Etiket: Türkiye

  • TÜRKİYE EĞİTİMDE BÖLGESEL KÜRESEL ÇEKİM MERKEZİ OLMAYA ADAY!

    DES Genel Başkanı Gürkan Avcı, “Eğitim sistemimiz yoksul ve dar gelirli ailelerin çocuklarına pozitif ayrımcılık sunan politikalarını daha da yaygınlaştırarak çok boyutlu hale getirmelidir. Bugün en çok yoğunlaşmamız gereken konu eğitimde fırsat eşitliği çıtamızı daha da yükseltmek ve okullar arasındaki kalite standardı farkını milimize etmektir” dedi.

     

    Sendikal çalışmalar için bulunduğu Bursa’da ilçe temsilcileriyle yaptığı değerlendirme toplantısında; Türkiye’de eğitim alanının canlı bölgesel-küresel çekim merkezi olmaya başladığına değinen Demokrat Eğitimciler Sendikası (DES) Genel Başkanı Gürkan Avcı, “Çözüm süreciyle birlikte Türkiye en büyük derdinden ve acısından da kurtuluyor, oyun bitiyor. Artık aydınlık ve müreffeh geleceğe daha kolay ve hızlı koşabileceğiz. Büyük düşünüp büyük adımlar atabileceğiz. Bütün bölge ülkelerinin Ankara’ya bağlanma dışında makul bir seçeneği de artık yok. Sistemik olarak Türkiye büyümeye mecbur ve mahkum zaten. Türkiye bölgesinde medeniyet, demokrasi ve refah sunan ülke nosyonunu devam ettirdiği müddetçe eğitim sistemimizin sektörel, stratejik ve finansal derinleşmesi de tüm pozitifliğiyle artacaktır. Bu durum tersine beyin göçünü de, bölgesinin eğitim üssü olma durumunu da aşan nitelikte sonuçlar ortaya koyacaktır” sözleriyle kaydettiği konuşmasında şunları söyledi;

     

    EĞİTİMDE FIRSAT VE KALİTE EŞİTLİĞİ ÖNCELİĞİMİZ OLMALI
    Eğitimde fırsat ve kalite eşitliğinin çok derinlikli ve stratejik önemi bulunmaktadır. Bugün ülkemizde ekonomik, kültürel, sosyal ve zihinsel koşulları; sınıfsal, etnik, cinsiyet ve davranış-tepki kalıpları eş olmamakla birlikte özgünlük ve farklılık adına oldukça geniş ve zengin bir eğitim paydaş profili bulunmaktadır.

     

    EĞİTİM VE İSTİHDAM ARASINDAKİ BAĞI FIRSAT EŞİTLİĞİ GÜÇLENDİRİR
    Bugün Türkiye’de sıradan bir vatandaşa göre dahi toplumsal sınıf atlamanın yahut iş bulmanın en kestirme yolu kaliteli bir eğitim ve nitelikli bir diplomadır. Bu algıyı çokça gerçekçi bulmakla birlikte dünya ekonomilerinin istihdamsız büyüme çağına girdiği bu dönemde Türkiye’nin eğitim ve istihdam arasındaki bağı gittikçe güçlendirmesinin yegâne formülü de fırsat ve kalite eşitliği sunan eğitim sistemi olacaktır. Böylece sıradan bir vatandaş dahi istihdam ve iyi iş bulmak için kültürel çevre, referans birikimi ve güçlü ilişkiler ve torpil gibi adaletsizlikçilik içeren yorucu ve yıpratıcı süreçlere girmek zorunda kalmayacaktır.

     

    İDEOLOJİK DEĞİL PEDAGOJİK VE BİLİMSEL EĞİTİM!
    Türkiye silah ve bombalarla, finansal operasyonlarla değil aslında hastalıklı ideolojilerle ve handikaplı eğitim sistemleriyle kontrol edildi dış güçler tarafından. Bu yüzden halen kendi içimize kapanıp bir birimizle kavga edip duruyoruz. Yüzyılı aşkın süredir ideolojik çatışmalarla fren yapmak zorunda kaldık. Yaygın ve örgün tedrisatlar üzerinden toplumsal tansiyonumuz kriz düzeyinde hep yüksek tutuldu. Bu yüzden eğitimdeki demokratik, bilimsel, çağdaş ve özgün reformlara en azından yapıcı eleştirilerimizle katkıda bulunmamız, kim yapıyorsa yapsın desteklememiz gerekiyor.

