Etiket: “Türkiye’deki

  • Türkiye’deki İlk ’Çin Araştırma Merkezi’ İAÜ’de Açıldı

    Türkiye’de ilk kez bir üniversite bünyesinde Çin Halk Cumhuriyeti ile ilgili akademik çalışmalarda bulunacak merkez kuruldu. İstanbul Aydın Üniversitesi (İAÜ) çatısı altında kurulan ’Çin Araştırma Merkezi’nde yürütülecek akademik çalışmalar sayesinde, Çin ile Türkiye halkları arasında her alanda işbirliğine ışık tutulmuş olacak.

    İstanbul Aydın Üniversitesi bünyesinde kurulan ’Çin Araştırma Merkezi’nin açılışına Çin Halk Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Gu Jing Qi, İstanbul Aydın Üniversitesi (İAÜ) Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Mustafa Aydın ve İAÜ Rektörü Prof. Dr. Yadigar İzmirli katıldı.

    ’Çin Araştırma Merkezi’nin açılışında konuşan İAÜ Ekonomi ve Finans Bölümü Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sedat Aybar, iki ülke arasındaki ilişkilerin çok eskilere dayandığını vurgulayarak, günümüzde de bu ilişkinin gelişmekte olduğunun altını çizdi. ’Çin Araştırma Merkezi’nin başkanlığını yürüten Prof. Dr. Sedat Aybar, merkezin iki ülke halkının birbirlerinin kültürünü anlaması, akademik çalışmaların geliştirilmesi ve iki ülke arasındaki öğrenci değişiminin teşvik edilmesi için önemli olduğunu ifade etti.

    İAÜ Rektörü Prof. Dr. Yadigar İzmirli ise küreselleşmenin ticaretten üretime, tüketimden iletişime pek çok alanda farklı kültürleri birbirlerine yakınlaştırdığını belirterek, “Bugünkü dünyada sadece coğrafi mesafeler değil din, kültür, beğeni mesafeleri de yavaş yavaş ortadan kalkıyor. Eğitimin küreselleşmesi de gelişmelerin en başında yer alıyor. İAÜ bir dünya üniversitesi olma yolunda kısa sürede çok yol aldı. Bugün üniversitemizde yüzün üzerinde Çin uyruklu öğrenci eğitim almaktadır. Ayrıca Çin’deki pek çok saygın üniversite ile akademik işbirliği anlaşmalarımız mevcut. Bugün ticari ve iktisadi ilişkilerimizin giderek geliştiği Çin’i akademik ve bilimsel çalışmalarla her türlü ön yargılardan uzak anlama-anlatma çabamız yeni aşamaya gelmiş durumda. Çin Araştırma Merkezi’mizin bu yolda önemli bir ivme sağlayacağına güvenim sonsuz ” dedi.

    “ÇİN-TÜRKİYE STRATEJİK İŞBİRLİĞİ HIZLANDI”

    Çin Halk Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Gu Jing Qi yaptığı konuşmada, ülkesiyle Türkiye arasında çok eskilere dayanan dostluğun iki ülke liderlerinin yaptığı ziyaretlerle daha da ilerlediğinin altını çizdi. Qi, “2015 Temmuz ayında Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Çin’e başarılı bir ziyaret gerçekleştirdi. Kasım ayında Çin lideri de Antalya’da gerçekleştirilen G20 Zirvesi’ne katıldı. İki ülke liderleri bu süre zarfında bir toplantı gerçekleştirdi. Böylelikle Çin-Türkiye stratejik işbirliği hızlandı. 2015 yılı Çin-Türkiye ikili ticaret hattı 21 milyar 600 milyon dolar arttı. İki ülke alt yapısı, finans merkezi ve birçok alanda işbirliği durmadan önemli bir atılım gerçekleştirdi” diye konuştu.

    2015 yılında Türkiye’ye gelen Çinli turist sayısında da önemli bir artış olduğunu söyleyen Gu Jing Qi, “2015 yılında Çinli turistlerin Türkiye’ye geliş sayısı 317 bine ulaştı. Bu yıldan yıla yüzde elli oranında kuvvetli bir şekilde artış gösteriyor. Bu durumda Türk turizm sektörüne kuşkusuz yeni bir kan depoluyor” ifadelerini kullandı.

