Etiket: Türkiye’de

  • Dünyada Ve Türkiye’de Kısırlık Artıyor

    Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Bülent Tıraş, üreme sağlığının bugün bütün dünya ve Türkiye’de önemli bir sorun haline geldiğini kaydederek, “Geçmiş yıllara göre yaşam tarzımızda değişen birçok olumsuzluk üreme sağlığını da olumsuz etkiliyor” dedi. Tıraş, Türkiye’de bu olumsuzluktan etkilenen bölgelerin başında ise Güneydoğu Anadolu ve Karadeniz Bölgesinin geldiğini söyledi.

    Erkek ile ilgili gelişim gösteren infertilite (kısırlık) sorunlarında, en yaygın faktörlerden birisinin spermde meydana gelen bozukluklar olduğunu belirten Prof.Dr.Tıraş, “Erkek ile ilgili gelişim gösteren kısırlıklarda, yaklaşık yüzde 75 civarında sperm sorunu teşhis edilmektedir” diye konuştu.

    Erkek kısırlığında gelişen tıp imkanlarının alternatif çözümler sunduğunu ifade eden Prof. Dr. Bülent Tıraş, bu kapsamda geliştirilen mikro akışkanlı çip teknolojisi ile önemli oranda başarı sağlandığını bildirdi.

    Mikroçip teknolojisinin, kardın ve erkeğin embriyo oluşturan hücrelerinin doğada kat ettikleri yol ve davranış biçimlerini taklit eden ve orijinali gibi bir ortam sağlayan teknoloji olduğunu belirten Prof.Dr.Tıraş, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Mikroçip teknolojisinde asıl olan; erkeğin sınırlı sayıdaki spermlerinden en sağlıklı olanları seçip kadın yumurtası ile buluşturup embriyo oluşturmaktır. Bunun için, mikroçiplerdeki, gözle görülmeyecek biçimdeki küçük kanallar sadece sağlıklı spermlerin geçişine imkan verecek biçimde düzenlenmiştir. Bu kanalları geçen spermler ayıklanır ve en sağlıklıları, DNA’sı en düzgün olanları döllenmeyi sağlamak üzere anne adayına nakledilerek gebelik gerçekleşir.”

    ÜREME SAĞLIĞINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER

    Başta kısırlık olmak üzere kadın ve erkeğin üreme sağlığını etkileyen nedenleri ortaya çıkartan faktörleri sıralayan Prof.Dr. Bülent Tıraş, “Dünyada olduğu gibi bizim toplumumuzda da giderek su kirliliği, hava kirliliğinin giderek arttığından söz ediliyor. Gıdalara karışan ya da karıştırılan çeşitli katkı maddeleri, gıdaların saklandığı pet şişeler, gelişen teknoloji ve bilişim gereçleriyle insanların daha çok radyoaktif etkilere maruz kalması gibi nedenlerin bu olumsuzluğu körüklediği artık dünyanın her yerinde bilim çevrelerince vurgulanıyor“ dedi.

    Evlenme yaşının giderek uzamasının, doğal olarak çocuk sahibi olma yaşını da ilerilere attığını anlatan Prof.Dr.Bülent Tıraş, “Kadınların en doğurgan olduğu yaşlar 24-35 arasıdır. 35 yaşından sonra ise doğurganlık ciddi oranlarda azalır. 40’lı yaşlara gelindiğinde ise gebe kalma şansı oldukça düşer. Bu bir yandan kısırlık sorununu tetiklediği ya da çocuk sahibi olmayı güçleştirdiği gibi öte yandan tüp bebek tedavisini zora sokan bir gelişme olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü tüp bebek tedavisi her yaşta uygulanabilen bir tedavi değildir” diye konuştu.

    KİMİ KARİYER, KİMİ ÇOCUK YAPMA PEŞİNDE

    Türkiye’de bir kesimdeki kadınların öğrenimlerini sürdürüp, iş yaşamlarında kariyer yapma telaşı içinde olduklarını ve bu kadınların çocuk sahibi olmayı ötelediğini vurgulayan Prof.Dr.Bülent Tıraş, “Kırsal kesimdeki diğer grup kadınlar ise erken evleniyor. Erken evlenince de erken yaşta çocuk sahibi olmak istiyorlar. Fakat bilgi ve deneyimlerimiz bize; Türkiye’de gerek erkekte, gerekse kadın kısırlığında ciddi artışlar olduğunu gösteriyor“ ifadelerini kullandı.