     

    KALICI ZAFER EĞİTİMLE OLUR!
    Türkiye’nin neresinde doğarsa doğsun her çocuğa eğitimde fırsat eşitliği ve standardize edilmiş kaliteli eğitim hakkı sunmak gerekiyor. Her gencimize iyi işlerde çalışma, terfi ve görevde yükselme hakkını güvence altına almamız gerekiyor. Türkiye’nin küreselleşen dünyada iş, bilim, teknoloji, sanat ve hizmet sektörlerinde, ülkemize ve dünya uygarlığına katkıda bulunabilecek gençler yetiştirmesi tamamen eğitim sisteminin başarabileceği bir zaferdir.

     

    GÜÇLÜ EĞİTİM ORDUSU İHTİYACIMIZ VAR!
    Ülkemizi en ileri uluslararası platformlara taşıyacak, yeryüzünün geleceğini barış, huzur, refah ve adaletten yana belirleyecek yeni nesiller için başta ekonomik anlamda olmak üzere her alanda daha güçlü, donanımlı, birikimli bir eğitim ordusuna ve muasır medeniyet düzeyinin üzerine çıkma hedefi için de daha birçok eğitim reformuna gerek vardır.

  • Türkiye’de kadınlar mı çoğunlukta erkekler mi?

    Türkiye İstatistik Kurumu, 2014 yılı ’İstatistiklerle Kadın’ verilerini açıkladı. Buna göre, Türkiye nüfusunun yüzde 49,8’ini kadınlar oluşturdu. Toplamda erkeklerin gerisinde kalan kadınlar, 65 ve daha yukarı yaşlarda ise erkek nüfus oranını geçti.

     

    Verilere göre, Türkiye nüfusunun (77 milyon 695 bin 904 kişi) yüzde 50,2’sini erkek nüfus (38 milyon 984 bin 302 kişi) ve yüzde 49,8’ini kadın nüfus (38 milyon 711 bin 602 kişi) oluşturdu. Türkiye’de 2014 yılında toplam kadın nüfusun yüzde 71,3’ü 18 ve daha yukarı yaşta iken bu oran erkek nüfusta yüzde 69,9. Kadın nüfus oranı, 65 ve daha yukarı yaşlarda erkek nüfus oranını geçti.

    Doğuşta beklenen yaşam süresi, 2013 yılında Türkiye geneli için toplamda 76,3, erkeklerde 73,7 ve kadınlarda 79,4 yıldır. Genel olarak kadınlar erkeklerden daha uzun süre yaşamakta olup, doğuşta beklenen yaşam süresi farkı 5,7 yıl. Ülkemizde, kadınlarda doğuşta beklenen yaşam süresinin en fazla olduğu il 82,2 yıl ile Giresun iken erkeklerde 76,3 yıl ile Karaman. Doğuşta beklenen yaşam süresinin en az olduğu il ise kadınlarda 74 yıl ve erkeklerde 70,2 yıl ile Erzurum.

    Türkiye’de 2013 yılında 25 ve daha yukarı yaşta olan ve okuma yazma bilmeyen toplam nüfus oranı yüzde 5,7 iken bu oran erkeklerde yüzde 1,9, kadınlarda yüzde 9,4. Lise ve dengi okul mezunu olan 25 ve daha yukarı yaştakilerin toplam nüfus içindeki oranı yüzde 18,2 iken bu oran erkeklerde yüzde 22,2, kadınlarda yüzde 14,4. Yüksekokul veya fakülte mezunu olan toplam nüfus oranı yüzde 12,9 olup bu oran erkeklerde yüzde 15,1 kadınlarda ise yüzde 10,7.

    EVLİ ÇİFTLERİN YAŞ FARKI

    Evli çiftlerin yaş farkı incelendiğinde, Türkiye genelinde 2012 yılında resmi nikâhla evlenen çiftlerin yüzde 75,2’sinde gelinin yaşı damadın yaşından küçük iken, bu oran 2013 yılında yüzde 74,9 oldu. Evliliğini 2013 yılında yapmış olan çiftlerin yüzde 13,8’inde gelinin yaşı damadın yaşından büyük olup, yüzde 8,2’sinde gelin ve damadın yaşları eşit oldu. Evlenen çiftler arasında damadın yaşının gelinin yaşından 11 yaş ve daha büyük olduğu evliliklerin oranının en yüksek olduğu il, 2013 yılında yüzde 12,8 ile Hatay. Damat ve gelinin yaşlarının eşit olduğu evliliklerin en yüksek oranda olduğu il yüzde 11,3 ile Karabük olup, gelinin yaşının büyük olduğu evliliklerin oranının en yüksek olduğu il ise yüzde 21,8 ile Hakkâri.