    Çin ile Türkiye arasındaki ilişkilerin çok iyi bir noktada olduğunu söyleyen Başkonsolos Qi, iki ülke arasındaki stratejik ilişkilerin daha da derinleşeceğini vurgulayarak şöyle devam etti:

    “Son yıllarda Türkiye’nin bilindik üniversitelerinde özellikle Çince bölümü ve Çince dersi konulmasıyla ’Yüz Çiçek Açsın, Yüz Fikir Serbest Tartışılsın’ düşüncesi öne çıkıyor. İAÜ Türkiye’de üne sahip bir üniversite ve iki ülke arasında karşılıklı anlayış köprüsü kurmamıza yardımcı oluyor. İAÜ’nün Çin Araştırma Merkezi yalnızca yeni bir adımı sembolize etmiyor, aynı zamanda tüm Türkiye’nin Çin’i araştırmasında aktif bir rol oynamasını sağlıyor. Ek olarak söylemek isterim ki üniversite burada stratejik vizyonunu da kendini de iyice göstermiş oluyor bu sayede. Ümit ederim ki, bu merkez iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesine ve iki ülke halkları arasındaki karşılıklı anlayış ve dostluğun daha da pekişmesine vesile olur” dedi.

    “KARŞILIKLI OLARAK İŞBİRLİKLERİNİ ARTIYORUZ”

    İAÜ Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Mustafa Aydın da merkezin açılışında “Çin’de Türkiye tarihi ilişkilerinin asırlık bir süreye dayandığını hepimiz biliyoruz. Fakat geçmişe bakacağız, geçmişten ders alacağız ama asıl önemli olan ileriye doğru bakmaktır. Bu ileriye bakışta, ileriye doğru yürüyüşte tarihi kökleri asırlara dayanan bu iki milletin birlikte birçok şey yapabileceğini hep beraber biliyoruz. Hepimiz biliyoruz ki, özellikle son yıllarda her iki ülke de çok ciddi bir yakınlaşma iradesi ortaya koydu. İAÜ olarak birçok Çin üniversitesiyle işbirliği yapıyoruz, ortak programlar yürütüyoruz, yaz okulları düzenliyoruz, öğrenci değişim programları gerçekleştiriyoruz. Pekin’i yaklaşık 2 ay önce ziyaret ettim. Çin’in en köklü üniversitelerinden birisi olan Uluslararası Finans Üniversitesi’ni ziyaret ettik. Orada bir Türkiye Araştırmalar Merkezi’ni, burada da Çin Araştırmalar Merkezi’ni kurmaya karar verdik. Karşılıklı olarak bu merkezlerde iki ülkenin tarihi, kültürel ve eğitim alanlarındaki işbirliklerini ilerletme kararını aldık. Çin Araştırma Merkezi güzel işler yapacak. Bu düşüncelerle İAÜ’deki bu Çin Araştırma Merkezi’nin Türkiye ile Çin arasında başarılı ve güçlü işbirliğinin daha ileriye taşınmasına yardımcı olacağını umut ediyorum” ifadelerini kaydetti.

  • Türkiye’deki Girişimcilerin Sadece Yüzde 7’si Kadın

    Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) Başkanı Tarkan Kadooğlu, girişimcilerin sadece yüzde 7’sinin kadın olduğunu vurgulayarak bu oranın artırılması için girişimcilik eğitimleri, mikro krediler ve mevzuat düzenlemelerinin acilen hayata geçirilmesi gerektiğini belirtti.

    Kadooğlu, TÜRKONFED İş Dünyasında Kadın Komisyonu’nun “Kadının Çok Yönlü Güçlendirilmesi” projesi kapsamında Adana İş Kadınları Derneği (İŞKAD) ve ÇUKUROVASİFED ev sahipliğinde düzenlenen toplantıda, kadınların iş hayatındaki varlığının kalkınmanın en önemli göstergesi olduğunu belirterek, “Gelişmiş bir ekonomi ve gelişmiş bir demokrasi; iş dünyasında kadının istihdamının artırılmasına, kadına yönelik şiddetin son bulmasına, kadının toplumsal statüsünün yükseltilmesine bağlıdır” dedi.

    TÜRKONFED olarak, yıllardır iş hayatına daha fazla kadının katılımı ve yönetim kademelerinde kadınlara daha fazla yer verilmesi konusunda çaba sarf ettiklerini vurgulayan Tarkan Kadooğlu, “Bugün TÜRKONFED olarak 24 federasyon, 186 dernek, 24 bin 100 iş insanı ve 40 bin şirket ile Türkiye ekonomisinin şah damarı konumuna geldiysek, bunu kadınların iş hayatındaki üretkenliğine borçluyuz. TÜRKONFED bünyesinde ülkenin dört bir yanındaki kadınları temsil eden 30 iş kadını derneği bulunuyor. TÜRKONFED yönetim kurulumuzda 8 değerli iş kadını görev alıyor. 24 federasyon, 186 derneğimizin yöneticilerinin birçoğunun da kadın olması, her fırsatta gurur duyduğumuz bir tablo. Kadınların iş hayatına katılımını artırırken karar verici olarak statülerinin yükselmesinin de takipçiliğini yapıyoruz” şeklinde konuştu” ifadelerini kullandı.