    Obezitenin de kısırlıkta başlıca nedenlerden birisi olduğunun altını çizen Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Bülent Tıraş, “Türkiye’de insanlarımızın yüzde 25’i obez denilen gruba giriyorlar. Obezite üreme sağlığını olumsuz etkileyen faktörlerden birisi. Kadınlarda yumurtlama yeteneğini ve düzenini bozduğu gibi erkeklerde sperm sayısının azaltıyor ve sperm kalitesi üzerinde olumsuz etki yapıyor. Bunlara alkol, sigara kullanımının çoğalması, toplumda artan cinsel özgürlüklerin aynı zamanda cinsel yolla bulaşan hastalıkları da yoğunlaştırması gibi faktörler de da eklenince özellikle kadınların tüplerinde sıkıntılara yol açıyor. Bu da kısırlığın bir başka etkeni olarak karşımıza çıkıyor” dedi.

  • Türkiye’de İlk Senfonik Konserini Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrasıyla Verdi

    Dünyanın en önemli sahnelerinden New York Carnegie Hall’da üç kez, North Sea Jazz Festivali’nde iki kez dünyanın en iyi Senfoni Orkestralarıyla konser veren ve ayakta alkışlanan Karsu, Türkiye’de ilk senfonik konserini Eskişehir’de Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası ile verdi.

    Uluslararası üne sahip sanatçı Karsu, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası ile Türkiye’de ilk senfonik konserini verdi. Sanatçı, Kıvanç Tepe’nin şefliğindeki Büyükşehir Senfoni Orkestrasıyla mükemmel bir performansa imza attı. Karsu dünyanın en önemli sahnelerinden New York Carnegie Hall’da üç kez, North Sea Jazz Festivalinde iki kez senfoni orkestralarıyla verdiği konserlerde olduğu gibi Eskişehir’de de ayakta alkışlandı.

    Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kültür Sanat ve Kongre Merkezi’ndeki konserine ‘Gesi Bağları’ ile başlayan Karsu, uluslararası müzik eleştirmenlerini hayran bırakan piyano çalışı, sesi, şarkıları yorumlamasındaki büyüsü, hikayeleri, aksanı, cana yakınlığı, neşesi enerjisi ve insanlığı ile Eskişehirlileri mest etti. Karsu ilk kez birlikte konser verdiği Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrasına ve şef Kıvanç Tepe’ye övgüler yağdırarak, “ Eskişehir mükemmel bir senfonini orkestrasına sahip” dedi.

    Hollanda’da konserini izleyen ninesi ile yaşadıklarını anlatan Karsu, izleyicileri gülümsetirken, Amsterdam’a gelen mültecileri karşılarken başından geçenlerle duygulandırdı.

    Karsu, samimi, sıcak kişiliğiyle salonu tıklım tıklım dolduran izleyicilerden tam not aldığı konserde, ‘Gelevera Deresi’ ve ‘Divane Aşık Gibi’ şarkılarını, Eskişehirlilerle birlikte söyledi. İzleyiciler, Karsu’nun kendi bestesi olan ‘Monday’, ‘Bırak Beni Böyle’, ‘Raise Our Hands’ şarkılarını da çok beğendi. Finalde söylediği, ‘Ada Sahillerinde’ şarkısının sonunda sanatçıyı ayakta alkışlayan izleyiciler, Karsu’yu üç kez sahneye çağırdı. Sanatçı Barış Manço’nun bestesi, ‘Domates Biber Patlıcan’ şarkısını sahneye çağırdığı çocuklarla birlikte söyledi.

    Konser sonrası hayranları Karsu’dan imza almak ve fotoğraf çektirmek için uzun kuyruklar oluşturdular.

  • Türkiye’de Her 2 Evden Birinde Diş Fırçası Yok

    Samsun Diş Hekimleri Odası Başkanı Abdullah İlker, “Türkiye’de yılda 1 kişiye 1 diş fırçası bile düşmemekte, her 2 evden birine hiç diş fırçası girmemektedir” dedi.

    Samsun Dişhekimleri Odası tarafından “Dişhekimliği Günü” günü münasebetiyle Atatürk Anıtı’na tören yapıldı. Bilimsel diş hekimliği eğitiminin 22 Kasım 1908 tarihinde başlaması nedeniyle bu tarih “Türk Diş Hekimliği” günü, o günü içeren hafta da “Toplum Ağız ve Diş Sağlığı Haftası” olarak kutlanıyor. Bu kapsamda Diş Hekimleri Odası tarafından Atatürk Anıtı’nda tören düzenlendi. Çelenk sunumu ile başlayan tören, saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunması ile sona erdi.