    KADINLARDA İLK EVLENME YAŞININ EN KÜÇÜK OLDUĞU İL AĞRI VE YOZGAT OLDU

    Resmi olarak ilk evliliğini 2013 yılında yapmış olan kadınların ortalama evlenme yaşı 23,6 iken, bu yaş erkeklerde 26,8. İlk evlenme yaşının en yüksek olduğu il, erkeklerde (29,1) ve kadınlarda (26,4) Tunceli. İlk evlenme yaşının en düşük olduğu il ise erkeklerde Afyonkarahisar (25), kadınlarda Ağrı ve Yozgat (21,5) illeri.

    EVLİLİĞE KİM KARAR VERİYOR ?

    Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması kapsamında, 2013 yılında evli kadınlara evliliğe kimin karar verdiği sorusu yöneltildi. Kadınların yüzde 48,8’i evliliğe eşleriyle birlikte karar verdiklerini, yüzde 39,6’sı kadının onayı ile ailelerin kararıyla, yüzde 6,9’u ise kadının onayı olmadan ailelerin kararı ile evlilik kararı aldıklarını belirtti. Sağlık Bakanlığı verilerine göre; 2002 yılında doğum öncesi bakım alan kadın nüfus oranı yüzde 70 iken 2013 yılında bu oran yüzde 98’e yükseldi. Benzer şekilde sağlık kuruluşlarında gerçekleşen doğumların tüm doğumlar içindeki oranı da artış göstererek 2013 yılında yüzde 98 oldu. İstatistikî Bölge Birimleri Sınıflaması 1. Düzey’e göre bu oranın en düşük olduğu bölgenin 2013 yılında yüzde 89 ile Kuzeydoğu Anadolu (Erzurum, Erzincan, Bayburt, Ağrı, Kars, Iğdır, Ardahan) olduğu görüldü.

    İSTİHDAM ORANI

    Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre; 2013 yılında, Türkiye’de 15 ve daha yukarı yaştaki nüfus içerisinde istihdam oranı yüzde 45,9 olup, bu oran erkeklerde yüzde 65,2, kadınlarda ise yüzde 27,1 oldu. Avrupa Birliği üye ülkelerinin istihdam oranı incelendiğinde; 2013 yılında kadın istihdam oranının en yüksek olduğu ülke yüzde 72,5 ile İsveç iken en düşük olduğu ülke yüzde 39,9 ile Yunanistan’dır. Avrupa Birliği üye ülkelerinin (28 ülke) ortalama kadın istihdam oranı ise yüzde 58,8. Avrupa Birliği üye ülkelerinde 2013 yılında erkek istihdam oranının en yüksek olduğu ülke yüzde 78,7 ile Hollanda iken en düşük olduğu ülke yüzde 56,5 ile Hırvatistan. Avrupa Birliği üye ülkelerinin (28 ülke) ortalama erkek istihdam oranı ise yüzde 69,4.

    İşgücünün önemli bir göstergesi olan işgücüne katılma oranı, 2013 Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre Türkiye genelinde yüzde 50,8, kadınlarda yüzde 30,8, erkeklerde ise yüzde 71,5 oldu. Eğitim durumuna göre işgücüne katılım oranı incelendiğinde, kadınların eğitim seviyesi yükseldikçe işgücüne daha fazla katıldıkları görüldü. Okur-yazar olmayan kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 17,4, lise altı eğitimli kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 26,3, lise mezunu kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 32,1, mesleki veya teknik lise mezunu kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 39,3 iken yükseköğretim mezunu kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 72,2 oldu.

    ÜST DÜZEY KADIN YÖNETİCİ ORANI

    Türkiye’de 2014 yılında kamusal alanda üst düzey kadın yönetici oranı 2013 yılına göre önemli bir değişiklik göstermeyerek yüzde 9,4 oldu. Kadın hakim oranı yüzde 36,9, kadın profesörlerin oranı ise 2013-2014 öğretim yılı için yüzde 28,7 oldu. Kadın polis oranı daha önceki yıllara göre önemli bir değişiklik göstermeyerek 2014 yılında da yüzde 5,5 oldu.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki kadın milletvekili oranı 1935 yılında yüzde 4,5 iken, 79 yıl sonra bu oran yüzde 14,4’e yükseldi. Türkiye’de 2014 yılında toplam bakan sayısı 25 olup kadın bakan sayısı 1’dir. Ülke karşılaştırmalarına bakıldığında, 2013 yılında kadın bakan oranının en yüksek olduğu ülkeler; yüzde 54,2 ile İsveç ve yüzde 50 ile Norveç‘tir.

    MUTLU OLDUĞUNU BEYAN EDEN KADIN ORANI DÜŞTÜ

    Yaşam Memnuniyeti Araştırması sonuçlarına göre; mutlu olduğunu beyan eden bireylerin oranı 2013 yılında yüzde 59 iken 2014 yılında bu oran yüzde 56,3’e düştü. Kadınlarda mutluluk oranı 2013 yılında yüzde 61,9 iken bu oran 2014 yılında yüzde 60,4, erkeklerde ise 2013 yılında yüzde 56,1 iken 2014 yılında yüzde 52 oldu.

