Etiket: Türkiye’de

  • Türkiye’de 5 Milyon Koah’lı Hasta Bulunuyor

    Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Kocabaş, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı’ndan (KOAH) her yıl ülkemizde 40 bin kişinin hayatını kaybettiğini, KOAH’lı hastaların yüzde 50-70’inin ise henüz teşhis edilmediğini söyledi.

    Prof. Dr. Ali Kocabaş KOAH’ı, zararlı gaz ve tozların uzun süre solunum yolu ile alınması sonucu havayolları ve akciğerlerde mikrobik olmayan abartılı bir iltihabın gelişmesi ve bu iltihabın hava yollarında genellikle ilerleyici özellikteki kalıcı daralma ve tıkanıklık geliştirmesi olarak tanımladı. Kocabaş, KOAH’ın önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olduğuna da vurgu yaptı.

    KOAH’lı hastalarda genellikle bir veya daha fazla bir diğer kronik hastalığın da bulunduğuna işaret eden Kocabaş, bunların başlıcalarını kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon, diyabet, depresyon, akciğer kanseri olarak sıraladı. Hastalığın genellikle orta-ileri yaş grubunda ortaya çıktığını ve yavaş bir ilerleme gösterdiğini dile getiren Kocabaş, “Bu nedenle KOAH’lı hastalar erken dönemdeki semptomlarını genellikle sigara içiminin veya yaşlanmanın doğal sonucu olarak görürler, ancak semptomları, özellikle nefes darlığı, çok belirgin hale gelince, hastalığın ileri evrelerinde doktora başvururlar” ifadesini kullandı.

    Günümüzde tüm dünyada 350 milyon, ülkemizde ise 5 milyon KOAH’lı hasta bulunduğunu, bu hastaların her yıl tüm dünyada 3 milyonunun, ülkemizde ise 40 bininin öldüğü tahmin edildiğini belirten Kocabaş, “Fakat, KOAH’lı hastaların yüzde 50-70’i henüz teşhis edilmiş değildir” dedi.

    KOAH YOKSUL ÜLKELERDE DAHA FAZLA GÖRÜLÜYOR

    Son 200 yıldır geleneksel risk faktörlerinin giderek azalması, fakat yeni risk faktörlerinin (tütün, sağlıksız diyet, obezite, fiziksel inaktivite, mesleki riskler, hava kirliliği vb.) ortaya çıkmasının hastalık kalıplarının da değişmesine neden olduğunu dile getiren Kocabaş, “Bugün tüm dünyada ölümlerin yüzde 66’sı kronik hastalıklar nedeniyle gerçekleşmektedir ve bu ölümlerin yüzde 80’den fazlası düşük-orta gelirli ülkelerde gözlenmektedir. Sermayenin serbest dolaşımı veya küreselleşme olarak adlandırılan bu dönemde, yoksullaşan insanlar risk faktörleriyle (sigara, ev içi hava kirliliği ve işyerlerinde toza ve dumana maruz kalma gibi) daha yoğun karşılaşmakta, sağlık hizmetlerine ulaşamamakta ve tedavilerini uygun bir şekilde yürütememektedirler. Bu durum, hastalığın ve bu hastalıktan ölümlerin giderek artmasına yol açmaktadır. Bu nedenle KOAH’lı hastaların yüzde 90’ının yoksul ülkelerde olması tesadüf değildir” ifadelerini kullandı.

    SİGARA ÖNEMLİ RİSK FAKTÖRÜ

    KOAH gelişiminde en önemli risk faktörlerinin uzun süre sigara içimi, ısınmak veya yemek pişirmek amacıyla evlerde kullanılan odun, tezek ve kömür gibi yakıtların dumanıyla karşılaşmak veya iş yerlerinde toza ve dumana maruz kalınması olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ali Kocabaş, Adana’da yapılan bir çalışmada 40 yaş üstü her 5 yetişkinden birinde KOAH bulunduğunun saptandığını, uzun süredir nefes darlığı, öksürük ve balgam şikayeti olan ve risk faktörlerine maruz kalan kişilerde KOAH varlığından kuşkulanmak gereğini, kesin tanı için basit bir soluk testi yaptırmanın yeterli olacağının altını çizdi.

    Hastaların sosyal ve ekonomik koşullarını sorgulayıp bunların iyileştirilmesi için çaba gösterilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Ali Kocabaş, hastaların sigara içmemesini sağlamak, hastaların haftanın en az 5 günü ve her gün ortalama 30 dakika yürümelerini teşvik etmek ve her yıl grip aşısı yaptırmalarını önerdiklerini kaydetti.

