduğuna işaret eden Kavak, “Burada önemli olan her kurumun sorumluluğunun gereğini en iyi şekilde yerine getirmesidir. Ama maalesef herkes topu bir başkasına atıyor. Top bir gün bir yerde kalacak. O zaman hiçbir işe yaramayacak. Bu yüzden sorunların köküne inmemiz lazım” diye konuştu.

    “Kalıntı sorununun konuşulması utanç verici”

    Sektörde kalıntı sorununun halen konuşuluyor olmasının utanç verici olduğunu belirten Ali Kavak, şunları söyledi:

    “Üretimimizin yüzde 92’sini biz kendimiz tüketiyoruz. Yüzde 8’ini ihraç ediyoruz. Ben tüketiyorum, benim çocuğum tüketiyor, sizin çocuğunuz tüketiyor. Yurt dışındaki insanların sağlığı tabii ki çok önemli ama bir o kadar da bizim kendi insanlarımızın sağlığı önemli. Biz bu sorunu kökten çözmek zorundayız. Bizim ihracatçı olarak dışarıda karşılaştığımız en önemli sorunlardan birisi bu. Biz Avrupa Birliği ülkelerinde ‘Türk ürünleri satmıyoruz’ yazısını marketlerde gördüğümüz zaman yerin dibine giriyoruz. Bunu çözmek bizim elimizde. Bunu çözmek aslında çok da zor değil.”

    “Akdeniz sineğini medya abartıyor”

    Akdeniz sineği yüzünden bir araba ürün geri döndüğünde bunun medya tarafından çok abartıldığını ifade eden Kavak, “Rusya’dan 19 bin kilo mandalina dönmüş. Bir araba dönmüş. İçinde bir Akdeniz sineği bulunmuş. Bunların çoğunun da alakası yok. Tamamen siyasi olaylar sonucu bizim meyvelerimiz geri dönüyor. Biz farz edelim ki Akdeniz sineğinden bir araba ürünümüz geri dönmüş. Bunu basının abartması, kamuoyunda hem narenciye tüketiminden halkı soğutuyor hem Türk ekonomisine ciddi anlamda zarar veriyor. Bunların abartılmaması gerekir. Kaldı ki Akdeniz meyve sineğinin insan sağlığına hiçbir zararı yok. Bu tamamen üreme ile ilgili bir hadise. Rusya, Uzakdoğu ülkeleri veya herhangi bir ülke aslında bu ürünü kabul etmezken; ‘Akdeniz meyve sineği benim ülkemde üremesin istiyorum’ diyor. İnsan sağlığına bir zararı yok. Ama bizim medya alıyor, bunu göklere çıkarıyor. Bu bizim üretimimize de ihracatımıza da zarar veriyor. Rekabet gücümüzü olumsuz yönde etkiliyor” şeklinde konuştu.

    “Çukurova Türk tarımının yüz akı”

    AKİB ve NTG Başkanı Ali Kavak, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın güzel çalışmalar yaptığını, ancak yine de her şeyin dört dörtlük olmadığını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Türk tarımının yapısal sorunları çok büyük. Arjantin’e gittik. Arjantin bizim kadar narenciye üreten bir ülke. Orada üreticiler birliğinde çay içerken dedik ki; ‘sizin kaç üreticiniz var?’ Bir katalog verdiler tek sayfa, bir tarafında üreticiler bir tarafında ihracatçılar var. 29 üretici, 28 tane ihracatçı. Böyle bir ülkede tarımı yeniden yapılandırmak, tarım ürünlerini kimyasallardan arındırmak çok kolay. Ama bizde yüz binlerce işletme var. 1 dönümü olan da işletme oluyor, 10 bin dönümü olan da. Maalesef tarımı profesyonel anlamda yapamıyoruz. İyi tarım uygulamalarını istediğimiz şekilde uygulayamıyoruz.”

    Çukurova’daki üreticilere yürekten teşekkür ettiğini dile getiren Kavak, “Çukurova’daki arkadaşlarımız, Türkiye tarımının yüz akı. Türkiye narenciye üretiminin yüz akı. Buradaki büyük ölçekli, modern işletmeler olmasa inanın hem Türk tarımı hem Türk narenciyesi yerinde sayar. Biz buradaki arkadaşlarımız sayesinde pazarlarda rekabet edebiliyoruz” diye konuştu.

    “Bu yıl 8 ülkede tanıtım gerçekleştiriyoruz”

    NTG’nin çalışmalarına da değinen Kavak, “Biz Türkiye’de üretimi de ihracatı da bir bütün olarak düşünüyoruz. Biz beraber kalkındıracağız bu sektörü. Ülkemizin sorunlarını beraber aşacağız. Herkes ‘beni ilgilendirmez’ derse bir yere ulaşamayız. Önceki yıllarda NTG olarak 26 ayrı ülkede tanıtım kampanyaları yaptık. Tarkan’la tanıtım yaptığımız yıl bizim narenciye ihracatımız yüzde 47 arttı. Akabinde Muhteşem Yüzyıl ile tanıtım kampanyalarımız devam etti” ifadelerini kullandı.