    Yaşam Memnuniyeti Araştırması 2014 yılı sonuçlarına göre, kendi geleceklerinden umutlu olduğunu beyan eden bireylerin oranı yüzde 73,8 oldu. Kendi geleceklerinden umutlu olan kadınların oranı yüzde 74,7 iken erkeklerde bu oran yüzde 72,9 oldu.

    Yaşam Memnuniyeti Araştırması 2014 yılı sonuçlarına göre, kendilerini en çok ailelerinin mutlu ettiğini ifade edenlerin oranı yüzde 73,3 olurken, bu oran kadınlarda yüzde 69,3 erkeklerde yüzde 77,3 oldu. Kadınları ailelerinden sonra en fazla, sırasıyla; yüzde 18,5 ile çocukları, yüzde 5,3 ile eşleri ve yüzde 2,2 ile anne/babaları mutlu etti. Erkekleri ise ailelerinden sonra en fazla, sırasıyla; yüzde 8 ile çocukları, yüzde 4,5 ile eşleri ve yüzde 4 ile anne/babaları mutlu etti. Kadınları ve erkekleri 2014 yılında en çok sağlıklı olmak mutlu etti. Kendisini en çok sağlıklı olmanın mutlu ettiğini ifade eden kadınların oranı yüzde 73,4 iken bu oran erkeklerde yüzde 63,9 oldu. Kadınları sağlıktan sonra en fazla yüzde 16,8 ile sevgi, yüzde 5 ile başarı ve yüzde 2,8 ile para mutlu etti. Erkekleri ise sağlıktan sonra en fazla yüzde 13,9 ile sevgi, yüzde 12,2 ile başarı ve yüzde 5,8 ile para mutlu etti.

    CİNSİYET ROLLERİ

    Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması 2013 yılı sonuçlarına göre, kadınların toplumsal cinsiyet rollerine yönelik tutumları incelendiğinde; kadınların yüzde 75,2’si “yemek, bulaşık, çamaşır, ütü ve temizlik gibi ev işlerini erkekler de yapmalıdır” ifadesine, yüzde 75’i “kadınlar siyasette daha çok yer almalıdır” ifadesine, yüzde 52’si “küçük çocuğu olan kadınlar çalışmamalıdır” ifadesine katıldıklarını belirtti.

    Kadınların yüzde 10,1’i “ailede önemli kararlar sadece ailenin erkekleri tarafından alınmalıdır” ifadesine katıldıklarını belirtirken yüzde 9,7’si ise “erkek çocuğun eğitimli olması kız çocuğun eğitimli olmasından her zaman daha iyidir” ifadesine katıldıklarını belirtti.

  • İslam dünyasının en büyük ikinci ekonomisi Türkiye

    2013’te 820 milyar dolarlık milli gelire ulaşan Türkiye, 870 milyar dolar GSMH’lik Endonezya’nın ardından İslam dünyasının en büyük 2. Ekonomisi koltuğuna oturdu.

     

    Thomson Reuters ve İslami Pazarlar odaklı araştırma ve danışmanlık firması Dinar Standard ortaklığında hazırlanan, “Büyüyen İslami Pazarlar Yatırım Görünüm Raporu 2015”, dün Bahreyn’de düzenlenen “Küresel İslami Yatırım Yolları 2015” konferansında açıklandı. Rapora göre Türkiye, 2013’te 820 milyar dolarlık milli gelire ulaşan Türkiye, Endonezya’nın ardından (870 milyar dolar/GSMH) İslam dünyasının en büyük 2. ülkesi oldu. Turizm ve Ulaştırma sektörlerinde 51.8 milyar dolarlık ihracat gelirine ve 95 milyar dolarlık iç pazar büyüklüğüne erişen Türkiye, bu sektörlerde İslam dünyasının 1.si oldu.

    Rapora göre İslam Konferansı Teşkilatı’na (İKT) üye 57 Müslüman ülkenin Gayri Safi Milli Hasılalarının (GSMH) toplamı 2013 sonu itibariyle 6.7 trilyon dolara ulaştı. Helal gıda ve yaşam pazarının büyüklüğü 2.1 trilyon dolara çıktı. İslami Finans Sektörünün pazar büyüklüğü 1.5 trilyon doları geçti. İslam ülkelerinin 2015-2019 döneminde yılda yüzde 5.4’lük büyüme ortalamasını yakalaması bekleniyor. Aynı dönemde dünya yıllık ortalama büyüme hızının yüzde 3.6, BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika) ülkeleri büyüme hızı ise yüzde 3.9 olarak tahmin ediliyor. Buna göre İslam ülkelerinin gelecek 5 yılda dünya ortalamasından 1.8 puan, BRICS ortalamasından ise 1.5 puan daha fazla büyüyeceği öngörülüyor.