  • Türkiye’de Her 10 Bebekten 1’i Erken Doğuyor

    Türkiye’de her 10 bebekten birisinin erken doğduğu bildirildi.

    Tokat Devlet Hastanesi’nde “Dünya Prematüre Günü’ dolayısı ile düzenlenen etkinlik prematüre doğan bebeklerin ailelerinin katılımı ile yapıldı. Tokat Devlet Hastanesi Yenidoğan Yoğum Bakımı Ünitesinde yapılan programda konuşma yapan Yenidoğan Uzmanı Dr. Sema Tanrıverdi, 17 Kasım değerli minik bebeklerimizin varlığını topluma hatırlatmak, sorunları hakkında tüm dünyada farkındalık oluşturmak üzere ’Dünya Prematüre Günü’ olarak kutlanmakta olduğu ifade ederek, “Bildiğimiz en önemli fizik kurallarını bulan büyük dahi Albert Einstein, Darwin, Newton, ünlü İngiltere Başbakanı Churchill, dünyaca ünlü balerin Anna Pavlova, meşhur yazar Mark Tvvain prematüre doğan ünlülerden bazılarıdır. Prematüre doğsa da dünyayı etkileyecek gücü olan bu bebekleri yaşama kazandırmak bu yüzden çok önemlidir” dedi.

    Tanrıverdi, premarüteliğin çok önemli sağlık sorunu olduğuna dikkat çekerek, “Türkiye’de her 10 bebekten biri erken doğmaktadır. Ülkemizde halen bebek ölümlerinin nedenleri arasında birinci sırada erken doğum ve onun getirdiği sorunlar yer alıyor. Prematüre bebekler doğumdan itibaren çok sıkıntılar yaşamakta ve yaşama en iyi merkezlerde doğurtularak başlamaları gerekmektedir. Biz de Tokat Devlet Hastanesi Yenidoğan Yoğum Bakımı Ünitesi olarak bu önemli günü prematüre aileleri ve değerli minik bebeklerimiz ile birlikte kutlama töreni düzenlendik. Kutlamaya çok sayıda personelimiz ve prematüre doğan bebeklerimizin aileleri de katıldı” diye konuştu.

    Tokat Devlet Hastanesi personelinin de ilgi gösterdiği etkinlik renkli görüntülere sahne oldu.

  • Türkiye’de İlk ’Laparoskopik Böbrek Nakli’ Samsun’da Yapıldı

    Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyeleri Doç. Dr. Yarkın Kamil Yakupoğlu ve Doç.Dr. Ender Özden, Türkiye’de ilk ‘laparoskopik böbrek naklini’ Samsun’da gerçekleştirdi.

    OMÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyeleri Doç.Dr. Yarkın Kamil Yakupoğlu ve Doç.Dr. Ender Özden, Türkiye’de ilk kez gerçekleştirdikleri laparoskopik yani kapalı böbrek naklini gerçekleştirdiklerini ve bundan sonra da uygun olan hastalara böyle bir uygulamayı yapacaklarını söyledi.

    Doktorlar, 3 gün önce OMÜ Tıp Fakültesi Yoğun Bakım Ünitesi’nde bağışlanan kadavra donörden elde ettikleri 2 böbreği başarılı bir şekilde iki hastaya naklettiler. Sağ böbreği klasik yöntemle 9.5 yıldır diyaliz hastası olan 44 yaşındaki Hakkı Aydın’a, sol böbreği ise Cumartesi günü 3 yıldır diyalize giren 20 yaşındaki Murat Can Erdil’e başarılı bir şekilde yerleştirdiler.

    Ameliyatların başarılı geçtiğini belirten OMÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç.Dr. Yarkın Kamil Yakupoğlu, “Üç gün önce OMÜ Tıp Fakültesi Yoğun Bakım’da bağışlanan kadavra donörden elde ettiğimiz iki böbreği başarılı bir şekilde iki ayrı hastamıza naklini gerçekleştirdik. Donörden elde ettiğimiz sağ böbreği hastamız Hakkı Aydın’a klasik yöntemle naklini yaptıktan sonra, sol böbreği ise Samsun’da yaşayan 20 yaşındaki Murat Can Erdil isimli hastamıza Türkiye’de ilk defa uygulanan laparoskopik yöntemle böbrek naklini gerçekleştirmiş olduk. Böbrekler kısa süre içerisinde her iki hastamızda da çalışmaya başladı. Hastalarımız artık normal yaşamlarına dönmek üzereler. Kısa süre içerisinde taburcu işlemleri için hazır olacaklar. Bu arada üniversitemizde kadavra verici böbrek nakillerinde gözle görülür bir şekilde artış var. Kadavra verici böbrek nakillerinde Türkiye’de en ön sıralarda yer almaktadır. Bu açıdan hem Türkiye’de bir ilki gerçekleştirmemizin vermiş olduğu mutluluk hem de kadavra verici böbrek nakillerinde bölge halkına hizmet etmekten büyük mutluluk duymaktayız. Bu ameliyatı klasik yöntem dışında daha küçük bir kesikle bu işlemi gerçekleştirdik. Böylelikle hasta yaraya bağlı komplikasyonla daha az maruz kalmasını bekliyoruz. Ancak bu yöntem uygulamak için gerçekten çok fazla bilgi ve deneyim gerekiyor. Bunu gerçekleştirmiş olmak da bizleri bu konuda çok mutlu ediyor” dedi.