    “ÖNERİLERİMİZİN BİR KISMI HAYATA GEÇİRİLDİ”

    İş Dünyası’nda Kadın Komisyonumuzun da katkılarıyla “İş Dünyasında Kadın Raporu”nun ilkini 2007’de ikincisini de geçen sene yayımladıklarını söyleyen Kadooğlu, “Kadının istihdama yeterince katılamaması, kadın girişimci sayısının az olması gibi konuları irdeledik. Bilim insanlarımızla, iş dünyası temsilcileriyle, Diyarbakır ve Samsun’da gerçekleştirdiğimiz geniş katılımlı çalıştaylarla soruna çözümler aradık. Ortaya çıkardığımız çözüm önerilerini paylaştık. Önerilerimizin bir kısmı hayata geçirildi. Hala beklediğimiz düzenlemeler var. Onların da takipçisi olmaya devam ediyoruz ve devam edeceğiz. Kadının Çok Yönlü Geliştirilmesi Projesi’nin ilk toplantısını Adana’da gerçekleştirirken bundan sonra İzmir, Samsun ve Elazığ toplantılarıyla da konuyu gündemde tutmaya devam edeceğiz. Bu projesi kapsamında kadınlara yönelik eğitim programları, kadınlar arasında iletişim ağlarının oluşturulması, bölgenin başarılı iş kadınlarını ödüllendirme ve mentörlük gibi etkinlikler düzenleyeceğiz. Ayrıca konfederasyonumuz çatısı altındaki iş kadınları dernekleriyle ilgili bir veritabanı oluşturmaya da başladık” diye konuştu.

    “ÇALIŞMALARA KATKI VERMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    TÜRKONFED Başkanı Tarkan Kadooğlu, işkadını derneklerini ortak bir güç birliği çatısı altında konfederasyona üyeliğe davet eden Kadooğlu, şöyle devam etti:

    “TÜSİAD ile birlikte yürüttüğümüz Bölgelerarası Ortak Girişim Projesi (BORGİP), girişimcilik olgusunun artması ve KOBİ’lerin güçlenmesine yönelik bir projedir. BORGİP kapsamında kadınlarımıza girişimcilik konularında destek vermekten ve mentörlük süreciyle tanıştırmaktan dolayı da büyük bir memnuniyet duyuyoruz. TÜRKONFED İş Dünyası’nda Kadın Komisyonu, geleceğin iş dünyasına, girişimci, özgüvenli, nitelikli ve üretim odaklı düşünen kadınları kazandırma yolunda emek vermeye çalışıyor. Bu çalışmalara katkı vermeye devam edeceğiz. Girişimcilerimizin sadece yüzde 7’si kadın. Bu oranın artması için de girişimcilik eğitimleri, mikro krediler ve mevzuat düzenlemelerinin acilen hayata geçirilmesi gerekiyor. Unutulmamalıdır ki bir kız çocuğunun eğitim alması, sonraki kuşakların kurtarılmasını sağlar. Bir kız çocuğuna verilen eğitim bir sonraki kuşakta ekonomik kalkınma ve demokratik gelişimde önemli bir sıçrama yaratır.”

  • (Özel Haber) Türkiye’deki Suriyeli Çocukların Eğitimi İçin Orta Afrika Modeli

    Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un danışmanı Doç. Dr. Ali Osman Öztürk, Türkiye’deki 650 Bin Suriyeli çocuğun eğitimine yönelik daha önce Orta Afrika’da denenen birtakım projelerin yeniden dizayn edilerek uygulamaya konulacağını bildirdi. Öztürk, proje kapsamında bedava internete ulaşma, çok hızlı bir şekilde Arapça müfredatı içeren yazılımlar olduğunu belirtti.

    Amerikalı ve Türk yetkililer, ABD Dışişleri Bakanlığı’nda düzenlenen programda Suriye’deki iç savaş nedeniyle Türkiye’ye sığınmak zorunda kalan çocukların eğitimiyle ilgili sorunlara çözüm bulunmasını ele aldı. ABD’de düzenlenen “Bridging Education Gap for Refugee Children in Turkey” konulu panele Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un danışmanı Doç. Dr. Ali Osman Öztürk ile Dışişleri Bakanlığı heyetinin yanı sıra Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Denis McDonough, İdari İşler ve Kaynaklardan Sorumlu ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Heather Higginbottom, UNICEF yöneticisi Anthony Lake ve Malala Fonu Başkanı Meighan Stone katıldı.

    Panelde Türkiye’de eğitim gören Suriyeli çocuklar hakkında bilgi veren Öztürk, Washington’daki temaslarının detaylarını İhlas Haber Ajansı’na (İHA) anlattı. Öztürk, Türkiye’deki Suriyeli öğrencilerin eğitim ihtiyaçlarının karşılanması konusunda ortak olarak neler yapılabileceğini tartışmak üzere ABD Dışişleri Bakanlığı’nın davetine icabet ettiklerini dile getirdi.