    İslam ülkeleri içinde yatırım çekme potansiyeli en yüksek olan ülkeler Türkiye, Malezya, Endonezya ve Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Suudi Arabistan, Kazakistan, Fas, Mozambik ve Mısır oldu.

    Yatırım fırsatları açısından İslam ülkelerinde en yüksek getiri potansiyeli taşıyan sektörler; Enerji, Tarım ve Gıda, Elektronik, Turizm ve Ulaştırma, Metal, Kimya ve Bileşenler, Plastik ve Kauçuk, Textil ve Hazır Giyim, Altyapı ve İnşaat, Sağlık Ürünleri ve Hizmetleri oldu.

    TÜRKİYE DOĞRUDAN YATIRIMDA 2. SIRADA

    Türkiye 2013’te 13 milyar dolar doğrudan yabancı yatırım çekerek İslam ülkeleri arasında 2. sıraya yerleşti. Doğrudan yabancı yatırım çekmekte 2009-2013 döneminde yüzde 11’lik bileşik büyüme oranına erişen Türkiye, yatırımlarda kalıcı bir ivme yakaladı.

    TURİZM VE ULAŞTIRMA SEKTÖR GELİRLERİNDE İSLAM DÜNYASININ LİDERİ TÜRKİYE

    Turizm ve Ulaştırma sektörlerinde 51.8 milyar dolarlık ihracat geliriyle İslam ülkeleri arasında ilk sıraya yerleşen Türkiye, bu sektörlerdeki 95 milyar dolarlık iç harcamasıyla da sektörel büyüklükte birinci oldu.

    Thomson Reuters Küresel İslami Sermaye Pazarları Yöneticisi Dr. Sayd Farook, “Büyüyen İslami Pazarlar Yatırım Raporu: 2015’in amacı, 57 İslam ülkesi arasındaki yatırım fırsatlarına, yeni bir bakış açısıyla bakılmasını sağlamaktır. Hızlı büyüyen tüketici sektörlerini eşleştirmeyi amaçlayan bu yeni yatırım modeli Gıda, Perakende, Turzim, Sağlık başta olmak üzere hükumet harcamalarının yoğunlaştığı Altyapı ve İnşaat sektörlerine odaklandı” dedi.

    BÜYÜYEN İSLAMİ PAZARLAR YATIRIM ENDEKSİ AÇIKLANDI

    Büyüyen İslami Pazarlar Yatırım Endeksinde Türkiye ilk 10 içerisinde yer aldı. Malezya’nın ilk sıraya yerleştiği listede sırasıyla Endonezya, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kazakistan, Mısır, Suudi Arabistan, Fas, Türkiye ve Mozambik yer aldı. İlk 10 ülke yatırım potansiyeli açısından diğer 47 İslam ülkelerine göre daha üstün performans gösteren ülkelerden oluşuyor. Ülkeler; temel büyüme verileri, büyüme ivmeleri, yatırım ivmeleri ve göreceli ülke risklerinin de yer aldığı 9 farklı ölçüte göre analiz edildi.

    Endonezya’nın 249 milyonluk nüfusu ve 870 milyar dolarlık milli hasılayla en güçlü büyüme altyapısına sahip İslam ülkesi olduğu belirlendi. Doğrudan yabancı yatırım çekmede 2009-2013 döneminde yüzde 217 artış sağlayan Malezya ise büyüme ve yatırım ivmesinde liste başı oldu.

    YENİ YATIRIM MODELİ İSLAM EKONOMİLERİ ARASINDAKİ İLİŞKİYİ ARTTIRACAK

    Raporda, DinarStandard tarafından geliştirilen, İslam ekonomileri arasında yatırım fırsatları sunan sektörleri eşleştiren “İslam Ülkeleri Sektörel Kümelenme Modeli” de ilk defa tanıtıldı. Model, İslam ülkeleri arasında sektörler arası büyümeye, operasyonel değer zinciri oluşturulmasına ve ortak işbirliklerine dayanan yeni bir yatırım anlayışını öngörüyor. İslam ekonomileri arasında potansiyel yatırım fırsatları içeren kümelenebilecek sektörler şöyle sıralanıyor; Enerji, Tarım ve Gıda, Elektronik, Turizm ve Ulaştırma, Metal, Kimya ve Bileşenler, Plastik ve Kauçuk, Textil ve Hazır Giyim, Altyapı ve İnşaat, Sağlık Ürünleri ve Hizmetleri.

