Etiket: Turgut Özal

  • Bu adam Özal değil

    Zehirlendi iddiasıyla vefatından 19 yıl sonra kabri açılan ve Adli Tıp’ta otopsisi yapılan 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın oğlu Ahmet Özal kamuoyunu meşgul eden bir fotoğraf yayınladı. Anadolu Ajansı’nın 17 Nisan 1993 yılında çektiği fotoğrafta takım elbiseli bir kişi iki kişinin kolları arasındaymış gibi Hacettepe Hastanesi’nin kapısından giriyor. Ahmet Özal bu fotoğraf karesindeki takım elbiseli şahıs için Turgut Özal diyerek şu yorumu yaptı: ‘Ayağı basıyor başı dik duruyor. Bu hastane girişi ile ifadelerdeki hastane giriş benziyor mu birbirine.’

     

    KORUMA VE DİĞER KORUMALAR

     

    Fakat bu fotoğraftaki şahsın Turgut Özal olmadığı anlaşıldı. Bu şahıs Turgut Özal’ın yattığı sedyeyi iten koruması. Kollarına girmiş gibi görünenler ise hastane kapısında sedyeye yol açmaya çalışan diğer korumalar.

     

     

    Gerçek tüm çıplaklığıyla, o fotoğraftan önce çekilen karede ortaya çıkıyor. Ahmet Özal’ın Turgut Özal dediği şahsın da yer aldığı saniyeler önce çekilen diğer fotoğrafta korumalardan birisi olduğu görülüyor.

    Ayrıca Ahmet Özal’ın fotoğrafa göre Turgut Özal dediği kişinin boy ve kilo ölçüleri merhum Cumhurbaşkanıyla uyuşmuyor. Ortadaki gri tonlu takım elbiseli şahıs Turgut Özal’dan daha zayıf ve boyu da daha uzun görünüyor.

     

     

    “Ölü bir hali varsa söyleyin”

    Ahmet Özal, babasının öldüğüne dair şu iddiaları ortaya attı:

     

     

    “Rahmetli vefat ettiği gün ambulans yoktu. Hasta taşıma aracı bulundu 1970 model 3. vitese geçmeyen, doktoru olmayan bir araba getirildi. Nereden çıktığını bilmiyorum birden geldi oraya. 70 model bir araba. İçerisinde ayağa kalkılmıyor. Bu arabayla cumhurbaşkanı hastaneye götürülmeye çalışıldı. GATA’ya başhekime haber verilmesine ve oradaki doktorlar ekipmanları ile kapıda beklerken nedense araba bir anda Hacettepe hastanesine döndürülüyor. Hacettepe’de kimsenin haberi yok çocuk bölümüne götürüyorlar. Çocuktan büyük acile götürüyorlar. Korumalar doktor diye bağırıyor. Bazı ifadelere göre orada yarım saat bekletiliyor. Hacattepe hastanesindeki doktor Ayşe hanım ifadesinde, ‘Benim kanaatim hastaneye ölü olarak geldiği ve geri döndürülemediği yönündeydi. Nabzı ve tansiyonu alınamıyordu. El ve ayaklarda morarma başlamıştı. Hastaneye getirilmeden muhtemelen 20 dakika önce ölmüştür.’ diyor. Yani orada vardığından 20 dakika önce ölmüş. O zaman ben bir fotoğraf göstereceğim. Rahmetli hastaneye girerken. Eğer ölü bir hali varsa siz söyleyin. Ayağı basıyor başı dik duruyor. Bu hastane girişi ile ifadelerdeki hastane giriş benziyor mu birbirine. Ben bunun açıklamasını istiyorum”

     

     

    O fotoğrafı ben çektim

    Merhum Özal’ın son fotoğrafını çeken Anadolu Ajansı foto muhabiri Selahattin Yılmaz ahaber’e konuşarak Ahmet Özal’ı yalanladı. Turgut Özal’ın hastaneye sedyede getirildiğini söyleyen Yılmaz şunları söyledi; “Özal’ın hastaneye getirildiği ilk anda sadece ben oradaydım, foto muhabiri olarak. Turgut Özal sedyede yatıyordu korumalar etrafını çevirmiş sadece ayağı gözüküyordu. Bugün yayınlanan fotoğraf Özal’a acil servis biriminde içeride müdahale yapılırken dışarıda oluşan kargaşanın fotoğrafı”

  • ‘Hastaneye götürülürken ayaktaydı!’