    NTG olarak bu yıl 8 ayrı ülkede tanıtım kampanyası gerçekleştirdiklerinin altını çizen Kavak, şunları kaydetti:

    “Rusya’ya gittiğinizde dergileri, gazeteleri alın hepsinde Türk narenciyesi var. Türk narenciyesi olarak özel bir dergi çıkardık Rusya’da. Çocuklara narenciye tüketimi alışkanlığı kazandırmak için. Önümüzdeki dönemde yine tanıtım çalışmaları kapsamında çocuklar arası futbol turnuvası düzenleyeceğiz. Temenni ediyoruz ki Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de bu turnuvanın finaline katılacak. İnanılmaz yankı uyandıracak bir proje. Bunun gibi birçok projemiz var. Bu 8 ayrı ülkede basın mensuplarına, market zincirlerinin CEO’larına Türk narenciyesini anlatıyoruz. Onlara Türk tarımının geldiği noktaları anlatıyoruz. Türkiye’de tarımın çok geliştiğini, insan sağlığı ve çevre sağlığı odaklı yapıldığını, modern tarım uygulamalarının birebir uygulandığını anlatıyoruz. Boş durmuyoruz.”

    “Avrupa’da kullanılan ilaçlar Türkiye’de de kullanılabilmeli”

    ADATÜB Başkanı Rifat Karabucak ise, üreticilerin karşılaştıkları sorunlara dikkat çekerek, “Bizler, Avrupa Birliği ülkelerinde kullanılan ilaçların kullanımının önünün açılmasını istiyoruz. Çünkü alternatif ilaçlar 3-4 misli fiyatlara satılıyor. Bu da bizim maliyetlerimizi artırıyor. Onları zengin ediyoruz. Biz giderek fakirleşiyoruz. Bizim tek isteğimiz; Avrupa’da hangi ilaçlar kullanılıyorsa ülkemizdeki üreticiler de o ilaçları kullanabilsin” diye konuştu.

    Hatalı kesim konusuna da işaret eden Karabucak, şöyle devam etti:

    “Bahçemizden fabrikaya gidinceye kadar aşağı yukarı yüzde 25, yüzde 30 kaybımız oluşuyor. Çiğli havada kesim yapılması, kesimde kullanılan makasın bilenmemiş olması, işçinin elindeki eldivenin o işe uygun olmaması, bunlar hep sorun. Ayrıca, her zaman bahsediliyor. Parsellerimiz çok küçük. Muhtemelen Akdeniz sineğinin çıktığı parseller en küçük parseller. Çünkü büyük parsellerde ilaçlama rahat yapılabiliyor. Küçük parseli olan çiftçilerimizin ekipman eksiği çok fazla, bundan kaynaklı uygulama eksikleri oluyor.”

    Ürünün fire vermesinde ihracatçının da hatası olduğuna dikkat çeken ADATÜB Başkanı Rifat Karabucak, “Bir defa ihracatçılarımız malların hepsini aynı gemiye koyuyor. Aşağı yukarı 250-300 konteyner aynı limana, aynı saatte gidiyor. Sonra mal çürümeye başlıyor. Kimin çürüğü artarsa 10 dolar, 5 dolar, 3 dolar ondan sonra ‘bedava verdim, gitti’ gibisine rakabet şansı olmuyor. Düşünsenize sizin önünüze 350 tane araba getirseler hangisini beğenirsiniz. ‘En ucuz olanı alır, giderim’ diyeceksiniz. Bununla ilgili sıkıntılar var. Paketleme tesislerinde sorunlar yaşanıyor. Şu an yeni yapılan paketleme tesisleri dışında çıkan malların yüzde 30’u fire veriyor diyebilirim. Bu da çok büyük bir sorun. Onlarda kullanılan dezenfektanlarla ilgili konuyu her ihracatçı toplantısında dile getiriyorum. Bu işi yapan iki firma var. Yani ihracatçı birliği bunun Türkiye distribütörlüğünü alsın, ‘Bunun haricinde malzeme kullananı kapatacağım’ desin. İki tane ürün var, biz halen Çin’den daha ucuzunu getirme derdindeyiz” diye konuştu.

    “DFİF desteği emeğe göre verilmeli”

    DFİF (Devlet Fiyat İstikrar Fonu) kaynaklı ihracat desteği uygulamasında da yanlışlık olduğunu savunan Karabucak, “İhracatçı ürünü dünyanın neresine götürürse götürsün aynı desteği alıyor. Geçen sene 150 TL idi. Şimdi 225 TL’ye çıktı. Irak’a mal gönderseniz 225 TL alacaksınız, Rusya’ya da gönderseniz aynı desteği alacaksınız. Adana’dan çok başarılı bir firmamız Japonya’ya kadar greyfurt gönderdi, Irak’a gönderenle aynı desteği aldı. Bu desteğin emeğe göre değerlendirilmesi lazım” dedi.