    İSLAM DÜNYASINDAN ÇIKAN ŞİRKETLER KÜRESELLEŞMEYE BAŞLADI

    DinarStandard CEO’su Rafi-uddin Shikoh, son dönemde İslam ülkelerinden çıkan şirketlerin hızla küreselleştiğine dikkat çekerek, “Büyüyen İslami Pazarlar artık hızla olgunlaşan zengin bir şirketler bileşenine sahip. Yıldız Holding/Ülker, Savola Group (S. Arabistan), Indo Food (Endonezya), Felda (Malezya) gibi küresel çapta rekabet eden gıda şirketleri arasında bulunuyor. PETKİM (Türkiye), SABIC ve Tasnee (Suudi Arabistan) küresel büyüklüğe erişen kimya şirketleri olarak öne çıkıyor. Türk Havayolları, Emirates (Birleşik Arap Emirlikleri), Katar Havayolları, Suudi Arabistan Havayolları global havayolu oyuncuları arasında yer alıyor. BİM, Lulu (BAE), Mydin Bhd (Malezya) Majid Al Futtaim (BAE) gibi perakende devleri ise bölgesel çapta hızla gelişen şirketler.-” dedi.

    Sektörel Kümelenme Modeli’nde öne çıkan 3 sektörün profili ve sunduğu fırsatlar ise şöyle sıralandı;

    İSLAM ÜLKELERİ 2013’TE 1.3 TRİLYON DOLARLIK ENERJİ İHRACATI YAPTI

    57 Müslüman ülke, sektörel büyüklükleri toplamına göre listelendiğinde; ihracat, ithalat ve iç tüketim hacminde ilk sırayı enerji sektörü alıyor. İKT ülkeleri, 2013 itibariyle 1.3 trilyon dolar değerinde enerji ihracatı yaptı. Bu tutar küresel enerji ihracatının yüzde 43’üne denk geliyor. Enerji kümelenmesinin ihracat hızı 2009-2013 döneminde yüzde 109 büyüdü. Enerjide en fazla yatırım fırsatı sunan alanlar: Yenilenebilir Enerji (Mühendislik, Tedarik , İnşaat, Operasyon, Bakım ve Onarım); Rüzgar ve Güneş çiftlikleri, Biyoenerji İnovasyon Çözümleri, Enerji Yedekleme Çözümleri.

    GIDA SEKTÖRÜ 974 MİLYAR DOLARLIK PAZAR FIRSATI SUNUYOR

    İslam ülkelerinde ikinci en büyük sektörel kümelenme Tarım ve Gıda alanında görüldü. İKT ekonomileri, tarım ve gıda sektöründe 2013’te 118 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdi. Bu, küresel ihracatın yüzde 8’ine denk geliyor. Sektörün 2009-2013 dönemsel bileşik büyüme hızı ise yüzde 42 seviyesine çıktı. İKT ülkelerinde gıda sektöründe iç talebin toplam değeri 974 milyar dolara ulaştı. Bu tutar küresel gıda tüketiminin yüzde 16’sına denk geliyor. Gıdada cazip yatırım fırsatlarının bulunduğu alanlar: Perakende (Süpermarket/Hipermarket); İşlenmiş Yağ İmalatı; Helal Et ve Sakatat; Gıda Atıkları ve Hayvan Yemleri; Tüketime Hazır Tahıllar, Süt ve Süt Ürünleri, Şeker ve Şekerleme&Tatlı; Kakao ve Kakao Ürünleri.

    HELAL OTEL YATIRIMLARINDA ARTIŞ OLACAK

    İKT ülkelerinde üçüncü en büyük sektör ise Turizm ve Ulaştırma (Elektronik sektörüyle bağlantılı olarak). İKT ülkeleri bu sektörde 2013’te 192 milyar dolar tutarında ihracat yaptı. Söz konusu tutar, küresel ihracatın yüzde 6’sına denk geliyor. Turizm ve Ulaştırma sektörlerinde yatırım fırsatı bulunan alanlar: Otomotiv Yedek Parça İmalatı; Havayolu Hizmetleri ve Ekosistemi; Helal Oteller ve Dinlenme Alanları; Otel Geliştirme.

  • Süleyman Şah Türbesi Türkiye için neden önemli?

    Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kendi sınırları dışında sahip olduğu tek toprak parçası Süleyman Şah Saygı Karakolu ve Türbesi neden bu kadar önemli?

