Etiket: Türk

  • Terzioğlu barış sürecini değerlendirdi

    Terzioğlu barış sürecini değerlendirdi

    Konulara olan farklı bakış açısı ve yorumlarıyla dikkat çeken Erzurum Baro Başkanı Faruk Terzioğlu, barış süreciyle ilgili önemli tespitlerini paylaştı. ‘Ben Türk’üm derken etrafıma bakıyorum’ diyen Terzioğlu, ülkede bu duyguların daha fazla kabarmadan sürecin tamamlanması gerektiğini söyledi.

     

    Erzurum Baro Başkanı Faruk Terzioğlu, hükümetin barış süreci konusundaki kararlılığına dikkat çekerek, bu girişimi tamamlamak için her yolu deneğini söyledi. Kendisinin bu olup bitenlere barış süreci demediğini, terörün bitirilmesi süreci olarak adlandırdığını dile getiren Terzioğlu, Türklerin Kürtlerle sorunu olmadığını, asıl sorunun terör olduğunu vurguladı. Yaşanan süreçle ilgili olarak ortaya çıkan görüş ve endişelerin yok sayılmaması gerektiğini kaydeden Terzioğlu, Türk Milletinin hassasiyetlerinin göz ardı edilmemesi gerektiğinin altını çizdi.

    “BEN TÜRK’ÜM DERKEN ETRAFIMA BAKIYORUM”Bu coğrafyada yaşayan herkesin kendi etnik kimliğini rahatlıkla ifade edebilmesi gerektiğini vurgulayan Terzioğlu, şu tespitte bulundu. “Şimdi enteresan bir şeydir, çok ciddi bir şekilde rahatsızlık var toplumda. Bu ülkede yaşayan her vatandaşımız, kendi etnik kimliğini rahatlıkla ifade edebiliyor. Ben Türk vatandaşı olarak, bir Türk olarak kendi kimliğimi ifade ederken, ‘ben Türk’üm deme noktasına geldiğim zaman bir etrafa bakıyorum acaba benim Türk olduğumu ifade etmemden rahatsız olacak kimseler var mı yok mu diye, bir kuşkuya kapılıyorum. Yani bu çok ciddi bir şekilde rahatsızlık veriyor. Türkiye’de bu duyguların daha fazla kabarmadan, bu duyguların insanların daha fazla rencide etmeden herkesiz birbirinin hassasiyetine saygı duyması gerektiği noktasında dikkatli olarak bu meselenin bu sürecin tamamlanması lazım. Yoksa bunun ötesinde barışma süreci diyoruz ki ben buna barışma süreci demiyorum, terörün bitirilmesi süreci diyorum. Bizim Kürt kardeşlerimizle veya başka etnik insanlarla bizim kavgamız yok ki.”

     

     

    “KABADAYILIK YAPMAYA GEREK YOK”

    Terzioğlu ayrıca, ‘Ne Mutlu Türk’üm diyene’ sözünün bir övünç, bir gurur meselesi şeklinde algılanmaması gerektiğini, çünkü herkesin kendi kimliğiyle zaten gurur duyduğunu ifade etti. Terzioğlu şunları söyledi. Elbette ki herkes kendi kimliği ile gurur duyacaktır, elbette herkes kendi tarihi ile gurur duyacaktır, bunun gurur duymasına engellemek veya bunu yadırgamak doğru değildir. Ne Mutlu Türk’üm diyorsam o da desin ki ne mutlu kürdüm diyene, ne mutlu lazım diyene, ne mutlu rumum diyene, nu mutlu ermeniyim diyene diyebilir, ayrı bir olay. Ama bunu sade bir ayrışma sebebi olarak Ne Mutlu Türk’üm demenin bir yadırgamanın da bir anlamı yok, bunu da ben Ne Mutlu Türk’üm diyip bir gabadayılık meselesi yapmanın da hiç bir anlamı yoktur. Onun için bu süreçte herkesin çok dikkatli olması lazım, üslubunu iyi seçmesi lazım, karşılıklı hassasiyetlere saygı göstermesi lazım, bu hepimizin geleceği için son derece önemlidir.

     

    kaynak: Onur SAĞSÖZ/  STAR

  • Almanya’da aynı aileden 7 Türk yangında hayatını kaybetti

    Almanya’nın Stuttgart şehri yakınlığındaki Backnang kasabasında bir apartmanda çıkan yangın sonucu aynı aileden 7 Türk’ün yaşamını yitirdiği bildirildi.