    Doğru’dan Karabucak’a destek

    Adana Çiftçiler Birliği Başkanı Mutlu Doğru da ADATÜB Başkanı Rifat Karabucak’ın DFİF ile ilgili sözlerine katıldığını belirterek, “Irak’ın Erbil kentine ihracat yapan ile İsveç’e ihracat yapanın aynı kefeye konulması adaletsizlik. Bu konuda ben de aynı görüşteyim. Bu konuda görüşlerimizi birlikte de hazırlayabiliriz” diye konuştu.

    Rusya kapıları kapattığında herkesin panik olduğunu, Irak kapıyı kapatsa yine aynı panik havasının yaşanacağını aktaran Doğru, “Yeni pazarlar bulabilmek için ihracatçıyı teşvik edecek herhangi bir şey yok. Bunun için bu kefeleri ayırmamız gerekiyor. Yeni pazarlara ihracat yapan ihracatçımızın daha fazla desteklenmesinin daha iyi bir teşvik olacağını düşünüyorum. Bu konuda biz de çalışma yapacağız” ifadelerini kullandı.

    “Sektörde doğru bilgi yok”

    Narenciye konusunda halen doğru düzgün bir envanter çalışması bulunmadığını anlatan Doğru, şunları söyledi:

    “Az önce Kemal Bey dedi ki; Türkiye’de 4.2 milyon ton narenciye üretiliyor. 1.5 milyon tonu ihraç ediliyor. İhraç kayıtları doğru olabilir. Ama 4.2 milyon ton değil, 6 milyon ton narenciye üretiliyor. Ben öyle diyorum, birisi çıksın ispat etsin. Hangisi doğru? Geçenlerde çalıştayda bir arkadaşımız dedi ki; ‘Bu sene mayer anormal ekildi, 3 milyon tane.’ Ben de ‘10 milyon mayer limonu fidanı satıldı’ diyorum. Doğru bilgi yok. Ne ürettiğimizi biliyoruz ne de kaç tane ağacımız var onu biliyoruz. Nasıl projeksiyon yapacağız. Biz diyoruz ki; bu rakamlar belli olsun, birisi fazla ektiyse mayere fidan desteğini kaldırsın Bakanlık. Destek her şeye var. İhracata destek var, her tarafa var. Böyle olmamalı. Deniyor ki; ‘Sezonu 7 aya yayalım.’ Çok doğru, yayalım. Ama ‘Bu ürün para etti, ben de ekeceğim’ yaklaşımıyla nasıl yayacağız? Bir geççi portakala ihtiyaç varsa; geçici portakalın desteği 100’den 200’e, 300’e çıksın. Mayerde de çok ekim varsa hiç verilmesin. Devletin teşvik sistemi bu şekilde olmalı. Üretici iyiye, doğruya teşvik edilmeli.”

    “İç tüketimi artırsak ihracata gerek kalmaz”

    Adana Çiftçiler Birliği Başkanı Mutlu Doğru, narenciye ile ilgili konuşmalarda genellikle ihracatın gündeme geldiğini belirterek, “Şöyle bir rakamlara bakacak olursak biz ihracatı hiç yapmasak bile bu narenciye bize yetmez. 80 milyon nüfus var. Hadi doğru sayıyorum bu istatistiği 4.2 milyon ton üretim var. İspanya, 50 milyon nüfusla 6.5 milyon ton üretimin 4 milyon tonunu kendisi tüketiyor. Yani biz 2.7 milyon tonu 80 milyon nüfusla tüketiyorsak bu bizim ayıbımız. Tarkan ile futbol maçıyla tanıtım yapılır, çok güzel. Onlar da çok doğru ama iç tüketimi de artırıcı bir şeyler yapmamız lazım. Üretici birlikleri, NTG hepimiz taşın altına elimizi koyacağız. Biz bir okul kampanyası başlattık. Haftada 1000 öğrenciye kurumlara örnek olsun diye her hafta narenciye dağıtıyoruz. Tüketimin çok olması için elimizden geleni yapmak zorundayız. Tüketimi çok yaparsak ihracata bile gerek kalmayacak, ürünümüz para edecek” şeklinde konuştu.

    Toplantıda, sektöre ve organizasyona katkı sunanlara plaket verildi. Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürü Dr. Nevzat Bilişik adına, Bahçe Bitkileri Daire Başkanı Gökhan Kızılcı’ya plaketini Adana Sanayi Odası Başkanı Zeki Kıvanç verdi. ADATÜB Başkanı Rifat Karabucak, Çukurova Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Turgut Yeşiloğlu’na; Uludağ Yaş Meyve Sebze İhracatçılar Birliği Başkan Yardımcısı Özkan Kamiloğlu, Çukurova Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dilek Bostan Budak’a; Adana Çiftçiler Birliği Başkanı Mutlu Doğru, Çukurova Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yıldız Aka Kaçar’a; UTK Başkanı Kemal Kaçmaz, Bitkisel Üretim Genel Müdürü Mesut Akdamar adına Nihal Boşnak’a; UTK Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Ateş, Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Ercan Türktemel’e; Alican Yamanyılmaz, Ozan Özkanoğlu’na plaket takdim etti.