    Ahmet Özal’dan bir şok iddia daha.

     

    Ahmet Özal babasının ölümüyle ilgili bir basın toplantısı düzenleyerek dikkat çeken açıklamalar yaptı. Özal babasının hastaneye götürülürken ayakta ve hayatta olduğunu gösteren bir fotoğrafı da basına dağıttı. Özal ayrıca babasına düzenlenen suikastte Bedrettin Dalan’ın ateş edilmeden eğilmesine dikkat çekti.

     

     

    Ahmet Özal düzenlediği basın toplantısında babasının saçını haftaya yetklililere teslim edeceklerini ve şimdiye kadar neden teslim etmediklerini açıkladı. Ahmet Özal’ın, Merhum Cumhurbaşkanı’nın hastaneye götürülürken çekildiği fotoğrafı basın mensuplarıyla paylaşması toplantıya damgasını vurdu.
    Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın oğlu Ahmet Özal, faili meçhuller ve şüpheli ölümlerde kesinlikle zaman aşımı olmaması gerektiğini ifade ederek, ”Zaman aşımının Meclis’te, kanun değişikliğiyle kaldırılması gerekir” dedi.

    Ahmet Özal, Taksim’deki The Green Park Otel’de basın toplantısı düzenledi. Babası Turgut Özal’ın ölümüne ilişkin iddialar konusunda yaptığı açıklamalar nedeniyle eleştirilere, hatta haksız iftiralara maruz kaldığını belirten Özal, bu nedenle, basın toplantısı düzenleme ihtiyacı hissettiğini söyledi.

    Kendisine en çok ”Turgut Özal’ın ölümüyle ilgili niye şimdiye kadar konuşmadınız da şimdi konuşuyorsunuz?” sorusunun yöneltildiğini belirten Ahmet Özal, şöyle konuştu: ”İnsanlar bunu haklı olarak sorabilirler, çünkü yaptıklarımı bilmiyorlar. Ben, 1993 yılından itibaren bu işle mücadele ettim. 1997 yılında sesimi duyurabildim. Arşivden bulunabilir, kasım ayı Tempo dergisinde, bugün söylediklerimin tümü vardır. Sadece babamla ilgili değil, Türkiye’nin en karanlık yılı 1993’ün meseleleriyle ilgili. 1998’de Fatih Altaylı’nın ’Teke Tek’ programında da bu konuyu tartıştım. Hatta o dönemde yapılan anket çalışmasında da halkımızın yüzde 95’i inanmadığını söylemişti. Ben o zaman da ’Kamuoyu vicdanını rahatlatmak için bu işin incelenmesi gerekir’ demiştim. Meclis’te 1999’da milletvekili olduğum zaman önerge vermiştim. Ben o zaman da 25 milletvekili arkadaşımla babamın ölümü ve 93 yılının aydınlatılması için Meclis’te komisyon kurulması için uğraştım. Maalesef kimse bunları ciddiye almadı ve önergem rafa kaldırıldı.” Turgut Özal’ın ölümünü, gündeme gelmek için kullandığı yönündeki iddiaların kendisini üzdüğünü dile getiren Ahmet Özal, ”Ben 10 sene boyunca Başbakanlık Köşkü’nü de Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nü de gördüm. Benim şov yapmaya, dikkat çekmeye ihtiyacım yok, bu konuda hevesim de yok. Bunu yazan arkadaşlar, buraların kapısını dahi görmemiştir” diye konuştu.
    Turgut Özal gibi Eşref Bitlis, Cem Ersever, Uğur Mumcu, Çetin Emeç ile Madımak ve Başbağlar olayların aydınlatılması gerektiğini kaydeden Özal, ancak bu ölümlere ilişkin dosyaların zaman aşımı nedeniyle rafa kaldırılmasından endişe ettiğini söyledi.Ahmet Özal, sözlerine şöyle devam etti: ”Yakın zamanda bir sürü insanın ölümleri rafa kaldırılacak. Buradan Meclis’e sesleniyorum. Faili meçhuller ve şüpheli ölümlerde kesinlikle zaman aşımı olmamalıdır. Zaman aşımının Meclis’te, kanun değişikliğiyle kaldırılması gerekir. Kanun değişikliğini sayın Tayyip Erdoğan, AK Parti ile diğer partilerden rica ediyorum. Çünkü bu sadece benim meselem değil. Bu mesele herkesin meselesi. Benim mücadelem sadece rahmetli babamla ilgili değildi. Her konuşmamda rahmetli babamın ardından Uğur Mumcu’nun adını andım. Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Başbağlar hepsini sıraladım. Sağ ya da sol diye ayırım yapmadım. Rahmetli Uğur Mumcu ve o görüşteki insanlar benimle aynı görüşte olmayabilir ama bu benim onları korumamam anlamına gelmez.” 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın oğlu Ahmet Özal, Adnan Menderes ve arkadaşları hakkındaki idam kararları gibi Deniz Gezmiş ve arkadaşları hakkındaki idam kararlarının da kaldırılması gerektiğini savundu.