    “TÜRKİYE’DE YILDA 1 KİŞİYE 1 DİŞ FIRÇASI BİLE DÜŞMÜYOR”

    Tören sonrası açıklamalarda bulunan Samsun Diş Hekimleri Odası Başkanı Abdullah İlker, “Türkiye ağız-diş sağlığı ile ilgili yayınlanan istatistikler oldukça dikkat çekmektedir. Türkiye’de yılda 1 kişiye 1 diş fırçası bile düşmemekte, her 2 evden birine hiç diş fırçası girmemektedir. Türkiye’de her 3 kişiden 1’i dişlerini günde 1 kez dahi fırçalamamaktadır. Türkiye’de 65 yaş üstü nüfusta dişsizlik oranı yüzde 65’tir. Sağlıklı beslenme ve sigarasız yaşam, hem genel sağlığı hem de ağız-diş sağlığını korumaktadır. Dişleri fırçalamak, diş çürüğü ve diş eti hastalıkların neden olan bakteri plağının uzaklaşmasını sağlamaktadır. Tüm vatandaşlarımızın ‘Toplum Ağız ve Diş Sağlığı Haftası’nı, meslektaşlarımızın ‘Dişhekimliği Günü’nü en iyi dileklerimle kutlarım” diye konuştu.

    Tören, toplu fotoğraf çekiminin ardından sonlandı.

  • Arslan: “Türkiye’de Haftalık Yaşıyoruz”

    Akhisar Belediyespor Teknik Direktörü Cihat Arslan, Hamza Hamzaoğlu’nun göderilmesiyle ilgili olarak, “Türkiye haftalık yaşıyoruz. Yani sadece bunu Galatasaray’a mal etmemek lazım. Genelde kulüplerimizin yapısından dolayı, teknik direktörden çok çabuk vazgeçiyor. Bence çok çabuk vazgeçildi kanaatindeyim” dedi.

    Spor Toto Süper Lig’de mücadele eden Akhisar Belediyespor’un Teknik Direktörü Cihat Arslan, cumartesi günü oynanacak Bursaspor maçı ile kariyerindeki 200. maçına çıkacak.

    Yılmaz Atabarut Tesisleri’nde taktik çalışarak, tam kadro hazırlıklarını sürdüren yeşil-siyahlılar’da teknik direktör Cihat Arslan idman sonunda İHA muhabirinin sorularını yanıtladı.

    Kariyerini değerlendiren teknik direktör Arslan, Akhisar Belediyespor ile 11 haftalık periyotta 19 puan toplayarak Akhisar Belediyespor’un lig başlangıcında en fazla puan toplayan teknik adamı olarak tarihe geçti. Kariyerindeki puan ortalaması 1.47 olan Arslan, yeşil-siyahlıların başında maç başına 1.73 puan ortalaması ile kariyerindeki en yüksek dereceyi elde etti. Arslan, daha önce de Uğur Tütüneker ile birlikte 29, Besim Durmuş ile 8 ve Yılmaz Vural ile 1 karşılaşmada yardımcı antrenör olarak görev yaptı.

    Kariyerine Kasımpaşa ile başladığını söyleyen Arslan, “Sonra Kocaelispor, Eyüpspor, Boluspor, Göztepe, Karşıyaka, İstanbul Büyükşehir Belediye, Urfaspor, Balıkesirspor ve Akhisar Belediyespor oldu. Akhisar Belediyespor, benim 10. kulübüm oldu. Tabii ki 200. maç benim için önemli, inşallah bu maçın sonucunda güzel bir tablo ile galibiyet gelir. Nice 200. maçlara diyelim, inşallah bu bin olur, bin 500, 2 bin olsun ama başarılı geçsin, gönlümüzden geçen budur” şeklinde konuştu.

    UNUTAMADIĞI MAÇLAR

    Kariyeri boyunca unutamadığı maçların sorulması üzerine Arslan, “Kariyerim boyunca Göztepe’deyken Karşıyaka ile yaptığımız ve 1-0 mağlup olduğumuz müthiş atmosfer önündeki karşılaşma ikincisi ise yine Karşıyaka teknik direktörü iken 2-0 galip geldiğimiz Karşıyaka ve Göztepe maçları unutulmaz anlardır. Hatta o tablo evimde asılı duruyor. Tabii ki bunların yanında Başakşehir’deyken son şampiyonluk maçı olan Gaziantep Büyükşehir Belediye deplasmanındaki 4-0 kazandığımız ve şampiyonluk turu attığımız maçtı. O maçta son 1 dakika kala kulübeye oturdum, Allah’a şükür dedim şampiyon olmuşuz. O maçı da teknik direktör olarak unutamıyorum. Akhisar Belediyespor’da ise geride kalan 11 haftalık periyotta son dakika da attığımız gol ile 3 puanı aldığımız Gençlerbirliği maçını hiç unutamam” diye cevap verdi.