     

    Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Türkiye sınırları dışındaki tek Türk toprağı olan Suriye içindeki Süleyman Şah Saygı Karakolu ve Türbesi’ne 50 tankla operasyon gerçekleştirildi. Süleyman Şah Türbesi Türkiye sınırındaki bir başka Suriye toprağına nakledildi. Peki Süleyman Şah Türbesi Türkiye için neden önemli?

    Süleyman Şah kimdir?

    Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’nin dedesidir. 1200’lü yıllarda Moğol istilası üzerine yaklaşık 50 bini bulan tebaasıyla Anadolu’ya gelmiş ve Fırat kıyısına yerleşmiştir. Haçlı Seferlerine karşı Filistin’e gitmek isterken bugünkü Suriye’de, 1227 yılında Fırat Nehri’nde boğulmuştur. Süleyman Şah ve iki muhafızı, bugünkü sınırımıza takriben 100 km mesafede olan Caber Kalesi’ne defnedilmiştir.

    Süleyman Şah Türbesi ve Süleyman Saygı Karakolu neden önemlidir?

    Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kendi sınırları dışında sahip olduğu tek toprak parçasıdır.

    Süleyman Şah Türbesi ile Süleyman Şah Saygı Karakolu ve bulunduğu alan Suriye’nin Halep ilinin Karakozak Köyü sınırları içerisinde bulunan ve Türkiye’nin kendi sınırları dışında sahip olduğu tek toprak parçasıdır.

    Türbe’de Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucusu ve ilk padişahı Osman Gazi’nin büyükbabası ve Ertuğrul Gazi’nin babası Süleyman Şah’ın ve iki askerinin naaşları bulunmaktadır.Türbede yatan Süleyman Şah’ın Osman Gazi’nin büyükbabası olan Süleyman Şah değil, I. Kılıçarslan’ın babası Kutalmışoğlu Süleyman olabileceği konusunda farklı görüşler bulunmaktadır.

    Neden Saygı Karakolu?

    Türbenin muhafazasını sağlamakla görevli olan Jandarma İhtiram Kıtası’nın ikameti için 30 Mayıs 1938 tarihinde modern bir karakol yaptırıldı. 1949’da Ca­ber ­Ka­lesi Jan­dar­ma Ka­ra­ko­lu­’n­da bir ast­su­bay, bir on­ba­şı ve se­kiz er, tür­be­yi ko­ru­mak­tay­dı.

    Türkiye ile Suriye heyetleri arasında 1956 yılında Halep’te yapılan üst seviyede bir toplantıda düzenlenen tutanağın 13 ve 14’ncü maddelerinde türbe için gönderilecek ihtiram kıtasının her ayın 7’sinde değiştirilmesi kabul edilmiştir. Günümüzde her ayın 7 ve 20’sinde karakolun ikmali sağlanmakta ve personel değişimi yapılmaktadır.

    Günümüzde türbe, Türkiye Cumhuriyeti 20. Zırhlı Tugayı 3. Hudut Alay Komutanlığı 2. Hudut Taburuna bağlı 25 asker tarafından korunmaktadır.

    Süleyman Şah Türbesi daha öncede iki kez değiştirilmişti

    Türbe ve müştemilatı bundan önce iki defa (1939, 1975) taşınmış; ayrıca Suriye rejimitarafından taşınma hususuiki defa daha (1995, 2001) gündeme getirilmiştir.

    “Türk Mezarı” olarak bilinen türbe ve müştemilatı, 1975’e kadar sınırımıza 100 km uzaklıktaki Caber Kalesi’nin eteklerinde bulunmaktaydı. Birinci yer değişikliği1939 yılında kale içinde gerçekleştirilmiştir. Tamirinin imkânsız hale gelmesi ve güvenlik zaaflarının oluşması sonucu türbe, kale içinde kurulan karakolun yanında eski özelliklerine uygun olarakinşa edilmiş ve sandukalar yeni yerine nakledilmiştir.

    1975 yılındaki ikinci nakilde ise türbe ve müştemilatı, Caber Kalesi’nden uzak bir noktaya,Karakozak mıntıkasına taşınmıştır. Nakil, 1968’de Suriye tarafından yapımına başlanan Tabka Barajı’nın Caber Kalesi’ni tamamen sular altında bırakması riskine karşı gerçekleştirilmiştir. Nakil kararı 1973’te alınmış; türbe, Caber Kalesinden 63 km kuzeyde, sınırımızın ise 37 km güneyindeki yeni yerine nakledilmiştir.