  • ‘Bunların hepsi safsata!’

    Süleyman Demirel, 8.Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın öldürüldüğü iddialarının hiçbirine katılmadığını bildirdi.

     

    Demirel, Güniz Sokak’taki çalışma ofisinde Uluslararası Nizami Gencevi Merkezi İcra Müdürü Dr. Ruşen Muradov ve Milli Kütüphane Dışilişkiler ve Kültürel Faaliyetler Şubesi Uzmanı Hafize Er’i kabul etti.

     

    Muradov, Demirel’e ”Nizami Altın Madalyası” ve çeşitli hediyeler takdim etti.

     

    Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Demirel, bir gazetecinin 8. Cumhurbaşkanı Özal’ın ölümünün son günlerde çok tartışıldığı hatırlatarak, Bülent Akarcalı’nın kendisiyle ilgili o dönemde hem Kartal Demirağ hem de Özal’ın öleceğini ima ettiği yönündeki sözlerini nasıl değerlendirdiğini sorması üzerine ”Bunların hepsi safsatadır” dedi.

     

    Demirel, ”Turgut Özal’ın başkaları tarafından öldürüldüğü iddialarının hiçbirisine katılmıyorum. Ben katılmam, eğer öyle bir durum varsa bulur çıkarırlar. 19 sene bulunup çıkarılmamış şimdi dahi bulunup çıkarılması geç değildir. Artık o görev adaletindir, başkasının değildir” diye konuştu.

     

    ”Sorguya çekilmedim”

    TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonunda 28 Şubat Alt Komisyonuna ifade veren bazı isimlerin kendisine yönelik suçlamalarda bulunduğunun anımsatılması üzerine Demirel şunları söyledi:

     

    ”Ben sorguya çekilmedim, sadece bilgi verdim. Darbe Komisyonu bir sorgu komisyonu değildir. Bilgi toplar. Darbe Komisyonu bu darbeleri kim yapmış, neyi yapmış yapanları bulalım da bunlar hakkında tahkikat yapalım şeklinde bir
    komisyon değildir, tahkikat komisyonu değildir. Darbe Komisyonu’nun tahkikat komisyonu şeklini alması halinde Darbe Komisyonu’nun fonksiyonu sıfıra iner. Önümüzdeki zaman içerisinde Darbe Komisyonu kime ne sormuş ne bilgi almış bunlar kamuoyu tarafından bilindikten sonra darbe komisyonunun bizatihi kendisi tartışılacaktır. Onun için benim söylediğim şeylerin başkaları tarafından tartışılması için o bilgileri vermiş değilim, benim bildiklerim var, daha başka bildiklerim de var. O zaman söyledim sorarsanız onları da söylerim.