    “LAPAROSKOPİK BÖBREK NAKLİ TÜRKİYE’DE İLK KEZ YAPILDI”

    Kapalı yoldan böbrek naklinin Türkiye için bir ilk olduğunun altını çizen OMÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç.Dr. Ender Özden ise, “Kapalı yoldan böbrek nakli Türkiye için bir ilk. Ama dünya için belli başlı yerlerde uygulanan bir yöntemdir. 2001 yılından beri uygulanıyor. Çok yaygın uygulanan bir yöntem değil ama tecrübe her geçen gün artıyor. Buna paralel olarak biz de bu ameliyatı üniversitemiz bünyesinde gerçekleştirmiş olduk. Hem böbrek nakli konusunda çok ciddi bir tecrübe gerektiriyor hem de kapalı ameliyatlar yapma konusunda ciddi tecrübe gerektiriyor. Bu ameliyatın yapılabilmesi için bunların ikisinin bir arada bulunması gerekiyor. Biz de öncesinde yaptığımız çalışmalar, daha önceki tecrübe ve bilgilerimizi üst üste koyunca bunun yapılabilirliğini düşündük. Daha sonra cumartesi günü bu ameliyatı gerçekleştirdik. Şu anda bir sıkıntı yaşamadık. Hastamız da kısa sürede idrar çıkarmaya başladı. Kontrollerimizde de bir sıkıntı olmadı. Dolayısıyla bu işin Türkiye’de yapılıyor olmasını göstermek açısından da önemli olduğunu düşünüyoruz. Böbrek nakli olsun olmasın kapalı yolla yapılan ameliyat sonrası hasta çok daha hızlı bir şekilde normal hayata dönüyorlar. Bu avantajı böbrek nakli olacak hastalarda da yaşatmayı düşündüğümüz için zorlu ve yeni sürece başlamış olduk. İlkinin olması ve şu ana kadar bir sıkıntı yaşanmaması bizi de cesaretlendirdi” diye konuştu.

    “TIP İLERLEDİ, DOKTORLARIMIZA GÜVENDİK”

    Murat Can Erdil’in yakını Nursen Karagüzel ise, “Başarılı bir ameliyat geçti. Çok teşekkür ediyoruz. Organlarımızı lütfen çürütmeye mahkum etmeyelim. Hasta ve hasta yakınlarında can bulmasını temenni ediyorum. Doktorlarımız çok ciddi, güzel ve başarılı bir ameliyat geçirdi. Hastamız şu anda iyi. Bize Türkiye’de ilk kez böyle bir ameliyatın yapılacağı söylendiğinde tedirgin olduk. Fakat tıbbın her gün ilerlediğinin bilincindeyiz. Dolayısıyla bizim için çok sorun teşkil etmedi ve kabul ettik” şeklinde konuştu.

    Nakil olduğuna sevindiğini ifade eden 44 yaşındaki Hakkı Aydın ise, “Diyalize girmenin zorlukları bayağı vardı. Şu anda nakil olduğum için sevinçliyim. 9.5 yıldır diyalize giriyordum. Beni nakil için çağırdıklarında sevindim. Organlarını bağışlayan aileye teşekkür ederim. Şu anda yeniden doğmuş gibiyim, ikinci hayatımı yaşıyorum” açıklamasını yaptı.

  • Türkiye’de Her Yıl 150 Bin Prematüre Bebek Dünyaya Geliyor

    Neonatoloji Uzmanı Dr. Birgül Mutlu, Türkiye’de yılda 150 bin prematüre bebek dünyaya geldiğini söyledi.