    “650 BİN SURİYELİ ÖĞRENCİNİN 250 BİN KADARI OKULA GİDEBİLİYOR”

    Şu anda Türkiye’de okul çağında 650 bin Suriyeli öğrenci bulunduğunu bildiren Öztürk, bunlardan 250 bin kadarının okula gidebildiğini vurguladı. Öztürk, geri kalan 400 bin civarındaki Suriyeli öğrencinin okulla buluşturulması noktasında ilgili taraflarla görüş alışverişinde bulunulduğunu söyledi.

    129 kişinin öldüğü 352 kişinin de yaralandığı Paris saldırılarının ardından Amerikan halkında ciddi kafa karışıklığı yaşandığını ifade eden Öztürk, 31 eyalet valisinin Suriyeli mültecileri kabul etmeyeceğini deklare etmesinin bu durumun en önemli göstergesi olduğuna dikkat çekti. Öztürk, Türkiye’nin 650 bin öğrenciyi ülkesine kabul ettiğini ancak Amerika’nın 2017’de 10 bin mültecinin girişine kaygıyla baktığınu söyledi.

    “BİZDEKİ SIĞINMACILARIN EN BÜYÜK SORUNU DİL”

    Türkiye’deki Suriyeli öğrencilere dönük yürütülen çalışmalar konusunda bilgi verdiğini anlatan Öztürk, “Bizdeki sığınmacıların en büyük sorunu dil. Halen Türkçe’yi tam olarak konuşamıyor ya da öğrenim kalitesinde kullanamayan bir öğrenci potansiyeli var. İlk önce bu sorunu aşmak için dil eğitimleri hızlandırıldı. Bunun için sınır boylarındaki merkezlerde 200’ü aşkın geçici öğrenim merkezleri kuruldu. Buralarda ilk adım olarak yetişkinlerle beraber bütün Suriyeli misafirlerimize dil eğitimi veriliyor. Öğrencilere ilkokuldan başlamak üzere Türkçe eğitimi verilerek hemen hemen her seviyede Türk eğitim sistemine entegre olmaları sağlanıyor. Dil öğretimi zaman alacak bir süreç” ifadelerini kullandı.

    Okula giden Suriyeli çocukların ailelerinin de yardıma ihtiyaç duyduğunu dile getiren Öztürk, “Çocukların eğitime, ailelerin de gündelik yaşamlarını devam ettirmeleri için yardıma ihtiyacı var. Sayın Başbakanımızın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda ifade ettiği gibi biz öyle ya da böyle tüm imkanlarımızı seferber ederek şu anda ulaştığımız öğrenci sayısını ikiye katlamayı planlıyoruz. Bu kapsamda Milli Eğitim Bakanlığımız ile uluslararası kuruluşlar nezdinde gerekli çalışmalar başladı” dedi.

    “DAHA ÖNCE ORTA AFRİKA’DA DENENEN PROJELER VAR”

    Öztürk, eğitim konusunda Orta Afrika ve diğer bölgelerde yaşanan sıkıntıların ardından denenen bir takım projeler olduğunu hatırlattı. Söz konusu projelerin daha önce sonuç getirdiğini belirten Öztürk, ABD’nin teknoloji devi Google’ın birtakım bilgi teknolojilerini kullanarak imkan sağladığını vurguladı.

    Özellikle mülteci sorunu yaşanan bölgelerde daha önce uygulanan projenin Türkiye’ye uygulanmasına ilişkin detayların paylaşıldığını dile getiren Öztürk, “Biz bunları dizayn etme konusunda daha etken olmak istiyoruz. Suriyeli çocukları uygun olan şartlarda Türk eğitim sistemine entegre etmek istiyoruz. Bu projelerin Türkiye’de uygulamaya konulması açısından yeniden dizayn edilmesi lazım. Altyapı yapı olarak güzel, çalışmış ve başarılı olmuş sistemler ama uyum gerekiyor. Bu konuda görüş alışverişine başlamış durumdayız. İlgili birimler iletişime geçmiş durumda. Sınır boylarında yer alan 10 büyükşehrimizde bu tür desteklere her halükarda açık olduğumuzu, olumlu katkıların her zaman Türkiye tarafından hoşlukla karşılandığını ve beklendiğini dile getirdik” şeklinde konuştu.