     

    Mesela Sayın Deniz Baykal, Sayın Hüsamettin Cindoruk, onlar darbe komisyonu bir tahkikat komisyonu şeklini aldığı için gelip de bilgi vermediler. Darbe Komisyonu görevini bence çok yaymadan sanki Türkiye’yi kurtarıyormuş gibi bir duruma sokmadan görevini tamamlamalıdır.”

     

    Bir memlekette birden fazla iktidar olmayacağını vurgulayan Süleyman Demirel, siyasi iktidar bulunduğunu, komisyonlar gibi, Türkiye’deki siyasi iktidarı parçalı göstermenin yanlış olduğunu söyledi.

    ”Neyi arıyorsunuz?”

    Demirel, dönemin İstihbarat Dairesi Başkanı Bülent Orakoğlu’nun, Batı Çalışma Grubu ile ilgili bilgileri Meral Akşener ve Tansu Çiller vasıtasıyla kendisine ulaştırdığı, kendisinin de o bilgileri askere verdiği iddiaları hatırlatılarak, ”O dönemle ilgili her hangi bir pişmanlığınız var mı? 28 Şubat’ta sizin askerle işbirliği yaptığınıza dair yorumlar yapılıyor bu konuda ne düşünüyorsunuz?” sorusu üzerine bu yorumların hiçbirine katılmadığını söyledi.

     

    Demirel, şunları söyledi:

    ”28 Şubat’ta benim yaptığım her şey anayasaldır, kanunlara uygundur ve Türkiye Cumhuriyeti’nin temel esaslarını korumaya yöneliktir. Ben görevimi yaptım. Zaten aradan şu kadar zaman geçmiş bu kadar sene geçtikten sonra neyi
    arıyorsunuz?

     

    Darbe Komisyonu o günkü, yani 28 Şubat’tan sonraki hükümetin görevi bırakıp gitmiş olmasının haklılığını, haksızlığını arayamaz. O siyasi bir hadisedir. 3,5 ay sonra meydana geldi. Bana gelince ben cumhurbaşkanıyım. Cumhurbaşkanının daire müdürleri veya birtakım görevlilerle işi olmaz. En son sözü ben söylerim ve o şekilde yorum yapanların hiçbirisiyle aynı fikirde değilim.”

    Komisyondan kendisine yeni bir davet gelmediğini ifade eden Demirel, ”Darbe Komisyonu’na ben ifade veriyor değilim. Eğer Darbe Komisyonu ifade almak istediğini söyleseydi ben kabul etmezdim onu. Ben devletin işlerini zorlaştırmam, kolaylaştırırım. Bilgi istiyorsanız verdik bilgi ama o kadar çok bilgi alındı ki sağdan soldan bunun içerisinden nasıl çıkılacağını doğrusu ben de merak ediyorum. Ama söylüyorum inşallah Darbe Komisyonu bu görevini bir tahkikat komisyonu haline getirmez” dedi.

     

    ”Ben hesaplaştım”

    12 Eylül Davası’nda Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya’nın ilk kez hakim karşısına çıktığının hatırlatılması üzerine, ”Ben darbenin mağduruyum, baş mağduruyum aslına bakarsanız. Yalnız ben hesaplaşmamı yaptım. Ben darbe sonrasında yeniden başbakan oldum, yeniden cumhurbaşkanı oldum. Ben bu çeşit siyasi hadiselerin mahkemeler marifetiyle ve siyasetçilerin mahkeme edilmesi marifetiyle bir neticeye götürülmesinde çok büyük zorluklar olduğuna hep kani olmuşumdur” ifadelerini kullandı.

     

    Darbeyi yapanın kim olduğu iddiasının çok zor bir iddia olduğunu vurgulayan Demirel, ”Çünkü onun yanında, arkasında, önünde olanlar vardır. Bir de seçim var. Halk onların yaptığı anayasaya yüzde 92 oy vermiştir. Bütün bunları suçsuz saymak mümkün değildir, eğer darbeyi araştırıyorsanız. Yani darbeyi yapanlarla birlikte ’yapın’ diyenler, yaptıranlar, yapılmasına yardımcı olanlar, yapılmasında beraber olanların hepsini dikkate almanız lazım. Bunların dikkate alabilmek de fevkalade zordur” diye konuştu.