    Doruk Sağlık Grubu, Dünya Prematürite Günü’ne dikkat çekti. Türkiye’de 10 bebekten biri prematüre olarak dünyaya geldiğini ifade eden Neonatoloji Uzmanı Dr. Birgül Mutlu, “Türkiye’de 1 milyon 300 bin bebek dünyaya geliyor. Bu sayıya bağlı olarak ise yılda 150 bin prematüre bebek hayata gözlerini erken açıyor. Bu bebeklerin 50 bini bin gramın altında. Artık günümüzde teknoloji çok ilerledi. Bu bebeklerin yaşama oranı çok arttı. Hayata 1-0 yenik başlayan prematüre bebekler çok mücadeleci bir yapıya sahip oluyor. O yüzden mücadeleci renk olan mor onların rengi olarak belirlendi” dedi.

    Prematüre doğumun engellenebileceğine işaret eden Mutlu, “Bazı konular takip edildiğinde erken doğumu önlemek mümkündür. Prematüre doğumların anne ve bebek tarafından olmak üzere birçok sebebi vardır. Şu anda Bursa’da da prematüre doğum oranı yüzde 10’dur. Türkiye’ye gelen Suriyeli vatandaşlar arasındaki bakımsız hamile kadınlarla prematüre doğumların sayısını artacak. Şu anda Türkiye prematüreleri Almanya ile Fransa prematürelerinin yıllık toplamına eşit. Dolayısı ile hem dünya, hem de Türkiye için prematüreler önemli bir sağlık meselesi” dedi.

    Tıbbın çok önemli mesafeler aldığını belirten Doruk Sağlık Grubu Medikal Direktörü Op. Dr. Mustafa Esgin, “Yeni doğan ünitelerinde gerek cihaz, gerekse eğitim almış kişilerin sayılarının artmasıyla birlikte, 28 haftadan sonra yaşama şansı bulan bebeklerin 24’üncü haftaya kadar hayat bulma şansını yakalamış oluyoruz. Doruk Sağlık Grubu bünyesinde 45 yeni doğan yoğun bakım yatağı bulunmaktadır. Bu da devlet ve özel sektör hastanelerindeki en büyük yeni doğan ünitesi anlamına geliyor” dedi.

  • Türkiye’de 40 Yaş Üstü Her 5 Kişiden Biri Koah Hastası

    Türk Toraks Derneği Başkanı Prof. Dr. Arzu Yorgancıoğlu, Türkiye’de, 40 yaş üstü her 5 kişiden birinde KOAH rahatsızılğı olduğunu söyledi.

    Türk Toraks Derneği Başkanı Prof. Dr. Arzu Yorgancıoğlu, bu yıl Dünya KOAH Günü’nün 18 Kasım 2015 olarak belirlendiğini söyleyerek, “KOAH [Kronik (Müzmin) Obstrüktif (Tıkayıcı) Akciğer Hastalığı] nefes yollarında mikroplarla oluşmayan bir iltihaplanmaya bağlı oluşan ilerleyici bir akciğer hastalığıdır. KOAH, tüm dünyada önemli bir halk sağlığı sorunu olmasına karşın, kamuoyu tarafından yeterince bilinmeyen bir hastalıktır. KOAH’ın görülme sıklığı 40 yaş üstü yetişkinlerde yüzde 15- 20’dir. Bir diğer deyişle toplumumuzda 40 yaş üstü her 5 kişiden birinde KOAH vardır. Oysa 10 KOAH hastasının sadece biri doktora başvurmuş ve doğru tanı alabilmiştir. Bu durumda, ülkemizde bulunan 3-5 milyona yakın KOAH’lı hastanın sadece 300-500 bini kendisinde hastalık olduğunu bilmektedir. Hedefimiz KOAH’ın her yıl daha fazla kişi tarafından bilinmesi ve risk faktörü taşıyan kişilerin sağlık kuruluşlarına başvurmalarını sağlayarak yaşamlarını daha kaliteli sürdürmelerini sağlanmasıdır” dedi.

    “KOAH DÜNYADA 3. ÖLÜM NEDENİ”

    Küresel Hastalık Yükü Çalışması verilerine göre, KOAH’ın yılda 2.9 milyon ölüme neden olduğunu belirten Prof. Dr. Yorgancıoğlu şöyle devam etti:

    “Günümüzde tüm dünyada 3. ölüm nedeni haline gelen KOAH, tüm ölümlerin de yüzde 5.5’inden sorumludur. Türkiye’de solunum sistemi hastalıkları en sık görülen 3. ölüm nedenidir ve bu ölümlerin yüzde 61.5’i KOAH nedeniyledir. Toplumun KOAH konusunda yeterli bilgiye sahip olmaması, hastalığın erken tanısını ve etkin tedavisini güçleştirmektedir. KOAH gelişimi için tüm dünyada en yaygın görülen risk faktörü sigara dumanıdır. Sigara içenler, içmeyenlere göre, daha fazla solunumsal şikayetlere, daha fazla solunum fonksiyon kaybına ve daha yüksek KOAH ölüm oranlarına sahiptirler. Diğer tip tütün kullanımı (pipo, puro, nargile vb.) ve çevresel tütün dumanı da KOAH gelişimine katkıda bulunmaktadır. KOAH gelişiminde genetik risk faktörlerinin rolü henüz çok iyi aydınlatılamamış olmasına rağmen, sağlıkta eşitsizlik, özellikle biyomas (odun, tezek, kök benzeri yakıt) kullanımına ikincil iç ortam hava kirliliği ve tozlu-dumanlı işyerlerinde çalışmanın en önemli çevresel risk faktörleri olduğu bilinmektedir. Son yıllarda önemi giderek vurgulanmaya başlayan fiziksel aktivitede azalma, hareketsizlik de artık bir risk faktörü olarak kabul edilmektedir”.

    “KOAH’LI HASTALAR MUTLAKA EGZERSİZ YAPMALI”

    Türk Toraks Derneği GARD Temsilcisi ve Koordinatör Yardımcısı Prof. Dr. Bilun Gemicioğlu ise KOAH’da en sık görülen yakınmaların nefes darlığı, öksürük ve balgam çıkarması olduğunu ifade ederek şunları söyledi:

    “Sigara içen kişiler öksürük ve balgamı kanıksarlar ve bu nedenle doktora başvurmazlar. Nefes darlığı nedeniyle fizik aktivitede azalma ortaya çıkar. Eforda nefes darlığı çeken kişi, yol yürümek istemez, günlük işlerini azaltır, markete gitmeye çekinir ve zamanla evden çıkmamayı tercih eder hale gelir. Bu şekilde giderek artan fiziksel aktivite azalması, hastanın yaşam kalitesini bozarak hastalığın ilerlemesine neden olur, sakatlık ve ölüme yol açar. Yirmi yıl boyunca izlenen KOAH’lı olgularda haftada iki saat ve daha fazla yürüyüş yapan hastalarda hem KOAH nedeniyle hastaneye başvurularda hem de bu hastalık nedeniyle ortaya çıkan ölüm oranlarında yüzde 30-40 azalma saptanmıştır. Bu nedenle, hem bu hastalığın önlenmesi hem de ilerlemesinin engellenmesinde ‘fiziksel aktivitenin arttırılması gerekmektedir”.

    “KOAH’IN ERKEN TANISI ÇOK ÖNEMLİ”

    KOAH’ın tanısının, basit ve ağrısız bir test olan “nefes ölçüm testi” ile kolayca konabildiğini belirten Prof. Dr Gemicioğlu, KOAH’ın erken tanısı, hastalığa bağlı sakatlık ve ölüm oranlarını azalttığını ifade etti. Prof. Dr Gemicioğlu, bu nedenle 40 yaş üstü, sigara içmiş ya da içmekte olan ve/veya meslek icabı ya da çevresel ortam gereği tozlu ortamlarda bulunan kişilerde müzmin seyirli öksürük, balgam ve nefes darlığı yakınmalarından en az birinin bulunması halinde kişinin bir göğüs hastalıkları hekimi tarafından görülüp ”nefes ölçüm testini” yaptırması gerektiğinin altını çizdi.

    KOAH ilerleyici bir hastalık olmasına karşı önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu söyleyen Prof. Dr Gemicioğlu şöyle devam etti:

    “KOAH’lı bir hastanın yapması gereken ilk iş sigarayı bırakmak amacıyla hekime başvurmasıdır. Sigara bağımlılığı tedavi edilebilen bir hastalıktır. Bunun dışında, diğer zararlı toz ve dumandan uzak durulması, grip ve zatürre aşılarının yapılması ve nefes yoluyla alınan ilaç tedavisinin yanı sıra fiziksel aktivitenin önerilmesi ve uygulanmasının sağlanması; hem hastalık gelişimi, hem hastalığın ilerlemesi ve kötü sonuçlarının önlenmesinde önemli bir adımdır. Yeterli bir fiziksel aktivite için ağır egzersizlere gerek yoktur, haftanın çoğu günleri yapılan orta yoğunluktaki fiziksel aktivite yeterlidir. Herkesin yapabileceği bir aktivite olan yürüyüş, düzenli fiziksel aktivitenin sağladığı hemen tüm yararları sağlayabilmektedir”.