     

    Polis, sabah saatlerinde çıkan yangın sonucu ölenlerden 6’sının çocuk olduğunu açıkladı.

    Ölenlerin isimleri ve yaşları ise şöyle açıklandı: Anne Nazlı Özcan Soykan (40), Hatice Soykan (17), Yılmaz Soykan (14), Abdülkadir Soykan (8), İzzet Soykan (7), Yasin Soykan (6), Ahmet Soykan (3) ve Murat Soykan (6 aylık).

     

    Yangın sonucu İbrahim Soykan’ın ise ağır yaralı olduğu öğrenildi.

  • Şükür çark etti!

    AKP İstanbul Milletvekili Hakan Şükür, AKP Avcılar Gençlik Kolları İlçe Başkanlığı’nın düzenledği ‘Çıkışta Mahalleye Gel’ isimli programa katıldı. Şükür çıkışta tartışılan sözleriyle ilgili soruyu da yanıtladı. Hakan Şükür, “Sayın Başbakanımız da gerekli açıklamayı yaptı zaten. Duygularımızın ne olduğunu kimseye ifade etmemize gerek yok. Bunu da sorgulamak kimsenin haddine değil. Beni bilen biliyor. Netice itibariyle farklı düşünenler o söylediklerinin altında mutlaka ki üzüleceklerdir” dedi.

     

    Hakan Şükür, şunları söyledi:

    “Açıkcası biraz güldüm. Şaşırdım. Bu ülkede bu tip şeyler oluyor maalesef. Orada üniversitede bir genç arkadaşımız onun da açıklaması var zaten. Sorduğu soru bir söyleşi.. adı üstünde söyleşi. Sorduğu soruya cevap verirken, verdiğim cevabın tabii yanlış bir şekilde aksettirilmesi olayı var. Netice itibariyle ben babası Kosovalı, annesi Üsküp yani bugünün Makedonyası orijini oradan olan bir Türk’üm. Netice itibariyle oralarda gittğim zaman Sayın Başbakanımızla beraber büyük bir coşkuyla hem Türkiye’ye bakış açısı olarak, hem bizlere sevgisi açısından böyle bir duygu var. Onun bu şekle dönüşmesi beni açıkcası üzdü. Ama söylemek istediğim ve bu ülkeye verdiğim değer, bu bayrak altında verdiğim mücadele yaptıklarım zaten kamuoyunun bilgisi dahilinde. Çok şükür ki kısa süreli böyle bir şey oldu. Belki yanlış anlaşılma öyle diyeyim. İyi niyetle yaklaşayım ben herşeye rağmen. Böyle bir manşetin atılması ve arkasındanda altının benim söylediklerimle dolu olması bile düşündürücü aslında. Manşete bakıp hareket edilmiş zannedersem.”

     

     

    “BENİ BİLEN BİLİYOR”

    Şükür, “Ama bu ülkedeki Arnavut’u, Türk’ü, Kürt’ü, Çerkez’i bir çok farklılıkları zenginlik olarak kabul etmemiz gerektiğini ifade ederken başlığın atılıp onun üstüne bunların konuşulması üzücü oldu. Herkesi kucaklamaya, bu bayrak altında, bu milletle beraber çok şeyler yapabileceğimize inanan bir partinin mensubuyum. Sayın Başbakanımız da gerekli açıklamayı yaptı zaten. Duygularımızın ne olduğunu kimseye ifade etmemize gerek yok. Bunu da sorgulamak kimsenin haddine değil. Beni bilen biliyor. Netice itibariyle farklı düşünenler o söylediklerinin altında mutlaka ki üzüleceklerdir” ifadelerini kullandı.

  • Hakan Şükür: Ben Türk değilim

    AK Parti İstanbul Milletvekili ve eski milli futbolcu Hakan Şükür Burdur’da “Ben bir Arnavut’um. Aslında bu açıdan bakarsanız Türk değilim” dedi.