     

    Demirel şöyle devam etti:

    ”Onun için bu çeşit hadiselerde hele 30-40 sene geçtikten sonra birtakım insanların alınıp muhakeme edilmesi yapılabilir, yapılamaz demiyorum ben. Bana sorarsanız ben kendi bakımımdan, kendi hakkım bakımından değil, kendi bakımımdan hesaplaşmamı yaptım. Yedi sene yasaklı durdum, meydan meydan çıktım, mahkemelere gittim hakkımı hukukumu savundum ve netice itibarıyla vatandaşıma gittim, vatandaşım beni suçsuz buldu ki tekrar beni başbakan yaptı, tekrar beni cumhurbaşkanı yaptı. Onun için benim mahkemelik bir işim yok.”

  • Dört ayrı zehir çıktı

    Dört ayrı zehir çıktı

    Adli Tıp’ın, Turgut Özal’ın naaşı üzerinde yapılan incelemede dışarıdan verildiği kesin olan dört zehirli madde tespit ettiği belirtiliyor: DDT (zehir), Kadmiyum (ağır metal), Amerikyum ve Polonyum (radyoaktif madde). Uzun vadede radyoaktif maddelerle vücudun yorulduğu, sonra böcek ilacı ile ani ölümün sağlandığı düşünülüyor.

     

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla mezardan çıkarılarak otopsi yapılan 8. Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal’ın Adli Tıp raporunda son aşamaya gelindi.  Ortaya çıkan bulgular Özal’ın ölümü üzerindeki sır perdesini kaldıracak nitelikte. Yapılan incelemelerde Özal’ın naaşında dışarıdan verilmiş dört farklı toksik maddeye ulaşıldı. Bunlar içinde, çok zehirli ve inatçı bir böcek öldürücü olan, 1980 yılında  Türkiye’de yasaklanan DDT (dikloro difenol trikloroethan) zehir maddesinin vücuda alındıktan sonra karaciğerde parçalanması sonucu oluştuğu bilinen DDE ilk sırada yer aldı. Doğada ve insan vücudunda yok olmayan bu zehrin, Özal’ın naaşında, normal sınırdan 10 kat fazlası tespit edildi. İkinci sırada ise seramik, pil ve akü sanayiinde kullanılan kanserojen ve toksik bir ağır metal olan Kadmiyum (Cd) bulunuyor. Adlî Tıp’ın yaptığı incelemelerde ilk iki madde naaşta yüksek miktarda çıkarken dışarıdan verilen, öldürücü etkiye sahip  ‘Amerikyum’ ve ‘Polonyum’ adlı iki ayrı radyoaktif madde de tespit edildi.

     

     

    Adli Tıp’taki incelemede, Özal’ın vücudunun uzun vadede radyoaktif maddelerle hasara uğratıldığı ve sonra da  böcek ilacı ile ani ölümünün gerçekleştiği üzerinde duruluyor. Bütün bu sonuçları değerlendirecek olan Adli Tıp 1. İhtisas Kurulu birkaç hafta içinde raporu Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderecek.

     

     

    Uzmanların tespitlerine göre, DDT vücuda fazla miktarda alındığı zaman  şok ve ani ölümlere neden oluyor. Böcek zehrinin Özal’a dışarıdan sıvı ya da katı gıda maddeleriyle birlikte verildiği ifade ediliyor. Zehir kendini kusma, ishal, ter, solunum sıkıntısı, göz bebeğinde büyüme veya küçülme, nabız artışı, kaslarda zayıflamalar, kasılmalar ve kramplar şeklinde gösteriyor. Özal ölümünden bir gün önce Bulgaristan Büyükelçiliği’nde içtiği limonata ya da Çankaya Köşkü’ne geldikten sonra tükettiği gıdalar üzerinde duruluyor.