    Öte yandan 1995 ve 2001 yıllarında Suriye rejimi, inşa edilen bir başka barajdan dolayı (Teşrin Barajı) suyun yükselmesi riskini gerekçe göstererek türbenin tekrar taşınmasını gündeme getirmiştir. Ancak yapılan müzakeler sonucunda türbenin tahkimat yapılmak suretiyle bulunduğu yerde muhafaza edilmesi hususunda 2003 yılında mutabakata varılmıştır. (23 Ocak 2003, Süleyman Şah Türbesi Tahkimat Projesinin Uygulanmasına İlişkin Ana Tutanak). Gerek 1975’teki nakil, gerekse 1995 ve 2001’deki taşıma talebi, Türkiye-Suriye ilişkilerinde krizlere yol açmıştır.

    Süleyman Şah Türbesi Suriye’deki iç savaş ve IŞİD tehdidi altında

    Süleyman Şah Türbesi’nin Suriye topraklarında ki konumu 13 Mart 2014 tarihinde Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ile El Kaide’nin Suriye kolu Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) adlı grup arasındaki çatışmalar sonucu Karakozak köyü ve türbenin bulundu bölge IŞİD kontrolüne geçti. 20 Mart 2014 tarihinde IŞİD, YouTube üzerinden yayımladığı bildiride Süleyman Şah Türbesi’nin üç gün içerisinde boşaltılıp Türk bayrağı indirilmediği takdirde türbeyi yerle bir edecekleri tehdidinde bulundu. Bunun üzerine Türkiye, güvenlik tedbirlerini artırarak en üst seviyeye getirdi. Gaziantep Beşinci Zırhlı Tugay Komutanlığı’ndan da araç ve personel takviyesi yapıldı. Sınır hattında bulunan mevcut nöbet kulübelerine ilave kulübeler yapılarak askerler konuşlandırıldı.Ayrıca Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Süleyman Şah Saygı Karakolu için kriz masası kurulduğunu açıkladı.

    25 Mart 2014’te Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Süleyman Şah Türbesi’ne yönelik tehdit ile ilgili soruya;

    “ “Böyle bir yanlışlık olacak olursa gereği neyse yapılacaktır. Bu topraklar bizim toprağımızdır. Bu topraklarda yapılacak bir saldırı aynen Türkiye’ye yapılmış bir saldırıdır.”şeklinde cevap vermişti.

    Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ise yaptığı açıklamada “Süleyman Şah Türbesi’nin bulunduğu toprakların uluslararası hukuk gereğince Türk toprağı olduğunu ve bir tehlike söz konusu olması hâlinde her türlü karşılığın verileceğini” belirtmişti. 26 Mart 2014’te Genelkurmay Başkanlığı, yaptığı yazılı açıklamada “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Süleyman Şah Saygı Karakolu hariç Suriye topraklarında herhangi bir birliği bulunmadığını” açıklamıştı.

    27 Mart 2014 tarihinde Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Bakanlık Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu, Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan arasında Suriye’deki Türk toprağı Süleyman Şah Türbesine yönelik bir saldırı karşısında yapılması gerekenlerin görüşüldüğü toplantıya ilişkin olduğu ileri sürülen bir ses kaydı yayınlandı. Bunun ardından T.C. Dışişleri Bakanlığı bir yazılı açıklama yaparak bu ses kaydını “Türkiye’nin ulusal güvenliğine yönelik alçakça bir saldırı ve casusluk faaliyeti olduğunu ve faillerinin en kısa zamanda yakalanıp adalete teslim edileceğini” belirtti. 28 Mart 2014’te Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, “Bordo berelilerin bölgeye takviye edildiğini, her türlü tedbirin alındığını ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin teyakkuz hâlinde olduğunu” açıklamıştı.

  • BUZ HOKEYİ TÜRKİYE KADIN MİLLİ TAKIMI, HONG KONG’DA DÜZENLENEN ŞAMPİYONADA 1. OLDU

    Hong Kong’da 18-21 Şubat 2015 tarihleri arasında düzenlenen Buz Hokeyi Kadınlar Dünya Şampiyonası 2. Division B grubunda Türkiye Kadın Milli Takımı birinci olarak büyük bir başarıya imza attı.

     

    Şampiyonada 2. Division B Grubu’nda yer alan Türkiye Kadın Milli Takımı, Hong Kong, Bulgaristan ve Güney Afrika Milli Takımlarıyla karşı karşıya geldi. Üç maçtan da galibiyetle ayrılan Türkiye Kadın Milli Takımı, şampiyonadan birincilikle ayrılarak bir üst gruba çıkmaya hak kazandı.

     

    Hong Kong’da son maçını Güney Afrika ile oynayan Türkiye Kadın Milli Takımı, sahadan 8-4’lük galibiyetle ayrıldı.
    Öte yandan Türkiye Kadın Milli Takımının Erzurumlu sporcusu Fulya Yurt ve antrenörlerden Sevilay Kesteloğlu, kentin gururu oldular. Başarı grafikleri her geçen gün artan sporcular, tebrik edildi.