     

    Şükür, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi’nde düzenlenen söyleşiye katıldı. Söyleşide bir öğrencinin Kürt sorunuyla ilgili sorusu üzerine Şükür, şöyle konuştu:

     

     

    “Bugün yapılmak istenenleri hiç kimsenin kenara atmaması lazım. Ama buradan güç alan başka düşünceler de var. Yani bunun böyle olmasını istemeyen düşünceler de var. Bizim hassasiyetlerimiz belli. Ülkesi, bütünlüğü, mezhebi, dini, dili, ırkı ne olursa olsun, etnik kökeni ne olursa olsun, beraber yaşama, beraber bazı şeyleri çözme adına çok önemli. Bugün çok net görüyorsunuz kamuoyunda. Kolay bir süreç değil. Sizin attığınız adımlara ne kadar adım gelecek onu hep beraber göreceğiz. İnşallah daha sık beraber olur, daha fazla sorunlarımızı konuşup bu dostluğu kardeşliği pekiştirmek istiyoruz. Başta Kürt kardeşlerimizle olmak üzere.

     

     

    “BU AÇIDAN BAKARSANIZ TÜRK DEĞİLİM”

    Ben bir Arnavut’um. Aslında bu açıdan bakarsanız Türk değilim. Ama bu topraklarda ekmek yedim. Bu topraklarda yaşıyorum. Geçmiş dönemde kalıplara bölünmüşlük nasıl varsa, etnik kökenlere bölünmüşlük de maalesef oldu. Bunları yönetmek çok zor. Herkes bir hak arayışı içinde oldu. Bunları devlet olarak vermek ve kafa yormak, bunlarla ilgili çalışma yapmak zorundasınız. Bugünün iktidarı olarak biz de bunu yapıyoruz.”

     

     

    DROGBA VE SNEIJDER YORUMU

    Şükür, söyleşi sonrası gazetecilerin Didier Drogba ve Wesley Sneijder’in performansıyla ilgili sorusuna, “Çok kaliteli iki oyuncu. Renk kattılar. Hem ülkemize gelmeleri, burada oynamaları… Umarım çok başarılı olurlar. Ülkemizdeki diğer gençlere de örnek olurlar. Çünkü uluslararası çok önemli oyuncular. Ben ikisi de beğeniyorum. Ama performansları ne olur, hep beraber göreceğiz” dedi.

     

     

    Şükür, iki oyuncunun Galatasaray‘ın şampiyonlar ligi‘nde oynadığı Schalke 04 maçındaki performansıyla ilgili soruya ise “Tabi Avrupa Kupası maçı için hazırlanmak zordur. Sneijder onun eksikliğini yaşadı. Ama Drogba’yı çok iyi buldum” diye konuştu.

  • Haram

    Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, “Türk’ün, Kürt’e, Kürt’ün Türk’e kurşun sıkması haramdır. “ dedi.

    Açıklamayı okur okumaz ‘bu iyi bir şey ‘ diye düşündüm.

    Hoşlanmadığım, bu sütunda aleyhine defalarca yazılar yazdığım bir kişi söylemiş olsa da bu açıklamadan çok hoşlandığımı hissettim.

    ***

    Hissiyatımı dostlarımla paylaştım. Kandan, gözyaşından, hoyrat örgüt efelenmelerinden canı yanmış arkadaşlarımın çoğu ihtiyatlı bir iyimserlik içindeydiler.

    Birisi şöyle dedi telefonda “O söyledi sen de inandın he… Bunlar bir propagandanın, çok yönlü bir algı yönetiminin bir parçası, görmüyor musun, idrak edemiyor musun?”

    Dedim ki : “Hüküm zahiredir, biz sözü, sözün içerdiği manayı sevdik… Kim söylerse söylesin, hangi ağızdan çıkarsa çıksın böyle bir beyanı ömür boyu alkışlarız, çerçeveletip hem gönül duvarımıza, hem kıblegâh gibi evimizin başköşesine asarız. ”

    Sonra ona çok bilindik şu menkıbeyi hatırlattım:

    Bir gün Şems, malum dedikodulardan sıkılarak ortadan kaybolmuştu. Mevlâna bu duruma çok üzülmüş, hatta iki kere Şems’i aramak için Şam’a gidip; bulamadan, geri dönmüştü.

    Bu arayış gezilerinin birinde, bir adam hızla kapıdan girerek, “Şems geldi” müjdesini getirmişti. Mevlâna, o kişiye hırkasını hediye etmişti. Yalancı müjdeciyi tanıyan birisi de “Efendim, bu adam sizi mutlu etmek için yalan söyledi” demişti. Mevlâna da, “Biz o işin yalanına hırkamızı verdik, doğru olsaydı canımızı verirdik” demişti.