    “TÜRKİYE’DE HAFTALIK YAŞIYORUZ”

    Hamza Hamzaoğlu’nun gönderilmesinin sorulması üzerine Cihat Arsan, şu ifadeleri kullandı:

    Geçen yıl çok başarılı geçirdi, bunun yanında Akhisar Belediyespor’da da çok iyi bir sezon geçirdi. Milli takımda iyi bir çizgi yakaladı. Galatasaray’da 3 kupa kazandı ve şampiyonluk yaşadı. Çok önemli bir gelişim gösterdi ama bunun neticesinde tabi ki Türkiye haftalık yaşıyoruz. Yani sadece bunu Galatasaray’a mal etmemek lazım. Genelde kulüplerimizin yapısından dolayı, teknik direktörden çok çabuk vazgeçiyor. Bence çok çabuk vazgeçildi kanaatindeyim, yani Hamza başarılı bir arkadaşımız.”

    “BURSA MAÇINI KAZANABİLECEĞİMİZE İNANIYORUM”

    Spor Toto Süper Lig’in 12. haftasında karşılaşacakları Bursaspor için kaliteli bir takım açıklamasını yapan Arslan, “Çok önemli oyuncuları var. Çok önemli teknik heyeti ve camiası var. Rakibimize tabi ki saygı duymamız gerekiyor ama biz de takım bütünlüğümüz ile beraber iç sahadaki o agresif tutumuz ile beraber maçı kazanabileceğimizi inanıyorum. Zor bir karşılaşma ama sahada kazanmak için olacağız” şeklinde konuştu.

  • “Türkiye’de Karakol Ve Sınır Güvenliği” Paneli

    Savunma Sanayii Müsteşarı Prof. Dr. İsmail Demir, “Sınır güvenliği konusunda her ihtiyaca cevap verecek tek bir çözüm yok. Çözümler bölgeye ve tehdide göre değişken olmalıdır. Güvenlik, teknolojik çözümlerle desteklenmelidir” dedi.

    Savunma Sanayii Müsteşarlığı (SSM), Savunma Teknolojileri Mühendislik ve Ticaret A.Ş. (STM) ve SETA tarafından Savunma Sanayii Müsteşarlığı’nda “Türkiye’de Karakol ve Sınır Güvenliği” konulu panel düzenlendi. Panelde konuşan Savunma Sanayii Müsteşarı Prof. Dr. İsmail Demir, karakol ve sınır güvenliği analizi denildiğinde bu kavramın artık çokça tartışıldığını belirtti. Konunun yeni olmadığını, uzun zamandır tartışıldığını anlatan Demir, SSM tarafından sınır güvenliği ve karakollar konusunda 2014 yılında analiz çalışmalarının yapıldığını hatırlattı. Demir, karakollar ve sınırların yerinde ziyaret edildiğini belirterek, “Bu çalışmanın amacı kara sınırlarımızda yapılan yasa dışı geçişleri önlemek ve yerinde tespit etmek için nelerin yapılabileceğini anlamaktı. Sınır güvenliğinde en büyük tehdit terör olarak görünüyor. Diğer bir konu da yasa dışı göç ve insan kaçakçılığı. Suriye sınırı düz bir sınır ve iç savaşın getirdiği sorunlar da ayrı bir etmen. Sınır güvenliği konusunda her ihtiyaca cevap verecek tek bir çözüm yok. Çözümler bölgeye ve tehdide göre değişken olmalıdır. Güvenlik, teknolojik çözümlerle desteklenmelidir” dedi.