     

     

    Kadmiyum (Cd), vücuda alındıktan sonra kana karışıyor. Ağır metal olduğu için vücuttan atılamıyor. Kemiklerde kalsiyum yerine stoklanan kadmiyum (Cd), kemik dokularında yenilenme sürecini yavaşlatıyor ve vücuda zarar veriyor. Özal’ın vücudunda az miktarda bulunan ama dışarıdan verildiği kesin olan ‘amerikyum’ ve ‘polonyum’ ise vücutta ciddi yıkıma sebep oluyor. Kişinin günlük hayatını sekteye uğratıyor, yorgunluğa sebep oluyor.  Özal’ın özellikle Orta Asya gezisi sırasında yorgun ve bitkin olması dikkat çekmişti.

     

     

    İşte öldürücü o 4 zehir

    DDT: Çok zehirli ve inatçı bir böcek öldürücü olan DDT, kolayca vücut dokusundaki yağlarda çözülür ve gıda zincirinde birikmeye başlar. DDT yıllarca, dünyada yaygın biçimde böcek ilacı olarak kullanıldı. Yüksek dozlarda insan vücuda giren DDT, sinir sistemini et­kileyerek titreme, çırpınma ve  felce yol açabiliyor. Ölümlere neden oluyor. 1970’li yıllarda ABD ve Avrupa’da yasaklandı.

     

     

    Kadmiyum (Cd): Elektrik, seramik, pil ve akü sanayiinde kullanılan kadmiyum, kanserojen etkili toksik bir ağır metal olarak biliniyor. Gıdalar, içme suyu, hava, sigara ve çalışma ortamı havasıyla insan vücuduna girebiliyor.  Yoğun miktarda alındığında ölüme neden oluyor.

    Polonyum: Rus istihbarat servisinin eski çalışanlarından Aleksander Litvinenko’nun zehirlenmesi ile gündeme gelen radyoaktif polonyum maddesi, solunum, yiyecek ve içecek maddeleri ya da ciltte bulunan açık yaralardan vücuda girmesi durumunda tehlikeli süreci başlatıyor. Arap TV kanalı El-Cezire’nin iddiasına göre, Filistin’in 2004 yılında hayatını kaybeden lideri Yaser Arafat, polomyumla zehirlenerek öldürüldü.

    Amerikyum: Radyoaktif bir madde olan amerikyum, oldukça zehirli bir madde olduğundan herhangi bir şekilde vücuda alındığında ölüme sebebiyet veriyor.

     

     

    Gül ‘araştırın’ dedi savcı mezarı açtı

    17 Nisan 1993’te vefat eden 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ani ölümü senelerce tartışıldı. Cumhurbaşkanı Gül’ün talimatıyla ölümü araştıran Devlet Denetleme Kurulu, 13 Haziran 2012’de şüpheleri rapor etti, vefat günü yaşananları ‘akıl tutulması’ olarak nitelendirdi. Ölüm nedeninin tam anlaşılabilmesi için mezarın açılarak otopsi yapılması gerektiği ifade edildi. Mezar 2 Ekim 2012 tarihinde açıldı, Adli Tıp tarafından örnekler alındı.

  • İş makinaları Anıt Mezar’da

    İş makinaları Anıt Mezar’da

    Merhum 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın mezarında hazırlıklar sabahın erken saatlerinde başladı. Anıtmezar’a 2 iş makinası, çok sayıda olay yeri ekibi, kazı ekibi ve bomba uzmanları ile çok sayıda polis ekibi geldi.

     

    Anıtmezar’da hareketlilik sabah saat 06.00 sırlarında iş makinalarının gelmesi ile başladı. Daha sonra olay yerine çok sayıda polis ekibi geldi. Alınan güvenlik önlemlerinden sonra ise çok sayıda Olay Yeri İnceleme ekibi mezarlığa giriş yaptı. Mezarlıkta bomba uzmanları ise bir arama gerçekleştirdi. Saat 08.00 itibariyle kazı ekibi, olay yeri inceleme ekibi ve savcılar çalışmalara başladı.