    “YOL HARİTASI BERABER ÇİZİLECEK”

    Mülteci çocukların eğitimi konusunda yol haritasının uluslararası toplumla beraber çizileceğini söyleyen Öztürk, şöyle devam etti:

    “Projenin kapsamında örneğin bedava internete ulaşma, çok hızlı şekilde Arapça müfredat öğreten yazılımları var. Bize bazı prototipler gösterdiler. Onun dışında kapasite geliştirme, okul inşaatı yapma, okulları akıllı okul haline dönüştürme, mobil üniteler oluşturma… Bunların çok farklı yöntemleri var. Bizim mobile çok ihtiyacımız yok çünkü Birleşmiş Milletler tarafından ödül almış geçici koruma kamplarımız var. AFAD bünyesinde çok ciddi hizmetler veriliyor. Eğitimle ilgili geçici barınma merkezlerinde hiç sorunumuz yok. Orada kısmen uluslararası destek alınmış durumda. Şu anda bizim esas meselemiz kamp dışındaki öğrenciler. Onlara da ulaşılması ve bu farkındalığın oluşturulması hem süreç hem de eğitim kapasitemizin altyapı olarak geliştirilmesi çok önemli bir noktaydı.”

    Öztürk, ziyaretinde en çok Türkiye’nin 2.2 milyon Suriyeli, 300 bin Iraklı sığınmacıyı nasıl ağırladığı konusu olduğunu belirtti.

    MÜLTECİLER KONUSUNDA EN ÇOK TARTIŞILAN BAŞLIKLAR, “TERÖR” VE “SUÇ ORANLARI”

    Temaslarının detaylarını paylaşan Öztürk, Paris saldırısının ardından mültecilere yönelik en çok hangi konuların tartışılmaya başlandığını aktardı.

    ABD’deki görüşmelerinde kendisine en çok yöneltilen soruların, “Onlar gelip bizim sosyal dengemizi ne kadar bozacak? Bana çok sorulan soru, suç oranlarında ciddi bir değişiklik oldu mu, Türk insanı nasıl karşıladı?” olduğunu söyleyen Öztürk, bunun üzerine suç oranlarında ciddi bir artış olmadığını aktardığını ifade etti. Öztürk, “Yer yer tansiyonların, yığılmalardan ve ani gelişmelerden dolayı yaşandığını, bunların da terör ve kargaşa ortamına mahal vermeyecek seviyede olduğunu söyledik. İnsan onuruna yakışır şekilde açık kapı politikamızın insana verilen değerin karşılığı olarak her zaman devam edeceğini belirttik” dedi.

    ABD’de başkanlık yarışının başladığına işaret eden Öztürk, “Cumhuriyetçi” kesimin Suriyeli mültecilerin hiçbir şekilde kabul edilmemesi yönünde görüş belirttiklerini vurguladı. Cumhuriyetçilere göre Suriyeli mültecilerin kabul edilme şartlarını aktaran Öztürk, “Kabul edilseler bile ancak Hristiyan olanların kabul edilmesi hatta 12 aşamalı bir prosedürden geçirilerek, Kongre’nin kuracağı bir heyetle tek tek görüşerek alınmaları yönünde. Bu da ipe un sermek anlamına geliyor. Fakat bunu Amerikan kamuoyu okuyor” diye konuştu.

    “2.5 MİLYON İNSANIN ZARAR VERMEDİĞİ ORTAMDA BİZ NEDEN 10 BİN KİŞİYİ ALMIYORUZ? DEMEYE BAŞLADILAR”

    Suriyeli sığınmacılar konusunda Batılı ülkelerin kararını etkileyen en önemli meselenin terör olduğuna dikkat çeken Öztürk, “Mültecilerin kabul edilmesi durumunda toplumun barışçıl ortamını, düzenini bozacak herhangi bir şey olur mu?” sorusuna yanıt arandığını belirtti. Öztürk, “Buradaki korkuları ise Beyrut ve Paris olaylarından sonra gerçekten ortaya çıkan çirkin bir ortam. Hiçbir dini, ırkı, cinsiyeti itham altında tutmamakla beraber bu tamamen İslamofobia denilerek sergilenen bir tavır. Yalnız Türkiye’nin tavrı onlar için bir turnusol kağıdı ya da bir ayna oluyor. ’2.5 milyon insanın zarar vermediği bir ortamda biz neden 10 bin kişiyi almıyoruz?’ demeye başladılar” ifadelerini kullandı.

    “AMERİKAN KAMUOYUNU THİNK TANK KURULUŞLARI YÖNLENDİRİYOR”

    Öztürk, Amerikan kamuoyunu ve kurumlarını özellikle dış politika konusunda think tank kuruluşlarının yönlendirdiğine işaret ederek, şunları söyledi:

    “Bizim de içinde bulunduğumuz Ortadoğu bölgesini ilgilendiren ciddi çalışmalar yapan think tank kuruluşları var. Biz oralardan da davet aldık. Oralarda da Türkiye’nin 2.5 milyon misafirimizi nasıl ağırladığını, ne gibi kolaylıklar tanıdığını, yaşadıklarımızı, öğrendiklerimizi neler yapmayı planladığımız, hükümet olarak politikamızı nasıl uzun vadeli ve kalıcı stratejilere dönüştürdüğümüzü paylaştık. Suriye topraklarında güvenli bölge ve uçuşa yasak bölge talebimizi anlattık. Ortaya çıkan sorunun ötesinde sorumluluk paylaşımına geçilmesini talep ettik. Bunun Esed’in olmadığı bir siyasi çözümden geçtiğini dile getirdik.”