    ***

    Türk’ün, Kürt’e kurşun sıktığı nerde görülmüş?

    İmkân harici bir şey bu… Akla hayale gelmez bir durum bu.

    Epey evvel zamanın birinde… Güneydoğu’dan Erzurum’a geliyoruz. Bir baktım Yüzü nurlu Kürt Emicem ceketini çayıra sarmış namaz kılıyor.

    İnip yanına vardım. Selam vermesini bekledim. Amcamı, dayımı, babamı kucaklar gibi bir güzel kucakladım. Terörün alev ateş günleri… Kardeş kavgası canıma tak etmiş. Şehit cenazelerini gördükçe allak bullak oluyorum. O ruh hali beni böyle bir kucaklamaya sevk etmişti.

    Konuştuk, halleştik, helalleştik, yolumuza devam ettik. Arkadaşlara “çayırını ortak seccade, kuranını ortak kitap, ezanını müşterek inanç haykırışı yapmış; tarihini bin sene boyunca vatan gergefinde özenle beraberce örmüş bu milletin arasına kim girebilir, kim attığı nifak tohumunu besleyip ağaç haline getirebilir?” diye sormuştum da “Elbette hiç kimse” cevabını almıştım.

    “Elbette hiç kimse” cevabı, sadece o an arabamda bulunan yoldaşlarımın değil, milletin müşterek cevabıydı.

    Bu milletin her ferdi, otuz senedir, köye- kasabaya-kente bayrağa sarılı tabutların geldiği günlerde ‘Kardaş kardaşı vurur mu? Türk Kürt’e kurşun sıkar mı’ sorusunu sorup durdu. En acılı günlerinde bile Kürt kardeşine asla yan gözle bakmadı.

    ***

    Evet, yıllardır Güneydoğu’dan böyle bir seda bekledi kulağımız.

    Ama ne yazık ki, biz kardeşlik nidaları bekledikçe, silah sesleri uğuldadı kulaklarımızda.

    Müjde umduk, şehit haberleri dağladı yüreğimizi.

    Biz etle tırnağız dedik. Ayrılamayız dedik. Et tırnak ne demek, ruh ile bedeniz dedik. Kardeşiz dedik. Binlerce yıllık tarih yoldaşıyız dedik.

    Milyonlarca Kürt kardeşimizden ‘Beli, hem de kalubeladan beri, biriz, aynıyız, kardeşiz ’ cevabını aldık. Ama lisan-ı hal ile…Bazen kısık bir sesle…Bazen kulağımıza fısıldanır şekilde…Çünkü örgüt tehditi altındaydılar, hür iradeleri, sözleri, sesleri silahların gölgesindeydi. Malesef devlet olarak güvenliklerini sağlamakta zorlanıyorduk. O nedenle, Kürt tabanı çoğu kez kendi sözünü değil, örgütün sözle dediğini söyleyebildi. Ya da yanlış bir şey söylememek için sustu.

    Örgüt ve onun siyasi uzantısı BDP çizgisi hep savaş, kan, pusu, katliam diliyle konuştu. Çoluk, çocuğu, genci dağlara çıkardı, cepheye sürdü, kendi ordusuna kurşun sıktırdı. Ezanı susturdu, kendi bayrağını yaktırdı.

    Biz kulaklarına sevgi sözcükleri fısıldadıkça, onlar keleş homurtusuyla, bomba gürültüsüyle cevap verdi yıllarca.

    Velhasıl, yüzbinlerce Kürt kardeşimiz, silahı ve gözyaşını değil, barışı ve kardeşliği tercih etse de…

    Gönlü, kalbi gizli bir çığlıkla böyle haykırsa da…

    Örgütün silahla kelepçelediği dili, “Kürt’ün Türk’e silah sıkması haramdır.” Demedi… Diyemedi… Dedirtmediler.

    İşte Baydemir’in o çizgiden bu noktaya gelmiş olmasıdır hoşuma giden, beni heyecanlandırıp, umutlandıran.

    ***

    Tekrarlaya tekrarlaya ezberlediğim o sözü çerçeveletip, yazının bitimine de asmak istiyorum:

    Mayası aynıdır Türk ile Kürt’ün

    Kürt’ün Türk’e yüz dökmesi haramdır

    Ortak sahibidir ikisi yurdun

    Türk’ün Kürt’e hor bakması haramdır