    “KATMANLI BİR KOMUTA SİSTEMİ GEREKLİ”

    Katmanlı bir komuta kontrol mimarisine sahip olmanın önemine dikkat çeken Demir, hedef tespiti, tanımlama ve değerlendirme görevlerini yerine getirecek sistemlerin de gerekli olduğunu kaydetti. Demir, bölgesel harekat merkezlerinin oluşturulmasının da önemli olduğunu vurgulayarak, “Bölgesel ve yerel unsurların birbirlerine bağlanacağı bir komuta kontrol katmanı da oluşturulmalıdır. Sabit ve dağıtım sitemlerinin güvenliğini de atlamamamız gerekiyor. Sınır güvenliği ile bunları ayrı tutamayız. Bu hatları düşündüğümüzde siber güvenlik devreye girmekte. Hem tesislerin hem de aktarma hatlarının güvenliğini riske atan tehditlerin en büyüğü siber tehditler. Boru hatlarına en büyük zararı veren tehditler hırsızlık ve sabotaj olarak ortaya çıkmakta” ifadelerini kullandı.

    “NEYE VE KİME KOMŞUYUZ?”

    SETA Güvenlik Araştırmaları Direktörü Doç. Dr. Murat Yeşiltaş ise sınır güvenliği meselesinin artık kavramsal olarak değiştiğini belirterek, “Küresel ölçekte yaşadığımız dönüşüm ve değişim sınır güvenliği anlayışını değiştiriyor” dedi.

    Her ülkenin tehditleri farklı olduğu için her ülkeye göre sınır güvenliğinin anlamının farklı olduğunu anlatan Yeşiltaş, şunları söyledi:

    “Bir ülkede uygulanan bir modeli kendisine transfer etmenin çok işe yaramadığı bir süreçle karşı karşıya olabiliriz. 11 Eylül sınır güvenliğini çok mikro hale getirdi. Sınır güvenliği insanı bir noktadan başka bir noktaya ulaşmaması için uygulanan bir sistem haline getirdi. Sınır güvenliği parametreleri değişti. Devletler çok akışkan bir tehdit meselesiyle karşı karşıya olduklarını gördüler. Artık Arap baharının ortaya çıkardığı bambaşka bir tehdit yelpazesiyle karşı karşıyayız. Terörün aldığı form, onun hızlı hareket etme kabiliyeti artık net olarak görülüyor. Bu çok asimetrik bir tehdit. Standart devlet kurumsallaşmasıyla baş edilemeyecek bir tehdit. Suriye krizi de Türkiye’nin Ortadoğu sınırını birdenbire istikrarsızlaştıran bir durum ortaya çıkardı. Neye ve kime komşuyuz? Güvenliğimizi nerede başlatacağız? Bir ön hat meselesi mi Türkiye için daha önemli olacak? Klasik sınır tanımının ötesine geçmemiz lazım. Tehdidin doğası hızla değişiyor ve aktörler de değişiyor. Bu tehditlere karşı siyaset oluşturulması ve uygulanması devlet olarak çok zorlaşıyor.”

    “YERLİ OLARAK ÇÖZÜLMELİ”

    ASELSAN Genel Müdür Yardımcısı Suat Bengür, ASELSAN’ın bu zamana kadar sınır güvenliği konusunda çok sayıda projeye imza attığını vurguladı. Sınır güvenliğindeki yeni tehditlere kurum ve teknolojik olarak da hazır olunması gerektiğini dile getiren Bengür, “Güvenlik konusu mahrem bir konu. Ülke içinde yerli olarak çözülmesi gerekiyor. İhtiyaç makamı ve tedarik makamı ile çok koordineli bir takım çalışması gerekiyor. ASELSAN olarak bunlara çok hazır olduğumuzu görüyoruz. Türkiye’nin sorunları Türkiye’ye özel. Bulunduğumuz coğrafya sürekli yeni fikirler ve çözümler üretmemizi gerektiriyor. Türkiye’de sınırlarındaki tehdit çeşitliliği başka hiçbir yerde yok. Bu kadar çok tehdide teknolojik olarak hazırlıklı olmamız gerekiyor. Tüm bu çeşitli tehditleri önlemek için entegre bir güvenlik sistemini üretecek kabiliyetimiz var” dedi.

    “ÜÇ KURUM ARASINDA İŞBİRLİĞİ”

    Etkinliğin sonunda SSM, SETA ve STM, birikim ve tecrübelerini bir araya getirmek, Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölge içerisinde bilimsel ve entelektüel bir ağırlık merkezi oluşturmak amacıyla çalışmalar yapmak için bir işbirliği protokolü imzaladı. Protokol ile ulusal ve bölgesel savunma ve güvenlik stratejileri, savunma sanayisine yönelik sanayi politikaları, sanayileşme altyapısı ve yerlileştirme politikaları, Ar-Ge ve teknoloji yönetimi stratejisi, tedarik yönetimi stratejisi konusunda ortak çalışmalar yürütülecek.