    “TERÖRÜN DE SIĞINMACILIĞIN DA DİNİ, IRKI, MEZHEBİ YOKTUR”

    Mülteci sorununda ABD ile Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin elini taşın altına koyması gerektiğini vurgulayan Öztürk, yaptığı görüşmelerde ilgili tarafların gecikmiş bir ziyaret olduğunu, Türkiye’den bu tür ziyaretleri sık sık beklendiklerini aktardı.

    “Elde ettiğimiz en önemli netice, uluslararası toplumun iki yüzlü tavrına karşı biz mülteci krizinin propagandasını ya da PR’ını yapmadık” diyen Öztürk, “Bahane üretiyorlar ama maalesef bazı sıcak gelişmeler de onlara kolaylık sağlıyor. Paris saldırıları gibi. Temelde şunu söylememiz lazım: Terörün de dini, ırkı, mezhebi yoktur, sığınmacılığında da. Her an herkes bir gün sığınmacı olabilir. Dolayısıyla biz terörü lanetlerken sığınmacıları kucaklamalıyız ki terörün şiddeti ve tahribatı azalsın” şeklinde konuştu.

    Öztürk, kendisine yöneltilen “Batı’nın bu tavrı Ortadoğu halkı üzerinde nasıl bir etki oluşturuyor?” sorusuna verdiği yanıtı şöyle aktardı:

    “İnanın bu tavrınız halkı çok mutlu etmemekle beraber teröristlerin ya da terör gruplarının ekmeğine yağ sürüyor, radikalleştiriyor. Çünkü ’Batı size zaten sırtını döndü. Gelin, beraber onlara karşı savaşalım’ diyorlar. Biz bölgenin ortasında bunlarla mücadele ederken sizin gibi müttefiklerimizden beklediğimiz destektir. Kalkıp da bunu siz kendi halkınıza farklı noktalarda izah etmek yerine Ortadoğu’nun halklarını da düşünerek tavır takınsanız bizim işimiz de kolaylaşacak teröristlere de bu kadar alan kalmayacak. Bu söylemimiz çok etkili oldu. Hicap duymalarının sebebi buydu.”

    “DÜNYANIN SON YÜZYILDA İNSANİ BOYUTTA YAŞADIĞI EN CİDDİ BUHRANLA KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Mülteci meselesiyle ilgili insanı odak noktasına alan bir yaklaşımla Türkiye’nin neler yaptığının anlattıklarında çok daha iyi geri dönüşler aldıklarını vurgulayan Öztürk, “Dolayısıyla bundan sonra yapılacak olan şey, yaptıklarımızı uluslararası platforma taşımak. Dünyanın son yüzyılda insani boyutta yaşadığı en ciddi buhranla karşı karşıyayız. Bunu dile getirmekten geri kalmamalıyız. Biz eğer düşünüyorsak onlar kendileri anlıyorlar durumu. Gördük ki anlaşılmıyor. Bu da demek ki bizim sahada taşıdığımız yükü onlara da taşıyarak, bilgi olarak aktararak neyle karşı karşıya olduğumuzun farkında olmalarını sağlamamız gerekiyor” dedi.

  • Mtu Türkiye’deki Tesis Alanı İki Katına Çıkarılacak

    Dünyanın en büyük dizel motor ve jeneratör sistemi üreticilerinden MTU, Türkiye’de sahip olduğu hizmet, bakım ve depolama kapasitelerini iki katına çıkaracağını duyurdu.

    Dünyanın en büyük dizel motor ve jeneratör sistemi üreticilerinden MTU, 25’inci yıl kutlamalarında Türkiye’de sahip olduğu hizmet, bakım ve depolama kapasitelerini iki katına çıkaracağını duyurdu. Şirketten yapılan açıklamaya göre, MTU Türkiye, son 5 yılda gelirini üçte iki oranında artırdı ve işgücünü iki kat büyüttü. MTU, Türkiye’deki tesis alanını ikiye katlayarak 14 bin metrekareden fazla alana yayılmayı planlıyor.

    Türkiye’deki yatırımlarına devam edeceğini belirten MTU Türkiye CEO’su Ekrem Kuraloğlu, “Şirketimizin Türk ekonomisine sağladığı katma değeri daha da artırmak ana önceliklerimizdendir. Yerli ürünlerle geliştirdiğimiz savunma uygulamalarının da dahil olduğu geniş denizcilik portföyümüze enerji projeleri de ekledik. Deniz motoru sistemlerindeki liderliğimiz, güç üretimi sektöründe başarılı olmamıza yardımcı oldu. 2013 yılında yaptığımız anahtar teslim doğalgaz enerji santrali projelerimizle pazarda liderlik koltuğuna oturduk. Sunduğumuz anahtar teslim projelerle 1,2 milyon nüfuslu bir şehrin enerji ihtiyacını karşılayabiliyoruz” ifadelerini kullandı.

    Rolls-Royce Güç Sistemleri’nin CFO’su Marcus A. Wassenberg, “MTU Türkiye kısa zamanda büyük atılımlar kaydetti. Bu, Türk girişimcilerin elde ettiği tarihi başarılara çok iyi bir örnek. MTU Türkiye’nin 150 kişilik güçlü kadrosu sayesinde bunu başardık. Türkiye’de 25 yılda elde ettiğimiz başarılardan ötürü son derece mutluyuz ve pazardaki yolumuza kararlılıkla devam edeceğiz” dedi.

  • Türkiye’deki Hesaplı Konutlar, Dubai’de Görücüye Çıkıyor

    Türk gayrimenkul sektörünün projelerinin Dubai’de sergileneceği bir etkinlik düzenlenecek.

    Türk inşaat firmaları, ürünlerini Dubai’de Arap alıcıların karşısında görücüye çıkaracaklar. 8-10 Şubat 2016 tarihleri arasında Dubai, Abu Dabi, Kuveyt, Katar, Bahreyn, İran, Suudi Arabistan, Ürdün, Yemen, Irak, Rusya Federasyonu ülkeleri, Azerbaycan ve Libya dan gelecek yüzlerce emlakçı ve alımgücü potansiyeli bulunan binlerce ziyaretçi ile Türk inşaat firmaları B2B With Turkey’in Dubai’de gerçekleştirileceği “Hesaplı Konutlar Buluşması’nda biraraya gelecek. Türk konut üreticileri ile arsa ve arazi pazarlayan yatırım firmaları, Körfez ülkelerinin potansiyel alıcıları ile etkili ve sonuca odaklı üç gün geçirecek.

    İNŞAAT SEKTÖRÜ PAZARLAMADA SINIRLARI AŞTI

    Son yıllarda Türkiye’de üretilen konutların alıcıları arasına Arap ülkelerinin vatandaşları da eklendi. Bu nedenle Türkiye’deki konut üreticileri bu pazardan pay almanın yollarını deniyorlar. Bazı büyük Türk inşaat firmaları Körfez ülkeleri diye tabir edilen zengin Arap ülkelerinde ofis açarak her an müşteriye ulaşmayı hedeflerken, bazı firmalarımız ise etkinlikler veya fuarları takip ederek konut pazarlama yolunda ilerliyorlar.

    KÖRFEZ PAZARINA HENÜZ GİREMEYEN FİRMALAR İÇİN İYİ BİR FIRSAT

    Mevcut durumda stoğu bulunan ve yeni projelere başlamış olan inşaat firmaları pazarlama portföylerine yabancı yatırımcıya konut satışı yapabilmeyi de eklediler. Büyük ve güçlü projelere sahip firmalar zaten bunu yapmakta. Ancak daha uygun fiyatlarla konut satışı yapan firmalar bu fırsattan istifade edemiyor. Paralı, kararlı ve yatırım yapacak yatırımcı özellikle körfez ülkeleri diye adlandırılan Arap ülkelerinin vatandaşları. Yüksek fiyatlarla konut pazarlayan güçlü firmalar bu ülkelere açtıkları satış ofisleri ve acentalarıyla potansiyel Arap alıcılara ulaşmakta güçlük yaşamamakta. Ama uygun fiyatla konut satan birçok inşaat firması söz konusu bölgede pazarlama fırsatları araştırıyorlar. Bölgede 50 bin ila 200 bin dolar aralığında yatırım yapmak isteyen çok sayıda Arap yatırımcı bulunmakta. Yabancı yatırımcıya konut satabilmek ve büyük firmalar gibi körfez ülkelerinin vatandaşlarını kendi porföylerine eklemek artık irili ufaklı tüm inşaat firmaları için mümkün hale geldi. B2B With Turkey önümüzdeki Şubat ayında Dubai’de “Hesaplı Konutlar Buluşması” adı ile bir etkinlik düzenleyerek, bu projeleri körfez alıcılarla tanıştıracak.

    Hesaplı Konutlar Buluşması’nın organizatörü Yasemin Arslan, bu etkinliği ne için ve neden Dubai’de düzenlediklerini şöyle açıkladı: “Dubai Körfez ülkeleri başta olmak üzere, Asya ve Afrika ülkelerinin de buluşma noktası olan önemli bir ticaret merkezi. Bölge dediğimiz zaman sadece körfez ülkeleri akla gelmemeli. Asya, Afrika, Ortadoğu ve Akdeniz ülkelerini kapsayan büyük bir coğrafyadan söz ediyorum. İşte Dubai dünyanın çok büyük bir alanına ve buradaki ticarete hükmediyor. Değişik zamanlar gerektiren, gidilmesi zor ve çok pahalıya mal olacak etkinlikleri tek bir seferde hem de bir merkezde büyük bir coğrafyanın hedef kitlesine etkili ulaşmayı sağlayan bir pazardır Dubai. Bunu için Dubai’yi seçtik. Dubai’de her birey bir yatırımcı aynı zamanda. İnşaat sektörümüzden bahsedecek olursak yine biliyorum ki; Dubai’de ofisi bulunan veya çok sayıda acentesı olan ve direkt olarak burada pazarlamasını yapabilen Türk firmaları var. Ama bunlar büyük firmalar, bu maliyetleri kaldırabilecek güçleri var. Biz “Hesaplı Konutlar Buluşması”nı imkanı daha kısıtlı olan firmalarımız için bir fırsat eşitliği olması açısından düzenliyoruz . Onların da bu pazara girebilmelerine olanak sağlayacak biçimde tasarladık.. Buluşmada İstanbul’un yanısıra sahil kentlerinden ve Anadolu’dan fiyatı 35 bin ile 500 bin dolar aralığında projeler olacak.

    HESAPLI KONUTLAR BULUŞMASINA KATILIM DA HESAPLI OLACAK

    Dubai’de 8-10 Şubat 2016 tarihleri arasında düzenlenecek olan Hesaplı Konutlar Buluşması Türk gayrimenkul sektörü açısından önemli bir fırsat olacaktır. B2B With Turkey yetkilileri hem alıcı hem de satıcı tarafların azami fayda sağlayacağı ve memnuniyetle ayrılacağı alışılmış fuar şablonunun dışında bir dizayndan oluşacak bir buluşma olacağını belirtiyor. Bu buluşma sadece konut alıcısına yönelik olmayıp Türkiye’deki arsa ve arazi pazarlaması yapanlara da büyük oranda hitap edecektir. Ayrıca etkinliğin uygun ve makul maliyetle katılımcı firmalara yansıyacağını iddia ediyor. B2B With Turkey, bu fırsatı değerlendirmek isteyen firmalar için sonuca odaklı ve hesaplı bir buluşma organize ettiğini belirtiyor.

    B2B With Turkey Yönetim Kurulu Başkan’ı Yasemin Arslan, “Katılacak konut üreticilerine ve dolayısı ile Türk inşaat sektörüne büyük imkanlar sağlayacak bir etkinlik düzenliyoruz. Dubai’nin iş adamı ve turist potansiyelinin yanısıra Abu Dabi ve BAE’deki diğer emirlikler ve Kuveyt, Katar, Bahreyn, İran’dan oluşan tüm körfez ülkeleri ile Suudi Arabistan gibi Ortadoğu’nun alımgücü potansiyeli bulunan ülkeleri yanısıra Rusya Federasyonu ülkeleri, Azerbaycan ve Libya dan yüzlerce emlakçı ve binlerce ziyaretçi davet ettik. Düzenlediğimiz bu etkinlikte bölgede emlak pazarlama sektöründe yüzlerce emlakçı ve binlerce ziyaretçiyi Türk firmalarımız ile buluşturacağız. Düzenleyeceğimiz “Hesaplı Konutlar Buluşması”na katılım da adı gibi hesaplı olacaktır. Katılımcı firmalarımız maliyetine denilebilecek bir miktar harcayarak, sektörün büyük firmalarının fırsatlarına sahip olacaklar. Biz bunu bir fuar gibi düzenlemiyoruz. Alıcı ve satıcıları birebir görüşebilecekleri, uluslararası arenada B2B denilen bir dizayn ile buluşturacağız. Yani firmalarımızın temsilcileri kendileri için ayrılan bölümde direkt müşterisi veya bölgede konutlarını pazarlayabilecek emlakçı ile yüzyüze görüşerek ürünlerini anlatma, karşı tarafın istek ve fikirlerini duyabilme kaabiliyetine sahip olacaktır. Yabancıların, özellikle de Arap ülkelerinin vatandaşlarının Türkiye’ye ilgisi her geçen gün artıyor. Bu nedenle Hesaplı Konutlar Buluşması’na katılacak bölge emlakçılarınının da talepleri artmakta. Bunun sonucunda da umuyorum ki etkinliğimizden herkes mutlu ayrılacaktır.”